Newsweek: İran, savaş sonrası ABD’ye şartlarını dayatıyor

img
Newsweek: İran, savaş sonrası ABD’ye şartlarını dayatıyor YDH

İran, savaşın ardından ABD’nin bölgedeki askeri varlığının azaltılması, savaş tazminatı, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisinin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve nükleer faaliyetlerine ilişkin haklarının kabul edilmesini istiyor.




YDH- Newsweek’te Tom O'Connor imzalı analizde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı sonrasında Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerde İran’ın “güvenlik, tazminat, Hürmüz Boğazı, nükleer program ve yaptırımların kaldırılması” başlıklarında önemli taleplerle masaya oturmaya hazırlandığı belirtildi.

Analizde, İran’daki değerlendirmelere göre savaşın Tahran açısından “savunma pozisyonundan çıkarak ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sorgulatan” bir sürece dönüştüğü ifade edildi.

İran, ABD’nin bölgeden çekilmesini istiyor

Newsweek’e konuşan Tahran merkezli güvenlik analisti Ali Rıza Takavi Niya, İran’ın savaşın ardından öncelikli hedefinin ülkeye yönelik yeni saldırıları engelleyecek bir güvenlik düzeni oluşturmak olduğunu söyledi.

Takavi Niya, İran açısından bunun başta Körfez olmak üzere ülke çevresindeki ABD askeri varlığının azaltılması veya sona erdirilmesini gerektirdiğini belirtti.

Tahran, ABD güçlerinin İran çevresinde bulunduğu sürece yeni bir savaş tehdidinin ortadan kalkmayacağını düşünüyor.

ABD’nin Körfez’deki askeri üsleri savaş boyunca İran’ın füze ve İHA saldırılarının hedefi oldu. Üslerin gördüğü hasar Washington’da bölgedeki bazı saldırıların daha batıya taşınması seçeneğinin değerlendirilmesine yol açtı.

Eski ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Kenneth F. McKenzie de ABD saldırılarının İran’a daha uzak bölgelere kaydırılması fikrini destekliyor.

İran savaş tazminatı talep ediyor

Tahran’ın diğer önemli taleplerinden biri ise savaş sırasında uğradığı zararlar için tazminat.

Takavi Niya, İran’ın kendisini savaşın galibi olarak gördüğünü ve ABD’nin yanı sıra Washington’la hareket eden bölge ülkelerinin de İran’ın uğradığı zararları karşılaması gerektiğini vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın tazminat taleplerine karşılık, İran’ın ABD vatandaşlarına ve askerlerine yönelik saldırılardan sorumlu olduğunu öne sürerek Tahran’dan kendisinin de tazminat talep etti.

Trump ayrıca İran’ı Lübnan, Suriye, Yemen ve Gazze’de meydana gelen ölümler ve yıkımdan sorumlu tuttu.

Hürmüz Boğazı İran’ın elini güçlendiriyor

Savaşın en kritik başlıklarından biri Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol mücadelesi oldu.

Savaş öncesinde dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazda yaşanan kesintiler, küresel enerji piyasaları üzerinde ciddi baskı oluşturdu.

Takavi Niya, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisinin savaşın en önemli sonuçlarından biri olduğunu ve Tahran’da bu konuda geniş bir siyasi mutabakat bulunduğunu söyledi.

İran ile Umman da boğazdan geçen gemilerden alınacak gönüllü bir ücret mekanizması üzerinde görüşüyor.

Trump ise İran’ın Hürmüz üzerindeki etkisini reddederek ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu iddia etti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Besic güçlerinin yeni komutanı Hüseyin Taib ise boğazın İran’ın yönetim ve kontrolünde olduğunu söyledi.

ABD’nin petrol rezervleri savaş nedeniyle geriliyor

Hürmüz’deki kriz ABD ekonomisini de doğrudan etkiledi. Brent petrol fiyatları varil başına 110 doların üzerine çıktı ve yeniden savaş dönemindeki zirvelere yaklaşması bekleniyor.

Washington fiyat baskısını sınırlamak amacıyla stratejik petrol rezervlerinden büyük miktarda petrol piyasaya sürdü, bunun sonucunda ABD’nin stratejik petrol rezervleri 1983’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Savaşın ABD kamuoyundaki desteği de zayıfladı ve bunun, Trump rejimi açısından askeri mühimmat stoklarındaki azalma kadar ciddi bir siyasi sorun oluşturabileceği belirtiliyor.

Tahran nükleer hakkının tanınmasını istiyor

İran’ın savaş sonrası hedefleri arasında nükleer programının devamına ilişkin haklarının tanınması ve ABD yaptırımlarının kaldırılması da bulunuyor.

Taghavinia, İran’ın nükleer teknoloji alanındaki haklarının tanınmasını ve ülkenin uluslararası alanda “normal ve güçlü bir aktör” olarak kabul edilmesini istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise uranyum zenginleştirme faaliyetlerini düşük seviyelerde sürdürme hakkından vazgeçmeyeceklerini ifade ettiler.

ABD rejimi savaş boyunca İran’ın nükleer silah edinmesine izin verilmeyeceğini vurguladı, ancak İran ülke içinde hiçbir düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği konusunda farklı açıklamalar yaptı.

Savaş, Körfez’de ABD’ye duyulan “güveni” sarstı

Savaş İran’ın askeri kapasitesine ilişkin algıların yanı sıra bölge ülkelerinin ABD’ye ilişkin güvenlik hesaplarını da değiştirdi.

Suudi rejimi, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer bölge ülkeler, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı yeni ittifak ve güvenlik mekanizmaları arayışına girdi.

Washington ise bölgedeki bazı askeri unsurlarını İsrail ve Ürdün’e doğru kaydırdı.

Tahran merkezli bir diğer analist Emir Hüseyin Veziriyan, yaşananların İran açısından bir “zafer” olduğunu söyledi. Veziriyan, İran’ın uzun süredir Körfez güvenlik düzeninin bölge ülkeleri tarafından belirlenmesi ve dış müdahalenin sona ermesi gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Analizde, savaşın sonucuna ilişkin Washington ile Tahran’ın değerlendirmelerinin birbirinden tamamen farklı olduğu da vurgulandı. ABD, İran’ın nükleer tesisleri ve askeri altyapısına yönelik saldırıların hedeflerine ulaştığını iddia ederken, İran savaştan kendi stratejik hedefleri açısından kazanımlarla çıktığını söylüyor.

İran savunmadan saldırı kapasitesine geçiyor

İran savaşın son döneminde daha proaktif bir askeri tutum benimsedi.

İran’ın, Trump’ın geniş çaplı saldırı tehdidinden önce Ürdün’deki ABD mevzilerine yönelik önleyici saldırılar düzenlemesi, Tahran’ın yalnızca saldırılara karşılık veren bir pozisyondan çıkarak inisiyatif almaya başladığının göstergelerinden biri olarak değerlendirildi.

Tahran’daki bazı çevrelerde savaş stratejisinin daha da sertleştirilmesini savunan görüşlerin güçlendiği, ancak bu yaklaşımın İran’ın mevcut askeri ve siyasi kapasitesiyle ne ölçüde uygulanabileceğinin belirsiz olduğu ifade edildi.

Analize göre, savaşın ardından asıl müzakere başlığı yalnızca nükleer program değil; “ABD’nin bölgedeki askeri varlığı, Hürmüz Boğazı, yaptırımlar ve İran’ın savaş sonrası güvenlik düzenindeki konumu” olacak.



Makaleler

Güncel