Guevara’dan çağrı: ABD zorbalığına karşı uluslararası direniş

img
Guevara’dan çağrı: ABD zorbalığına karşı uluslararası direniş YDH

Aleida Guevara, ABD’nin “büyük sopa” yaklaşımıyla yürüttüğü dış politikanın emperyalist bir çizgiye dayandığını belirterek, Washington’un zorbalığına karşı uluslararası direniş çağrısında bulundu.



YDH- ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmasının “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu belirten Aleida Guevara, bu durumun ABD’nin dış politikasını bir kez daha açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi. Guevara, Washington’un dış politikasını “büyük sopa” yaklaşımıyla yürüttüğünü, yani her şeyi güç kullanarak dayattığını ifade etti.

Ernesto Che Guevara’nın kızı, enternasyonalist aktivist Aleida Guevara, el-Meyadin’e yaptığı açıklamalarda Maduro’nun kaçırılmasının sonuçlarına, Venezuela’daki yansımalarına ve ABD’nin uluslararası düzeni sarsan girişimlerine dikkat çekti. Venezuela’nın bu habere nasıl uyandığını anlattı. Ayrıca ABD’nin uluslararası düzenin temellerini sarsan pervasız girişimleri karşısında dünyanın nelerle karşı karşıya kalabileceğini ele aldı.

Guevara, Washington’un dış politikasını “emperyalist” ve “hukuksuz” olarak nitelendirdi. Uluslararası direniş çağrısı yaptı. Küba’nın uğradığı kayıplar için adalet talep etti. Birleşmiş Milletler’de acil reform gerektiğini de vurguladı.

“ABD’nin diplomasi kapasitesi yok”

Guevara, “Washington’un diplomasi yürütme ya da halklarla eşit diyalog kurma kapasitesinden tamamen yoksun olduğunu” söyledi ve şunları ekledi:

“Bu kavramı anlamıyorlar; yalnızca kendi çıkarlarının peşinden, uygun gördükleri şekilde gidiyorlar.”

Guevara, “halklarımıza yönelik tam bir saygısızlığı ve ABD hükümetinin dilediği gibi davranmayı sürdürdüğünün bir başka kanıtını” oluşturuyor. Ne yazık ki bunu yapabilmelerinin nedeni, hâlâ hepimizin buna izin veriyor olmasıdır.” dedi.

“Uyuşturucuyla savaş” bahanesi

Egemen bir Latin Amerika ülkesinin hedef alınmasını “uyuşturucuyla savaş” gerekçesiyle meşrulaştırma çabalarına değinen Kübalı hekim, “hiçbir halkın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini; bu anlatının yalnızca ikna olmak isteyenleri ikna ettiğini” söyledi. 

“ABD’ye dünyanın polisi olduğunu kim söyledi? Uluslararası adaleti kontrol etme hakkını kim verdi? Ve en önemlisi, kanıt nerede?” diye soran Guevara, Washington’un Devlet Başkanı Maduro’ya karşı “tek bir kanıt bile sunmadığını” belirtti.

Bu durumun, “birincisi söyledikleri her şeyin düpedüz yalan olduğunu, ikincisi ise Maduro hakkında kanıt olsa bile ABD’nin onu hangi hakla yargılamaya kalktığını” ortaya koyduğunu söyledi. Guevara, herhangi bir delilin yalnızca Venezuela mahkemelerinde sunulabileceğini ve Maduro’nun yargılanıp yargılanmayacağına karar verme hakkının yalnızca Venezuela halkına ait olduğunu vurguladı.

Aynı senaryo, aynı yöntemler

Guevara, el-Meyadin’e yaptığı açıklamada ABD’nin “planlarını sürekli tekrar ettiğini” söyledi; 1960’larda Küba’daki Domuzlar Körfezi çıkarmasından Panama’ya, sivillerin öldürüldüğü müdahalelerden Manuel Noriega’nın yakalanmasına, Irak’ın işgaline ve 2003’te Saddam Hüseyin’in tutuklanmasına kadar birçok örnek verdi. Tüm bunların Venezuela’da Maduro’nun kaçırılmasına kadar uzandığını ifade etti.

“Daha ‘sofistike’ yapıldığını iddia etseler bile, özünde aynı senaryo” diyen Guevara, “Amerikalıların hiç de yenilikçi olmadığını” söyledi. Asıl sorunun, “bu planları tekrar tekrar uygulamalarının nedeni olarak, ne yazık ki bizim buna izin vermemiz” olduğunu kaydetti.

Bu saldırıları meşrulaştırmak için “uyuşturucuyla savaş gibi son derece zayıf bahaneler” kullandıklarını belirten Guevara, bu tür eylemlerin “hükümetler boyun eğmeyi reddettiğinde, başkanlar ABD emirlerine uymadığında ve ülkelerinin halkına ait zenginliklerin yağmalanmasını engellediğinde” gerçekleştiğini söyledi.

Her böyle işgalin arkasında “açık bir ekonomik hedef” bulunduğunu vurgulayan Guevara, Panama’da hedefin Panama Kanalı, Irak’ta petrol, su ve stratejik konum olduğunu belirtti. Venezuela içinse ülkenin “dünyanın en büyük doğrulanmış petrol rezervlerine sahip olduğunu, su kaynakları bakımından zengin olduğunu ve modern teknoloji için hayati nadir mineraller barındırdığını” söyledi ve asıl hedeflerin bunlar olduğunu ifade etti.

Venezuela’da birlik ve kararlılık

Aleida Guevara, kısa süre önce Venezuela’da bulunduğunu ve halk arasında “olağanüstü bir birlik ve sükûnet” gözlemlediğini söyledi. Bu dayanışmanın “bombardımandan sonra bile sürdüğünü, insanların sokaklara çıkarak başkanlarını talep ettiğini” vurguladı.

Venezuela halkının “topraklarının efendisi olduklarını” ve “kaynakların yalnızca kendilerine ait olduğunu” bildiklerini söyleyen Guevara, bunun “ABD projesiyle yüzleşmede belirleyici bir faktör” olduğunu kaydetti. Halkın geleceği konusunda kendini güvende hissettiğini ve onu savunmaya hazır olduğunu; bu kararlılığın Venezuela’nın müttefiklerini de kapsadığını belirtti.

Latin Amerika ve uluslararası tepkiler

Guevara, devrimci halkların ve hükümetlerin kaçırma olayına karşı seslerini yükselttiğini; Küba’nın iki saat içinde ABD Büyükelçiliği önünde toplanmasını “en yüksek bilinç ifadesi” olarak tanımladı.

“Hiç korkumuz yok” diyen Guevara, “Venezuela halkına bakın, başkanlarını desteklemek için sokakları dolduruyorlar” ifadelerini kullandı. Maduro’nun “tiran” ya da “uyuşturucu kaçakçısı” olarak etiketlenmesini sorgulayan Guevara, halkın onu defalarca demokratik biçimde seçtiğini ve şimdi geri dönüşünü talep ettiğini hatırlattı.

Brezilya, Meksika, Uruguay, Bolivya ve Kolombiya’nın da Maduro’nun geri dönüşünü ve uluslararası hukuka saygıyı talep ettiğini belirtti.

Birleşmiş Milletler eleştirisi

Guevara, Birleşmiş Milletler’i “çok yavaş” olmakla eleştirdi ve örgütün demokratikleştirilmesi gerektiğini söyledi. BM’nin New York’ta “rehin” tutulmasının adil olmadığını savunan Guevara, merkezin Afrika’ya taşınmasını önerdi.

ABD’nin finansman ve veto gücü sayesinde “her şeye hükmettiğini” söyleyen Guevara, İsrail’in hesap vermemesini de bu duruma örnek gösterdi. Mevcut haliyle BM’nin “hiçbir işe yaramadığını” ifade etti.

Küresel dengeler ve yaptırım çağrısı

Guevara, Çin ve Rusya’nın Maduro’nun ülkesine dönme hakkını savunduğunu ve durumun yakından izlendiğini belirtti. “Eğer bu duruma izin verilirse küresel kaosun kapısı açılır” diyen Guevara, bunun herhangi bir ülkenin diğerine saldırmasının meşrulaştırılması anlamına geleceğini söyledi.

Bir çözüm olarak, “tüm petrol üreten ülkelerin Maduro geri dönene kadar ABD’ye tek damla petrol satmamasını” önerdi ve bunun son derece etkili olacağını savundu.

Küba, abluka ve direniş

ABD ablukasını “soykırım biçimi” olarak tanımlayan Guevara, enerji, gıda ve ilaç kıtlığının doğrudan bu politikadan kaynaklandığını söyledi. Buna rağmen Küba halkının ABD emperyalizmini asla kabul etmeyeceğini vurguladı.

“Ben bir doktorum, saçlarım ağardı ama silah kullanmayı da toprağımı savunmayı da biliyorum.” diyen Guevara, Küba’nın iradesinin kırılmadığını ve mücadelenin süreceğini belirtti.

Medya, İsrail ve son mesaj

Guevara, medyanın bu süreçte doğruyu söyleme sorumluluğu taşıdığını, çıkarlar için gerçeği satan gazetecilerin “kukla”ya dönüştüğünü söyledi.

Venezuela’daki olaylarda İsrail’in rolüne değinen Guevara, bazı Venezuelalı figürlerin İsrail’le işbirliğini “utanç verici” olarak nitelendirdi ve Gazze’de yaşananlara duyduğu öfkeyi dile getirdi.

Konuşmasını, Che Guevara’nın sözlerini anımsatarak tamamlayan Aleida Guevara, özgürlüğü ve onuru savunan insanların mücadelesinin “son nefese kadar” süreceğini ve “zaferin her zaman mümkün” olduğunu ifade etti.