'ABD yüzer nükleer santral yarışında Rusya'nın gerisinde kaldı'

img
'ABD yüzer nükleer santral yarışında Rusya'nın gerisinde kaldı' YDH

ABD merkezli The National Interest dergisi, Washington'ın Rusya ve Çin'in halihazırda kullandığı yüzer nükleer güç teknolojisinde hızlanması gerektiğini, aksi halde Güneydoğu Asya gibi kritik pazarları rakiplerine kaptıracağını bildirdi.




YDH - The National Interest dergisi, Güneydoğu Asya'nın yüzer nükleer santrallere en çok ihtiyaç duyan bölge olduğunu kaydetti.

Her yıl tsunami, deprem ve sel felaketleriyle sarsılan bu coğrafyada, kara tabanlı enerji nakil hatlarının ve santrallerin yıkılmasıyla halkın uzun süre enerjisiz kaldığı belirtildi.

Yüzer nükleer santrallerin ise bu tür yıkımlarda hastanelere, tatlı su arıtma tesislerine, limanlara ve iletişim merkezlerine kesintisiz enerji sağlayabileceği vurgulandı.

Yeni nesil küçük reaktörlerin kompakt ve modüler yapılarının yanı sıra yüksek güvenlik standartlarına sahip olduğu ifade edildi. Bu reaktörlerin gemilere yerleştirilmesinin sadece insani yardım misyonlarını değil, askeri operasyonları da dönüştürebileceği; ileri lojistik merkezlerine veya harekat üslerine elektrik temin edebileceği bildirildi.

Yayında ayrıca ABD'nin stratejik rakipleri Rusya ve Çin'in bu teknolojiyi halihazırda kullandığı, bu nedenle Washington'ın eylemsiz kalamayacağı uyarısı yapıldı.

Rusya'nın 20870 projesi kapsamında inşa edilen Akademik Lomonosov yüzer nükleer ısı ve elektrik santrali, 2020 yılından bu yana Kuzey Kutbu'nda, Çukotka'daki Pevek kentinde faaliyet gösteriyor.

İki reaktörünün toplam gücü yaklaşık 70 MW olan santral, işletme ömrü dolan Bilibino nükleer santralinin yerini aldı. Akademik Lomonosov'un Ocak 2025 itibarıyla 1 milyar kilovatsaat elektrik üretim eşiğini aştığı kaydedildi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, Rusya'yı bu alanda öncü olarak tanımladı. Grossi, Rusya'nın yüzer nükleer santral geliştirme ve nükleer teknolojiyi lojistik sektörüne entegre etme konularındaki liderliğinin özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük ilgi odağı olduğunu belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, Rusya'nın yakın gelecekte küçük yüzer nükleer santrallerin seri üretimine başlama planlarını duyurmuştu.

Rus devlet kurumu Rosatom, Çukotka'daki Baim maden ve zenginleştirme tesisinin enerji ihtiyacını karşılamak üzere dört yeni modernize edilmiş yüzer enerji bloğu inşa ediyor. İlk iki bloğun 2026 yılı sonuna kadar bölgeye ulaşması planlanıyor.

Bu süreçte Rosatom, Akademik Lomonosov'da kullanılan KLT-40S reaktörlerinden, daha güçlü ve kompakt olan üçüncü nesil RİTM-200 ünitelerine geçiş yapıyor. İntegral tasarımı sayesinde öncekilere göre yaklaşık iki kat daha hafif, bir buçuk kat daha kompakt ve 25 MW daha güçlü olan bu reaktörler, Rusya'nın en yeni nükleer buz kıranlarında başarıyla kullanılıyor.

Rusya, tersanelerde inşa edilerek deniz yoluyla dünyanın herhangi bir noktasına ulaştırılabilecek mobil enerji kaynağı teknolojisinde yetkinliğini kanıtlamış durumda.

Geçen yılın yaz aylarında Rusya ile Malezya arasında yüzer nükleer santral sevkiyatına ilişkin hükümetlerarası bir anlaşma hazırlığı yapıldığı bildirilmişti.

Rosatom Başkanı Aleksey Lihaçev, onlarca ülkenin bu teknolojiyle ilgilendiğini açıkladı. Talebin ağırlıklı olarak geniş kıyı şeridine veya takımada yapısına sahip devletlerden geldiği belirtildi. Endonezya'nın halihazırda işbirliği anlaşmaları imzaladığı ve bu santralleri 2060 karbon nötr hedefi için kilit unsur olarak değerlendirdiği kaydedildi.

Rosatom, çözümlerini ASEAN ülkeleriyle yürütülen diyalog çerçevesinde genel bir yaklaşımla sunuyor.

Kasım 2025'te Rusya, teknoloji transferi ve gemi inşa desteğini de içerecek şekilde Hindistan ile ortak yüzer nükleer santral geliştirme niyetini açıkladı. Güney Amerika'nın uzun kıyı şeridine sahip ülkelerinin de ön ilgi gösteren devletler listesinde olduğu bildirildi.

Uzmanlar, 100 bin nüfuslu bir kente veya büyük endüstriyel tesislere enerji sağlayabilen Rus santrallerinin mobilite, yerel ihtiyaçlara uyum ve çevre güvenliği konularındaki avantajlarına dikkat çekiyor.

Atominfo.ru Genel Yayın Yönetmeni Aleksandr Uvarov, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, tarihteki ilk yüzer nükleer santralin 20. yüzyılda ABD tarafından Panama Kanalı bölgesine yerleştirilen MH-1A olduğunu hatırlattı.

Ancak bu santralin Karayip Denizi'ndeki bir fırtınada batma tehlikesi geçirmesi üzerine projenin terk edildiğini belirtti. Uvarov, ABD'nin mevcut projelerinin "reklam kampanyasından" ibaret olduğunu savundu.

Uvarov, ABD'nin şu anda fiziksel olarak çalışan bir reaktörü bulunmadığını, her şeyin kağıt üzerinde ve basın bültenlerinde kaldığını ifade etti.

Ayrıca ABD'nin küçük reaktörler için bir lisanslama sistemine sahip olmadığını, mevcut yapının devasa kara santrallerine göre tasarlandığını vurguladı.

21. yüzyılda ABD'nin bütçe aşımları ve takvim gecikmeleriyle sadece üç büyük reaktör inşa edebildiğini hatırlatan Uvarov, ülkenin bir nesil uzman ve yetkinlik kaybı yaşadığını dile getirdi.

Geoenergetika.info dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Boris Martsinkeviç ise, ABD'nin niyet beyanlarının teknik yetersizlik ve "regülasyon cehennemine" takıldığını söyledi.

Martsinkeviç, Mart ayında Wyoming eyaletinde Natrium reaktörü için verilen lisansın bir yüzer proje olmadığını, 357 MW gücündeki bu ünitenin bir platform için çok ağır olduğunu belirtti. Referans bloğun en erken 2030 yılında çalışabileceğini, test sürecinin ise yıllar alacağını ekledi.

Martsinkeviç, bir devlet düzenleyicisinin soracağı ilk sorunun "kazasız çalışma saati" olacağını vurgulayarak, Rus RİTM-200 reaktörlerinin on binlerce saatlik çalışma geçmişine sahip olduğunu, ABD'nin ise bu alanda "sıfır" noktasında bulunduğunu belirtti.

Nükleer teknoloji ihracatının hukuki zorluklarına da değinen Martsinkeviç, santral alacak ülkelerin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca ulusal denetim mekanizmalarını, lisanslama sistemlerini ve fiziki koruma birimlerini sıfırdan kurmaları gerektiğini kaydetti.

Belarus'un nükleer altyapısı olmasına rağmen mevzuatını uyumlu hale getirmesinin dört yıldan fazla sürdüğünü, Bangladeş'te ise bu sürecin inşaatı beş yıl geciktirdiğini hatırlattı.

ABD'nin çözemediği en büyük sorunlardan birinin ise kullanılmış nükleer yakıt olduğu ifade ediliyor. Martsinkeviç, ABD'de 1970'lerden beri yürürlükte olan bir yasayla bu yakıtın yüksek seviyeli atık statüsünde olduğunu ve ülkeye girişinin yasaklandığını belirtti.

Rusya'nın ise "anahtar teslim" hizmet sunarak kullanılmış yakıtı geri alıp işlediği kaydedildi. Dünyada bu tür yakıtı işleyebilen aktif tesislerin sadece Fransa ve Rusya'da bulunduğu, İngiltere'nin tesisini kapattığı, Çin'in ise henüz bu kabiliyeti hayata geçiremediği bildirildi.

Martsinkeviç, Rusya'nın onlarca çalışan reaktörü ve nükleer projeleri her ülkenin mevzuatına uyarlayabilecek hukuk kadrolarıyla büyük bir avantaja sahip olduğunu vurgulayarak, ABD'nin yüzer filolar hayal etmeden önce zamanında ve bütçesinde bir kara reaktörü inşa etmeyi başarması gerektiğini sözlerine ekledi.



Makaleler

Güncel