WSJ: Körfez ülkeleri İran’ın Hürmüz'deki hakimiyetine boyun eğdi

img
WSJ: Körfez ülkeleri İran’ın Hürmüz'deki hakimiyetine boyun eğdi YDH

Körfez ülkelerinin, Hürmüz Boğazı’ndaki denetimini pekiştiren İran karşısında, yeni bir savaşın enerji altyapılarına vereceği zararı göze alamayarak Tahran’ın hakimiyetine boyun eğmek zorunda kaldığı belirtildi.




YDH- Wall Street Journal’da yayımlanan analizde, İran savaşının Körfez ülkelerinin enerji güvenliği üzerindeki etkileri ve Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolü altında kalıcı biçimde şekillenmesi ihtimali ele alınıyor.

Analize göre, Fars Körfezi enerji üreticileri, Hürmüz üzerindeki İran nüfuzunun savaş sonrasında da devam edeceği ve petrol ile gaz ihracatını uzun süre boyunca etkileyebileceği kanaatine giderek daha fazla yaklaşıyor.

Ancak Körfez ülkeleri açısından ortaya çıkan temel sorun, İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolünü sınırlamak için yeniden savaşa başvurmanın mevcut durumdan daha ağır sonuçlar doğurabilecek olması. Bu nedenle bölge ülkeleri, İran’ın taleplerini tamamen kabul etmek istemese de savaşın yeniden tırmanmasındansa Hürmüz’ün açılmasını sağlayacak bir anlaşmayı tercih ediyor.

Ortaya çıkan tablo, savaşın İran’ı “daha saldırgan” bir konuma taşımasının yanı sıra dünyanın enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip Körfez bölgesini de iki kötü seçenek arasında bıraktığını gösteriyor.

Hürmüz’de İran’ın şartları belirleyici hale geliyor

ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin yeniden açılmasına yönelik görüşmeler son günlerde tıkanmış durumda.

İran, boğazın açılması karşılığında ekonomik yaptırımların hafifletilmesini, İran’ın mal varlıklarının dondurulmamasını ve Amerikan ile İsrail savaş gemilerinin Hürmüz’den geçişinin engellenmesini talep ediyor.

Washington ise İran’ın deniz taşımacılığı üzerinde herhangi bir engel oluşturmasına izin verecek bir anlaşmayı kabul etmiyor.

Buna rağmen “Körfez ülkeleri açısından İran’ın belirli ölçüde denetim sahibi olacağı bir düzenleme, yeniden savaş ihtimalinden daha kabul edilebilir görülüyor.” Çünkü yeni bir ABD-İran savaşı, bu ülkelerin petrol ve gaz tesislerini doğrudan hedef haline getirebilir.

Bu nedenle “Körfez ülkeleri, istemedikleri halde İran’ın taleplerinin bir bölümünü kabul etmek zorunda kalabilecekleri bir denklemle karşı karşıya.”

Hürmüz’den geçen petrol 2,2 milyon varile geriledi

Savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkisi Hürmüz Boğazı’ndaki trafik verilerine de yansıyor.

Kpler verilerine göre, Hürmüz’den geçen ham petrol ihracatı geçen hafta günlük yaklaşık 2,2 milyon varile geriledi. Bu rakam, bir ay önceki yaklaşık 8,5 milyon varillik seviyenin oldukça altında.

Savaş öncesinde ise Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu.

İran’ın kendi petrol ihracatı da yalnızca bir hafta içerisinde yarı yarıya azalarak günlük 47 bin varile kadar geriledi.

Petrol fiyatları, Çin, Japonya, Hindistan ve Avrupa’daki talebin zayıf seyretmesi nedeniyle savaşın en yoğun dönemindeki seviyelerin altında kalsa da küresel petrol stokları savaşın başlangıcından bu yana 400 milyon varilden fazla azaldı.

Bu durum, yeni bir çatışma veya talep artışı halinde küresel piyasaların şokları absorbe etme kapasitesinin de “ciddi biçimde” daraldığı anlamına geliyor.

Körfez’in alternatif güzergâhları da hedefte

Körfez ülkeleri Hürmüz’e bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif ihracat güzergâhlarına yönelse de bu seçeneklerin de “güvenli olmadığı” ortaya çıkıyor.

Suudi rejimi, petrolünün bir bölümünü Hürmüz’ü devre dışı bırakarak Kızıldeniz kıyısındaki limanlara ulaştırmak için kara boru hatlarını kullanıyor. Ancak Yemen’deki Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusunun Suudi petrol sevkiyatlarına yönelik operasyonları bu güzergâhın da kırılgan olduğunu gösterdi.

Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki Dimyat Limanı’nda bir gaz tankerine yönelik insansız hava aracı saldırısı ise enerji altyapısına yönelik tehdidin Hürmüz’ün “çok ötesine” yayıldığını ortaya koydu.

Böylece Körfez ülkelerinin Hürmüz’ü aşmak için geliştirdiği alternatiflerin de İran ve müttefiklerinin saldırıları karşısında güvenli bir çıkış yolu “sunmadığı” görülüyor.

BAE’nin Hürmüz üzerinden ihracatı yeniden darbe aldı

Birleşik Arap Emirlikleri de Hürmüz üzerindeki baskıyı aşmak için farklı güzergâhları kullanmaya çalışıyor.

BAE’nin petrol şirketi ADNOC, savaşın başından bu yana 16 gemisinin saldırıya uğradığını, bunlardan dördünün yalnızca geçen hafta füze veya insansız hava aracı saldırılarında hedef alındığını açıkladı.

BAE daha önce petrolünü kara üzerinden Hürmüz çevresindeki alternatif güzergâhlara taşıyarak ve bazı gemileri Umman kıyılarına yakın rotalardan geçirerek ihracatını savaş öncesi seviyelere yaklaştırmayı başarmıştı. Ancak İran’ın saldırıları bu kazanımları büyük ölçüde aşındırdı.

Dolayısıyla Körfez ülkeleri Hürmüz üzerindeki İran baskısını alternatif güzergâhlarla azaltabilse bile İran’ın deniz taşımacılığı üzerindeki veto kapasitesini tamamen ortadan kaldırmaları mümkün görünmüyor.

İran’ın baskısı enerji altyapısına yöneliyor

Körfez ülkeleri açısından “daha büyük tehdit” ise savaşın uzamasıyla enerji ve su altyapısının doğrudan hedef haline gelmesi.

Bölgedeki yetkililere göre İran, Trump rejiminin savaşı yeniden tırmandırması halinde Körfez ülkelerindeki enerji altyapılarını hedef almakla tehdit ediyor. Son günlerde Tahran’dan Körfez’deki enerji tesislerinin tamamını hedef alabileceği yönünde uyarılar geldiği belirtiliyor.

28 Şubat ile 30 Temmuz arasında İran ve Irak’taki müttefik direniş gruplarının altı Körfez ülkesindeki altyapıya en az 172 operasyon gerçekleştirdiği aktarılıyor.

Bu operasyonların yaklaşık yarısının petrol tesisleri, doğalgaz tesisleri, elektrik santralleri ve su arıtma tesisleri gibi enerji ve temel altyapı unsurlarını hedef aldığı belirtiliyor.

Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusu da Suudilerin Kızıldeniz kıyısındaki Cizan’daki petrol rafinerisine yönelik saldırının sorumluluğunu üstlendi. Suudi Enerji Bakanlığı tesiste yangın çıktığını doğrularken, yangının nedenine ilişkin açıklama yapmadı.

Körfez ülkeleri Washington’ın stratejisizliğinden rahatsız

Savaşın uzaması Körfez ülkelerinin yalnızca İran’a yönelik kaygılarını değil, “ABD’nin savaş politikasına ilişkin rahatsızlıklarını” da artırıyor.

Bölge ülkeleri, Washington’ın İran’la savaşın nereye kadar sürdürüleceğine ilişkin net bir strateji ortaya koyamadığını düşünüyor. Savaşın uzaması ise enerji altyapısının güvenliğini, ekonomiyi, yabancı yatırımları ve turizm sektörünü doğrudan tehdit ediyor.

Bu nedenle Körfez ülkeleri bir yandan ABD ile güvenlik ilişkilerini sürdürürken diğer yandan Hürmüz’e bağımlılığı azaltacak “uzun vadeli alternatifler” geliştirmeye çalışıyor.

Boru hatlarının Kızıldeniz ve Umman Körfezi’ne doğru genişletilmesi, petrol depolama kapasitesinin artırılması ve petrolün daha fazla miktarda denizaşırı depolarda tutulması bu planlar arasında yer alıyor.

Ancak bu tedbirlerin hiçbiri Hürmüz’ün küresel enerji taşımacılığındaki merkezi rolünü kısa vadede ortadan kaldırabilecek durumda değil.

İran savaşının Körfez’e bıraktığı yeni denklem

Ortaya çıkan tablo, savaşın Körfez ülkeleri açısından “ciddi bir stratejik gerilemeye” yol açtığını gösteriyor.

Geçmiş krizlerde Körfez ülkelerinin petrol üretim kapasitesi, Irak, Kuveyt veya İran gibi ülkelerde yaşanan arz kesintilerini telafi edebiliyordu. Ancak mevcut savaş, Körfez’in kendisini de enerji altyapısı ve ihracat güzergâhları açısından çatışmanın doğrudan parçası haline getirdi.

Bu nedenle bölge ülkeleri açısından Hürmüz’ün yeniden açılması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluk haline geliyor.

Ancak kısa vadede Hürmüz’ün açılması için İran’ın belirli ölçüde kontrol sahibi olmasını kabul etmek, Körfez ülkelerinin uzun vadede İran’ın deniz taşımacılığı üzerindeki etkisini kabullenmesi anlamına gelebilir.

Dolayısıyla savaşın ortaya çıkardığı yeni denklemde İran, Hürmüz Boğazı’nı yalnızca bir enerji geçiş güzergâhı olmaktan çıkararak Körfez ülkeleri üzerinde siyasi ve ekonomik baskı kurabileceği stratejik bir kaldıraç haline getiriyor.

Körfez ülkeleri ise İran’ın bu nüfuzunu ortadan kaldırmak için savaşmayı göze alamıyor; çünkü savaşın genişlemesi, petrol ve gaz ihracatının yanı sıra kendi enerji, su ve ekonomik altyapılarının da hedef alınması anlamına geliyor.

Bu nedenle Washington ile Tahran arasında Hürmüz konusunda bir anlaşmaya varılması, boğazdaki trafiği yeniden canlandırsa bile bölgedeki temel sorunu çözmeyecek. Aksine, İran’ın Hürmüz üzerindeki fiili ağırlığının kalıcı hale geldiği ve Körfez ülkelerinin enerji güvenliğinde yeni bir bağımlılık döneminin başladığı bir düzen ortaya çıkabilir.



Makaleler

Güncel