ABD ve İran arasındaki bölgesel mutabakatın bir parçası haline getirilen Lübnan dosyası, Katar arabuluculuğunda yeni bir aşamaya geçiyor.
YDH- Lübnan'da ateşkesin sağlanması ve İsrail güçlerinin Güney Lübnan'dan çekilmesini içeren müzakereler, Washington ile Tahran arasında kurulan yeni diplomasi ekseniyle tamamen yeni bir çehreye büründü.
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in, Lübnan dosyasını İran ile yürütülen müzakerelerin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini açıklaması, Tel Aviv yönetimi için stratejik bir şok etkisi yarattı.
Washington ile Tahran arasındaki görüşmelerin merkezinde yer alan Katar, Fransa ve Birleşmiş Milletler gibi aktörleri dışarıda bırakan, doğrudan İsrail ile Hizbullah arasında yürütülecek dolaylı müzakerelere arabuluculuk etme yetkisini aldı.
"Doha-2" olarak adlandırılan ve Lübnan'ın siyasi yapısının yeniden kurgulanmasını da hedefleyen bu süreçte; Katar, İran-Amerikan müzakerelerinden aldığı güçle İsrail'e uymak zorunda kalacağı bir eylem planı dayatmayı hedefliyor.
Washington'daki beşinci tur müzakerelere hazırlık sürecinde öne çıkan en kritik gelişme, ateşkesi izlemek ve İsrail'in çekilme takvimini yönetmek üzere üçlü bir "denetim hücresi" kurulması önerisi oldu.
Bu mekanizma, Güney Lübnan'daki işgalin tamamen sona ermesi ve Lübnanlı esirlerin serbest bırakılmasını içeren kalıcı bir barış süreci için ön hazırlık teşkil ediyor.
Ancak İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, kendi kontrolü dışındaki her türlü uluslararası veya bölgesel düzenlemeyi reddederek süreci sabote etme sinyalleri veriyor.
Tel Aviv, bu denetim mekanizmasının Lübnan'daki askeri hareket özgürlüğünü kısıtlayacağından ve "güvenlik bölgesi" stratejisini geçersiz kılacağından endişe ediyor.
Müzakerelerin merkezindeki "pilot bölge" uygulaması, Kefar Tibnit ve Şakif çevresinde denetlenmeye başlandı.
ABD'nin önerdiği plana göre, Litani Nehri çevresinde bir tampon bölge oluşturulacak ve İsrail güçlerinin çekilmesiyle eş zamanlı olarak Lübnan ordusu Amerikan gözetiminde bölgeye konuşlanacak.
İsrail kaynakları, ordunun "sarı hat" olarak bilinen bölgeden aşamalı çekilmeye hazır olduğunu doğrularken, Tel Aviv'in en büyük talebi olan "Hizbullah'ın silahsızlandırılması" konusu ise hâlen müzakerelerin en çetrefilli düğümünü oluşturuyor.