Eski İngiliz diplomat Alastair Crooke, İran merkezli bölgesel krizin küresel jeopolitik sistemi kökten değiştirdiğini ve Batı merkezli hegemonya modelini çöküşün eşiğine getirdiğini açıkladı.
YDH - İran savaşının küresel jeopolitik üzerindeki etkilerini değerlendiren Çatışma Forumu Kurucusu ve Direktörü, eski İngiliz diplomat Alastair Crooke, yaşanan sürecin sadece bölgesel bir kriz ya da ABD için stratejik bir yenilgi olmadığını, dünya jeopolitiğinin tüm parametrelerini yeniden kuran yapısal bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen'ın programına katılan Crooke, bu büyük dönüşümden doğrudan etkilenen üç ana aktör olan İsrail, Rusya ve Çin eksenindeki kırılmaları ayrıntılı verilerle analiz etti.
İsrail iç siyasetinde ve askeri karar mekanizmalarında yaşanan derin krize işaret eden Crooke, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun siyasi ve hukuki bir çıkmaza girdiğini vurguladı.
Netanyahu’nun bir anlaşma olasılığı karşısında çaresizlik içinde olduğunu belirten Crooke, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Netanyahu bir anlaşma olasılığı karşısında tamamen çaresiz durumda ve kendi geleceğinden büyük endişe duyuyor. Biliyorsunuz ki hakkında devam eden ve hapis cezasıyla sonuçlanabilecek yolsuzluk davaları var. Donald Trump’ın kendisi için sağlamaya çalıştığı af girişimleri de şu ana kadar sonuç vermedi. Netanyahu’nun asıl talebi, hakkındaki tüm davaların suçlama listesinden tamamen silinmesi ve çöpe atılmasıdır, ancak bu gerçekleşmedi. İsrail içindeki siyasi değerlendirmeler, Netanyahu’nun Eylül veya Ekim ayında yapılması muhtemel bir seçimde yenilgiyle yüzleşmektense, hükümetten erken istifa etmeyi tercih edebileceğini gösteriyor."
"İsrail beş veya altı kazanılamaz savaşa sıkışmış durumda"
İsrail kamuoyunda savaşın başlangıcında var olan "ABD’nin savaşa dahil olarak İran’ı yok edeceği" yönündeki büyük beklentinin yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktığını kaydeden Crooke, askeri gerçekliğin artık İsrail toplumunda kabul edilmeye başlandığını ifade etti.
Crooke, durumu şöyle özetledi:
"Artık İsrail’de İran’ın bu savaşı kazandığı, dolayısıyla İsrail ve ABD’nin savaşı kaybettiği gerçeği içselleştiriliyor. Bu durum Büyük İsrail projesinin tamamen çöküşü anlamına gelen çok derin tartışmaları tetikliyor. İsrail şu anda beş veya altı kazanılamaz savaşa sıkışmış durumda ve hiçbir cephede işler iyi gitmiyor. Gazze, Batı Şeria ve özellikle Lübnan cepheleri oldukça kötü durumda. Genelkurmay Başkanı’nın da belirttiği gibi, bu süreci yönetebilmek için ordunun elindekinden altı kat daha fazla tümene ihtiyacı var. Asker yetersizliğiyle karşı karşıyalar ve bu krizden çıkış yolları yok. İran, İsrail’i bu derinleşen krizden çıkaracak sihirli bir formül olarak görülüyordu ancak bu beklenti boşa çıktı."
Bu askeri tıkanıklığın İsrail’in kuruluş felsefesine yönelik tartışmaları yeniden başlattığına dikkat çeken Crooke, bazı üst düzey yetkililerin ülkenin kurucu lideri David Ben-Gurion’un doktrinine dönmeyi tartıştığını aktardı.
Crooke, "Ben-Gurion, İsrail’in coğrafi olarak küçük, nüfusu ve kaynakları kısıtlı bir ülke olduğunu, bu yüzden sınırları içinde kalması gerektiğini savunuyordu. Savaşın siyasetin bir uzantısı olduğu ilkesini benimseyerek, büyük bir düzenli ordu yerine yedek askerlere dayalı profesyonel bir yapı öngörmüştü. Bugün İsrail, kendisini Orta Doğu’nun hegemonyası yapma yönündeki bu devasa projede aşırı yayılmış durumda ve başlattığı tüm savaşların içinde tuzağa düştü" ifadelerini kullandı.
"Rusya İran'ın konvansiyonel füzelerle Batı'yı geri adım attırma taktiğini benimsiyor"
Küresel sistemdeki ikinci büyük kırılmanın Rusya cephesinde yaşandığını belirten Crooke, Rusya’nın nükleer caydırıcılık ve askeri doktrininde köklü bir değişim sürecine girdiğini söyledi.
Rus dış politikasının etkili isimlerinden Sergey Karaganov’un son makalesine atıfta bulunan Crooke, Rusya’nın İran’ın askeri stratejisinden dersler çıkardığını kaydetti. Crooke, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Rusya yönetiminde çok önemli bir dönüm noktasına şahit oluyoruz. Sergey Karaganov, Rusya’nın İran’ın konvansiyonel füze gücünü kullanarak hassas Batılı hedefleri vurma taktiğini örnek alması gerektiğini açıkça yazdı. İran bunu yaptığında Batı geri adım attı ve geri çekildi. Karaganov, Rusya’nın bu İran dersini kendi askeri stratejisine entegre etmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca nükleer caydırıcılığa yeniden dönülmesi gerektiğini belirtiyor, çünkü Batı artık Rusya’nın nükleer gücüne inanmıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Batı’da oluşan zafer sarhoşluğu nedeniyle, Rusya’nın nükleer kapasitesine dair her uyarı Batılı karar vericiler tarafından içi boş bir retorik olarak görülüyor."
Avrupalı liderlerin Rusya ile savaş söylemini histerik bir boyuta taşıdığını ve ekonomik olarak intihar niteliğinde adımlar attığını ifade eden Crooke, üçüncü ülkeler üzerinden alınan Rus enerji kaynaklarına yönelik yaptırım baskılarının Avrupa’yı derin bir ekonomik çöküşe sürüklediğini ekledi.
"Karar merkezleri Baltık ülkeleri değil, doğrudan Londra, Paris ve Berlin'dir"
Ukrayna savaşı bağlamında tırmanan gerilime de değinen Crooke, İngiltere’nin Ukrayna’ya uzun menzilli füzeler ve binlerce insansız hava aracı gönderme kararını eleştirdi.
Bu silahların NATO hava sahası kullanılarak Rusya topraklarına fırlatılmasının tehlikeli bir yanılgıya dayandığını belirten Crooke, Rusya’nın olası askeri yanıtı konusunda şu uyarıyı yaptı:
"İngiltere ve diğer NATO ülkeleri, Baltık bölgesindeki NATO hava sahasını kullanarak Rusya’nın St. Petersburg gibi şehirlerini hedef alıyor ve NATO’nun beşinci maddesinin kendilerini koruyacağını varsayıyor. Ancak Rusya çok net bir şekilde artık doğrudan karar alma merkezlerini hedef alacağını duyurdu. Bu karar merkezleri Letonya veya diğer Baltık ülkeleri değildir; Rusya bu planların nerede yapıldığını çok iyi biliyor. Karar merkezleri doğrudan Londra, Paris ve Berlin’dir."
Çin’in de bu yeni jeopolitik denklemde sessiz ancak son derece kararlı adımlarla ABD hegemonyasına meydan okuduğunu belirten Crooke, Pekin yönetiminin ekonomik alanda çok sert tedbirler almaya başladığını söyledi.
Çin’in ABD finans piyasalarına erişimi kısıtladığını, dijital para birimleri üzerinden doların hakimiyetini sınırladığını ve kendi tahvil piyasasını Avrupa yatırımlarına açarak güçlendirdiğini ifade etti.
"Avrupa ülkeleri askeri ve finansal olarak Rusya ile savaşabilecek durumda değil"
Program yöneticisi Glenn Diesen'ın, Batı’nın kendi kontrolündeki alanlarda savaşı sürdürme lüksünün sona erdiğine ve Rusya’nın nükleer eşiği aşmaya zorlandığına yönelik tespiti üzerine Crooke, Avrupalı liderlerin içinde bulunduğu kayıtsızlık durumunun küresel bir felakete yol açabileceğini belirtti.
Crooke, şöyle devam etti:
"Buradaki en büyük tehlike, Avrupa’nın olup bitenlerden tamamen habersiz olması ve bu durumu bir başarı gibi kutlamasıdır. Rusya’daki yurt binalarına yapılan ve sivillerin ölümüne yol açan saldırılar Rus halkında ve liderliğinde büyük bir öfke yarattı, ancak Batı bunu görmezden geliyor. Avrupa ülkeleri ne askeri ne de finansal olarak Rusya ile savaşabilecek durumda değil. Mühimmatları ve paraları yok. Tüm umutlarını Donald Trump’ın siyaset sahnesinden çekilmesine ve yeni bir Amerikan yönetiminin kendileriyle birlikte Rusya’ya karşı savaşa girmesine bağlamış durumdalar. Bu tamamen bir Avrupa fantezisidir."
"Hürmüz Boğazı'nın kontrolü petrodolar sisteminin sonunu getirecektir"
Bölgesel güvenlik mimarisinin geleceğine dair değerlendirmelerde bulunan Crooke, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin ABD dışı, bölge odaklı yeni bir güvenlik yapısı arayışında olduğunu doğruladı.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün küresel finansal sistem için ölümcül sonuçlar doğuracağını ifade eden Crooke, analizini şu verilerle tamamladı:
"Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve buradan geçiş yapan gemilerden alınacak çevre vergileri gibi uygulamalar, petrodolar tabanlı ekonomik mimarinin sonunu getirecektir. Körfez’in 1973’ten beri Wall Street’e akan finansal kaynakları, Batı’daki sanal finansallaşmanın en büyük motoruydu. İran şimdi doğrudan bu finansal yapıya meydan okuyor. Körfez ülkeleri eğer petrol ve gaz ihraç etmeye devam etmek istiyorlarsa, İran ile yapıcı ilişkiler kurmak zorunda olduklarını anladılar. ABD askeri korumasının bölgeden çekildiği bu yeni dönemde, yapay zeka merkezleri ve devasa teknoloji yatırımlarının güvenliği de ancak İran ile kurulacak istikrarlı bir ilişkiyle mümkün olabilir."
Crooke, ABD’nin Ukrayna, Körfez ve Tayvan arasında askeri kaynaklarını aşırı yaydığını, ancak hiçbir cephede kesin bir askeri başarı elde edemediğini belirterek, Batı merkezli küresel sistemin kaçınılmaz bir güç dağılımı ve yapısal dönüşüm sürecinden geçtiğini sözlerine ekledi.