İkinci ayında: ABD-İsrail'in İran savaşına dair üç senaryo

img
İkinci ayında: ABD-İsrail'in İran savaşına dair üç senaryo YDH

"Tüm bu hareketliliğe rağmen, sahada gerilimin sürmesi nedeniyle bu senaryo, ara bulucuların güven boşluğunu doldurma kabiliyetine ve tarafların karşılıklı taviz verme isteğine bağlı kalmaya devam ediyor. Müzakere sürecinin tıkanma ihtimali, durulma yolunu her an kırılgan ve geri dönebilir kılıyor."




Ahmed es-Seyyid

YDH - ABD'nin askeri yığınağı ve Hark Adası gibi stratejik noktalara yönelik kara operasyonu planları, savaşın topyekûn bir işgale dönüşmese de İran topraklarına taşınması riskini canlı tutuyor. Tarafların doğrudan geniş çaplı bir savaştan kaçınırken, enerji tesisleri ve askeri altyapı gibi stratejik hedeflere yönelik hesaplı ve karşılıklı darbelerle birbirini zayıflatmaya çalıştığı, sürece yayılmış bir çatışma dinamiği öne çıkıyor. El-Cezire kanalı analisti Ahmed es-Seyyid'in değerelendirmesine göre bölge ülkelerinin ara buluculuk girişimleri ve Washington-Tahran hattındaki dolaylı teklif trafiği, tarafların yüksek maliyetli bir savaşı sonlandırmak için şartlı bir uzlaşı zemini yokladığını gösteriyor.

28 Şubat'ta patlak veren ABD-İsrail-İran savaşı ikinci ayına girerken, sahadaki karmaşa ve giderek artan bölgesel kördüğümler eşliğinde gözler muhtemel güzergâhlara çevrildi.

Gerilimin tırmanışına dair işaretler ile uzlaşı ihtimalleri arasında, gelecek dönemin çehresini belirleyecek üç ana senaryo öne çıkıyor: Ya savaşın coğrafi olarak genişlemesine, darbelerin yoğunlaşmasına ve belki de kara harekâtının başlamasına kapı aralayacak topyekûn bir tırmanma; ya açık bir çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetmeyi amaçlayan, zamana yayılmış ve hesaplı darbelerle sınırlı kalan kontrollü bir gerilim; ya da tarafların daha vahim sonuçlardan kaçınma arzusunun ilk sinyalleriyle birlikte, ara buluculuk ve diplomasi çabalarının öncülük edeceği kademeli bir durulma evresi.

Topyekûn tırmanış

Batı kulislerinde dolaşan askeri öngörüler ve sahadaki veriler, ABD'nin İran içinde kara harekâtı düzenleme ihtimalini de kapsayan topyekûn tırmanma senaryosunun, henüz nihai karar aşamasına gelmese de ciddi biçimde masada olduğunu gösteriyor. Bu durum, askeri hazırlıklardaki emarelerin yanı sıra, sonuçları tırmanışın yönünü tayin edecek olan diplomatik çabaların seyriyle de kendini belli ediyor.

Bu bağlamda Batı basınında yer alan haberler, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını deniz piyadeleri ve hava indirme birlikleri de dahil binlerce asker sevk ederek güçlendirdiğine dikkat çekiyor. Operasyonel hazırlığa işaret eden bu adım, siyasi çabaların tıkanma ihtimaliyle doğrudan ilişkilendiriliyor.

Buna karşın ABD kanadından gelen resmi açıklamalar, askeri olmayan çözümlere güvenin sürdüğünü vurguluyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, hedeflere kara müdahalesine başvurmadan ulaşılabileceğini belirterek, uzun ve maliyetli bir savaşa girilmesine yönelik siyasi temkini yansıtıyor.

Bu ihtiyatlı söyleme rağmen askeri tahminler, Pentagon'un İran topraklarında özel kuvvetler ve piyade birliklerince icra edilecek sınırlı kara operasyonları üzerine taslaklar hazırladığını gösteriyor. Amaç, geniş çaplı bir istilaya saplanmadan hızlı taktiksel sonuçlar elde etmek. Bu senaryoda, İran'ın petrol ihracat sistemindeki hayati rolü ve sevkiyatın büyük kısmının buradan yapılması nedeniyle Hark Adası öncelikli hedeflerden biri olarak öne çıkıyor.

Ancak adayı kontrol altına alma girişimi; İran'ın insansız hava araçları, füzeler ve deniz mayınlarıyla göstereceği yoğun direnç ve ele geçirme sonrası güvenliğin sağlanmasındaki zorluklar nedeniyle büyük engellerle karşılaşabilir. Öte yandan mevcut ABD gücünün büyüklüğü, Irak ve Afganistan tecrübeleriyle kıyaslandığında topyekûn bir işgal hazırlığını yansıtmıyor; bu da müdahalenin sınırlı operasyonlarla yetinileceği varsayımını güçlendiriyor.

İran'ın asimetrik harp yöntemlerindeki tecrübesi ve ABD kuvvetlerini farklı araçlarla hedef alma kapasitesi, kayıp ihtimalini artırarak kara harekâtı kararını daha hassas hale getiriyor. Özellikle 82. Hava İndirme Tümeni'ne bağlı seçkin birliklerin bölgeye ulaştığına dair haberler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hark Adası'nı kontrol altına alma planlarına dair kesin olmayan imalarıyla birleşince, kara operasyonlarının yakınlığına dair spekülasyonları tetikledi.

Kimi öngörüler bu askeri hareketliliği Hürmüz Boğazı'nı yeniden trafiğe açma çabalarına bağlasa da böyle bir adımın ABD kuvvetlerini İran'ın şiddetli karşılığıyla doğrudan karşı karşıya getireceği uyarısı yapılıyor. Diğer değerlendirmeler ise Hark Adası gibi sınırlı hedeflerin ele geçirilmesinin Tahran'ın stratejik tutumunda bir değişim yaratmaya yetmeyeceğini, aksine İran'ı Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini hedef alarak misilleme alanını genişletmeye itebileceğini savunuyor. Bu durum, küresel enerji piyasalarındaki krizi derinleştirerek bölgesel riskleri eşi görülmemiş seviyelere taşıyabilir.

Yıpratma savaşı

Diğer taraftan, "kontrollü tırmanma" senaryosu, savaşın maliyetini artırmadan sürdürülmesine yönelik bir seçenek olarak beliriyor. Taraflar, topyekûn bir hesaplaşmaya girmeden, karşılıklı ve hesaplı darbelerle çatışmayı zamana yayarak yönetme yoluna gidiyor.

Bu senaryo, çatışan tarafların sertleşen üslubuyla birlikte yavaş yavaş değişime uğrasa da temelde "kısasa kısas" ilkesine göre belirlenmiş nitelikli hedeflerin vurulmasına dayanıyor. Nitekim İran Devrim Muhafızları'ndan gelen son açıklamalar, İsrail'in nükleer, ekonomik ve eğitim tesislerini de kapsayacak şekilde hedef yelpazesini genişlettiği suçlamaları eşliğinde, geleneksel angajman kurallarını aşma ve yeni caydırıcılık denklemleri kurma eğilimini ortaya koyuyor.

Saha düzeyinde bu senaryo, belirli hedeflere yönelik hava saldırılarının yoğunlaşmasıyla somutlaşıyor. İsrail ordusu, kısa sürede İran'ın füze sistemlerine yönelik yüzlerce hava harekâtı düzenlediğini duyururken, eş zamanlı olarak ağır savunma sanayisini hedef alan bir yönelim sergiliyor. Tahran ise İsrail içindeki askeri odaklı tesisleri hedef aldığını açıklayarak, çatışmanın her iki tarafın hayati kurumlarına kaydığını işaret ediyor. Karşılıklı tehditler, operasyonların caydırıcılık amacı güden hesaplı bir sınırda kalmasına rağmen, hedef listesinin genişlediğini gösteriyor.

Buna, ABD ve İsrail arasında ortak saldırı planlarının hazırlanmasını ve askeri liderlerin saha ziyaretlerini kapsayan artan bir koordinasyon eşlik ediyor. Askeri değerlendirmeler; operasyonların hava savunma sistemlerinin imhasından başlayıp füze kapasitesinin vurulmasına ve nihayetinde enerji sektörü başta olmak üzere ekonomik altyapıya darbe indirilmesine odaklandığını gösteriyor.

Hürmüz ve Babülmendep boğazları da bu senaryoda stratejik baskı araçları olarak öne çıkıyor. İran, bu geçiş güzergâhlarını kapatma veya trafiği aksatma tehdidini, küresel enerji piyasaları üzerindeki doğrudan etkisiyle bir ekonomik caydırıcılık kozu olarak kullanmaya çalışıyor. Bu tehdit, arz güvenliğine dair endişelerle birlikte petrol fiyatlarında keskin yükselişlere şimdiden yansıdı.

Muhtemel bir durulma

Paralel bir kulvarda ise çatışmayı dizginlemeyi ve taraflar arasında müzakere kanalları açmayı amaçlayan hızlanmış bir diplomatik hareketliliğin tetiklediği "durulma başlangıcı" senaryosu şekilleniyor. Bu yol, savaşın yayılmasına dair endişeler ve bölgesel-küresel etkiler ışığında, çatışmayı sürdürmenin hem askeri hem de ekonomik maliyetine dair artan farkındalığı yansıtıyor.

Bu çerçevede; Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, ara buluculuk çabalarını koordine etmek ve gerilimi durdurmak amacıyla İslamabad'da dörtlü bir toplantı gerçekleştirdi. Bu hamle, Washington ve Tahran arasındaki tıkanıklığa ve güven bunalımına rağmen, görüş ayrılıklarını gidermeyi amaçlayan diplomatik girişimler dizisinin bir parçasını oluşturuyor.

Dolaylı bir müzakere sürecinin emareleri de gün yüzüne çıkmaya başladı. Diplomatik kaynaklar, ABD'nin nükleer ve füze programları ile deniz yollarını kapsayan 15 maddelik taslağına karşılık, İran'ın 5 maddelik kısa bir öneri sunduğu karşılıklı teklif trafiğinden bahsediyor. Tahran, doğrudan müzakereyi reddetmeyi sürdürse de bölgesel aracılar üzerinden iletişim kanallarını açık tutuyor.

ABD cephesinde ise Beyaz Saray'dan gelen açıklamalar, Başkan Trump'ın askeri operasyonları sınırlı bir zaman diliminde sonlandıracak siyasi bir çıkış yolu arayışını tercih ederek, "sonsuz bir savaşa" sürüklenmekten kaçınma arzusuna işaret ediyor. Buna, askeri hedeflere ulaşılmak üzere olduğunu ve operasyonların kademeli olarak azaltılabileceğini teyit eden piyasalara yönelik güven mesajları eşlik ediyor.

Aynı minvalde, Washington'un dondurulmuş mali varlıkların iadesini de kapsayan teşvikler karşılığında, İran'ın füze programının kısıtlanması ve uranyum zenginleştirmenin durdurulmasına dair şartlar öne sürdüğü, ABD yönetimi içinde önde gelen isimlerin katılımıyla muhtemel bir diplomatik rota üzerine ön görüşmeler yapıldığı bildiriliyor.

Buna karşılık İran'ın talepleri; ateşkesin sağlanması, savaşın tekrarlanmayacağına dair güvenceler ve zararların tazmin edilmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Bu durum, temasları sürdürmeye yönelik ön hazırlıklara rağmen tarafların pozisyonları arasındaki uçurumun hâlâ korunduğunu gösteriyor. Tüm bu hareketliliğe rağmen, sahada gerilimin sürmesi nedeniyle bu senaryo, ara bulucuların güven boşluğunu doldurma kabiliyetine ve tarafların karşılıklı taviz verme isteğine bağlı kalmaya devam ediyor. Müzakere sürecinin tıkanma ihtimali, durulma yolunu her an kırılgan ve geri dönebilir kılıyor.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel