İran'a yönelik askeri girişim askıda: İsrail, Trump'ın kararını bekliyor

img
İran'a yönelik askeri girişim askıda: İsrail, Trump'ın kararını bekliyor YDH

"Nihai karar hâlâ Washington'da şekilleniyor; çünkü operasyon sahasının karmaşıklığı, çevresel koşulların iç içe geçmesi, olası sonuçlar ve maliyetlerin değişkenliği henüz net bir tercih yapılmasını engelliyor."




Yahya Debbuk

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, İsrail'in İran konusunda stratejik karar alma kapasitesinin büyük ölçüde Washington'a bağımlı hale geldiğini belirtiyor. Trump'ın nasıl bir yol izleyeceğine dair belirsizlik, Tel Aviv'in askeri ve siyasi hazırlıklarını doğrudan etkiliyor. İsrail medyasına sızan değerlendirmeler; müzakere, sınırlı saldırılar, enerji altyapısını hedef alan geniş çaplı operasyonlar ve mevcut baskı politikasının sürdürülmesi gibi farklı senaryoları gündeme taşıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'e gerçekleştirdiği resmi ziyaretin sona ermesiyle birlikte İsrail, İran dosyasında Washington'dan çıkacak kararı beklemeye koyuldu. Tel Aviv yönetimi bir kez daha, stratejik inisiyatifi kendi elinde tutamadığı bir yol ayrımında bulunuyor.

Karar ise, çevresindekilerin dahi ne yapacağını öngöremediği tek bir kişinin iradesine bağlı görünüyor. Bu nedenle İsrail, gelişmeleri uzaktan izleyen ve yön tayin etmeye çalışan taraf konumunu koruyor.

İç siyasi hesaplarla dış dinamiklerin iç içe geçtiği bu tablo, karar alma süreçlerini daha da karmaşık hale getiriyor. Ortaya çıkan manzara, İsrail kurumlarının dış güçlerin dayattığı koşullarla ne ölçüde başa çıkabildiği ve özellikle ulusal güvenliği doğrudan ilgilendiren meselelerde askeri stratejisini belirsizlik ve bekleyiş üzerine ne kadar inşa edebileceği sorusunu da gündeme taşıyor.

İbranice medyaya sızdırılan ve "savaş hazırlıkları ile hedef bankası" başlığı altında aktarılan istihbarat bilgilerine göre, İsrail güvenlik çevreleri birkaç farklı senaryo üzerinde duruyor; ancak bunlardan herhangi biri için belirgin bir ağırlık verilmiş değil. Öne çıkan ihtimaller şöyle sıralanıyor:

ABD'nin İran'la yeniden müzakere sürecine dönmesi ve gerilimi belirli süreliğine donduracak "geçici bir anlaşma" arayışına girmesi.

"Özgürlük Projesi" çerçevesinde Hürmüz Boğazı'ndaki operasyonların yeniden canlandırılması yoluyla dolaylı askeri baskı seçeneğine dönülmesi; özellikle gemilerin kurtarılması ve deniz geçiş hattının açılmasına odaklanılması.

İran topraklarına yönelik kapsamlı bir savaşa girilmeden askeri baskının artırılması; bu kapsamda belirli hedeflere yönelik sınırlı ve "cerrahi" saldırılarla taktik sonuçlar elde edilmesi ya da caydırıcı mesaj verilmesi.

Uzun süreye yayılabilecek ve birden fazla cepheye genişleyebilecek yüksek yoğunluklu askeri operasyonlara yönelinmesi. İsrail'in tercih ettiği senaryo olarak öne çıkan bu yaklaşım, İran'daki enerji tesisleri ile kritik altyapının hedef alınmasını içeriyor. Tel Aviv, ekonomik sistemin omurgasına vurulacak darbelerin rejimi sarsabileceği ve çöküşe sürükleyebileceği görüşünde.

Mevcut durumun korunması ve İran limanlarına yönelik ablukanın sürdürülmesi; böylece Tahran'ın daha esnek şartlarla müzakere masasına dönmeye zorlanması.

Bu senaryolarla birlikte İsrail'in olası rolüne ilişkin tartışmalar da sürüyor. Değerlendirmeler, birbiriyle çelişen iki ihtimal üzerinde yoğunlaşıyor: Trump ya Tel Aviv'in askeri seçeneklere katılımını kabul edecek ya da İran'ın İsrail'e doğrudan füze saldırısıyla karşılık vermesi halinde sınırlı çatışmanın bölgesel savaşa dönüşmesinden çekinerek buna sıcak bakmayacak.

Washington'ın kaçınmaya çalıştığı ihtimal de tam olarak bu. Her durumda, İsrail tarafında Trump'ın nasıl bir yönelim izleyeceğine dair ciddi bir belirsizlik bulunduğu görülüyor.

Bu nedenle sağlam değerlendirmelerin yerini giderek tahminler alıyor. Söz konusu tahminler ise Tel Aviv'in istediği savaş ihtimaline yönelik temkinli iyimserlikle, tercih etmediği uzlaşılara dair artan stratejik kaygı arasında gidip geliyor.

Bu tablo karşısında ve henüz anlamı netleşmemiş işaretlere tam bağımlılık sürerken, karar alma çevrelerini kuşatan belirsizlik uzun vadeli planların oluşturulmasını güçleştiriyor.

Bu da, Trump hangi seçeneği benimserse benimsesin, ileride uygulama aşamalarını olumsuz etkileyebilecek bir hazırlık sorununa yol açıyor.

Risklerle çevrili bu boşluk içinde İsrail, birbirini tamamlayan iki paralel hatta mesaj vermeye çalışıyor. Bir yandan içeride tam teyakkuz halinde olduğu fikrini öne çıkarıyor; İran'a yönelik hedef bankasının hazır bulunduğunu, gelecekteki herhangi bir saldırının etkili sonuçlar doğuracağını savunuyor.

Öte yandan aynı mesajı Tahran'a da yöneltiyor; psikolojik savaş araçlarını kullanarak kapsamlı çatışmaya hazır olduğu izlenimini güçlendirmeye çalışıyor. Amaç, karşı tarafta tereddüt yaratmak ve siyasi bekleyiş sürse de operasyonel hazırlığın korunduğunu göstermek.

Bununla birlikte, İran'la yaşanabilecek bir çatışmanın gidişatı ve bunun Lübnan sahasına yansımaları konusunda Tel Aviv'de belirleyici göstergeler bulunmadığı açıkça görülüyor.

Nihai karar hâlâ Washington'da şekilleniyor; çünkü operasyon sahasının karmaşıklığı, çevresel koşulların iç içe geçmesi, olası sonuçlar ve maliyetlerin değişkenliği henüz net bir tercih yapılmasını engelliyor. İsrail'den sızan değerlendirmeler, İran'la savaşın yeniden başlaması halinde Washington'ın Lübnan sahasındaki kısıtlamaları gevşetebileceğini, böylece Beyrut ve Dahiye'nin yeniden yoğun saldırılara maruz kalabileceğini öne sürüyor.

Ancak aynı çevreler bunun ciddi bir bedeli olacağı uyarısını da yapıyor. Çünkü askeri sistemin İran'a yönelmesi, pratikte kaynak ve araçların Lübnan'dan çekilmesi anlamına gelecek.

Bu da Tel Aviv'in bölgesel gerilimi kullanarak Hizbullah'a karşı geniş çaplı operasyonlar yürütme kapasitesini zayıflatacak ve Lübnan sahasını gerekli operasyonel destekten mahrum bırakacak.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel