Ali Laricani: Kısasa kısas yapmadan Amerika-İsrail'in peşini bırakmayacağız

img
Ali Laricani: Kısasa kısas yapmadan Amerika-İsrail'in peşini bırakmayacağız YDH

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, 8. gününe giren savaşı değerlendirdiği bu tarihî mülakatta; Amerikan-Siyonist ittifakının verdikleri ağır zayiatın bedelini "kısasa kısas" ilkesi gereği ödeyeceklerini ilan ediyor.




Sunucu: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla... Hanımefendileri ve beyefendileri hürmetle selamlıyorum. Başta Şehit Devrim Lideri Ayetullah Hamanei’nin şehadeti olmak üzere, Amerika ve Siyonist rejimin topyekûn harp ilan ettiği bu çetin günlerde şehadet mertebesine erişen tüm halkımız için taziyelerimi arz ediyorum. Cephede mücahede eden silahlı kuvvetlerimize, neticelerini gururla müşahede ettiğimiz zaferleri için "Allah kuvvet versin" diyoruz. Harbin sekizinci gününde, vuku bulan hadiseleri daha yakından tetkik etmek üzere Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Sayın Dr. Ali Laricani ile bir aradayız. Sayın Laricani, bu fevkalade yoğun mesainiz arasında vakit ayırdığınız için müteşekkiriz. Buyurunuz efendim, söz sizde.

Dr. Ali Laricani: Ve aleykümselam. İran’ın şerefli ve metanetli halkına en derin hürmetlerimi sunarım.

Zira onların nazarında İran, İsrail’in karşısında duramayacağı kadar büyük bir gövdedir; dolayısıyla bu gövdenin parça parça edilmesi elzemdir. Yani hedefleri doğrudan İran’ın bekası ve toprak bütünlüğüdür. Ancak Batı Asya coğrafyasını ve bilhassa İran’ın fikir dünyasını zerre kadar tanımıyorlar. Venezuela’da tatbik ettikleri köhne kalıpları burada da tekrarlayabileceklerini vehmediyorlar; oysa burada bambaşka bir şuur hâkimdir.

I

'Cezbedilmenin bedeli: Trilyonlarca dolar ve Amerikan kanı

Sunucu: Vakit kaybetmeden sormak isterim; geride bıraktığımız bu sekiz günlük harp safahatında neler yaşandı?

Dr. Ali Laricani: Bismillahirrahmanirrahim. Şöyle izah edeyim; tam olarak hangi mevkide durduğumuzu idrak edebilmek için, sizin "sekiz günlük savaş" diye tesmiye ettiğiniz bu sürece daha makro bir zaviyeden bakmak icap eder. Düşmanın bu muharebedeki asıl maksadı nedir ve biz hangi gaye uğruna direniyoruz?

Son günlerde gerek Trump, gerekse bölgedeki ekibi ve Siyonist şürekâsı, beyanatlarının satır aralarında asıl niyetlerini faş ettiler. Meseleleri yalnızca bir hükümet değişikliği değildir; asıl niyetleri İran’ın külliyen izmihlalidir (yıkılışıdır). Zira onların nazarında İran, İsrail’in karşısında duramayacağı kadar büyük bir gövdedir; dolayısıyla bu gövdenin parça parça edilmesi elzemdir. Yani hedefleri doğrudan İran’ın bekası ve toprak bütünlüğüdür.

Bu uğursuz hedefe matuf olarak işe en tepeden, İmam Hamanei’yi ve silahlı kuvvetlerimizin güzide evlatlarını şehit ederek, büyük bir saldırıyla başladılar. Bu elim hadise, tabii olarak ülkede derin bir keder ve hüzün yarattığı kadar, beraberinde muazzam bir hamaset ruhunu da tetikledi. Bu iki duygunun imtizacı (birleşimi), İran halkı üzerinde düşmanın muhtemelen hesap edemediği müstesna bir ruh hali, bir varoluş durumu meydana getirdi.

Düşmanın stratejisi şuydu: Toplumda ağır bir şok dalgası yaratarak halkı bir donakalma ve dehşet haline sevk etmek, böylece nizamı bozarak ülkeyi kolayca taksim etmek. Trump’ın bugün attığı, "İran parça parça oluyor" mealindeki hezeyan dolu mesajı da bu hülyanın bir tezahürüdür.

Sunucu: Peki, netice ne oldu?

Dr. Ali Laricani: Burada asıl mühim nokta, onların zihin kodlarını okumaktır. Evvelce de benzer teşebbüsleri olmuştu fakat bu defa niyetlerini daha pervasızca ikrar ediyorlar. Kanaatimce Amerikalıların en büyük açmazı, Batı Asya coğrafyasını ve bilhassa İran’ın fikir dünyasını zerre kadar tanımıyor olmalarıdır. Venezuela’da tatbik ettikleri köhne kalıpları burada da tekrarlayabileceklerini vehmediyorlar; oysa burada bambaşka bir şuur hâkimdir.

Oluşturdukları şok ile halkı infiale sürükleyip sahneyi değiştireceklerini sandılar. Peki, neden muvaffak olamadılar? Çünkü İran milleti tarihi boyunca bu tür badireleri çokça tecrübe etmiştir. Biz her yıl Hüseyni hamasetle hemhal olan bir milletiz. Kerbela vakasında da büyük bir şok ve telafisi imkânsız bir keder vardı; lakin o acının bağrından bir kahramanlık, bir direnç ve sarsılmaz bir dayanışma ruhu neşet etmiştir. İşte bu milletin mayası o mukavemetle yoğrulmuştur.

Dr. Ali Laricani: Amerikalıların ilk hamlesi; Rehberimizi ve kıymetli komutanlarımızı şehit ederek devlet mekanizmasını felç etmek, idari yapıyı bir kaos girdabına sürüklemekti. Bu işin tereyağından kıl çeker gibi suhuletle hallolacağını vehmettiler. Stratejileri; şiddetli, sarsıcı lakin kısa süreli bir harekâtla netice almaktı. Fakat İran halkının ve devletinin bu saldırıyı cevapsız bırakmayacağını, yakalarına yapışacağını hesap edemediler.

Şu an tam bir çaresizlik içindeler.

Zihinlerindeki şablon şuydu: "Venezuela’da yaptığımız gibi çarparız, vururuz, neticeyi alırız, işi bitiririz." Lakin evdeki hesap çarşıya uymadı, ayakları tökezledi. Evvela bu ağır darbeyle milletin maneviyatını çökerteceklerini, ardından idari nizamı tarumar edeceklerini sandılar; ancak muvaffak olamadılar.

Bir sonraki safhada halkın maişetini ve hayat ritmini bozmayı hedeflediler. İnsanlar azığa, ekmeğe ve yakıta ulaşamasın, memlekette bir buhran baş göstersin istediler. Lakin hükûmetimiz ve sayın bakanlarımız gece gündüz demeden cehdettiler. Harp hengâmesinde seyahat yoğunluğu had safhadayken, günlük benzin tüketimi yaklaşık 190 milyon litreye ulaşmışken dahi halkımızı yakıtsız bırakmadılar. Şehirler arası hareketliliğe rağmen valilerimiz ve ilgili makamlar sahada dizginleri bırakmadı; azık her yere ulaştırıldı. Bugün itibarıyla stoklarımız kâmilen mevcuttur.

Bu adamın idrak edemediği şudur: İranlılar kendi aralarında ihtilaf yaşayabilirler; lakin mevzu vatanın parçalanması olduğunda, hiçbir İranlı bir müstevliyle iş birliği yapmaz. Bu halk, sizin Irak’ta, Afganistan’da ve en son petrolüne çöktüğünüz Venezuela’da neler yaptığınızı bizzat müşahede etti. Halkımız bu celadeti bizzat müşahede ediyor. Peki, düşmanın nefesini kesen o füzeleri kim ateşliyor? 

 

Hatırlarsınız, bir ara askeri komutanlarımızın kendileriyle irtibata geçtiği ve saf değiştirmek istediği şayiasını yaydılar. Madem öyle, bir iki tanesini çıksınlar da tanıtsınlar bakalım! Hakikat şudur: Komutanlarımız cephede yiğitçe çarpışıyor. Düşman o kadar aciz kaldı ki, artık yapay zekâ vasıtasıyla sahte kurgular üretmeye mecbur oldular.

Bugün sahaya baktığınızda; Devrim Muhafızları, Ordu, Besic ve emniyet güçlerimizin sarsılmaz bir bütünlükle görev başında olduğunu görürsünüz. Halkımız bu celadeti bizzat müşahede ediyor. Peki, düşmanın nefesini kesen o füzeleri kim ateşliyor? Bunlar Merih’ten gelmiyor; işte o "saf değiştirecek" dedikleri silahlı kuvvetlerimizin eliyle düşmanın boğazına sarılıyor. Elbette harbin bir bedeli vardır; işler aksar, kepenkler iner. Lakin bu, Amerikalıların bu millete dayattığı bir zulümdür ve halkımız bu tehdidin mahiyetini kavramıştır.

Bir diğer uğursuz teşebbüsleri ise etnik fay hatlarını kaşıyarak bölünme fitnesini uyandırmaktı. Bilhassa Kürt kardeşlerimizi tahrik etmeye, onları devletle karşı karşıya getirmeye yeltendiler. Lakin şunu unuttular: Kürtler, bu toprağın en köklü ve asli unsurlarındandır. Bazı ihtilaflar yaşanabilir ancak Kürt halkı, Amerikalıların Suriye’de dindaşlarının ve soydaşlarının başına ne çoraplar ördüğünü bizzat gördü. Önce "arkanızdayız" deyip, sonra bir pazarlık masasında onları nasıl yüzüstü bıraktıklarını unutmadılar.

Kürtler feraset sahibi insanlardır; Amerikalıların bir "tüccar" gibi hareket ettiğini, vefa ve ahde vefa nedir bilmediklerini tecrübe ettiler. Silahlı kuvvetlerimizin "Ayağınızı yanlış atarsanız hesabı ağır olur" şeklindeki kararlı duruşu da bu uyanışla birleşince, düşmanın bu senaryosu da ellerinde patladı. Amerikan makamlarının "sizi destekleyeceğiz" vaatlerinin koca bir yalan ve hileli bir tuzak olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu.

Dr. Ali Laricani: Düşmanın bir diğer habis stratejisi, doğrudan sivil halkı hedef alarak toplumda bir infial ve yılgınlık yaratmaktı. Bugün Minab’da bir kız okulunu vurmaları, ardından hastaneleri, klinikleri ve yetimhaneleri ateş altına almaları tesadüf değildir. Trump’ın "henüz darbe almamış kesimleri hedef alacağız" tehdidinin ardında yatan sebep şudur: Ne kadar çabaladıysa da halktan beklediği "teslimiyet" karşılığını alamadı. Hatta o kadar acizleşti ki, "Bize gizlice mesaj gönderip saldırırsanız yanınızda oluruz diyenleri ifşa ederiz" diyecek kadar alçaldı.

Bu adamın idrak edemediği şudur: İranlılar kendi aralarında ihtilaf yaşayabilirler; lakin mevzu vatanın parçalanması olduğunda, hiçbir İranlı bir müstevliyle iş birliği yapmaz. Bu halk, sizin Irak’ta, Afganistan’da ve en son petrolüne çöktüğünüz Venezuela’da neler yaptığınızı bizzat müşahede etti. "İran’ın bir sonraki liderine ben karar vereceğim" demek, ancak zekâdan mahrum bir zihniyetin ürünü olabilir. Binlerce yıllık medeniyet müktesebatı olan, entelektüel derinliğe sahip bu asil millet; geleceğini sizin seçmenize müsaade eder mi sanıyorsunuz? Bu, ham bir hayalden ibarettir.

 

II

Halkın vakarı: 'Afferin bu izzete!'

Sunucu: Sayın Doktor, Amerika'nın içeride bir infial ve bölünme beklemesine mukabil, halkın bu ağır saldırılar karşısındaki duruşunu ve sokaklardaki o bitmek bilmeyen kalabalıkları nasıl okumalıyız?

Dr. Ali Laricani: Bakınız, halkımız sokaklarda ne diyor? Akşamın bu geç saatlerinde şehir meydanlarını terk etmeyen o onurlu kalabalığa; "Afferin bu gayrete, afferin bu izzete!" diyorum. İran milleti, "vatan" söz konusu olduğunda müttefiktir. Rehberimizi şehit ettiklerinde maksadın şahıslar değil, İran’ın bekası olduğunu ferasetiyle kavramış ve meydanlara dökülerek düşmanın son hilesini de tarihin çöplüğüne atmıştır. Bu, paha biçilemez bir milli sermayedir.

Hadisenin arka planında daha vahim bir tablo var. Netanyahu’nun Trump’ı kışkırtarak "şimdi tam zamanı" telkiniyle onu bu savaşa sürüklediği söyleniyor. Kendi ifadesiyle, bu saldırı için "cezbedilmiş!" Koca bir devletin başkanının vizyonu, birinin iştahını kabartmasıyla sınırlı olabilir mi?

Bu "cezbedilmenin" faturasını şimdi Amerikan halkı ödüyor, üstelik kanıyla... Borsada 100 milyar dolarlık kayıpla başlayan bu süreç, bugün 1 trilyon dolarlık bir enkaza dönüşmüştür. Sadece ekonomik de değil; Amerikan askerlerinin kanıyla "cezbe" yaşıyorlar. Ölen askerlerinin sayısını gizliyor, "kazada öldüler" diye yalan söylüyorlar. Bölgede esir düşen Amerikan askerleri olduğu bilgisi geliyor. Kendi askerlerini şahsi hevesleri uğruna esarete mahkûm ettiler. Şimdi düşünmeliler...Evet...Düşünmeliler. Bunun nereye varabileceğini görmek için düşünmeliler ve korkmalılar. Amerikan halkı, vergilerinin ve evlatlarının kanının kimlerin ihtirası için heba edildiğini de görmelidirler.

Geçenlerde bölgeden bir yetkili bana itiraf etti: "Yıllar sonra fehmettik ki Amerika’ya itimat olunmaz, bölgenin asıl marazı İsrail’dir." Madem bu hakikati kabul ediyorsunuz, o halde neden Siyonistlerin bizi vurmasına zemin hazırlıyorsunuz? Düşman komşu toprağını kullanarak bize el uzatırsa, o eli ve o elin parmaklarını dahi kırmak meşru hakkımızdır. Bizim bu irademiz katidir.

 

Sunucu: Yani siz, Trump’ın stratejik hedeflerinde kati bir mağlubiyete uğradığına mı inanıyorsunuz?

Dr. Ali Laricani: Şüphesiz! Hedefleri İran’ı dağıtmaktı; lakin İran dimdik ayakta, halk ise sarsılmaz bir disiplinle sahadadır. Lideri vurduklarında nizamın çökeceğini sandılar ama halk, şehirlerdeki Besic kardeşlerimizin güvenlik aramalarına dahi büyük bir olgunlukla riayet ediyor; çünkü o görevlilerin kendi evlatları olduğunu biliyorlar.

Sonuç ne oldu? Bize itibar suikastı yapmaya çalışanların kendi itibarları yerle bir oldu. Amerika’nın o sahte heybeti bölgede kırılmıştır. Artık müttefikleri dahi "Amerika bize güvenlik sağlayamaz" gerçeğiyle yüzleşiyor. Bir başkanın ferasetsizliği; hem kendi ekonomisini vurdu, hem de Amerikan ordusunu küresel bir krizin ortasına itti. Amerika için asıl zorlu süreç şimdi başlamaktadır.

Dr. Ali Laricani: Bu coğrafyadaki her bir devlet bizim dostumuz, komşumuzdur. Onlar da gayet iyi bilirler ki İran, tarih boyunca onlara asla husumet beslememiş, tecavüzkâr bir tavır takınmamıştır. Hatırlayınız; İran-Irak harbinde bölge ülkelerinin neredeyse tamamı Saddam’ın arkasında saf tutmuştu. Ona sadece siyasi destek değil, muazzam mali imkânlar ve mühimmat sağladılar. Lakin biz, maruz kaldığımız bu hıyanete rağmen onlara misilleme yapmadık.

Rahmetli Umman Sultanı Kabus ile yaptığım hususi bir görüşmeyi nakledeyim; bana bizzat şöyle demişti: "Sana evvelce kimseyle paylaşmadığım bir sırrı tevdi edeceğim; Saddam size saldırmadan bir hafta evvel Ürdün Kralı Hüseyin beni aradı ve 'Saddam’ın muavini sizinle irtibata geçecek, bölgede mühim bir hadise vuku bulacak, iş birliği yapın' dedi. Hemen akabinde aradılar ve 'Bir hafta sonra Tahran’dayız, uçaklarımızın sizin üzerinizden İran’ı vurmasına müsaade edin' dediler." Sultan Kabus feraset sahibi bir zattı; bölgedeki rüzgârın tamamen Saddam’dan yana estiğini ve tek başına mukavemet etmenin güçlüğünü biliyordu. "Ordu komutanına söyleyeyim, görüşsün" diyerek vakit kazanmış lakin komutanına kesin bir talimatla iş birliği yapmamasını emretmiştir.

O dönemde Saddam’a verilen destek o kadar kör körüneydi ki, bir hafta içinde zafer kazanacaklarını vehmediyorlardı. Tabii tüm bu tezgahın arkasında Amerika vardı. Irak Askeri İstihbarat Sorumlusu Vefik el-Samarrai’nin hatıratını okuyunuz; orada her şeyi itiraf eder. Amerikalıların, o dönem Ruslarla ittifak halinde olan Saddam’a nasıl AWACS uçakları ve her türlü lojistikle "İran’a saldır" telkininde bulunduklarını bir bir anlatır. Şimdi soruyorum: Biz mi tecavüz ettik, yoksa tecavüze mi uğradık? Bilahare Saddam Kuveyt’e ve Suudi Arabistan’a saldırdığında biz intikam peşinde koşmadık; bilakis o ülkelerin hukukunu savunduk. Amerika Irak’ı işgal ettiğinde dahi komşuluk hakkını gözetip halkın yanında durduk.

Lakin bugün vaziyet başkadır. Eğer bu bölge ülkeleri, topraklarındaki üslerden uçakların kalkıp vatanımızı vurmasına müsaade edeceklerse; biz daha evvel ilan ettiğimiz üzere o üsleri imha ederiz. Bu bir tehdit değil, beka hakkımızın ikazıdır. Beyefendilerin "dostuz" demesi kâfi değildir; bu saldırılara mani olmaları iktiza eder.

Geçenlerde bölgeden bir yetkili bana itiraf etti: "Yıllar sonra fehmettik ki Amerika’ya itimat olunmaz, bölgenin asıl marazı İsrail’dir." Madem bu hakikati kabul ediyorsunuz, o halde neden Siyonistlerin bizi vurmasına zemin hazırlıyorsunuz? Düşman komşu toprağını kullanarak bize el uzatırsa, o eli ve o elin parmaklarını dahi kırmak meşru hakkımızdır. Bizim bu irademiz katidir.

Şu an kirli bir dezenformasyon çarkı dönüyor. Mesela Azerbaycan’da bir İHA’nın düştüğü şayiası yayıldı. Onlara da sarahatle bildirdik; bizim Azerbaycan ile ne meselemiz olabilir? Belli ki İsrail, bizi bölge ülkeleriyle haksız yere karşı karşıya getirmek için komplolar kuruyor. Bizim niyetimiz ne komşularımızı ele geçirmek ne de onlara eziyet etmektir; lakin topraklarından bize kurşun atılmasına da müsaade etmeyiz. Bir iki ülke bu duruma engel olacaklarını vadetti; bekleyip göreceğiz.

Dikkatinizi çekerim; son saldırıların bir kısmı tamamen boşaltılmış binalara yönelik. Zaten metruk olduğu bilinen yönetim merkezleri, Seda ve Sima’nın (Radyo-Televizyon Kurumu) boş binaları, Kum’daki Uzmanlar Meclisi’nin ıssız koridorları hedef alınıyor. Sonra da çıkıp "büyük operasyon yaptık" diye yaygara koparıyorlar. Az evvel zikrettiğiniz okul ve hastane katliamlarının yanında, bu tür boş binaları vurarak aslında bir "psikolojik zafer" devşirmeye, halkın sinir uçlarıyla oynamaya çalışıyorlar. Lakin bu beyhude çabalar, İran’ın sarsılmaz iradesini sarsmaya yetmeyecektir.

 

III

'Histerik bir mağlubiyet ve füze menzilindeki hakikatler'

Sunucu: Sayın Doktor, harpte sekizinci günü geride bırakırken; Trump yönetiminin ve Siyonist rejimin başlangıçta belirledikleri stratejik hedeflere ulaştığını söyleyebilir miyiz, yoksa sahadaki tablo şu an onlar için ne ifade ediyor?

Dr. Ali Laricani: Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse; düşman bir kapana kısıldı. Hükûmeti devirmek istedi, muvaffak olamadı; İran’ı taksim etmeyi düşledi, başaramadı; halkı yanına çekmeyi umdu, lakin halkın bu onurlu duruşu karşısında "Neden gelmiyorlar?" diye feryat figan etmeye başladı. Şimdi bu tıkanmışlığın verdiği hezeyanla sağa sola saldırıyor. Bu, histerik bir haldir; can çekişen bir caninin son debelenişleridir.

Trump artık şu hakikati kabullenmelidir: Büyük bir hata yapmış, İsrail’in kirli oyununa gelmiştir. "Önce Amerika" sloganıyla yola çıkmışken, neticede "Önce İsrail, sonra Amerika" zilletine düşmüştür. Bir devlet başkanının ağzına yakışmayacak o galiz küfürler ve ölçüsüz beyanatlar, sadece o olmayan itibarını yerle bir etmektedir.

Biz bu süreçte maddi ve manevi ağır bedeller ödedik, halkımız mazlum duruma düşürüldü; lakin bir o kadar da yiğitlik gösterdik.

Ekonomik ve askeri saldırılara rağmen, iaşe ve temel ihtiyaçlarda bir zafiyet yaşanmadı.

Amerikalılar şunu iyi bilsin: Bizim yüreğimize düşürdüğünüz bu koru sönmeye bırakmayacağız. Sizin "cezbedilme" (iştah kabarması) diye tabir ettiğiniz o sefil hevesiniz uğruna bir ülkenin hukukuna tecavüz etmenizin bedeli ağır olacaktır.

İran milleti ve yetkilileri bu hususta tek vücuttur; bu mütecavizin elini kolunu sallayarak kurtulmasına izin vermeyeceğiz.

Siz bize füze fırlatırsanız, biz de mukabele-i bil-misl (kısasa kısas) yapmak mecburiyetinde kalırız; bu da tabiatıyla semalarınızı ve arzınızı güvensiz kılar. Hamdolsun, füze depolarımız kâmilen ayaktadır; her adımımız büyük bir ihtiyat ve stratejik akılla takip edilmektedir. Halkımızın beklentisi mütecavizin cezalandırılmasıdır ve bu haklı talebi bihakkın yerine getireceğiz. İran milletine yükledikleri bu ağır maliyetin hesabı sorulmadan, Trump’ın o içi boş vaatleriyle bu mesele kapanmaz.

Sunucu: Peki, sekiz günlük bu süreçte gerçekleştirdiğimiz füze ve İHA taarruzlarını, bilhassa Siyonist işgal sahası ve Amerikan üslerine yönelik darbelerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Ali Laricani: Şu an tam bir karartma ve sansür uygulanıyor. Daha bugün İsrail’de birçok gazetecinin sınır dışı edildiğini, haber yapmalarının yasaklandığını duyduk. Korkuyorlar; zira İran’ın füze darbeleri onlar için son derece yakıcı ve ıstırap verici oldu. Bu zayiatı küçük göstermeye çabalasalar da, Batılı uzmanlar dahi bu savaşın Amerika’nın muazzam sermayesini öğüttüğünü ve İran füzelerinin İsrail sahasını darmadağın ettiğini itiraf ediyor.

El-Cezire gibi mecralarda müşahede ettiniz; devasa Amerikan üsleri tek bir füze darbesiyle yerle bir oluyor. İslam Cumhuriyeti’nin bu darbeleri fasılasız devam edecektir. "Vurduk, bitti, şimdi toparlanalım" demelerine müsaade etmeyeceğiz. Toparlanma ancak şu şartla mümkündür: İran’a saldırma haklarının olmadığını idrak edecekler ve bu aziz milletin uğradığı tüm zararları tazmin edecekler. Bir ülkenin Rehberine suikast düzenlemenin, onu şehit etmenin bedeli öyle kolay ödenmez. Biz bu davanın peşini asla bırakmayız.

Sunucu: Bazı mahfiller, "İran’ın füze kapasitesini yok ettik" şeklinde propagandalar yapıyor. Bu iddiaların aslı nedir?

Dr. Ali Laricani: Eğer öyleyse, her gün üzerlerine yağan yüzlerce füzeyi nereden yiyorlar? Bunlar ancak onların hülyaları olabilir. Hamdolsun, füze depolarımız kâmilen ayaktadır; her adımımız büyük bir ihtiyat ve stratejik akılla takip edilmektedir. Halkımızın beklentisi mütecavizin cezalandırılmasıdır ve bu haklı talebi bihakkın yerine getireceğiz.

Sunucu: Küresel enerji piyasasında fiyatların 94 dolara fırladığını, hatta Katar Enerji Bakanı’nın 150 dolarlık tahminlerde bulunduğunu görüyoruz. Trump’ın piyasayı yönetme ve gemi sigortalama gibi hamleleri bu yangını söndürebilir mi?

Dr. Ali Laricani: Piyasayı yönetme çabaları beyhudedir; zira güvenin olmadığı yerde istikrar olmaz. Trump ve çevresi hangi yöntemi denerse denesin, bu savaşın bölgeye ve dünyaya yüklediği maliyet öngörülerin çok ötesindedir. Petrol fiyatlarının bu süratli yükselişi, Amerika’nın ve müttefiklerinin ekonomik temellerini sarsmaktadır. Trump’ın vaat ettiği o "sahte güven", cepheden gelen her bir füze sesiyle biraz daha yerle bir olmaktadır.

Dr. Ali Laricani: Enerji meselesi hayati bir ehemmiyet arz etse de, mesele sadece bununla mahdut değildir; küresel borsa çökmüş, muazzam bir ekonomik deprem vuku bulmuştur. Bölgedeki hava ve deniz taşımacılığının aksaması, tamamen müstevli güçlerin basiretsizliğinin bir neticesidir. Siz bize füze fırlatırsanız, biz de mukabele-i bil-misl (kısasa kısas) yapmak mecburiyetinde kalırız; bu da doğası gereği semalarınızı ve arzınızı güvensiz kılar. Hürmüz Boğazı’nı biz kapatmadık; süregelen çatışma hali boğazı kendiliğinden geçit vermez bir hale getirdi. Bizim botlarımıza ve gemilerimize saldırana, biz de aynı sertlikle cevap veririz.

Bu savaş, uluslararası çapta bir ferasetsizliğin mahsulüdür ve artçı sarsıntıları sadece İran’la sınırlı kalmayacaktır. Trump, Venezuela’daki o kolay lokma hülyasıyla yola çıktı lakin burada kapana kısıldı. Şunu herkes bilsin: Liderimizi şehit eden, binin üzerinde masum insanımızın kanına giren bu zihniyetin peşini asla bırakmayız. Onlar kendi kayıplarını ketmetseler (gizleseler) de, aldıkları ağır darbelerin kokusu yakında tüm dünyada duyulacaktır.

Sunucu: Arap dünyasından ve bölge ülkelerinden ne tür mesajlar alıyorsunuz? Şu anki tavırları ne yöndedir?

Dr. Ali Laricani: Bu bizim için mükerrer bir senaryodur. 33 Gün Savaşı’nda (Lübnan Harbi) Roma’da bir konferans toplanmıştı; o dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Rice, ateşkes taleplerine "Henüz sırası değil" diyerek bir hafta içinde Hizbullah’ın imha edileceği vehmine kapılmıştı. İşlerin yokuş aşağı gittiğini görünce, bölgedeki o meşhur "sevgi tellalları" hemen devreye girip arabuluculuk soyunmaya başladılar. Bugün de manzara aynıdır. Biz harbin uzatılmasından yana değiliz; lakin mütecaviz mutlaka cezalandırılmalıdır. Bölge ülkelerinin temasları, bazen samimi bir komşuluk kaygısından ziyade yönlendirilmiş birer siyasi manevradır. İran milletine yükledikleri bu ağır maliyetin hesabı sorulmadan, Trump’ın o içi boş vaatleriyle bu mesele kapanmaz.

 

IV

Avrupa’nın uyanışı: 'Trump’ın ipiyle kuyuya inilmez'

Sunucu: Avrupalı liderlerin, bilhassa Almanya Başbakanı’nın üslubundaki değişikliği nasıl okumalıyız? "Biz bu savaşın içinde değiliz" beyanları bir geri adım mıdır?

Dr. Ali Laricani: Biz Avrupalı dostlarımıza en baştan ihtarda bulunduk: "Müdahil olursanız, hedefimiz olursunuz." Onlar bizim savaşı genişletme niyetinde olmadığımızı bilirler. Lakin görüyoruz ki Avrupalılar, Trump’ın o vefasız ve aşağılayıcı tavrından artık usanmışlardır. Davos’ta onları nasıl tahkir ettiğini, "Biz olmasaydık Almanca konuşuyor olurdunuz" diyerek tarihî bir nezaketsizlik sergilediğini unutmadılar. Suudi Arabistan’ı nasıl haraca bağlayıp sonra da istihfaf ettiğini (küçümsediğini) herkes gördü.

Hatta Amerikan ulusal güvenlik belgelerinde Avrupa medeniyetine dair yer alan o iğneleyici, aşağılayıcı ifadeler, en yakın müttefiki İngiltere’yi bile ondan uzaklaştırdı. Avrupalılar nihayet Trump’ın ipiyle kuyuya inilemeyeceğini fehmettiler. Zira o, bir telefonla aniden ruh hali değişen, öngörülemez biridir. Kendi ulusal menfaatlerini koruma adına Avrupalıların bugün daha rasyonel bir tavır takınmalarını, akl-ı selimin bir gereği olarak görüyorum.

Şunu kesin bir dille ifade edeyim: Harbin en kritik eşiğini, halkımızın bu dik duruşuyla aştık. Düşman artık geri çekilmek mecburiyetinde olduğunu fehmetmiştir. Yetkililerimiz söz birliği içindedir; sokaklarda kazandığınız bu izzeti, masada ve sahada koruyacağız. Ekonomik sıkıntılar harp sebebiyle ağırlaşmış olabilir; lakin bu rüzgârın tersine döneceğinden ve refahın avdet edeceğinden şüpheniz olmasın.

 

Sunucu: Son olarak, sizin de rapor sunduğunuz "Geçici Liderlik Konseyi" toplantıları hakkında ne söylemek istersiniz? Devlet idaresindeki bu mekanizma şu an nasıl işliyor?

Dr. Ali Laricani: Anayasamızın en hayati hikmetlerinden biri, liderlik makamının boşalması durumunda devlet çarkının akamete uğramamasını sağlayan 111. maddedir. Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nden seçilen bir fakih; Liderlik Konseyi’ni teşkil ederek bu ulvi vazifeyi deruhte ederler. Savaş ve sulh kararı gibi ağır mesuliyetler şu an bu konseyin uhdesindedir.

Katıldığım toplantılarda, cephedeki mücahitlerimizin ahvaline dair raporlar sundum ve konseyin stratejik talimatlarını tebliğ ettim. Ayrıca Uzmanlar Meclisi’nin (Meclis-i Hubregan) yeni lideri seçme sürecini suhuletle yürütebilmesi için gerekli emniyet tedbirleri planlandı. Sayın Cumhurbaşkanı da bizzat bu konseyde, halkın maişet şartlarını iyileştirmek ve harp koşullarını göğüslenebilir kılmak adına yoğun bir mesai sarf etmektedir. Devletin tüm kurumları, tam bir intizam ve şeffaflık içinde raporlarını sunmakta; idari mekanizma tıkır tıkır işlemektedir.

Sunucu: Halkımız liderlik seçimi sürecini merakla takip ediyor. Uzmanlar Meclisi’nin hazırlıkları hakkında kamuoyuyla paylaşabileceğiniz bir husus var mıdır?

Dr. Ali Laricani: Bu süreç, Uzmanlar Meclisi’nin kendi iç mekanizması ve dirayetiyle yürütülmektedir. Bizim vazifemiz, bu kutlu seçimin emniyet içinde ve hiçbir dış müdahaleye mahal vermeden gerçekleşmesini temin etmektir. İlgili birimler tüm tedbirleri almıştır. İnanıyorum ki, İran’ın geleceğini saadetle şekillendirecek olan bu seçim, tam bir şeffaflık içinde nihayete erecek ve halkımız neticeden malum edilecektir.

Sunucu: Harbin sekizinci gününü geride bırakırken, halkımıza ve siyasi çevrelerimize son bir mesajınız var mıdır?

Dr. Ali Laricani: Harbin ikinci gününde tavsiyelerim vardı, sekizinci gününde ise sadece şükranlarım var. İran halkı, bu bir hafta içinde gösterdiği celadet ve basiretle düşmanı mevzi kaybetmeye icbar etmiştir. Sokaklardaki o vakur duruşunuz, Siyonistlerin tepesine yağdırdığımız ateşten çok daha kıymetlidir; zira düşmanı asıl püskürten bu milli iradedir.

Siyasi aktörlere de sesleniyorum: Bu muazzam dayanışmanın kadrini biliniz. Toplumda nifak ve inşikak (bölünme) yaratacak her türlü söz ve eylem, bu aşamada öldürücü bir zehirdir. Ulusal Güvenlik Konseyi olarak ikaz ediyoruz: Düşmana koordinat sızdıran veya fitne çıkaran bazı paralı askerlere karşı yargı erki en şiddetli müeyyideleri tatbik edecektir.

Şunu kesin bir dille ifade edeyim: Harbin en kritik eşiğini, halkımızın bu dik duruşuyla aştık. Düşman artık geri çekilmek mecburiyetinde olduğunu fehmetmiştir. Yetkililerimiz söz birliği içindedir; sokaklarda kazandığınız bu izzeti, masada ve sahada koruyacağız. Ekonomik sıkıntılar harp sebebiyle ağırlaşmış olabilir; lakin bu rüzgârın tersine döneceğinden ve refahın avdet edeceğinden şüpheniz olmasın.

Sunucu: Vakit ayırdığınız için müteşekkiriz Sayın Doktor.

Dr. Ali Laricani: Tüm İran milleti için muvaffakiyet ve izzet temenni ediyorum.

Sunucu: Bizlere refakat ettiğiniz için siz kıymetli izleyicilerimize de teşekkürler. Ya Ali medet, Allah’a emanet olunuz.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler


Makaleler

Güncel