İsrail medyası: Şam, İsrail saldırılarını kendi lehine çevirmeye çalışıyor
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının ardından Şam yönetimi Pakistan ve Türkiye ile diplomatik temaslarını sürdürürken, bölge ülkeleri İsrail’e karşı yeni bir ittifak ve caydırıcılık hattı oluşturuyor.
YDH ― Jerusalem Post’un haberine göre, İsrail’in Suriye'nin kuzeyine düzenlediği hava saldırılarından sadece bir gün sonra, Suriye’deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün sözde ‘dışişleri bakanı’ Pakistan’a gitti.
Suriye devlet haber ajansı SANA 20 Ağustos’ta bu teması, “Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani, tarihi Pakistan ziyareti kapsamında perşembe günü İslamabad’da Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile bir araya geldi,” sözleriyle duyurdu.
Haberin devamında şu ifadelere yer verildi:
“Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Dairesinden ajansımıza yapılan açıklamada, bu temasın bir Suriye Dışişleri Bakanı tarafından 19 yıl aradan sonra Pakistan’a yapılan ilk ziyaret olduğuna dikkat çekilerek; iki ülke arasındaki iletişimi artırmanın ve ikili ilişkileri geliştirmenin önemi vurgulandı.”
SANA'nın haberine eklediği bir diğer detay ise şöyleydi:
“Suriye Dışişleri Bakanlığı, 14 Ağustos'ta kutlanan Pakistan’ın Bağımsızlık Günü vesilesiyle yayımladığı mesajda; ülkenin Pakistan'la ikili ilişkileri güçlendirme ve farklı alanlardaki iş birliğini daha da ileriye taşıma konusundaki kararlılığını bir kez daha teyit etmiştir.”
Ajans ayrıca “eş-Şeybani'nin, Pakistan'ın bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik yapıcı rolünden övgüyle bahsettiğini” de aktardı.

Jerusalem Post’a göre, ziyaretin zamanlaması da büyük önem taşıyor.
Öyle ki bu temas; Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin yeni bir ittifak kurma konusunda uzlaşmaya varmasının hemen ardına denk geldi.
Jerusalem Post’un haberine göre, “Suriye bu yeni ittifaka dahil edilmemiş olsa da söz konusu üç ülkenin Şam'a destek verdiği açıkça” görülüyor.
Suriye’deki HTŞ rejimi, İsrail’in 17-18 Ağustos gecesi düzenlediği saldırıları sert bir dille kınadı.
İsrail işgal rejimi ise “Türkiye’den Suriye’deki varlığını daha fazla genişletmemesini istiyordu”.
Jerusalem Post, ''Nitekim Halep’in güneyindeki bir askeri havalimanını hedef alan bu saldırıların asıl amacı, Ankara’ya doğrudan bir mesaj vermekti.'' diye yazdı.

Jerusalem Post’un haberi şu sözlerle devam etti:
“Elbette Ankara’nın da buna verecek bir cevabı, kendi bir mesajı var: Bölge ülkeleriyle artık çok daha yakın çalışacak. Türkiye, İsrail’in saldırganlık olarak gördüğü bu tutumunu dizginlemek amacıyla ilmek ilmek yeni bir ittifaklar sistemi örüyor. Diğer yandan İsrailli yetkililerin, Suriye’de olası bir çatışma senaryosuna dair açıklamaları gün geçtikçe sıklaşıyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin bölgede "yeni bir İran" profiline bürünebileceğine dair belirgin bir algı da var. Tam da bu nedenle İsrail yönetimi, Suriye’yi kendi güvenliği açısından bir nüfuz alanı olarak değerlendiriyor. Hiç şüphesiz Ankara da Suriye'ye aynı stratejik gözlükle bakıyor. Esad rejiminin işbaşında olduğu 2016-2019 yılları arasında Suriye'nin belirli bölgelerine askeri harekâtlar düzenlemişti. Ancak bugün Türkiye'nin karşısında, Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Şam yönetimi gibi bir ortak duruyor. Suriye ise İsrail'le doğrudan bir çatışmaya sürüklenmemek için adımlarını son derece temkinli atıyor. İşte tam bu noktada Suriye Dışişleri Bakanı, yaşanan saldırılara rağmen ülkesinin bu üst düzey ve tarihi diplomasi trafiğini kararlılıkla sürdüreceğini göstermek istedi. Şam yönetimi, söz konusu saldırıları bir krizden ziyade lehine çevirebileceği bir fırsat olarak okuyor.”

Tüm bunlar yaşanırken HTŞ lideri Colani ise çarşamba günü Şam'daki Halk Sarayı'nda Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile beraberindeki heyeti kabul etti.
Görüşmede HTŞ’nin sözde ‘enerji bakanı’ Muhammed el-Beşir de hazır bulundu.
Jerusalem Post’un haberine göre, bu kabul, İsrail saldırılarına rağmen HTŞ yönetiminde devlet çarklarının olağan akışında dönmeye devam ettiğine dair net bir mesaj niteliğindeydi.
Jerusalem Post, ‘’Görünen o ki, Türkiye-Suriye ilişkileri önümüzdeki süreçte her düzeyde ivme kazanacak.’’ dedi.
SANA bu görüşmeyi, “Toplantıda, Suriye ile Türkiye arasında enerji sektöründeki iş birliği ve ortaklığın perçinlenmesi, sektörün gelişimine katkı sunulması ve istikrarın desteklenmesi gibi konular masaya yatırıldı,” ifadeleriyle duyurdu.

Suriye eksenini Pakistan ve Türkiye ile daha yakın çalışacak biçimde yeniden konumlandırırken, taze Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan ittifakının genişleme ihtimali de giderek daha yüksek sesle dillendiriliyor.
Hatta bu genişleme dalgasının Mısır'ı da içine alabileceği konuşuluyor.
Elbette Kahire'nin neden bu gruba başından beri dahil edilmediğine dair birtakım soru işaretleri mevcut.
Çıkan bir haberde, Suudi Arabistan'ın Mısır'ın katılımına sıcak bakmadığı iddia edilmişti.
Ancak el-Cezire'nin yakın tarihli bir mülakata dayandırdığı haberi farklı bir tablo çiziyor:
“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın yakın zamanda imzaladığı ortak savunma anlaşmasına Mısır'ın da katılabileceğini belirtti. Kahire'nin pakt içinde yer almasını 'mümkün' gören Erdoğan, kapıların yeni üyelere açık olduğunu vurguladı.”
Haberde ayrıca, “Pazar akşamı el-Cezire ekranlarında yayımlanacak olan el-Mukabele programına özel açıklamalarda bulunan Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın çok net bir güvence sunduğunu belirtti. Anlaşmaya göre, imzacılardan herhangi birinin dışarıdan bir saldırıya uğraması halinde taraflar ortak adımlar atmayı taahhüt ediyor,” denildi.

Jerusalem Post şöyle yazdı:
Tablonun bütününe baktığımızda genel çerçeve oldukça net: İsrail'i çevreleyen ülkelerin büyük bir kısmı diplomasiyi tercih ediyor. Kendi aralarında sıkı bir iş birliği ağı örüyorlar. Çoğu, çatışmayı sadece bölgesel istikrarı sarsan bir unsur olarak görüyor. İstedikleri tek şey zaman kazanmak ve kendi kapasitelerini artırmak. Bu yaklaşım, söz konusu ülkelerin eninde sonunda İsrail'e karşı bir tür çevreleme ve caydırıcılık politikası geliştirmesine yol açabilir.”
Jerusalem Post’a göre İsrail hâlâ Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılmasını istiyor.
Ancak bu durum, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri için oluşturduğu endişeyi İsrail’in yeterince ciddiye almadığını gösteriyor. Zira bu ülkeler, “İsrail'in mevcut politikasında köklü ve somut değişiklikler görmek istiyor”.
İsrail cephesi ise “böyle bir politika değişikliğinin yaşanmayacağının sinyallerini veriyor”.
İsrail, “Lübnan ve Gazze'deki saldırgan tutumunu sürdüreceğini açıkça ortaya koyarken, Suriye'nin kuzeyini de kendisi için aşılamaz bir kırmızı çizgi olarak belirlediğini” ifade ediyor.



