Washington Post: Savaştan sağ çıkan İran'da yeni bir liderlik doğdu

img
Washington Post: Savaştan sağ çıkan İran'da yeni bir liderlik doğdu YDH

Washington Post, savaşın İran'da beklenen "rejim değişikliğini" getirmediğin; aksine Mücteba Hamenei etrafında “daha genç, güvenlik kökenli ve daha sert” çizgide yeni bir liderlik kuşağının yükselişine zemin hazırladığını belirtti.




YDH- Washington Post gazetesinde yayımlanan analizde, İran Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei'nin savaşın ilk gününde hayatını kaybetmesinin ardından ABD ve İsrail'de İran'daki siyasi düzenin çöküşün eşiğine geldiği yönünde beklentiler oluştuğu, ancak aradan geçen dört ayın sonunda ortaya çıkan tablonun bu beklentileri doğrulamadığı değerlendirildi.

Analizde, İran'ın Ayetullah Hamenei için düzenlediği devlet cenazesinin, “İslam Cumhuriyeti'nin ayakta kalmayı başardığını gösterdiği ve ülkede daha genç, daha kurumsallaşmış ve daha sert çizgide olduğu belirtilen yeni bir liderlik kuşağının öne çıktığı” ifade edildi.

Gazetenin görüştüğü güvenlik yetkilileri ve uzmanlara göre, yeni yönetim, Ayetullah Hamenei'nin oğlu ve yeni Devrim Lideri Mücteba Hamenei'nin etrafında şekillendi.

Mücteba Hamenei'nin, babasının şehit olduğu saldırıda yaralandığı ve o tarihten bu yana kamuoyu önüne çıkmadığı belirtilen analizde, 1yeni liderlik kadrosunun devlet kurumları üzerindeki hâkimiyetinin daha güçlü olduğu, ABD'nin Irak ve Afganistan savaşlarından çeşitli sonuçlar çıkardığı ve diplomasi ile çevrim içi propaganda gibi ‘yumuşak güç’ araçlarını daha etkin kullandığı” vurgulandı.

Analizde, İran'ın “dünyanın en güçlü iki ordusunun aylar süren saldırılarından sonra ayakta kalmayı başardığı, yönetimin kendisine olan güveninin arttığı ve içeride güvenlik uygulamalarını sürdürdüğü” değerlendirildi.

Gazete, İran'ın Fars Körfezi'nde zaman zaman askeri faaliyetlerini sürdürdüğünü ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini koruduğunu belirtti.

İran'ın ekonomik durumu, sanayisi ve bazı stratejik kabiliyetleri açısından zayıflamış olabileceğini iddia eden İsrail merkezli Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün (INSS) İran Araştırmaları Direktörü Raz Zimmt, ancak "daha cesur ve kendine güvenen yeni bir İran'la karşı karşıya olunduğunu" söyledi.

Güvenlik kadroları öne çıktı

Washington Post analizinde, bugün üst düzey görevlere gelen isimlerin büyük bölümünün kariyerlerini güvenlik kurumlarında veya askeri birliklerde geçirdiği belirtildi.

Bu kişilerin geçmişte ülke içindeki protestoların bastırılması, Hizbullah ve Hamas gibi müttefik gruplara destek verilmesi ve Devrim Muhafızları bünyesinde yükselmeleriyle tanındıkları ifade edildi.

Analize göre bu isimler arasında, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği görevini üstlenen eski Devrim Muhafızları komutanı Muhammed Bakır Zülkadr da bulunuyor.

Gazete, Zülkadr'ın Devrim Muhafızları'nın dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü ile yakın ilişkilere sahip olduğunu yazdı.

Yeni Devrim Muhafızları Genel Komutanı Ahmed Vahidi'nin ise uzmanlar ve yetkililere göre 2022 yılında kadın hakları protestolarına yönelik sert müdahaleleri desteklediği iddia edildi.

Analizde, Devrim Lideri'nin yeni askeri danışmanı Muhsin Rızai'nin de ABD ve İsrail'den gelebilecek saldırılara karşı daha sert askeri karşılık verilmesini savunduğu ifade edildi.

Gazete, Trump yönetiminin geçmişte "ılımlı" olarak değerlendirdiği bazı isimlerin de uzun yıllar güvenlik kurumlarında veya savaş alanlarında görev yaptığını kaydetti.

Bunlar arasında, ABD ile yürütülen görüşmelerde İran heyetinin önde gelen isimlerinden biri olan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın da bulunduğu, Galibaf'ın İran-Irak Savaşı sırasında Devrim Muhafızları komutanı olarak görev yaptığı belirtildi.

Buna karşılık, savaş sonrasında yaşanan yeniden yapılanma sürecinde sivil kökenli isimlerin büyük ölçüde geri planda kaldığı öne sürüldü.

Analizde, Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan ile daha önce ABD ile yürütülen müzakerelerde önemli rol oynayan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin görevlerini sürdürmelerine rağmen etkilerinin azaldığı değerlendirmesine yer verildi.

"Rejim değişikliği" beklentisi gerçekleşmedi

Washington Post analizinde, yönetimin kısa sürede yeniden yapılandırılmasının, ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşın İran'da "rejim değişikliğini" hızlandırdığı ve Washington'un taleplerine daha açık pragmatik isimleri güçlendirdiği yönündeki açıklamalarıyla çeliştiği değerlendirildi.

Trump'ın geçen ay Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında, "Yeni bir lider grupları var. Aslında bence akıllılar. Çok daha az radikaller ve oldukça iyiler." ifadelerini kullandığı hatırlatıldı.

Buna karşılık gazetenin görüştüğü yetkililer ve uzmanlar, Trump yönetiminin İran medeniyetini yok etmekle tehdit eden söylemleri de içeren yaklaşımının, ülkedeki “sertlik” yanlısı çevrelerin "ABD ve müttefikleriyle varoluşsal bir mücadele yürütüldüğü" yönündeki tezlerini güçlendirdiğini söyledi.

Analizde, bunun da yaklaşık on yıl önce İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde etkili olan “daha ılımlı” isimlerin konumunu zayıflattığı ifade edildi.

Bununla birlikte uzmanlar, savaş tamamen sona erdiğinde Mücteba Hamenei ve çevresindeki yeni liderlik ekibini çok daha zor bir sınavın beklediğini iddia etti.

Gazeteye göre bu sınavın başında, savaşın ağır şekilde etkilediği İran ekonomisinin yeniden toparlanması ve halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi geliyor.

Analizde ayrıca, Trump yönetiminin ön mutabakat zaptı kapsamında İran'ın dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlığının serbest bırakılmasını ve çeşitli ekonomik kolaylıklar sağlanmasını kabul etmesinin, yeni İran yönetimine ekonomik açıdan önemli bir destek sağlayabileceği değerlendirildi.

Mücteba Hamenei'nin ilk büyük sınavı

Analizde, yeni yönetimin karşı karşıya bulunduğu acil konulardan birinin de Mücteba Hamenei'nin sağlık durumuna ilişkin belirsizlik olduğu öne sürüldü.

Gazete, babasının hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığı belirtilen Mücteba Hamenei'nin görevlerini yerine getirebilecek durumda olduğunu göstermesinin ve Devrim Liderliği makamının gerektirdiği kamuoyu önündeki faaliyetleri sürdürebileceğini kanıtlamasının beklendiğini yazdı.

Bu çerçevede cenaze töreninin, yönetimin güvenlik konusundaki özgüvenini gösterecek önemli bir sınav olarak değerlendirildiği ifade edildi.

Analizde, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile diğer istihbarat kurumlarının cenaze törenini, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'ndeki askerî geçit törenlerini ve Politbüro toplantılarını analiz ettikleri şekilde dikkatle izleyecekleri, tören görüntülerinden Mücteba Hamaney'in sağlık durumu ile yeni güç dengelerine ilişkin işaretler çıkarmaya çalışacakları vurgulandı.

Gazete, Mücteba Hamenei'nin savaş öncesinde de kamuoyu önünde çok az görüldüğünü, yalnızca birkaç kez fotoğraflandığını ve çok az İranlının kendisini konuşurken dinlediğini belirtti.

Savaşın ardından ise güvenlik gerekçesiyle daha da gizli bir yaşam sürdürdüğü, ABD ve Ortadoğulu yetkililer ile uzmanların değerlendirmelerine göre, hava saldırısı veya suikast ihtimaline karşı sığınaklar ve güvenli bölgeler arasında sürekli yer değiştirdiği aktarıldı.

Bununla birlikte cenaze töreninin savaş sonrasındaki ilk kitlesel organizasyon olması nedeniyle, Mücteba Hamenei'nin törende görünüp görünmeyeceğinin yönetim açısından ayrı bir önem taşıdığı ifade edildi.

Eski CIA görevlisi ve İran uzmanı Norman Roule, "Devlet başkanı, dini lider ve aynı zamanda babasının cenazesi söz konusu. Cenazeye katılmaması, kamuoyu önünde yas tutmaması ve liderlik görüntüsü vermemesi hem İran'da hem de yurt dışında kişisel zayıflık, fiziksel yetersizlik hatta öldüğü yönünde yorumlanabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşılık ismi açıklanmayan İranlı bir diplomat ise Mücteba Hamenei'nin güvenlik gerekçesiyle cenazeye katılmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.

Diplomat, "İran halkının her şeyden önce onun güvende olmasına ihtiyacı var ki ülkeyi yönetebilsin. ABD ve İsrail hiçbir taahhütle bağlı olmadıklarını gösterdi." ifadelerini kullandı.

"Stratejik kararları Mücteba Hamenei veriyor"

Washington Post analizinde, Mücteba Hamenei'nin kamuoyundan uzak kalmasına rağmen ülkenin stratejik kararlarını almaya devam ettiğinin değerlendirildiği belirtildi.

ABD'li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırılan değerlendirmelerde, sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle karar ve talimatların çoğunlukla aracı kişiler üzerinden iletildiği, bunun da karar alma mekanizmasını daha karmaşık hale getirdiği ifade edildi.

İsrail merkezli Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün (INSS) İran Araştırmaları Direktörü Raz Zimmt ise, "Artık stratejik kararları veren kişinin Mücteba Hamenei olduğu çok açık." değerlendirmesinde bulundu.

Zimmt, Mücteba Hamenei'nin altında görev yapan isimlerin önemli konularda etkili olan kolektif bir liderlik oluşturduklarını, ancak nihai karar merciinin yine Devrim Lideri olduğunu savundu.

Analizde, uzmanlara göre Mücteba Hamenei'nin ABD ile yürütülen müzakerelerin sınırlarını belirlediği, kalıcı bir ateşkes sağlanmadan İran'ın nükleer programına ilişkin kapsamlı görüşmelere izin vermediği öne sürüldü.

Gazete, Mücteba Hamenei'nin babası gibi, siyasi açıdan risk oluşturabilecek kararlardan da kendisini belirli ölçüde uzak tuttuğunu iddia etti.

Buna örnek olarak, hükümetinin ABD ile imzaladığı mutabakat zaptına kamuoyu önünde temkinli yaklaştığı, ancak yardımcılarından aldığı güvenceler doğrultusunda anlaşmanın ilerlemesine izin verdiği aktarıldı.

Analizde ayrıca, Mücteba Hamenei'nin ABD Başkanı Donald Trump'a da göndermede bulunduğu belirtilerek, İran'ın mutabakat zaptını "şefkat ve iyi niyet" gereği imzaladığını, Trump'ın ise bunu "çaresizlikten" yaptığını söylediği ifade edildi.

Yeni kuşak liderlik

Washington Post, yeni yönetimin, Şah yönetimine karşı mücadele eden ve 1979 Devrimi'ni yaşayan kuşağın yerini aldığını belirtti.

Uzmanlara göre, bugün yönetimde bulunan isimler, devrim sonrası dönemde yetişen bir kuşağı temsil ediyor.

Bu kuşağın dini görüşler açısından önceki nesle göre daha az ideolojik olduğu iddia edilen analizde, ancak iktidarı korumak için sert güç kullanımına başvurma konusunda “aynı ölçüde” kararlı olduğu değerlendirmesine yer verildi.

Gazete, bu isimlerin ABD algısının 1979 rehine krizinden ziyade Irak ve Afganistan savaşlarından şekillendiğini, uzun yıllar süren bu savaşların Washington'ın temel hedeflerine ulaşamadan sona erdiği yönünde değerlendirmeler yaptıklarını aktardı.

Analizde, yeni liderliğin ABD'nin baskı noktalarına ilişkin daha gelişmiş bir anlayış geliştirdiği ve bunun İran'ın ABD'nin Körfez'deki müttefiklerine yönelik misilleme saldırıları ile Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğini durdurma stratejisine yansıdığı belirtildi.

Gazete, bu adımların İran'a önemli ekonomik baskı unsurları sağladığını ifade etti.

Analizde ayrıca, nisan ayında ilk ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen İran'ın gerektiğinde yeniden askeri güç kullanmaya hazır olduğunu göstermeyi sürdürdüğü, bunun da ABD'den bazı ekonomik tavizler elde edilmesine katkı sağladığı ve ülke içinde yönetimin "savaştan galip çıktığı" yönünde bir söylem oluşturmasına imkân verdiği kaydedildi.

Gazetenin görüştüğü ve ismi açıklanmayan Avrupalı bir yetkili ise İranlı yetkililerle yaptığı temaslara dayanarak, "Kendilerine güvenleri son derece yüksek. Sadece ayakta kalmadılar, Hürmüz Boğazı'nın önemli bir baskı aracı olduğunu yeniden keşfettiler ve artık şartları kendilerinin belirleyebileceğine gerçekten inanıyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

 



Makaleler

Güncel