❝Bu olay, gözaltı merkezlerinde kayda geçen işkence ve ölüm vakalarından bağımsız, münferit bir hadise gibi görünmüyor.❞
YazanEmir Ali
YDH ― El-Ahbar gazetesinin Suriye editörü Emir Ali, aşağıdaki analizinde, Suriye'deki HTŞ rejiminde yaşanan gözaltı ölümleri, işkence ve tıbbi ihmal iddialarını ele alıyor; gözaltı merkezlerinde işkence, kötü muamele ve şüpheli ölümler karşısında 'yetkililerin' gerçekten şeffaf ve etkili soruşturmalar yürütüp yürütmediğini sorguluyor.
✱✱✱
Suriye vatandaşı Muhammed Hüsameddin Gamira'nın, İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir polis karakolunda gördüğü işkence sonucu can vermesi akıllarda pek çok soru işareti yarattı.
https://x.com/HussamHamoud/status/2089265776054153389
Özellikle de Bakanlığın vatandaş haklarına duyduğu saygıya dair verdiği teminatların, emniyet ve güvenlik güçlerinin sahadaki tutumuyla ne kadar örtüştüğü konusu yeniden tartışmaya açıldı.
Yirmi dokuz yaşındaki Gamira, kanın pıhtılaşmasını engelleyen genetik bir rahatsızlık olan hemofili hastasıydı ve hırsızlık suçlamasıyla Lazkiye kırsalındaki el-Haffa polis karakolunda gözaltına alınmıştı.
Ailesinin ifadelerine göre, durum karakol yetkililerine bildirilmiş; gencin hastalığı yüzünden en ufak bir fiziksel şiddete dahi dayanamayacağı açıkça vurgulanmıştı.
Gözaltına alınmasının üzerinden üç gün geçtikten sonra mahkeme kararıyla serbest bırakılan Gamira'nın durumu kritikti; genç adam iç kanama ve beyin kanaması geçiriyordu.
Derhal Lazkiye'deki Teşrin Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırılan Gamira, yaşam mücadelesini kaybedene dek burada tedavi gördü.
Bu acı hadise, başta insan hakları camiası olmak üzere tüm Suriye toplumunda infial yarattı.

Suriye Medya ve İfade Özgürlüğü Merkezi ile Suriye İnsan Hakları Birliği'nin de aralarında bulunduğu pek çok kuruluş peş peşe kınama mesajları yayımladı.
Yaşananları açıkça "suç" olarak nitelendiren bu örgütler, olayın tüm şeffaflığıyla aydınlatılmasını ve adı geçen tüm şüphelilerin derhal tutuklanmasını talep etti.
Gelen tepkiler üzerine İçişleri Bakanlığı olayla ilgili soruşturma başlattığını duyururken, Lazkiye İç Güvenlik Kuvvetleri ise aralarında sorgu memurlarının, karakol amirinin ve çeşitli rütbelerden görevlilerin bulunduğu yedi kişinin tutuklandığını açıkladı.
İçişleri Bakanı Enes Hattab da X platformu üzerinden Gamira'nın ailesine başsağlığı diledi.
Bakan, teşkilat mensuplarının karıştığı kanıtlanan her türlü ihlal ve suçun, mevcut yasalar ile prosedürler ışığında büyük bir kararlılıkla üzerine gidileceğini vurguladı. Ayrıca, suçu sabit görülen herkesin hak ettiği cezaya çarptırılacağının da altını çizdi.
Haber kanalları bir Sivil Savunma gönüllüsü olan bu genç adamın ölümünü manşetlerine taşırken, Acil Durum Hizmetleri Bakanlığı olayı “Esed sonrası dönemin ilk işkence vakası” olarak kayıtlara geçirdi.

Ne var ki Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin açıkladığı veriler, tablonun çok daha karanlık olduğunu gösteriyordu; kuruma göre, eski rejimin çöküşünden bu yana geçiş hükümetinin kontrolündeki hapishane ve nezarethanelerde tam 76 ölüm vakası belgelenmişti.
Üstelik Gözlemevi, Gamira'nın ölümünden yalnızca birkaç gün önce, yılbaşından bu yana nezarethanelerde 14 ölüm olayını daha raporladığını duyurmuştu.
Bu kurbanların dördü Halep, üçü Humus, ikisi Deyrizor, ikisi Şam kırsalı, diğerleri ise Dera, Rakka ve Süveyda nüfusuna kayıtlıydı. Kayıtlara geçen bu vakalar arasında, Humus kırsalında yaşayan ve tutuklandıktan yaklaşık iki hafta sonra resmi bir gözaltı merkezinde hayatını kaybeden bir gencin dramı da bulunuyordu. Bu gencin gözaltında kaldığı süre zarfında hem fiziksel işkence gördüğüne hem de tıbbi ihmale kurban gittiğine dair iddialar uzun süre gündemi meşgul etmişti.
Gözlemevi'nin Ocak ayı sonlarında belgelediği bir diğer rapora göre ise, Halep'in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan olaylar sırasında tutuklanan dört kişi, nezarethanede "işkence altında" can vermişti.
İşkence gerçeğine dair bulgular elbette Gözlemevi'nin bu kayıtlarıyla sınırlı değil.
Suriye İnsan Hakları Ağı da geçiş sürecinde işkencenin, acımasız ve insanlık dışı muamelelerin, gözaltındaki şüpheli ölümlerin ve zorla kaybetmelerin hız kesmeden devam ettiğine dair daha önce ciddi uyarılarda bulunmuştu.
Ağ, geçmişin bu karanlık işkence mirasıyla mutlaka yüzleşilmesi gerektiğini vurgulamış; eski güvenlik aygıtının köhnemiş pratiklerinin yeni kurumlara sızmasının engellenmesi için yetkililere çağrı yapmıştı.

Gamira vakası, yakın zamanda Hama'da yaşanan ve kamuoyuna yansıyan Abdüsselam Abdülhakim Akko olayını da akıllara getirdi.
Akko, ağır sağlık sorunlarıyla serbest bırakılmış ve gözaltındayken türlü hak ihlallerine maruz kaldığını iddia etmişti; iki olay arasındaki bu paralellik dikkatlerden kaçmadı.
Tüm bu yaşananlar, sosyal medyadaki tepkilerin çığ gibi büyümesine yol açtı ve tartışmalar sadece Gamira'nın ölümündeki şüpheli koşullarla sınırlı kalmayıp, ülke genelindeki gözaltı merkezlerinin içler acısı durumunu da hedefine koydu.
Nereden bakılırsa bakılsın Gamira olayı, eski rejimin yıkılışından bu yana gözaltı merkezlerinde kayda geçen işkence ve ölüm vakalarından bağımsız, münferit bir hadise gibi görünmüyor.
Bu tablo, geçiş hükümeti yetkilileri için de ciddi bir sınav niteliği taşıyor; iktidarın, sadece kağıt üzerinde soruşturma komisyonları kurmakla yetinmeyip gerçek ve şeffaf bir hesap sorma iradesine geçiş yapıp yapamayacağı artık merak konusu.
Kamuoyunda Gamira soruşturmasının sonuçlarının bir an evvel açıklanması yönündeki baskılar artarken, meselenin kendisi kadar kritik bir soru daha yeniden yüksek sesle dillendiriliyor:
“Yetkililerin, gözaltı merkezlerindeki önceki ölümler için başlattığını duyurduğu o soruşturmalara ne oldu? Bu tahkikatlar sonucunda sorumlular tespit edilip yargı önüne çıkarıldı mı, yoksa dosyaların üzeri örtülüp sonuçlar kamuoyundan gizlendi mi?”
Çeviri: YDH
