Son Dakika
İnşa

Güney'in gülü Zeyneb Nasreddin: Öğretmen, şair ve çevirmen

21 Ağustos 2026 Bu sayfayı yazdır Şirin Musa

❝O güzel öğretmen, o zarif şair ve usta çevirmen fiziken aramızdan ayrılmış olabilir; ancak bazen yokluk, en güçlü varoluş biçimine dönüşür.❞

Güney'in gülü Zeyneb Nasreddin: Öğretmen, şair ve çevirmen
Güney'in gülü Zeyneb Nasreddin: Öğretmen, şair ve çevirmen YDH
Yazı boyutu
100%
6 dk okuma
YDH ― El-Ahbar gazetesi yazarı Şirin Musa, İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırısında eşi ve dört çocuğuyla birlikte öldürülen öğretmen, çevirmen ve şair Zeyneb Nasreddin’in hayatını, kişiliğini ve geride bıraktığı mirası anlatıyor.

15 Ağustos 2026 Cumartesi şafağı sökerken, ezan sesine İsrail’in Güney Lübnan’ın Ensar kasabasına düzenlediği o hain hava saldırısının sağır edici gürültüsü karıştı.

Bir evi yerle bir eden bu saldırı, içindekileri de diri diri toprağa gömmüştü.

O acı haber dalga dalga yayıldı: Öğretmenimiz Zeyneb Nasreddin, eşi ve dört evladıyla birlikte hayattan koparılmıştı.

Zeyneb, öylece veda etmeden gitmeye razı olamamış olacak ki, bu dünyadan göçmeden yalnızca saatler önce memleketi Sücud’a kısa bir ziyaret gerçekleştirmişti.

Orada ailesiyle, eviyle ve toprağıyla son kez helalleşti.

Güney'e öylesine sevdalıydı ki bu sevda ruhuna ilmek ilmek işlenmiş, adeta o toprağı sinesine basmıştı.

Tıpkı Cebel Amil’in tüm kadınları gibi o da sadece kendi dünyasıyla sınırlı kalmayıp çok daha geniş ufuklara uzanan, iyilikle örülmüş kalıcı bir miras bırakmaya ant içmişti.

Ekran Resmi 2026-08-21 00.03.49
Şehit düşen çocuklar Ali el-Hacı Hasan ve Zeyneb Nasreddin'in oğulları. (Fotoğraf, Muhammed Nasreddin’in Facebook sayfasından alınmıştır.)

Zeyneb kimdir?

El-Betül Lisesi'nde hepimizin "Zeyneb Kardeş" diye seslendiği bu güzel insanın hayat yolculuğunu birkaç kelimeye sığdırmak inanın çok zor.

Sınıfa girdiğinde bir öğretmen, kâğıtların ve kitapların arasına daldığında bir şair, dil ve kültür deryasında ise usta bir çevirmendi.

Şimdilerde zihnime geçmişten kalma anılar, özellikle de lise sıralarında oturduğu o son zamanlar bir sel gibi hücum ediyor.

Hatırımda kalan yegâne silüeti; neşe, derin bir kültürel birikim ve içsel bir dinginlikle sarmalanmış hali...

Bahsettiğim bu dinginlik, utangaçlığın ya da sessizliğin ardına saklanan bir çekingenlik değil; edebiyatın sularında demlenmiş bir huzurdu.

Zaten edebiyat, tam da ruhu bu denli arındırdığı için edebiyat değil midir? Onun portresini tam anlamıyla çizebilmek için, hafızamın en kuytu köşelerinde asılı kalmış kelime ve görüntü kırıntılarını bir araya getirdim.

Ailesinin, öğrencilerinin ve sınıf arkadaşlarının anlattıkları da bu portrenin canlı renklerini oluşturdu.

Zeyneb’in dostu ve meslektaşı olan eğitim araştırmacısı Hatice Haydura, onun çocukluk yıllarını şu sözlerle anlatıyor:

“Edebiyata gönül vermiş, eğitimli ve kültürlü bir ailede yetişti. İnsan sevgisiyle, cömertlikle ve direniş ruhuyla yoğrulmuş bir evdi onlarınki.”

Edebiyata dair o ince zevkini merhum babası Şair ve Profesör Mehdi Nasreddin'den almıştı; annesinin kuzeni olan merhum şair Muhammed Ali Şemseddin’in şiirleri ise ruh dünyasını nakış nakış işlemişti.

O büyüdükçe dillere, edebiyata ve şiire duyduğu kara sevda da onunla birlikte büyüdü.

Haydura, "Zeyneb kitapların satır aralarında, yazının ve şiirin büyülü dünyasında nefes alıyordu," diye ekliyor.

Üniversitede çeviri eğitimi alan Zeyneb, çeviriye ve yazıya olan tutkusunun yanına bir de öğretmenliği eklemişti.

Zira ona göre öğretmenlik; babasından ve aynı zamanda bir eğitimci, bir zanaatkâr olan annesi Nura Şemseddin’den kendisine kalan en kıymetli “mirastı”.

Annesi Nura ise biricik kızını şu sözlerle tasvir ediyor:

“Sürekli siyah giyinmesi sizi yanıltmasın; Zeyneb hayata sırılsıklam âşıktı, renklerin her tonunu ayrı bir severdi.”

Tek evladının şahadetinden bahsederken yüreğindeki o onulmaz acıyı gizlemiyor Nura; fakat şehitlerin bu mertebede ölümsüzlüğe ulaştıklarının, o kopan beden parçalarının yalnızca “toprağa karışacak fani bir kılıf” olduğunun da derinden farkında.

Sücud’daki o son vedalaşmada, şehit torunu Zehra’nın kendisini birkaç günlüğüne Ensar’a nasıl davet ettiğini anımsıyor:

“Orada başı göğe eren dağlar, yemyeşil ağaçlar ve capcanlı güller var anneanne…”

Nura bu hatırayı yüreği kan ağlayarak anlatırken, masumlara kıymamayı seçebilecekken kana susamışlığı yüzünden vahşetten geri durmayan düşmanın o karanlık yüzünü bir kez daha yüzümüze çarpıyor.

Zeyneb’in ardında bıraktığı o zengin dil mirası, Fransızcadan Arapçaya kazandırdığı iki dev eseri de içeriyor: Alexandre Dumas’nın başyapıtı "Üç Silahşörler" ve Victor Hugo’nun "Notre Dame'ın Kamburu".

Yalnızca klasiklerle yetinmedi; dostu Haydura ile omuz omuza vererek İngilizce çocuk kitapları da çevirdi.

Yaklaşık yirmi kitaptan oluşan bu değerli koleksiyon, dini ve eğitici konuları kucaklıyordu.

Haydura’nın ifadelerine göre, bu projede Zeyneb’in seçilmesinin ardındaki en büyük etken, onun hem inancına olan derin bağı hem de mesleğindeki tartışmasız ustalığıydı.

“Çocuk edebiyatının kendine has bir ruhu, bu ruhu taşıyan özel insanları vardır,” diyor Haydura ve ekliyor:

“Zeynep’in belki bu alanda çok tecrübesi yoktu ama sahip olduğu o naif şahsiyet, bana bu masum dünyayla kusursuz bir biçimde bütünleşeceğini en başından göstermişti.”

O güzelim şiirlerine gelince… Kimi kişisel defterlerinin sayfaları arasında sır gibi saklı kaldı, kimi ise daha önce yayımlanan eserlerinde okuruyla buluştu.

Ekran Resmi 2026-08-21 00.05.24
Şehit Zeyneb Nasreddin, öğretmenlik yaptığı okulda. (Fotoğraf, Muhammed Nasreddin’in Facebook sayfasından alınmıştır.)

Bir öğretmen olarak Zeyneb

Çevirmenliğinin yanı sıra İngilizce ve Fransızca öğretmenliği de yapıyordu Zeyneb.

Eski öğrencilerinden Fatıma Ferhat, “Öğretmenlik mesleğine ilk adım attığı yıllarda benim dersime girmişti,” diye anımsıyor o günleri.

“Diğer Fransızca öğretmenleriyle kıyaslandığında eşi benzeri olmayan bir üslubu vardı; içlerinde en hayat dolu, en cıvıl cıvıl ve neşeli olanı şüphesiz oydu.”

Fatıma, öğretmeninin o yüce gönüllülüğünden övgüyle bahsederken, başarılarını öğrencilerinin gözüne soka soka anlatıp asla böbürlenmediğinin de altını çiziyor.

Zeyneb’in önce öğrencisi, sonra meslektaşı olma şerefine erişen Ruba Şarara ise onu şöyle anlatıyor:

“İnanılmaz sakin bir yapısı vardı. Onu bir gün olsun öfkelenirken ya da bir öğrenciye sesini yükseltirken gördüğümü hatırlamıyorum.”

Kendi gelişimine ve ilerlemesine sunduğu katkılardan ötürü İngilizce öğretmenini minnetle yâd eden Şarara, sözlerine şöyle devam ediyor:

“O bizim yoldaşımızdı… Bize her daim anlayışlı ve yumuşak yaklaştı. Bizimle şakalaşır, dertlerimizi dinler, kendi hayatından kesitler paylaşırdı; bizimle kelimenin tam anlamıyla arkadaş olmuştu… Üstelik tüm bunların yanında harika bir anne, ilham veren bir rol model ve yetenekli, pırlanta gibi bir eştir.”

Zeyneb ve ailesi, Güney’in rengârenk gülleriyle sarmalanmış o şafak vaktinde şahadet şerbetini içtiler.

Kardeşi şair Muhammed Nasreddin, ablasının ve yeğenlerinin yasını güllerin o suskun diliyle tutuyor bugün.

Onların her birine bir gülün adını veriyor; tıpkı İsrail’in, Sücud’daki aile evlerini yerle bir ederken acımasızca ezdiği o masum güller gibi...

Şimdilerde onların mezarları arasında dolaşıyor; toprağına düştükleri her canın üzerine bir gül, bir de şiir bırakıyor.

Ailenin banliyödeki evinde çiçeklerin taştığı bir balkon var; kim bilir, belki de Nasreddin ailesinin ruhundan dökülen o şiirlerin asıl pınarı işte o balkondur.

Güneyin insanları şehitlerini hep böyle anar; çiçeklerle bezenmiş balkonlarında uzaklara dalarken ve minarelerden müezzinin "Haydi namaza" nidası yükselirken hep onları hatırlarlar.

Tıpkı bir gül misali, Zeynep’in de ömrü kısa oldu ancak etrafına saçtığı o eşsiz koku hepimizin ruhuna sindi.

O güzel öğretmen, o zarif şair ve usta çevirmen fiziken aramızdan ayrılmış olabilir; ancak bazen yokluk, en güçlü varoluş biçimine dönüşür.

Lise koridorlarında bildiğimiz o sımsıcak haliyle, çevirdiği kitapların her bir satırında, yazdığı şiirlerin mısralarında ve onu tanıyan herkesin kalbinin en müstesna köşesinde yaşamaya devam ediyor.

Zira bıraktığı iz içimizde yankılandığı sürece, Zeyneb var olmaktan asla vazgeçmeyecek.


Çeviri: YDH

İlgili Haberler