kitap

The Economist: Üçlü savunma paktı Türk savunma sanayisine yarayabilir

img
The Economist: Üçlü savunma paktı Türk savunma sanayisine yarayabilir YDH

The Economist dergisinde yayımlanan değerlendirmede, Mekke'de imzalanan paktın İsrail ve İran kaynaklı tehditlere karşı caydırıcılık amacı taşıdığı ve Türk savunma üreticilerine doğrudan katkı sağlayabileceği kaydedildi.




yazı üstü

YDH - The Economist dergisinde "Suudi Arabistan öncülüğündeki yeni savunma paktını nasıl okumalı?" başlığıyla yayımlanan analizde, 7 Ağustos'ta imzalanan üçlü savunma anlaşmasının kapsamı, bölgesel hedefleri ve olası sonuçları ele alındı.

Yazıda, taraflardan birinin NATO'nun ikinci büyük ordusuna ve büyüyen bir savunma sektörüne sahip olduğu, diğerinin İslam dünyasının tek nükleer gücü konumunda bulunduğu, üçüncüsünün ise dünyanın en büyük sekizinci savunma harcamasını yaptığı hatırlatıldı.

Yetkililerin, anlaşmanın NATO'nun 5. Maddesine benzer bir karşılıklı savunma hükmü içerdiğini açıklamasının ardından paktın geniş yankı uyandırdığı kaydedildi. Pakistan Dışişleri Bakanlığı konuya ilişkin açıklamasında, "Üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırı, hepsine yapılmış sayılacaktır" ifadelerini kullandı.

İmza töreninde dini sembolizmin öne çıktığı belirtilen makalede, törenin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad yerine Mekke'de düzenlendiği aktarıldı. Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve ev sahibi Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman katıldı.

Üç lider törenin ardından Mescid-i Haram'da namaz kıldı. Üç ülke, kurulmakta olan bir Sünni askeri blok iddialarını reddederek diğer bölge ülkelerinin de pakta katılabileceğini vurguladı.

"Amaç kolektif caydırıcılık sergilemek"

Makalede, anlaşmanın amaçlarından birinin İsrail'in bölgedeki nüfuzunu dengelemek olduğu ifade edildi. İsrail'in Gazze, Lübnan, Suriye ve İran'da art arda yürüttüğü askeri harekatların, Katar'da Hamas müzakerecilerinin öldürüldüğü saldırının ve İsrail'in bölgesel hakimiyet arayışının Ortadoğu'da endişe yarattığı aktarıldı.

Bazı İsrailli siyasetçi ve yetkililerin Türkiye'yi "İran ile eşdeğer bir tehdit" olarak nitelendirmesi nedeniyle bu kaygıların Türkiye'de daha belirgin hissedildiği kaydedildi.

Paktın bir diğer temel hedefinin ise İran kaynaklı tehditleri karşılamak olduğu belirtildi. Ağır darbeler almasına rağmen İran yönetiminin saldırı altındayken özellikle Körfez'de istikrarsızlık yaratma kapasitesine sahip olduğu ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ticaretini aksatarak elindeki kozları gösterdiği yazıldı.

Hükümete yakın düşünce kuruluşu SETA'nın direktörü Murat Yeşiltaş, "Hürmüz'ün bölge ülkelerine karşı bir araç olarak kullanılması, İran'ın yeni stratejisinin temel direklerinden biri haline geldi" dedi. Yeşiltaş, imzacı üç ülkenin "İran'ı hedef almayacağını", ancak "kolektif bir caydırıcılık sergilemek istediklerini" söyledi. İran ise pakttan çekinmek için bir neden görmediğini açıkladı.

Anlaşmanın ayrıca ABD'nin güvenlik garantilerinin güvenilirliğine ve önceliklerine duyulan endişeleri yansıttığı kaydedildi.

Türkiye'nin, diğer NATO üyeleri gibi ABD'nin hem Avrupa'dan hem de Ortadoğu'dan kapsamlı bir şekilde geri çekilme riskinden endişe duyduğu; Suudi Arabistan'ın ise İran'ın ABD destekli Körfez hava savunma şemsiyesinde açıklar oluşturmasının ardından Washington'a olan güveninin sarsıldığı bildirildi.

Siyonist rejimin pakt hakkında kamuoyuna resmi bir açıklama yapmadığı, ancak duyurunun İsrail'de rahatsızlıkla karşılandığı belirtildi.

İsrail'in Türkiye ve Pakistan'ı hasım güçler olarak gördüğü ve bu ülkelerin liderlerinin ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu yakın ilişkilerden rahatsızlık duyduğu kaydedildi.

Paktın aynı zamanda İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme ihtimalinin ne kadar uzak olduğunu gösterdiği aktarıldı. İsrailli bir diplomat, "İsrail'de yeni bir hükümet kurulana kadar beklenmesi gerekecek ve o zaman bile bu süreç zaman alacaktır" dedi.

"Pakt daha çok bir güvenlik ve savunma işbirliği platformu"

Makalede, taraflardan herhangi birinin diğeri adına fiilen savaşa girme ihtimalinin zayıf göründüğü değerlendirmesine yer verildi.

Hindistan ile bir savaş çıkması durumunda Suudi Arabistan ve Türkiye'nin Pakistan'ı savunmaya gitmeyeceği, Suudi Arabistan'a yönelik İran füze saldırılarına da Pakistan veya Türkiye'nin aynı şekilde karşılık vermeyeceği ifade edildi.

Yeşiltaş, mevcut durumda paktın sert bir askeri ittifaktan ziyade "güvenlik ve savunma işbirliği platformu" niteliği taşıdığını belirtti.

Suudi Arabistan'ın mali kaynakları ve tedarik gereksinimleri, Türkiye'nin savunma sektörü ve Pakistan'ın askeri-sanayi altyapısının güçlü bir bileşim oluşturduğu aktarıldı.

Türk savunma teknolojisi şirketlerinin bu süreçten kazanç sağlamayı beklediği, insansız hava aracı üreticisi Baykar'ın 2023 yılında Suudi Arabistan ile kapsamlı bir sözleşme imzaladığı ve Pakistan'ın geçen yıl Hindistan ile yaşadığı çatışmada Türk yapımı İHA'ları kullandığı hatırlatıldı.

Türkiye'nin KAAN adlı yerli savaş uçağı, yeni "Çelik Kubbe" hava savunma sistemi ve uzun menzilli balistik füzeler dahil olmak üzere savunma projelerinin on milyarlarca dolara mal olmasının beklendiği kaydedildi.

Yüzde 30'un üzerinde seyreden enflasyonla mücadele eden Türkiye ekonomisinin bu maliyeti tek başına karşılayamayacağı ifade edildi.

Analist Çağlar Kurç, Suudi savunma sözleşmeleri ve yatırımlarının bu planların finanse edilmesine önemli katkı sağlayacağını belirterek Mekke Anlaşması'nın ilk somut kazanımlarının bu alanda görülebileceğini kaydetti.



Makaleler

Güncel