Trump rejimi, İran'la yapılan mutabakatı "zafer" olarak sunarken, Washington'daki siyasi ve medya çevreleri de Gazze'den NATO'ya kadar birçok başlıkta sahadaki gerçeklerle çelişen bir başarı anlatısını sürdürmeye çalışıyor.
YDH- Foreign Policy dergisinde yayımlanan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile imzaladığı mutabakat zaptının ardından ilan ettiği "zafer" söyleminin, gerçekte sahadaki tabloyla örtüşmeyen bir "siyasi yanılsama" ürettiği belirtildi.
Analizde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde kullanılan ve kaybedilmiş toprakları hâlâ imparatorluğun parçası gibi gösteren haritalara atıfta bulunularak, Trump'ın İran'la yapılan anlaşmayı sunuş biçiminin de benzer bir "görkem yanılsaması" yarattığı vurgulandı.
Yazar, Trump'ın mutabakatın ardından sosyal medya hesabından İran'ın "askeri olarak tamamen yenildiğini" ve "Amerika'nın geri döndüğünü" ilan ettiğini hatırlatarak, anlaşmanın ise önemli meseleleri gelecekteki müzakerelere bırakan ve Washington açısından “belirsizlikler” içeren bir çerçeve sunduğunu söyledi.
"Washington gerçeklerle yüzleşmek istemiyor"
Analizde, Trump'ın söylemlerinin tek başına açıklayıcı olmadığı, asıl sorunun Washington'daki siyasi ve medya çevrelerinin bu anlatıyı sorgulamaktan kaçınması olduğu ifade edildi.
Yazar, son bir yılın ABD'de "kolektif inkâr kapasitesini" gözler önüne serdiğini belirterek, birçok yorumcunun ve siyasetçinin "başarı" anlatısını sürdürmek için gerçek tabloyu görmezden geldiğini söyledi.
Bu durumun en belirgin örneklerinden birinin Gazze anlaşması olduğu belirtilen analizde, Trump'ın büyük törenlerle duyurduğu "Barış Kurulu" girişiminin hiçbir zaman hedeflenen ikinci aşamaya ulaşamadığı kaydedildi.
Analizde, Hamas'ın silahsızlandırılmadığı, İsrail'in Gazze'den çekilmediği ve Barış Kurulu'nun kayda değer bir işlev üstlenmediği ifade edildi.
Buna rağmen Washington'daki çok sayıda yorumcunun “iyimserliğini” koruduğu belirtilerek, eski ABD'li müzakereci Dennis Ross'un "Hamas'a alternatif oluşturma fırsatı" gördüğü, Washington Institute'tan Robert Satloff'un ise Gazze'de "umut ışıkları" bulunduğunu söylediği hatırlatıldı.
Yazar, aradan geçen aylara rağmen Hamas'ın Gazze'deki varlığını sürdürdüğünü ve bölge halkının vaat edilen elektrik altyapısından mahrum kaldığını vurguladı.
NATO örneği: "Gerçeklik ile söylem arasındaki uçurum"
Analizde, benzer bir durumun NATO konusunda da yaşandığı vurgulandı.
Bu yılın başlarında Danimarka hükümetinin, ABD'nin Grönland'a yönelik olası bir müdahalesinden endişe duyduğu için adaya ilave askeri güç gönderdiği, kan stokları hazırladığı ve bazı havaalanlarını imha etmeye yönelik planlar yaptığı belirtildi.
Buna karşın düşünce kuruluşlarının yayımladığı raporlarda bu durumun yalnızca "ittifak içi sürtüşmeler" olarak tanımlandığı ve NATO'nun kriz içinde olmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldığı ifade edildi.
Yazar, ABD Başkanı'nın başka bir NATO üyesinin toprağını işgal etmekle tehdit ettiği bir ortamda, Washington'un NATO'nun 5. maddesine bağlılığının sorgulanması gerektiğini söyledi.
Analizde, bunun "1907'de Osmanlı'nın Mısır üzerindeki kontrolü kadar kurguya dönüşmüş bir durum" olduğu kaydedildi.
"Trump'ın hedefleriyle ilgili varsayımlar gerçekçi değil"
Foreign Policy'deki analizde, birçok uzman ve yorumcunun hâlâ Trump'ın açıkladığı hedefleri gerçekten gerçekleştirmek istediği varsayımıyla politika önerileri geliştirdiği belirtildi.
Yazar, Ukrayna savaşı, Hindistan ile ilişkiler, Çin'le rekabet ve Gazze ateşkesi gibi konularda Trump'ın izlemesi gereken "mantıklı yolları" anlatan çok sayıda makale yayımlandığını ancak bunların Trump'ın “siyasi yaklaşımıyla örtüşmediğini” savundu.
Analizde, "Eğer Trump bunları yapacak olsaydı zaten Trump olmazdı." değerlendirmesine yer verildi.
Yazar ayrıca, medyada Trump'ın söylemlerini normalleştiren yaklaşımın yalnızca onun destekçileriyle sınırlı olmadığını, birçok kişinin de mevcut koşullarda “yapıcı görünmek adına” bu anlatıya uyum sağladığını ileri sürdü.
Bu durumun sonucunda, “Trump'ın en sadık destekçilerinin sürekli zafer ilan ettiği, gerçekte başarısızlık olarak görülebilecek gelişmelerin ise başarısızlık olarak adlandırılmaktan kaçınıldığı” ifade edildi.
Analiz, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in İran görüşmelerinin ilk turunun ardından "ilerleme sağlandığını" söylemesini hatırlatarak son buldu.
Yazar, Osmanlı eğitim sisteminde yetişmiş bir yazarın yıllar sonra dile getirdiği "Kendimizi kandırdık" sözünü aktarırken, başka bir Osmanlı aydınının ise "haritalar ne kadar değiştirilirse değiştirilsin kayıpların büyüklüğü gizlenemiyordu" değerlendirmesini hatırlattı.