Savunma analisti Sawhney: Hürmüz Boğazı'nda kontrol Tahran'da

img
Savunma analisti Sawhney: Hürmüz Boğazı'nda kontrol Tahran'da YDH

Uluslararası güvenlik ve savunma analisti Pravin Sawhney, ABD ile İran arasında müzakereleri yürütülen mutabakat zaptına dair değerlendirmelerde bulundu. Sawhney, bölgedeki kalıcı barışın ancak ABD askeri varlığının son bulması ve çok kutuplu yeni dünya düzeninin kabul edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.




YDH - Uluslararası güvenlik ve savunma stratejileri uzmanı Pravin Sawhney, ünlü yayıncı ve küresel gelişmeler analisti Mario Nawfal’ın programına katılarak son 48 saatte ABD ve İran arasında yürütülen diplomatik temasları, sızdırılan anlaşma maddelerini ve Fars Körfezi’ndeki askeri dengeleri değerlendirdi.

Kamuoyunda "İslamabad Anlaşması" olarak adlandırılan ve Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelere ilişkin detayları paylaşan Sawhney, sahadaki askeri gerçeklerin ve küresel güç dengelerinin tamamen değiştiğini vurguladı.

Programın açılışında konuşan yayıncı Mario Nawfal, iki taraftan da anlaşmanın içeriğine dair sızıntılar olduğunu belirterek, İran resmi haber ajansı Fars’ın da mutabakat taslağının nihai onay için Tahran’daki en üst düzey karar mercilerine sunulduğunu bildirdiğini aktardı.

Nawfal, ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya üzerinden yaptığı, "İran’ın sahte basına sızdırdığı şartların bizim üzerinde uzlaştığımız şartlarla hiçbir ilgisi yoktur" yönündeki sert açıklamasına dikkat çekerek, bu durumun bir gün önceki iyimser havayla çeliştiğini dile getirdi.

"İran savaş alanında kazandığı zaferden geri adım atmayacaktır"

Diplomatik süreçleri değerlendiren analist Pravin Sawhney, sızdırılan şartlar ne olursa olsun İran’ın kesinlikle taviz vermeyeceği temel parametreler olduğunu belirtti. Sawhney, şu ifadeleri kullandı:

"Bu anlaşma süreci nihayetinde İran liderliğinin kararına bağlıdır. Onay çıksa bile önümüzde aşılması gereken 60 günlük kritik bir müzakere dönemi bulunuyor. Benim değerlendirmeme göre, İran’ın asla ödün vermeyeceği üç temel husus vardır. Birincisi, Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi üzerindeki mutlak devlet otoritesidir. Tahran yönetimi, bu stratejik su yollarının kontrolünü başka hiçbir yapıya veya uluslararası güce devretmez. Bu konuda Çin ve Rusya gibi iki büyük küresel gücün tam desteğine sahipler."

İran’ın bölgedeki pozisyonunu "savaş sonrası" bir gerçeklik üzerine kurduğunu vurgulayan Sawhney, Tahran yönetiminin diplomatik adımlarını askeri kazanımlarına dayandırdığını belirterek şöyle devam etti:

"Geçtiğimiz mayıs ayında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir buçuk saatlik çok kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Ardından Pekin’e giderek Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile bir araya geldi. Tahran’a döndüğünde ise İran’ın savaş sonrası yeni bir bölgesel güvenlik çerçevesi arayışında olduğunu açıkça ilan etti. Burada iki önemli unsur var. Birincisi, İran açısından bu savaş askeri olarak kazanılmıştır ve bu somut bir gerçektir. Dolayısıyla artık savaşın nasıl başladığı değil, savaş sonrasının nasıl inşa edileceği konuşulmaktadır. İran bugün sahayı tamamen domine etmektedir."

"Bölgesel sorunların çözümü için dış güçlerin gitmesi gerekiyor"

Pravin Sawhney, Rusya ve Çin tarafından desteklenen yeni bölgesel çerçevenin aslında küresel güç dengelerindeki köklü değişimin bir yansıması olduğunu savundu. Sawhney, yeni dünya düzenine ilişkin görüşlerini şu sözlerle aktardı:

"Tahran’ın bahsettiği bu bölgesel çerçeve, çok kutuplu yeni dünya düzeninin artık bir fantezi değil, yaşayan bir gerçeklik haline geldiğinin en somut kanıtıdır. Bu vizyon, bölgesel sorunların ancak bölgesel aktörler tarafından çözülebileceğini öngörür. Bunun doğal sonucu olarak, dış güçlerin yani Amerikalıların bölgeyi tamamen terk etmesi gerekmektedir. Mutlak ve tek taraflı güvenlik anlayışı yerine, kolektif güvenlik ve ortak kalkınma öncelikli hale gelecektir. İran’ın taviz vermeyeceği üçüncü husus ise Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamında sahip olduğu meşru nükleer haklarıdır. Bu üç temel sütunda Rusya ve Çin’in desteğini arkasına alan ve sahada zafer kazanmış bir İran, hiçbir şekilde geri adım atmayacaktır."

"Hark Adası’na yönelik askeri operasyon stratejik bir felaket olur"

Yayıncı Mario Nawfal’ın, Donald Trump’ın daha önce dile getirdiği "Hark Adası’nı ele geçirme ve İran’ı ağır şekilde bombalama" tehditlerini hatırlatması üzerine Sawhney, böyle bir askeri senaryonun sahadaki askeri gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmadığını ifade etti.

Hark Adası’nın savunma altyapısının hafife alınamayacağını belirten analist, şu teknik detayları paylaştı:

"Hark Adası’na yönelik herhangi bir askeri müdahale girişimi, çok büyük bir askeri hata ve feci bir stratejik yenilgiyle sonuçlanır. Bu adanın coğrafi konumuna baktığımızda, İran ana karasından yaklaşık 25 kilometre açıkta yer aldığını görürüz. Hürmüz Boğazı’ndan kuzeybatıya doğru İran kıyısı boyunca yaklaşık 650 kilometrelik bir hat üzerindedir. İran ordusu yıllar içinde burada kesintisiz ve çok katmanlı bir gözetleme ağı kurdu. İnsansız hava araçları, kıyı radarları ve keşif balonlarıyla bölgeyi 24 saat izliyorlar. Bunun da ötesinde, adayı adeta bir kaleye dönüştüren, askeri literatürde erişimi engelleme ve bölgeyi hapsetme olarak bilinen çok güçlü savunma sistemleri yerleştirdiler."

Tahran’ın adadaki askeri tahkimatına ilişkin ayrıntılı analizler sunan Sawhney, doğrudan alıntılarla askeri imkansızlıkları şu şekilde özetledi:

"İran’ın bu bölgede henüz operasyonel olarak sahaya sürmediği, Kuzey Kore teknolojisiyle geliştirilmiş denizaltıları barındıran yer altı tünelleri, yüksek süratli askeri hücum botları ve çok sayıda gemisavar güdümlü füzesi bulunuyor. Dolayısıyla buraya yönelik bir çıkarma operasyonu tamamen imkansızdır. Çünkü hantal çıkarma gemileri, muhriplere kıyasla çok yavaş hareket eder ve bu yoğun savunma hattını geçmeleri mümkün değildir. Havadan indirme birlikleri planına gelince; askerlerinizi adaya indirmeyi başarsanız bile onları orada nasıl hayatta tutacaksınız? Bu birliklerin kesintisiz bir hava savunma şemsiyesine ihtiyacı olacaktır, oysa ada tamamen İran ana karasındaki füzelerin ve topçuların doğrudan menzilindedir. Sonuç olarak, Hark Adası’nı elde tutmak imkansızdır ve böyle bir macera sadece büyük bir kan banyosuyla neticelenir."

"Körfez’deki ABD üsleri tasfiye edilmeden egemenlik korunamaz"

Programda İsrail medyasında yer alan ve İran’ın nükleer programını sınırlamayı, Hürmüz Boğazı’nı tamamen açmayı ve karşılıklı askeri eylemsizliği içeren mutabakat iddiaları da masaya yatırıldı.

Sawhney, geçici ateşkeslerin ve kağıt üzerindeki metinlerin yapısal sorunları çözemeyeceğini, özellikle Körfez’deki Amerikan askeri üslerinin varlığının egemenlik kavramıyla çeliştiğini belirtti:

"Bir ülkenin topraklarında yabancı askeri üsler bulunuyorsa, o ülkenin tam anlamıyla egemen olduğunu iddia edemezsiniz. Körfez ülkeleri kendilerini egemen sayabilirler ancak güvenlik konusunda tamamen Washington’a bağımlı durumdalar. Eğer bu üsleri gönderip Çin ve Rusya’yı da kapsayan kolektif bir güvenlik mimarisine geçerlerse, o zaman gerçek anlamda egemen devletler olurlar. Amerikan askeri varlığının Körfez’deki Arap ülkelerinden çekilmesinin üç devasa jeopolitik sonucu olacaktır."

Sawhney, bu sonuçları ekonomi, küresel finans ve askeri bütçeler üzerinden şöyle detaylandırdı:

"İlk ve en büyük darbe petrol doları sistemine inecektir. İran’ın yeni bölgesel çerçevede ısrarla vurguladığı konulardan biri, ticaretin yerel para birimleriyle yapılması ve yerel ödeme sistemlerinin kurulmasıdır. Petrol dolar mekanizmasının çökmesi, ABD ekonomisini ve küresel hegemonyasını telafi edilemez bir krize sokar. Pentagon’un 2027 yılı için talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık devasa askeri bütçeyi nasıl finanse edeceksiniz? Bu durum, ABD’nin dünya genelindeki diğer 750 askeri üssü üzerinde de yıkıcı bir domino etkisi yaratacaktır. İkinci olarak, bu çekilme küresel güneyin yükselişini hızlandıracak, egemen eşitliği savunan Rusya-Çin vizyonunun kesin zaferi olacaktır."

"Batı Asya coğrafyasının çöle dönmesini istemiyorlarsa gerçekçi olmalılar"

Müzakerelerin uzun vadeli geleceğine dair kötümser bir tablo çizen Sawhney, ABD hükümetinin küresel sistemdeki gerilemesini kabul etmekte zorlandığını belirtti.

Trump yönetiminin "Amerika’yı Yeniden Harika Yap" sloganı altındaki küresel liderlik iddiasının artık sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini söyleyen analist, tarafların kontrolsüz tırmanmadan kaçınmak zorunda olduğunu vurguladı:

"ABD ve müttefikleri için askeri seçeneklerin tükendiğini anlamak gerekiyor. 39 gün boyunca havadan bombalama kampanyası yürüttüler ama İran’ın direncini kıramadılar. İran’ın enerji altyapısının hedef alınması fikri ise tam bir felakettir. Çünkü İran’ın enerji şebekesi, Körfez ülkelerinin aksine tamamen merkezsizleştirilmiştir. Ülke genelinde, Irak sınırına kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmış 130’dan fazla elektrik santrali ve enerji istasyonu bulunuyor. Buraları bombalamaya kalkışırsanız, tüm Batı Asya’yı yaşanmaz bir çöle çevirirsiniz. Bu sadece bölgeyi değil, tüm küresel ekonomiyi dipsiz bir uçuruma sürükler."

Sawhney, tırmanma kontrolünün önemini şu sözlerle tamamladı:

"Savaşta en kritik kural, tırmanmanın kontrolünü elinizde tutmaktır. Bu kontrolü kaybettiğiniz an, askeri ve siyasi hedeflerinize ulaşmanız imkansız hale gelir. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin son dönemde Tahran ile yoğun bir diplomatik diyalog içine girmesinin ana sebebi de budur. Bu ülkeler milyarlarca dolarlık teknoloji, veri merkezleri ve vizyon projeleri inşa ettiler. Olası bir çatışmada ilk havaya uçacak olanlar Körfez’deki Amerikan askeri varlıkları ve bu kritik altyapı tesisleridir. Bu yüzden her iki taraf da ne kadar zor olursa olsun diplomatik bir çıkış yolu bulmak zorundadır."



Makaleler

Güncel