İran’a karşı yeni senaryo: Aşamalı felç stratejisi

img
İran’a karşı yeni senaryo: Aşamalı felç stratejisi YDH

Batı ve İsrail’in İran’a yönelik yaklaşımının, tek seferlik saldırılar yerine “aşamalı ve çok katmanlı bir felç stratejisine” dayandığı belirtildi.



YDH- Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Aram News’te yayımlanan bir analize göre, İran’a yönelik “sınırlı savaş” kavramı köklü bir dönüşüm geçirdi.

Analizde, Batı’da ve İsrail’de artık tek seferlik, hızlı ve nokta atışı bir saldırıdan değil; “stratejik kabiliyetleri aşamalı biçimde etkisizleştirmeyi ve bu kabiliyetlerin yeniden inşa edilmesini engellemeyi” amaçlayan “çok katmanlı bir askeri senaryodan” söz edildiği aktarıldı.

Haberde, bu yaklaşımın öncelikle İran’ın “temel güç unsurlarını” devre dışı bırakmayı, ardından bu unsurların toparlanma ihtimalini engellemeyi hedeflediği ifade edildi.

“Operasyonel şablon” tartışması

Analize göre, önde gelen düşünce kuruluşlarında görev yapan ve “Yükselen Aslan” adlı operasyonu ile sonuçlarını inceleyen araştırmacılar, söz konusu saldırı modelinin “her an çoğaltılabilecek ve genişletilebilecek bir operasyonel şablon” haline geldiğini savundu.

Bu çerçevede hedef seçiminin, yalnızca askeri unsurlarla sınırlı tutulmadığı; nükleer tesisler, füze ve insansız hava aracı altyapıları, istihbarat ağları ile enerji ve kritik ekonomik altyapıların da kapsama alındığı belirtildi.

Washington’un resmi olarak “rejim değişikliği” söyleminden kaçındığı hatırlatılan analizde, buna rağmen güç merkezlerinin dağıtılmasının “iç dinamikleri harekete geçirerek siyasi dengeleri içeriden değiştirebileceği” yönünde değerlendirmeler yapıldığı aktarıldı.

Nükleer dosya ve “derin müdahale” vurgusu

Haberde, nükleer dosyanın Tel Aviv ve Washington tarafından “varoluşsal bir tehdit” olarak görüldüğünün ifade edildiği kaydedildi. Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü’nden (ISIS) uzmanların, 2025’te tekrarlanan saldırıların hedefi olan Natanz tesisine ilişkin tespitlerine yer verildi. Bu saldırılarda ABD’nin B-2 bombardıman uçakları ve GBU-57 tipi sığınak delici bombaları kullandığı belirtildi.

Fordo’daki yer altı tesisine ilişkin olarak ise araştırmacıların, “sembolik bir darbenin yeterli olmayacağını” savunduğu belirtildi. Yer altındaki konumun, “tekrarlanan saldırılar ve yeniden inşa yollarının kapatılmasını içeren derin bir müdahale” gerektirdiği aktarıldı.

İsfahan tesisinin de nükleer altyapıyı besleyen sanayi zincirinin parçası olarak hedef listesinde yer aldığı ifade edildi.

Analizde, temel yaklaşımın yalnızca “bir tesisi vurmak” değil, İran’ın “mühendislik ve lojistik altyapısını tahrip ederek faaliyete geri dönme kapasitesini ortadan kaldırmak” olduğu kaydedildi.

Füze ve İHA altyapıları

Nükleer programın yanı sıra hedef havuzunun, İran’ın füze ve insansız hava aracı kabiliyetlerine yoğunlaştığı aktarıldı.

Arms Control Association’a göre, “Yükselen Aslan” operasyonu sırasında İsrail’in yalnızca bilim insanlarını hedef almakla yetinmediği, aynı zamanda fırlatma sahalarını da vurduğu belirtildi. Bu yaklaşımın, “karşılık verme kapasitesini zayıflatmayı” amaçladığı ifade edildi.

Washington ve Tel Aviv’de yapılan hesaplamalarda, üretim hatlarının hedef alınmasının fırlatma rampalarından daha kritik görüldüğü; çünkü “rampaların değiştirilebilir, ancak endüstriyel bilgi ve üretim kapasitesinin kolay telafi edilemez” olduğu savunuldu.

Devrim Muhafızları’na atfedilen “yer altı şehirlerinin” de bu kapsamda dokunulmaz olmadığı iddia edilen analizde, amacın “kitlesel fırlatma dalgalarını başlamadan bastırmak” olduğu aktarıldı.

Liderlik hedefleri ve “örgütsel şok”

Son yıllarda lider kadroların hedef alınmasının, altyapıların yok edilmesi kadar etkili sonuçlar doğurduğu ileri sürülen analizde, üst düzey güvenlik yöneticilerine yönelik suikastın “örgütsel şok” yaratmayı ve gerçek zamanlı karar alma mekanizmalarını felç etmeyi amaçladığı belirtildi.

Bu sürecin bir “zaman savaşı” olarak tanımlandığı, Tahran’daki her saatlik karmaşanın ABD ve müttefiklerine daha geniş hareket alanı sağladığı, buna karşılık İran’ın tepkisinin “aşındığı ve tutarsızlaştığı” öne sürüldü.

Enerji altyapısı ve ekonomik baskı

Küresel petrol fiyatlarına ilişkin hassasiyetlere rağmen, Batılı raporların Haziran 2025’teki çatışmalar sırasında enerji tesislerinin de hedef alındığını ortaya koyduğu aktarıldı.

Analizde, bu adımın amacının “ekonomik can damarını zayıflatmak” olduğu ifade edildi.

Araştırmacılar, geniş çaplı bir senaryoda ekonominin ikincil bir cepheye dönüşeceğini; “iç piyasadaki istikrarsızlık ve toplumsal öfkenin artmasının yönetimi köşeye sıkıştırmayı hedeflediğini” savundu. Bu yaklaşımın, “her yeni tırmanışın daha pahalıya mal olacağı” mesajını vermeyi amaçladığı belirtildi.

Komuta-kontrol ve siber boyut

Modern çatışmalarda komuta merkezlerinin, tank birliklerinden daha stratejik hedefler haline geldiği kaydedilen analizde, komuta-kontrol sistemlerine yönelik saldırıların “devletin geçici olarak devre dışı bırakılması” anlamına geldiği ifade edildi. İletişim kesintileri, ateş kontrolünde karmaşa ve komuta boşluğu yaratılmasının “temel hedefler” arasında olduğu aktarıldı.

2025 sonrası değerlendirmelerde, istihbarat yapıları ve iletişim düğümlerine yönelik saldırıların, Tahran yönetimine “merkezin tamamen açıkta olduğu” mesajını vermeyi amaçladığı savunuldu.

Siber saldırılar ve elektronik harp faaliyetlerinin ise hava savunma sistemlerini “birbirinden kopuk adacıklara” dönüştürdüğü ileri sürüldü.

Bölgesel boyut ve “yalıtma” stratejisi

Washington ve Tel Aviv’in, İran’la olası bir savaşın “bölgesel nitelik” taşıdığının farkında olduğu; bu nedenle stratejinin Tahran’ı izole etmeyi ve Lübnan, Yemen ve Irak’taki müttefik güçlerin çatışmaya dahil olmasını engellemeyi hedeflediği aktarıldı.

Haziran ayındaki çatışmaların ardından İran’ın Hizbullah’ı yeniden toparlamaya çalıştığı, ancak “baskının” sürdüğü belirtildi.

Bu hafta başında, İsrail tarafından Hizbullah’a iletildiği iddia edilen “bir sonraki çatışmaya dahil olunmaması, aksi halde yıkıcı bir karşılık verileceği” yönündeki mesajın da bu çerçevede aktarıldığı kaydedildi.

En hassas başlık: Liderlik

Analizde, en tartışmalı başlıklardan birinin İran’ın en üst düzey liderliğinin hedef alınması ihtimali olduğu belirtildi.

“Yükselen Aslan” operasyonu sırasında, Donald Trump’ın, İran Devrimi Lideri Ali Hamenei’ye yönelik bir planı engellediğine dair iddiaların dolaşıma girdiği hatırlatıldı. Bu noktada askeri ve siyasi sınırların bulanıklaştığı ve konunun “psikolojik savaşın bir unsuru” haline geldiği ifade edildi.

Aram News’teki analizde, ortak hedef listesinin basit bir “hedef kataloğu” olmadığı; “bütüncül bir sistemin aşamalı biçimde çözülmesini” amaçlayan bir plan olduğu belirtildi. Nihai hedefin ise “yalnızca bir saldırıyı durdurmak değil, İran’ın bu darbeden sonra toparlanmasının hiçbir yolunun kalmamasını sağlamak” olduğu savunuldu.