Prof. Pape: Ortadoğu'da güç dengesi altüst oldu, İran yeni süper güç yolunda

img
Prof. Pape: Ortadoğu'da güç dengesi altüst oldu, İran yeni süper güç yolunda YDH

Chicago Üniversitesi Güvenlik ve Tehditler Projesi Direktörü Profesör Robert A. Pape, Ortadoğu'da son 112 günde yaşanan askeri ve diplomatik gelişmelerin bölgedeki güç dengesini tamamen değiştirdiğini açıkladı.




YDH - Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve Güvenlik ile Tehditler Projesi Direktörü Robert A. Pape, küresel yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, Ortadoğu'da son dönemde yaşanan askeri ve diplomatik gelişmeleri analiz etti.

Profesör Pape, ABD, İran ve İsrail arasındaki müzakerelerde iki farklı çerçevenin çatıştığını belirterek, bölgedeki jeopolitik sarsıntının sanılandan çok daha büyük olduğunu vurguladı.

ABD yönetiminin ve Batı medyasının gelişmeleri yüzeysel bir "iş anlaşması" modeliyle okuduğunu ifade eden Pape, İran'ın ise bölgedeki askeri, ekonomik ve coğrafi üstünlüğünü tescilleyecek klasik bir "güç dengesi" stratejisi uyguladığına dikkat çekti.

Müzakerelerin gidişatını ve tarafların kırmızı çizgilerini değerlendiren Profesör Pape, ABD Başkan Yardımcısı seçilen JD Vance ve Başkan Donald Trump’ın yaklaşımlarını eleştirdi. Batı dünyasının Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasına odaklandığını belirten Pape, "İş anlaşması çerçevesinde tek önemli şey kullanım bedelidir. Yani Hürmüz Boğazı'nı açık tutmanın maliyetinin ne olacağı sorusu bu modelin merkezinde yer alıyor. JD Vance ve muhtemelen Başkan Trump da bu mantıkla hareket ediyor. Vance sürekli olarak İran'a sağlanacak ekonomik faydalardan bahsediyor. Bu bakış açısına göre İsrail'in Lübnan'daki faaliyetleri çok önemsiz bir ayrıntı gibi kalıyor. Nitekim Trump da bunun halının altına süpürülebilecek küçük bir mesele olduğunu söyledi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın hedefi bölgesel hegemonyayı güvence altına almaktır"

Savaşları sona erdiren diplomatik süreçlerin hiçbir zaman basit birer iş anlaşması olmadığının altını çizen Profesör Pape, 1919 Versailles Antlaşması ve Soğuk Savaş sonrasındaki Amerikan stratejisini örnek gösterdi.

Pape, realist devlet aklının sadece maddi tazminatlarla ilgilenmediğini, asıl amacın rakipleri sınırlandırmak ve sahada kazanılan mevzileri uzun vadeli bir güç dengesiyle kilitlemek olduğunu belirtti. İran'ın da bu tarihsel mantıkla hareket ettiğini belirten Pape, Tahran'ın stratejik hedeflerini şu sözlerle açıkladı:

"Karşımızda bölgenin gelecekteki güç dengesini belirleyecek bir çerçeve var. Bu modelde asıl mesele, tüm bu krizlerin nasıl bir araya getirileceği ve müzakereler sonucunda İran'ın bölgede yükselen ve daha da güçlenen bir devlet haline gelip gelmeyeceğidir. İran'ın imzaladığı mutabakat zaptına baktığınızda, öngörülen tüm davranış değişikliklerinin sadece İran'ın daha fazla para kazanmasını sağlamadığını, aynı zamanda gelecekteki güç dengesini de onun lehine çevirdiğini görürsünüz. Bölgesel bir hegemonya kurmak için güçlü bir ekonomik temele ihtiyacınız vardır. İran için bu temel Hürmüz Boğazı'dır. Bu nedenle Hürmüz üzerindeki egemenlik kontrollerine bu kadar büyük önem veriyorlar."

"Lübnan ve Hizbullah Akdeniz kıyısı için hayati önem taşıyor"

Profesör Pape, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun haftalardır dile getirdiği "direniş kemeri" kavramının askeri bir slogandan ibaret olmadığını, Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Fars Körfezi'ne uzanan jeopolitik bir hat oluşturmayı amaçladığını söyledi.

Ortadoğu'da Hürmüz Boğazı'nı devre dışı bırakacak alternatif petrol boru hatları inşa edilse bile bu hatların nihayetinde Körfez, Kızıldeniz veya Akdeniz üzerinden dünyaya açılmak zorunda olduğunu hatırlatan Pape, Lübnan ve Hizbullah'ın bu stratejideki rolünü şu şekilde analiz etti:

"Lübnan sadece ideolojik olarak desteklenen bir müttefik olduğu için önemli değil. Lübnan, Akdeniz kıyısındaki stratejik konumu nedeniyle kritik bir öneme sahiptir. Hizbullah da Lübnan kıyılarını kontrol ettiği için hayati bir aktördür. İran, petrolün Fars Körfezi'nden çıkış yollarını çevreleyen tüm güzergahı kontrol etmek istiyor. Boru hatlarının çıkış noktalarını, buraları vurabilecek insansız hava aracı ve füze kapasitesine sahip müttefikleri aracılığıyla denetlemeyi amaçlıyorlar. Taşımacılık sektöründe öğrendiğimiz üzere, az sayıda insansız hava aracı bile denizcilik şirketlerini ve mürettebatı büyük bir belirsizliğe sürüklemeye yetiyor. Bu durum nakliye fiyatlarını öyle bir noktaya çıkarıyor ki şirketler bu riski almak istemiyor. İran, bölgesel bir güç olmanın temel taşlarını kırmızı çizgiler olarak müzakere masasına dayatıyor."

"Uranyum zenginleştirme İran'ın bölgesel gücünü sağlamlaştırıyor"

Mülakatta nükleer silahlanma ve uranyum zenginleştirme başlığına da değinen Profesör Pape, İran'ın bu kapasiteyi askeri ve coğrafi üstünlüğünü perçinlemek için kullandığını ifade etti.

İran Cumhurbaşkanı'nın uranyum zenginleştirme konusundaki egemenlik haklarından asla vazgeçmeyeceklerine dair yaptığı konuşmanın Donald Trump'ın tehditlerini tetiklediğini belirten Pape, nükleer programın güce dayalı siyaset açısından önemini şu sözlerle vurguladı:

"İran, ekonomik tabanını ve etki alanını korumak için ya nükleer silahlara sahip olmak ya da bu silahlara sadece haftalar kalacak bir eşik devlet konumunda kalmak istiyor. Bu durum İran'ın Ortadoğu'da yükselen baskın güç konumunu sağlamlaştırıyor. ABD için ise bu durum büyük bir kayıptır. İran için en doğru realist hamle, nükleer silah eşiğinin hemen altında kalmak ve eğer İsrail gelecekte son derece saldırgan bir adım atarsa, bunu eşiği aşmak için meşru bir gerekçe olarak kullanmaktır. Barışa bir şans verdik ama diplomasiye güvenilmeyeceğini gördük argümanını sunacaklar. Eğer İsrail, İran'ın dini liderine veya üst düzey diplomatlarına yönelik suikastlar düzenlerse, İran bu durumu nükleer eşiği geçmek için dünyaya karşı nihai bir bahane olarak sunacaktır."

"ABD bölgeden çekilirse mevcut tırmanma tuzağı sona erer"

Realist teorinin modern dünyadaki liderlerin kararlarını açıklarken iç siyasi dinamikleri de hesaba katması gerektiğini savunan Profesör Robert A. Pape, ABD kamuoyunun yüzde 60’ının İsrail’e verilen desteğe karşı olduğunu hatırlattı.

Bu durumun Donald Trump ve JD Vance üzerinde ciddi bir siyasi baskı oluşturduğunu belirten Pape, tırmanma tuzağının son aşamasına dair öngörülerini paylaştı:

"Tırmanma tuzağının nihai sonuna gelip gelmediğimizi anlamanın yolu, Amerikan askeri güçlerinin bölgeden fiziksel olarak çekilip çekilmediğine bakmaktır. ABD'nin bölgeye konuşlandırdığı deniz güçlerini, savaş uçaklarını ve askeri unsurlarını tamamen geri çekmesi, Washington'ın İran'ın yeni güç yapısını kabul ettiği anlamına gelecektir. Bu gerçekleştiğinde tırmanma tuzağının mevcut turu sona ermiş olur. ABD'nin güvenlik şemsiyesi olmadan İsrail'in İran'ın yükselişine karşı yapabileceği pek bir şey yoktur. Eğer Amerika bu yeni gerçekliği kabul ederse, bölgedeki Körfez ülkeleri ve diğer aktörler de güvenliklerini garanti altına almak için İran ile daha yakın çalışmak zorunda kalacaklardır."



Makaleler

Güncel