Beyaz Saray’da askeri seçeneklerin hala güncelliğini koruduğu bir atmosferde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın artan baskı karşısında müzakere masasına dönme arayışında olduğunu iddia ediyor.
YDH- Axios'un İsrailli muhabiri Barak Ravid'in bildirdiğine göre, ABD Başkanı Donald Trump, Pazartesi günü verdiği özel röportajda, bölgeye gönderdiği devasa "armada" nedeniyle İran ile olan durumun değişkenlik arz ettiğini ancak buna rağmen Tahran’ın samimi bir şekilde anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtti.
Beyaz Saray yetkilileri, İran'a askeri bir saldırı seçeneğinin masada olduğunu ifade ederken kaynaklar, Trump'ın henüz nihai bir karar vermediğini, bu hafta ek istişarelerde bulunarak kendisine sunulan yeni askeri seçenekleri değerlendireceğini bildiriyor.
Bu seçenekler, bölgeye ulaşan uçak gemisi taarruz grubuyla daha da güçlendi. USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Pazartesi günü itibarıyla CENTCOM sorumluluk alanına girdi.
Şu an itibarıyla ABD ordusu, Beyaz Saray’dan gelecek olası bir emre karşı teyakkuz halinde. USS Abraham Lincoln’ün yanı sıra bölgeye ek F-15 ve F-35 savaş uçakları, yakıt ikmal tankerleri ve hava savunma sistemleri sevk edilmiş durumda. Cumartesi günü İsrail’i ziyaret eden CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper’ın, olası bir İran saldırısına karşı ortak savunma planlarını koordine ettiği öğrenildi.
Röportajda bu sevkiyata değinen Trump, "İran’ın yanı başında devasa bir armadamız var; Venezuela'dakinden bile daha büyük," ifadelerini kullandı.
Trump’ın İran yönetimi için kullandığı "Görüşmek istiyorlar, defalarca aradılar" ifadesi, 6 Mayıs 2025’te Ensarullah’a karşı atılan geri adımı hatırlatıyor. O dönemde yaşanan süreç, Trump’ın bugünkü söyleminin arka planına ışık tutuyor:
Sahada uçak gemilerinin ve hava saldırılarının başarısız olduğu, operasyon maliyetinin 1 milyar doları aştığı, Sanaa semalarının MQ-9 mezarlığına dönüştüğü bir ortamda Trump; Suudi Arabistan ve BAE ziyaretleri sırasında başkanlık uçağının güvenliğini riske atmamak için Umman üzerinden ateşkes talep etmişti. Bu talebi kamuoyuna "Yemen teslim oldu" şeklinde yansıtarak, askeri başarısızlığı diplomatik bir "oldubitti" ile örtmüştü.
26 Ocak 2026 itibarıyla USS Abraham Lincoln armadasını bir güç unsuru olarak öne çıkaran Trump, aslında 31 Ocak’taki NOTAM ve İran’ın hipersonik füze tehdidi karşısında kişisel ve siyasi risklerini minimize etmeye çalışıyor.
Ulusal güvenlik ekibi tarafından sunulan seçeneklerin detaylarına veya hangisini tercih ettiğine dair ayrıntı vermekten kaçınan Trump, diplomasinin hala bir ihtimal olduğunu vurgulayarak, "Anlaşma yapmak istiyorlar. Bunu biliyorum, defalarca aradılar. Konuşmak istiyorlar," dedi.
Trump’ın yakın çevresindeki şahin kanat, 'İran rejiminin cezalandırılması' yönünde baskı yaparken; diğer kesimler Tahran’ın zayıflığından faydalanarak kapsamlı bir anlaşmaya odaklanılmasını savunuyor. ABD'li yetkililer, olası bir anlaşmanın şartlarını; zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden çıkarılması, füze stoklarına sınır getirilmesi ve bölgedeki vekil güçlere desteğin sonlandırılması olarak tanımlıyor. Tahran ise görüşmelere açık olduğunu söylese de bu şartları kabul edeceğine dair henüz bir sinyal vermiş değil.
Trump, geçtiğimiz Haziran ayındaki 12 günlük savaşa atıfta bulunarak, o dönemde İran’ın elindeki füze gücüyle İsrail’e ağır hasar verecek bir baskın yapabileceğini, ancak İsrail’e verdiği "ilk saldırı onayı" ile bu senaryoyu önlediğini iddia etti.
"Farklı bir başkan olsaydı İran nükleer silaha sahip olur ve ilk saldırıyı onlar yapardı," diyen Trump, mevcut askeri yığınağın caydırıcılığına dikkat çekti.
"Trump zoru görünce kuyruğunu kıvırır"
Uzmanlar Trump'ın bu dengesiz tavırları sonucunda ona TACO lakabını takıyor.
ABD Başkanı'nın ekonomi ve dış politika yaklaşımlarını eleştirmek veya piyasa hareketlerini açıklamak için kullanılan bir kısaltma olan TACO'nun açılımı "Trump Always Chickens Out" şeklinde ve Türkçeye "Trump zoru görünce kuyruğunu kıvırır" şeklinde çevrilebilir.
Bu terimi, ilk olarak Financial Times yazarı Robert Armstrong kullanmıştı.
Daha sonra Beyaz Saray basın toplantısında bir muhabir Trump'a doğrudan bu kısaltmayı sordu. Trump bu soruya sert tepki göstererek:
"Siz buna korkup kaçmak mı diyorsunuz? Bunun adı müzakeredir. Ben çok yüksek bir rakam söylerim, sonra biraz inerim." diyerek yanıt vermiş ve soruyu "nasty question" (çirkin/huysuz bir soru) olarak nitelendirmiştir.
