❝Bu proje; iddialı bir Etiyopya, destekleyici bir ABD, projenin ana yararlanıcılarından olan İsrail, teknik altyapıyı sağlayan Fransa ve finansman yükünü üstlenen BAE’den oluşan beşli bir sacayağının ürünüdür.❞
Muhammed Hasab er-Rasul
YDH- Bölge uzmanı Muhammed Hasab er-Rasul, el-Meyadin’de yayımlanan analizinde, Afrika Boynuzu’naki jeopolitik dengelerin ABD ve müttefiklerinin doğrudan müdahaleleriyle yeniden şekillendirilmeye çalışıldığını savunuyor. Hasab er-Rasul; ABD’nin diplomatik ve yaptırım gücü, İsrail’in stratejik hedefleri, BAE’nin finansal desteği, Fransa’nın askeri teknolojik kapasitesi ve Etiyopya’nın sahadaki rolü arasında kurulan koordinasyonu, bölge güvenliğini tehdit eden “yeni bir emperyalist blok” olarak tanımlıyor.
✱✱✱
Mayıs 2026’nın ikinci haftasında uluslararası haber ajansları, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iç belgelerine dayandırdıkları haberlerde, Washington yönetiminin 2021 yılından bu yana Eritre’ye uyguladığı yaptırımları gözden geçirmeye başladığını ve bu yaptırımları kaldırmaya hazırlandığına dair sinyaller verdiğini duyurdu.
Bu gelişme, bölgede barışı tesis etme iddiasıyla başlatılan “ABD-Etiyopya Stratejik Diyaloğu”nun imzalanmasıyla aynı döneme denk geldi.
Aynı süreçte Washington, yaptırımların başladığı dönemde Etiyopya ordusuna uyguladığı silah ve askeri teçhizat ihracatı yasağını da kaldırdı.
Bu hamle, Addis Ababa yönetiminin askeri cephaneliğini artık modernize edebileceği anlamına geliyor.
Bu adım, Etiyopya’nın bir yandan kendi iç güvenlik krizleriyle mücadele ettiği, diğer yandan Sudan’a karşı giderek daha saldırgan bir çizgi izlediği bir dönemde geldi.
Aynı süreçte Addis Ababa yönetimi, 15 Kasım 1962’de Eritre’nin ilhakı öncesindeki döneme benzer şekilde “kara ülkesi” statüsünden çıkmayı ve gerekirse askeri güç kullanarak yeniden denizlere erişim sağlamayı hedeflerken, bu karar ülkenin askeri kapasitesini artırmasının önünü açıyor.
Tüm bu adımlar, Batı Asya’daki savaşın gölgesinde Afrika Boynuzu’ndaki jeopolitik denklemi yeniden kurmak ve Etiyopya’nın, Eritre kıyılarını kullanarak Kızıldeniz’e erişimini sağlamak için Amerika’nın yürüttüğü yoğun diplomatik çabaların bir parçası olarak görülüyor.
Doğu Afrika kıyı şeridinin stratejik önemi, özellikle Yemen’in Gazze’ye desteğini açıklaması ve Sana’nın, "Siyonist-Amerikan saldırganlığına" karşı Tahran ile birlikte hareket etmeye hazır olduğunu ilan etmesinin ardından ciddi bir şekilde arttı.
Washington bu nedenle, Babülmendep Boğazı’na hakim konumdaki Massawa Limanı’nın kontrolünü Etiyopya’ya açarak, Kızıldeniz havzası ve Afrika Boynuzu üzerindeki jeostratejik hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor.
ABD, Eritre’nin Etiyopya’nın toprak iddialarına karşı takındığı sert tutumu yumuşatmak için yoğun çaba harcıyor.
Bu doğrultuda Washington, Asmara’ya uygulanan yaptırımların kaldırılması karşılığında, Addis Ababa ile barış yapılmasını ve Etiyopya’ya Massawa Limanı’na erişim izni verilmesini öngören bir "uzlaşı paketi" teklif etmiş durumda.
Sızan bilgilere göre taslak anlaşma, Etiyopya’ya Massawa Limanı üzerinden elli yıllık Kızıldeniz erişimi sağlanmasını ve bölgede bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını öngörüyor.
Metinde ayrıca durdurulan sınır komitesinin yeniden faaliyete geçirilmesi, istikrarı tehdit eden faaliyetlerin sonlandırılması ve taraflar arasında ekonomik entegrasyonu hedefleyen kapsamlı bir iş birliği mekanizmasının oluşturulması da yer alıyor.
Arap ve Türk ulusal güvenliğine yönelik tehditler
Etiyopya’nın Kızıldeniz’e açılması, jeopolitik dengeleri kökten sarsan yeni bir gerçeklik yaratıyor.
Bu durumun etkileri Eritre ve Afrika Boynuzu ile sınırlı kalmayacak; Arap ulusal güvenliğini ve Türkiye’nin stratejik çıkarlarını doğrudan hedef alan bir jeostratejik tabloyu da beraberinde getirecektir.
Tarih boyunca yayılmacı emelleri ve emperyalist özlemleriyle komşuları için sürekli bir tehdit oluşturan Etiyopya; geçmişte Batı’nın desteğiyle Somali, Cibuti ve Sudan’ın bazı bölgelerini topraklarına katmış, hatta ABD’nin onayıyla 1962’de Eritre’yi tamamen ilhak etmiştir.
Bugün ise Amerika ve İsrail’in artan ilgisiyle birlikte, benzer tehlikeler "bölgesel barış" maskesi altında yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Amerikan-İsrail desteği ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin finansmanı ile Eritre kıyısında kalıcı bir Etiyopya varlığı; bölge güvenliğini, küresel tedarik zincirlerini ve Arap Denizi’nden Süveyş Kanalı’na kadar uzanan Babülmendep Boğazı’ndaki deniz trafiğini derinden etkileyerek bölgenin tüm jeostratejik dokusunu değiştirecektir.
Bölgesel aktörler üzerindeki etkiler:
• Yemen: Karşı kıyıda planlanan Etiyopya askeri üssü, Sana’nın Gazze ve Tahran’a verdiği desteği açıkça ortaya koyduğu, Babülmendep ve Kızıldeniz’deki geçiş kurallarını yeniden belirleyerek Siyonist-Batı çıkarlarını hedef aldığı bir dönemde, Yemen için ciddi bir askeri güvenlik riski oluşturuyor.
• Suudi Arabistan: Riyad’ın, Etiyopya ile güçlenen bağları, BAE’nin 2020’den bu yana süregelen askeri desteğini ve ABD yaptırımlarının kalkmasıyla siyasi ağırlığını artıran bir Etiyopya’yı göz ardı etmesi mümkün değildir. Üstelik bu tehdit, Suudi kıyılarına sadece birkaç kilometre uzaklıkta filizlenmektedir.
• Sudan: Üç yılı aşkın süredir Etiyopya’nın da dahil olduğu çatışmalarla yıpranan Sudan, bu anlaşmanın hayata geçmesiyle tam bir kuşatma altına girecektir. Hartum’un yakın müttefiki Eritre’nin saf değiştirmesi, Sudan’ın deniz ablukasına girmesi ve stratejik derinliğini kaybetmesi anlamına geliyor.
• Mısır: Etiyopya’nın Kızıldeniz’in güney girişindeki varlığı, Mısır’ın Afrika Boynuzu’ndaki nüfuzunu ve bölgedeki tedarik zincirlerini baltalayacaktır. Dahası, ABD himayesindeki bu anlaşma, Kahire’yi Eritre ve Somali üzerinden Etiyopya’yı çevreleme stratejisinden mahrum bırakmaktadır. Bu durum, Mısır’ı "Büyük Etiyopya Rönesans Barajı" (GERD) krizindeki en güçlü kozlarını kullanabileceği zeminden uzaklaştırırken, Addis Ababa’ya Kahire ile ilişkilerinde yeni bir özgüven alanı açmaktadır.
• Somali: Etiyopya’nın denizde askeri üs edinmesi ve Mogadişu üzerindeki baskısını artırması; Somaliland’ın tanınması ya da Puntland ve Jubaland gibi bölgelerdeki ayrılıkçı eğilimlerin tetiklenmesiyle, ülkenin daha küçük parçalara bölünme riskini ciddi oranda yükseltmektedir.
Bu analiz ışığında, Washington'ın "bölgesel barış" adı altında yürüttüğü bu hamlelerin, Afrika Boynuzu'nun mevcut statükosunu sadece Etiyopya lehine değil, bölgedeki geleneksel müttefiklerin aleyhine olacak şekilde nasıl yeniden kurguladığını net bir şekilde görüyoruz.
Cibuti’nin durumu ise Somali’ninkinden farklı değildir; güvenlik, siyaset ve egemenlik alanlarındaki kayıpların yanı sıra, Etiyopya’nın dış ticaretinin yaklaşık %90’ını elinde tutan tekelini kaybetmesiyle ekonomik açıdan da ağır bir yara almaktadır. Bu tekel, Cibuti ekonomisine yıllık bir milyar dolardan fazla girdi sağlıyordu.
Addis Ababa’nın doğrudan denize erişim sağlaması, liman ve lojistik hizmetlerine bağımlı olan Cibuti ekonomisini derinden sarsacak; ülkeyi zorunlu bir geçiş noktası konumundan, ikincil bir seçenek hâline getirecektir. Bu durum, zaten kısıtlı kaynaklara ve kırılgan yapılara sahip olan ülkenin sosyal ve güvenlik dengelerini derinden tehdit etmektedir.
Söz konusu olumsuz etkiler sadece Yemen, Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer Arap ülkelerinin ulusal güvenliğiyle sınırlı kalmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliğini, Afrika Boynuzu’ndaki stratejik kazanımlarını ve yaklaşık yirmi yıldır ilmek ilmek işlediği bölgesel vizyonunu da doğrudan hedef alacaktır.
Washington ve Tel Aviv’in himayesinde kurulacak bir Etiyopya deniz üssü ve limanının, bu stratejik hattın kültürel, ekonomik ve askeri sacayaklarına yönelik açık bir müdahale olduğu aşikârdır.
Komşu limanlar ve Etiyopya’nın “deniz” hayali
Afrika’daki on altı kara ülkesinden biri olan Etiyopya, geleneksel olarak komşu devletlerin limanlarını herhangi bir sınır sorununa yol açmadan kullanma yolunu seçmiştir.
Ancak Etiyopya, emperyalist emelleri ve Batı ile geliştirdiği derin ittifakları nedeniyle bu genel uygulamadan ayrışmaktadır.
Sudan ve Cibuti, Etiyopya’ya ticari açıdan uygulanabilir ekonomik çözümler sunmasına rağmen, Addis Ababa yönetimi "denize egemen erişim" ısrarından vazgeçmemiştir.
Bu amaçla önce Berbera Limanı için Somali’ye yönelmiş, ardından Eritre’deki Massawa Limanı’nı "geri almaktan" bahsetmeye başlamıştır.
Burada asıl motivasyonun ticari bir ihtiyaçtan ziyade, bir deniz üssü kurma arzusu olduğu görülmektedir.
İran’a yönelik bölgesel gerilimin tırmanması, Eritre limanlarını bir kez daha merkezî bir konuma yerleştirdi.
Washington ve Tel Aviv; geniş çaplı bir bölgesel çatışmadan duydukları endişeyle, Addis Ababa’nın denizcilik hedeflerine ulaşması için diplomatik ve siyasi baskıyı artırmaya; askerî seçenekleri ise masada tutulabilir bir alternatif hâline getirmeye yönelmiştir.
Etiyopya Deniz Üssü: 2018 Yasası ve 2019 Anlaşması
Aralık 2018’de Etiyopya Parlamentosu, Mengistu Haile Mariam rejiminin çöküşüyle dağılan donanmanın yeniden inşasına dair yasayı onayladı.
Sadece üç ay sonra, yeni Etiyopya donanması için subay yetiştirmek ve filoyu kurmak amacıyla Fransa ile kapsamlı bir anlaşma imzalandı.
Addis Ababa ile Paris arasındaki bu askerî iş birliği, Etiyopya’nın operasyonel kapasitesini geliştirmek adına hız kesmeden sürmektedir.
Bu süreç; iddialı bir Etiyopya, destekleyici bir ABD, projenin ana yararlanıcılarından olan İsrail, teknik altyapıyı sağlayan Fransa ve finansman yükünü üstlenen BAE’den oluşan beşli bir sacayağının ürünüdür.
Bu iş birliği ağı, Etiyopya’nın tarihsel özlemlerini ve demografik potansiyelini kullanarak Afrika Boynuzu’nu yeniden şekillendirmeyi ve Batı-İsrail eksenli projeye taze bir soluk kazandırmayı hedeflemektedir.
Nihayetinde bu proje, milenyumun başında başlayan stratejik gerilemeyi geride bırakarak, bölgede çok daha iddialı bir dönemi başlatmayı amaçlıyor.
Isaias Afwerki: Teslimiyet mi, direniş mi, yoksa stratejik bir manevra mı?
Etiyopya’nın ABD destekli denize erişim projesi, Eritre’nin içinden geçtiği ağır ekonomik ve siyasi buhran dönemine denk geliyor.
Eritre yönetimi, Etiyopya’nın bölgedeki emellerini boşa çıkarmak ve toprakları ya da karasuları üzerinde bir Etiyopya tahakkümünü engellemek adına sınırlı askerî ve demografik kaynaklarını seferber etmiş durumda.
Etiyopya’nın denize erişimi bir "beka meselesi" olarak sunduğu söylemler sertleşirken, Eritre sınır boyunca yaptığı askerî yığınakla en kötü senaryoya hazırlandığını gösteriyor.
Nüfusu 130 milyonu aşan Addis Ababa’nın, 4 milyonun altındaki Eritre’ye kıyasla sahip olduğu askerî ve ekonomik üstünlük, ayrıca Batı ve bölgesel güçlerle kurduğu ilişkilerle birleştiğinde belirgin bir güç asimetrisi ortaya çıkıyor.
Bu tablo, Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki’nin, dengelerin bu kadar aleyhine olduğu bir ortamda ağır bedeller doğurabilecek bir çatışma rotasını göze alıp almayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Bu sorunun cevabı tek bir "evet" veya "hayır"a sığmayacak kadar karmaşık.
Afwerki; stratejik sabrı olan, güç dengelerini okuma yeteneğine ve yüksek manevra kabiliyetine sahip inatçı bir lider.
Ülkesinin bölgesel ve küresel güç oyunlarında bir varlık göstermesi gerektiğinin; Pekin, Moskova, Riyad, Kahire ve Ankara’nın çıkarlarını gözeterek vatanını koruyacak yeni denklemler kurması gerektiğinin farkında.
Aynı zamanda Addis Ababa’nın iç meselelerini ve etnik çatışmalarını ustalıkla kullanarak, Etiyopya’nın Eritre kıyılarına yönelik yayılmacı iştahını frenliyor.
Bu başkentlerin stratejik çıkarlarını da kendi lehine bir denge unsuru olarak kullanmaya çalışıyor.
Özetle Afwerki’nin izleyeceği yol; ülkesinin birliğini ve egemenliğini korumak için destek arayışına girmek, ustaca manevralar yapmak ve elindeki kartları yeniden dağıtmaktan geçiyor.
Bu noktada Arap devletlerinin, projenin taşıdığı gerçek tehlikeyi kavraması ve iki ülke arasındaki "barış" gibi sunulan yanıltıcı senaryolara kapılmaması hayati önem taşımaktadır.
ABD ve İsrail’in himayesinde, BAE’nin finansal desteği ve Fransız teknik uzmanlığıyla yürütülen bu proje; Batı Arap Denizi’ni, Güney Kızıldeniz’i ve Babülmendep Boğazı’nı kökten değiştiriyor. Bu sürecin nihai mağlubu ise Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz havzasındaki jeopolitik dengenin geleceği olacaktır.
Bu tehdide karşı münferit Arap girişimleri sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. İhtiyaç duyulan şey; kolektif bir uyanıklık, proaktif ve alışılagelmişin dışında bir diplomasi anlayışı ile bölgesel karşı ittifakların inşasıdır.
Bu projenin Arap ulusal güvenliğinin kalbine saplanmadan ve Türkiye’nin stratejik kazanımlarını baltalamadan önce durdurulması için tüm diplomatik ve stratejik kaldıraçların gecikmeksizin devreye sokulması elzemdir.
Çeviri: YDH
