Eski İsrail Savaş Bakanı Yoav Gallant ve strateji uzmanı Amos Harel’in verileri, bölgedeki askeri hareketliliğin "anlık bir tepki" değil, uzun zamandan beri ilmek ilmek işlenen uzun vadeli bir planın parçası olduğunu kanıtlıyor.
YDH- Liberal Siyonizm çizgisindeki İsrailli gazete Haaretz'in yazarı Amos Harel ve eski İsrail Savaş Bakanı Yoav Gallant'ın son raporları, İran'a yönelik saldırganlığa dair yeni perspektifler sundu.
Harel'e göre, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında yeni bir nükleer anlaşmaya ilişkin ikinci müzakere turunun bugün (Salı) tamamlanmasının ardından, İran tarafı gelişmeleri iyimser bir çerçevede sunma çabası gösterdi.
Buna karşılık, krize ve görüşmelere ilişkin kamuoyuna olağan dışı biçimde az açıklama yapan İsrail siyasi yönetimi ve güvenlik sistemi, taraflar arasında savaş çıkabileceği ve bunun İsrail’i de kapsayabileceği daha ağır bir senaryoya yönelik hazırlıklarını yoğunlaştırmış görünüyor.
Görüşmelerin başarısız olması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırı kararı alması ihtimali karşısında, İsrail ordusunda İran’ın misilleme saldırısına karşı savunma hazırlıkları ve gerekirse Amerikan hamlesine katılım yönündeki hazırlıklar hızlandırıldı.
Harel, İran’ın görüşmelerin devam edeceği ve ABD ile askeri bir çatışmaya gerek olmadığı yönünde bir izlenim oluşturmaya çalıştığını öne sürüyor:
''İyimser yaklaşım, İran rejiminin stratejik çıkarlarıyla örtüşmektedir: Görüşmeleri mümkün olduğunca uzatarak saldırı tehdidini ertelemek ve nihayetinde tamamen ortadan kaldırmak.''
Devamında Harel, Pentagon’da ''protestoların büyük ölçüde bastırılmasının ardından ve ABD uzun süreli bir askeri operasyona bağlı kalmadan, rejimin çöküşünün nasıl sağlanabileceği'' sorusunun belirsizliğini koruduğunu kaydediyor.
Buna rağmen İsrail, Amerikan-İran anlaşmasının sağlanma ihtimali konusunda son derece şüpheci kalmaya devam ediyor.
Netanyahu hükümeti böyle bir anlaşmayı istemiyor ve bunun, ''47 yılın ardından rejimin devrilmesi için ortaya çıktığı düşünülen benzersiz fırsatın heba edilmesine'' yol açarak ''Tahran’daki rejimin ayakta kalmasına yardımcı olacağına'' inanıyor.
Öte yandan Gallant'a göre, İran’a yönelik askeri bir müdahale artık 'zorunlu hale geldi'.
''Sorun, güç kullanımının meşru olup olmadığı değildir. Asıl mesele, bu gücün belirleyici sonuçlar doğurmasını sağlayacak zamanlama ve koşulların oluşup oluşmadığıdır.'' diyen Gallant, İsrail’in, İran’ın nükleer programına yönelik saldırı planlarının uzun yıllardır mevcut olduğunu, ancak koşulların uygun olmamasından ötürü beklendiğini belirtiyor.
Gallant, askeri gücün birikiminin stratejik bir tercih olduğunu belirterek, Amerikan kabiliyetleri ve kuvvetlerinin bölge genelinde sistematik biçimde konuşlandırıldığını ifade ediyor.
Gallant’a göre koordinasyon her geçen gün gelişiyor, operasyonel seçenekler haftalar ilerledikçe genişliyor ve fırsat penceresi daha fazla açılıyor:
''Diplomasi ancak görünür ve inandırıcı bir askeri güçle desteklendiğinde gerçek ağırlık kazanır; başarısız müzakerelerin dahi bir işlevi vardır. Askeri müdahalenin gerektirdiği uluslararası meşruiyeti inşa ederler.''
Operasyonel zamanlamaya ilişkin olarak Gallant, Ortadoğu’da hava harekâtı için meteorolojik koşulların ilkbahara geçişle birlikte belirgin biçimde iyileştiğini ifade ediyor.
Mart ayının Şubat’tan, Nisan’ın ise Mart’tan daha elverişli olduğunu; askeri planlamacıların bu unsurları takvimlendirme süreçlerine dâhil ettiğini belirtiyor.
Harel'in ''Ramazan'da İran'ı vurmak kimi Müslüman devletler tarafından eleştirilmemize yol açar'' ihtarının yanında Gallant olası bir çatışma için Nisan ayını işaret ediyor.
Gallant ayrıca pratik bir takvim sınırına da işaret ediyor. Trump’ın, 4 Temmuz 2026’da Amerikan bağımsızlığının 250. yıl dönümünde ülkesinin İran’la savaş halinde olmasını istemeyeceğini değerlendiriyor.
Bu tarihin çatışma değil sükûnet ortamında kutlanması gereken ulusal bir dönüm noktası olduğunu; dolayısıyla askeri bir müdahale söz konusu olacaksa bunun büyük olasılıkla yaz gelmeden önce tamamlanmasının gerekeceğini vurguluyor.
Gallant, İran’ı İsrail’in yok edilmesine adanmış bir düşman olarak tanımlayarak herhangi bir Amerikan operasyonunda İsrail ile tam koordinasyon sağlanması gerektiğini savunuyor.
Güç kullanımı söz konusu olduğunda hedefin İran’ın nükleer silah kapasitesinin tamamen dağıtılması ve füze altyapısının yok edilmesi olması gerektiğini belirten Gallant, herhangi bir operasyonun en az üç askeri amaca yönelmesi gerektiğini ifade ediyor: İran’ın genel askeri kapasitesini ve özellikle balistik füze cephaneliğini zayıflatmak; nükleer programla bağlantılı tüm altyapıya azami zarar vermek; rejimin siyasi ve askeri liderliğini ortadan kaldırmak.
Gallant son olarak, “Güç yoluyla barış”ın bir slogan değil, İran söz konusu olduğunda işe yarayan tek yol olduğunun altını çiziyor.

