"Propaganda düzenli olarak gerçeklerin eksik aktarılması yoluyla gerçekleşir. Aslında gerçekliğin kısmen doğru bir resmini çizmek, propagandanın özellikle sinsi bir biçimidir."
Jason Stanley
YDH - Toronto Üniversitesi Munk Küresel İlişkiler ve Kamu Politikası Okulu'nda Bissell-Heyd Amerikan Çalışmaları Kürsüsü Başkanı ve aynı zamanda felsefe bölümünde görevli olan Jason Stanley, İngiliz The Guardian gazetesinde yer bulan köşe yazısında, ABD medyasının Donald Trump’ın İran’a yönelik savaş kararlarında İsrail’in ve Başbakan Netanyahu’nun belirleyici rolünü sistematik olarak görmezden geldiğini vurguluyor. Stanley, Rusya veya Körfez ülkelerinin etkisini eleştiren medyanın, İsrail söz konusu olduğunda "bilgiyi eksik bırakma" yoluyla bir tür propaganda yürüttüğünü anımsatıyor.
New York Times, 7 Nisan'da yayımladığı dikkat çekici bir makalede Donald Trump'ın İran ile savaşa girme kararı alış sürecini aktardı.
Beyaz Saray Durum Odası'nın yabancı liderlerle yapılan yüz yüze görüşmeler için kullanılması son derece alışılmadık bir durum teşkil ediyor. Ancak bu kez Durum Odası sadece bir yabancı liderle görüşme için kullanılmadı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu; Mossad lideri ve İsrailli askeri yetkililerin ekrandaki desteğiyle sunum alanını bizzat devraldı.
New York Times sahneyi, "Netanyahu’nun arkasında görsel olarak sıralanan bu isimler, ekibi tarafından etrafı sarılmış bir savaş lideri imajı yarattı" şeklinde tarif etti. Makale, Netanyahu’nun hızlı bir savaş konusundaki "ısrarcı iknasının", ABD Başkanı’nın İran’a saldırmak için İsrail ile ortaklık kurma kararında hayati rol oynadığını net bir şekilde ortaya koydu.
Savaşla ilgili son dönem ana akım medya haberlerinde, Trump’ın kararında İsrail’in rolünden bahsetmekten genellikle kaçınıldığı göz önüne alındığında, bu makale sıra dışı bir örnek sundu.
Hayranlık duyduğum bir gazeteciden buna bir örnek verilebilir. Rachel Maddow, Rusya söz konusu olduğunda yabancıların ABD politikası üzerindeki nüfuzu hakkında dürüst ve kahramanca bir tutum sergiledi.
Ancak Maddow, Trump’ın İran ile savaşa girme nedenlerini araştırmaya ayrılan 28 Şubat tarihli MS Now programının "Follow the Money" (Parayı Takip Et) bölümünde, bu konuda aynı erdemi gösteremedi.
Programda dinleyicilere, "Kimler kendi nedenleriyle İran’ın haritadan silinmesini istiyor; İran’ın rakipleri ve düşmanları kim?" sorusu üzerinde düşünmelerini istedi.
Maddow’un ardından gelen tartışması, asıl sorumluların Körfez Arap ülkeleri olduğunu öne sürdü ve bu devletlerin "ABD ordusunun hizmetlerini kiralıyor gibi göründüğünü" ifade etti.
New York Times makalesinin sağladığı bilgiler ışığında bakıldığında, Maddow’un Trump’ın savaş kararı nedenlerine dair Şubat ayındaki tartışması, demokrasi ve özgür basın statüsü konusunda endişe duyanlar için alarm zillerini çalmalıdır.
Daha genel anlamda bu makale, Batı medyasının uzun süredir aşikar olan bir gerçek hakkındaki otosansürüyle taban tabana zıtlık içeriyor: Netanyahu ve Trump arasında, Trump’ın her iki yönetim döneminin de "kalıcı bir özelliği" olan açık ve "yakın bir işbirliği" bulunuyor.
Batı medyası, Putin’in Trump ile olan ilişkisinin önceki tüm ABD başkanlarından daha yakın olduğunu takdire şayan bir netlikle ortaya koydu ve bu ilişkiyi yerinde bir şekilde eleştirdi.
Fakat İsrail’in ABD politikası üzerindeki nüfuzu, şu an ve tarihsel süreçte Rusya’nınkinden çok daha şeffaf olmasına rağmen (sonuçta Rusya İran’ın müttefikidir), medyada İsrail’in etkisine dair benzer bir şeffaflık düzeyi görülmedi.
Kritik olan şu ki, propaganda sadece yalanlardan ibaret değildir. Önemli gerçeklerin haber medyasında dile getirilmemesi de devlet propagandasının tipik bir örneğidir.
Örneğin, eğer medya bir muhalif siyasetçinin tutuklandığını, bu tutuklamanın hükümet tarafından hazırlanan bir kumpas olduğunu belirtmeden haberleştirirse, burada yalan söylememiş olsa bile hayati bir bilgiyi eksik bıraktığı için bu bir propagandadır.
Veya ülkede komünistler ve faşistler olmak üzere iki grubun tehdit oluşturduğunu varsayalım; ancak hükümet medyası tehdit olarak sadece komünistlerden bahsediyorsa, bu da bir medya propagandasıdır çünkü faşistlerin yarattığı tehlikeyi örtbas etmektedir.
Her iki durumda da bilgiyi eksik bırakma işlevi propaganda görevi görür. Medyası gerçekleri sistematik olarak bu şekilde dışarıda bırakan bir ülke, bu durum hükümet sansüründen ziyade toplumsal damgalanma korkusundan kaynaklansa bile, özgür bir basına sahip değildir.
Propaganda düzenli olarak gerçeklerin eksik aktarılması yoluyla gerçekleşir. Aslında gerçekliğin kısmen doğru bir resmini çizmek, propagandanın özellikle sinsi bir biçimidir. İster istemez, başka konularda cesurca doğruları söyleyen medya aktörlerinin bir konu üzerindeki sessizliği, analizlerinde eksik bıraktıkları aktörlerin suiistimallerine kılıf hazırlar. Bu sessizlik, suç ortaklığıdır.
Rusya ve Körfez Arap devletleri, ABD politikası üzerinde çeşitli yollarla dış nüfuz kurmaya çalıştı. Ancak İsrail’in ABD politikası üzerindeki dış etkisi, hem şu an hem de zaman içinde bu diğer ülkelerin etkisini çok geride bıraktı. İlkinin rolünü vurgulayıp ikincisinin rolünü eksik bırakmak bir propaganda biçimidir. Kritik gerçeklerin eksik aktarılması, ahlaki açıdan yalan söylemekten farklı değildir.
Siyasi yelpazenin her kesiminde ve uzun yıllar boyunca, hatta son on yılda yabancı nüfuz konusu ABD’de merkezi bir yer tutarken bile, ABD haber medyası problemli bir dış nüfuz kaynağı olarak İsrail’i sistematik olarak dışarıda bıraktı.
Bu eksik bırakma o kadar barizdi ki, on yıldan uzun bir süre önce gece şovlarının bile konusu oldu. Ahlaki açıdan hiçbir şey, İsrail lehine yapılan bu propagandayı haklı çıkaramaz.
İsrail’in ABD politikası üzerindeki zararlı etkisinden bahsetmeyi ihmal edenler, kasten kötü niyetli aktörler değildir. Aksine, İsrail’i bu şekilde eleştirmekten kaçınmalarının temel nedeninin, İsrail’i eleştirmenin antisemitizm olduğuna veya en azından antisemitizmi körüklediğine inanmaları (ya da daha muhtemel olanı, İsrail’i eleştirdikleri için antisemitizmle suçlanmaktan korkmaları) olduğunu tahmin ediyorum. Ancak bu geçerli bir gerekçe değildir; bu muhakeme tarzının kendisi antisemitiktir.
Neden bu muhakeme antisemitiktir? IHRA tanımı gibi en tartışmalı ve kısıtlayıcı antisemitizm tanımları bile, İsrail Devleti’ni Yahudi halkıyla bir tutmanın antisemitizm olduğunu (şu veya bu şekilde) belirtir.
İsrail’in problemli bir dış nüfuz kaynağı olarak belirtilmemesini, bunu yapmanın antisemitik olduğu gerekçesiyle mazur görmek; İsrail Devleti’ni Yahudi halkıyla bir tuttuğu için kendisi bizzat antisemitiktir.
Haber medyasında bu tür antisemitik muhakemeleri onaylamamalıyız. Haber medyası, İsrail eleştirisini dünya çapındaki Yahudi halkına yönelik bir saldırıymış gibi yansıtarak antisemitizme katkıda bulunmamalıdır.
İsrail’in dış nüfuzuna yönelik eleştirileri antisemitizm olarak değerlendirmek antisemitiktir; ancak sadece bu değil, aynı zamanda antisemitizme de büyük ölçüde katkıda bulunur.
Nazizmin merkezindeki antisemitik klişelerden biri de Yahudi halkının medyayı kontrol ettiğidir. Haber medyası, İsrail’in çıkarlarını Yahudi halkının çıkarlarıyla aynıymış gibi göstererek ve İsrail eleştirisini bu temelde kısıtlayarak, bu zararlı antisemitik klişeye yönelik toplumsal inancı güçlendirir.
Son olarak, İsrail Devleti şu anda Filistin halkına karşı soykırım (ve Lübnan’da zorla yerinden etme ile etnik temizlik) uygulamaktadır.
Mevcut İsrail hükümetinin eylemlerini, bunları kınamanın antisemitik olduğu gerekçesiyle maskelemek, Yahudi halkını bu suçlarla ilişkilendirmektir. Bu ise yüzyıllar öncesine dayanan klasik bir antisemitizmdir ("kan iftirası"nın bir türü). Bu muhakemeyi diğer gruplar için de asla kabul etmemeliyiz.
Korkunç suçlar işleyen İslami rejimler vardır; tüm Müslümanları ne kadar dolaylı olursa olsun bu suçlarla ilişkilendirmek açıkça İslamofobidir.
İsrail’in ABD politikasına dış müdahalesini gizlemek için hiçbir ahlaki gerekçe yoktur.
Açıkça yalan söyleyen bir basın özgür değildir. Ancak sadece kısmi doğruları söyleyen bir basın daha da az özgür olabilir; zira bu yarım doğrular, basının özgür olmayışını gizleyen bir maske görevi görür.
Çeviri: YDH