İran müzakerelere temkinle giriyor

img
İran müzakerelere temkinle giriyor YDH

"İsrail’in, Lübnan’ı da kapsayan ateşkes anlaşmasına rağmen bu cephede sükunete bağlı kalmayacağını açıklaması ve Lübnan topraklarına yönelik geniş çaplı saldırılar gerçekleştirmesi, anlaşmanın kırılganlığını ve her an çökebilecek yapısını açık biçimde ortaya koyuyor."




Muhammed Havacui

YDH - El-Ahbar gazetesinin İran muhabiri Muhammed Havacui, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında kırk gün süren savaşın ardından varılan geçici ateşkesin arka planını inceliyor. Savaşın İran’a zarar verdiği, ancak stratejik dengeleri değiştirmediği ve hatta karşı taraf için maliyetli bir sürece dönüştüğünü vurgulayan Havacui, İran’ın temel hedefinin savunma ve caydırıcılık inşa etmek olduğu, bu doğrultuda bölgesel baskı araçlarını kullandığını belirtiyor.

Kırk gün süren savaşın ardından, son günlerde hayati altyapıların hedef alındığı tehlikeli bir evreye girilmişken, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında geçici ateşkes anlaşmasına varıldığının açıklanması; tarafları bu noktaya getiren etkenler, anlaşmanın dayanma gücü ve bu sürecin savaş için bir “bitiş noktası” teşkil edip etmeyeceği konusunda sorular doğuruyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı, 28 Şubat’ta başlayan savaş, İslam Cumhuriyeti’ne ciddi zararlar vermiş olsa da mevcut göstergeler, “stratejik denklemin değiştiği” sonucuna işaret etmiyor.

Zaman ilerledikçe bu savaş, onu başlatanlar için bir “bataklığa” dönüştü. Washington ve Tel Aviv’in beklentilerinin aksine, üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik yetkililerine yönelik suikastlar İran’daki siyasi sistemin çökmesine yol açmadı; tersine, dış saldırı karşısında ülke içindeki ulusal bütünlüğü güçlendirdi.

Öte yandan, İran’daki askeri noktalar, üsler ve tesislere yönelik geniş çaplı saldırılara ve Amerikalı ile İsrailli yetkililerin İran’ın saldırı ve savunma kapasitesinin imha edildiğine dair tekrarlanan açıklamalarına rağmen, İran’ın işgal altındaki topraklara ve Körfez’deki ABD müttefiklerine yönelik geniş kapsamlı füze ve insansız hava aracı saldırıları savaşın son saatlerine kadar sürdü.

Bunun ötesinde, çatışmanın uzaması yeni sorunları da ortaya çıkardı. Bunların başında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve bunun küresel ekonomi üzerindeki geniş etkileri geliyor. Bu durum, özellikle Amerika Birleşik Devletleri üzerinde ek baskılar doğurdu.

Bu çerçevede İran’ın son kırk gün boyunca temel hedefi, ilk olarak saldırı karşısında kapsamlı savunma sağlamak, ikinci olarak ise geleceğe yönelik caydırıcı bir denge kurmaktı; yani Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a karşı savaş seçeneğini kolay bir tercih olarak görmesini engellemek.

Bu bağlamda, ABD müttefiki ülkelere yönelik etkili saldırılar düzenlemeye, Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya ve küresel ekonomiye ağır maliyetler yüklemeye dayanan “bölgesel savaş” stratejisi, bu hedefin gerçekleştirilmesinde temel araç oldu.

Amaç, caydırıcılığı inşa etmek, “zayıf İran” algısını Washington ve Tel Aviv’deki karar vericilerin zihninden silmek ve bölgedeki güvenlik düzenini değiştirmeyi hedefleyen daha geniş projeyi, yani “direniş ekseni”ni ortadan kaldırma girişimini engellemekti.

Son iki hafta içinde, özellikle Trump yönetiminin Pakistan aracılığıyla İran’a on beş maddelik teklifini iletmesinin ardından, Washington’un yeni değerlendirmelere ulaştığını ve savaştan çıkış yolu aradığını gösteren açık işaretler ortaya çıktı. Bu durum, Pakistan’ın arabuluculuğunda, savaşın ortasında ilerleyen zorlu bir diplomatik sürecin başlangıç noktası oldu.

İran, Amerika Birleşik Devletleri ile müzakerenin yararına dair derin kuşkular taşısa da sürece temkinle dahil oldu. Karşılıklı mesaj alışverişinin birkaç turunun ardından İran, Amerikan teklifine on maddelik bir karşı öneri sundu.

İran, başlangıçta “geçici ateşkes” fikrine sıcak bakmadı; bunun yerine “savaşın tamamen sona ermesi” ve “saldırının tekrarlanmayacağına dair güvence” talebini öne çıkardı.

Ancak nihayetinde iki haftalık ateşkesi kabul etti ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni değerlendirmelerinin pratikte nasıl yansıyacağını görmek amacıyla savaşta “bir mola” verilmesini tercih etti. Aynı zamanda, son günlerde İran’daki hayati altyapıya yönelik saldırıların hız kazanmasına ilişkin kaygı da Tahran’ın bu kararı almasında etkili oldu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dün sabah erken saatlerde yayımlanan açıklaması, gelişmelerin seyrine dair daha net bir tablo sunuyor. Amerikan başkanının kendi sosyal medya paylaşımını yeniden dolaşıma sokması, Washington’un İran’ın resmi anlatımını kabul ettiğine dair bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Arakçi, açıklamasında Amerika Birleşik Devletleri’nin “on beş maddelik teklifleri hakkında müzakere talebinde bulunduğunu” ve Amerikan başkanının “İran’ın on maddelik önerisinin genel çerçevesini kabul ettiğini” belirtti. Bu iki taslağın, Pakistan’da yapılması planlanan görüşmelerin temelini oluşturacağı ifade edildi.

Müzakerelerin yarından itibaren İslamabad’da başlaması öngörülüyor. Amerikan heyetine başkan yardımcısı J. D. Vance’in başkanlık edebileceği bildiriliyor.

İran tarafında ise bazı medya kuruluşları, son savaş sırasında ülke yönetiminde önemli rol üstlenen Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın heyete başkanlık edebileceğini aktardı; ancak bu konuda nihai karar henüz verilmiş değil.

Genel çerçevede, müzakerelerin akıbetine ilişkin “temkinli bir iyimserlik” havası mevcut. Kırk gün süren savaşın ardından tarafların yeniden müzakere masasına dönmesi, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüne yönelik bir eğilim bulunduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, ihtilaflı başlıkların kapsamı, ortak bir noktaya ulaşmayı zorlaştıracak ölçüde geniş.

Nükleer dosya, füze kapasitesi, İran’ın direniş gruplarına verdiği destek ve uygulanan yaptırımlar, taraflar arasında uzun süredir tartışma konusu olan başlıklar. Buna son dönemde yeni meseleler de eklendi.

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yönetimi, bölgedeki Amerikan askeri varlığı, savaş tazminatları ve yeni bir çatışmanın önlenmesine yönelik güvence talepleri bu başlıklar arasında yer alıyor.

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yürütülen önceki iki müzakere turunun başarısızlıkla sonuçlanmış olması, yeni turun başarısını ciddi soru işaretleriyle çevreliyor.

Özellikle İsrail’in ilerleyen süreçte oynayabileceği olumsuz ve engelleyici rol konusunda yaygın bir karamsarlık söz konusu. İsrail’in, Lübnan’ı da kapsayan ateşkes anlaşmasına rağmen bu cephede sükunete bağlı kalmayacağını açıklaması ve Lübnan topraklarına yönelik geniş çaplı saldırılar gerçekleştirmesi, anlaşmanın kırılganlığını ve her an çökebilecek yapısını açık biçimde ortaya koyuyor.

Çeviri: YDH