Son Dakika
İnşa

İsrail medyası: İsrail artık tehditleri yönetmekle yetinmeyecek

23 Ağustos 2026 Bu sayfayı yazdır

İsrail medyası, "Türkiye ile olası bir eskalasyonun, yeni Suriye makamlarıyla sürtüşmenin ve Hizbullah ile devam eden çatışma hâlinin gerçek bedeller taşıdığını" yazdı.

İsrail medyası: İsrail artık tehditleri yönetmekle yetinmeyecek
İsrail medyası: İsrail artık tehditleri yönetmekle yetinmeyecek YDH
Yazı boyutu
100%
7 dk okuma

YDH ― Fas merkezli politika analisti Emin Eyüb, Yediot Ahronot gazetesinde yayımlanan makalesinde, eski İsrail güvenlik doktrininin "artık tamamen sona erdiğini" yazdı.

Eyüb makalesinde, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca hâkim olan varsayımın; periyodik hava saldırılarının, istihbarat takibinin ve uluslararası kararların düşman güçleri yönetilebilir bir mesafede tutabileceği yönünde olduğunu belirtti. Analist, 7 Ekim olaylarının bu varsayımı “paramparça ettiğini” ifade etti.

Eyüb, kâğıt üzerindeki anlaşmaların ve yabancı barış gücü askerlerinin İsrailli sivilleri korumakta başarısız olduğunu aktardı. 

haber-43742-kare-yan

Makalede, “sınırlar boyunca süregelen sessizliğin hiçbir zaman gerçek bir istikrar olmadığı ve bunun sadece bir sonraki saldırı için bir davetiye niteliği taşıdığı değerlendirmesinde” bulunuldu.

Eyüb, dış güvencelerin ve sınırlı kinetik baskının yeterli olacağını umma döneminin kapandığını yazdı.

Yazar, bunun yerini alan stratejinin ise alanın fiziksel kontrolüne ve düşman kapasitelerinin henüz erken aşamadayken bertaraf edilmesine dayanan daha iddialı bir yaklaşım olduğunu belirtti.

Analist, şu anda Suriye ve Güney Lübnan'da yaşananların belirleyici bir kırılmayı temsil ettiğini ve İsrail'in artık çevresindeki tehditleri yalnızca idare etmekle yetinmediğini aktardı.

Yazıda, İsrail'in "İleri Caydırıcılık" olarak adlandırılabilecek bir doktrin çerçevesinde, Levant'ın operasyonel haritasını aktif bir biçimde yeniden şekillendirdiği ifade edildi.

Eyüb, hedefin son derece açık olduğunu; hasımların güç toplaması, altyapı inşa etmesi veya İsrail'in hareket özgürlüğü üzerinde etkili bir veto hakkı kazanması için gereken alan ve zamanın onlara tanınmaması olduğunu belirtti. 

haber-43745-facebook-kapali

Makalede, Ebu ez-Zuhur'a yönelik hassas vuruşların ve Güney Lübnan'da kontrollü bir tampon bölge oluşturmaya yönelik kesintisiz harekâtın, bu değişimin en net erken dönem göstergeleri olduğu değerlendirildi.

Yazar, bu iki unsurun birlikte, İsrail'in tehditlerin olgunlaşmasını bekleyip ardından yanıt vermek yerine, tehditlerin oluşmaya dahi başlayabileceği koşulları bizzat dikte etmeyi amaçladığının sinyalini verdiğini aktardı.

Eyüb yazısında, 18 Ağustos 2026 tarihinde İsrail uçaklarının, kuzeybatı Suriye'deki Ebu ez-Zuhur askerî hava üssündeki pist ve depolama tesislerine sekiz hassas saldırı düzenlediğini ve herhangi bir can kaybı bildirilmediğini belirtti.

Analist, üssün Hama ve Halep arasındaki stratejik bir koridor üzerinde, Türkiye sınırından yaklaşık yetmiş kilometre uzaklıkta yer aldığını, 2013 yılından sonra aktif bir havaalanı olarak işlevini büyük ölçüde yitirerek iç savaş sırasında defalarca el değiştirdiğini ifade etti.

Yazıda ayrıca, “Esed rejiminin çöküşünün ardından, yeni Suriye makamlarının burayı yeni kurulan orduları için bir eğitim alanı olarak rehabilite etmeye başladığı” aktarıldı.

haber-43771-facebook-yan

Makalede, İsrailli yetkililerin hedef seçimini, tesise yönelik artan Türk askerî ilgisine işaret eden istihbaratı gerekçe göstererek açıkladıkları yazıldı.

Eyüb, kısa bir süre önce bir Türk heyetinin, pistin rehabilitasyonunu değerlendirmek üzere üssü ziyaret ettiğini belirtti. Analist, İsrail'in değerlendirmelerinin, Ankara'nın yeni Suriye hükümetinin istikrara kavuşmasına yardımcı olmak şeklindeki beyan edilen amacı doğrultusunda bölgeye radar, hava savunma sistemleri ve muhtemelen birlikler konuşlandırmaya hazırlandığı sonucuna vardığını ifade etti.

haber-43773-instagram-kapali

Yazar, "sınıra bu kadar yakın entegre bir Türk radar ve hava savunma varlığının, İsrail Hava Kuvvetleri'nin kuzey Suriye genelindeki operasyonlarını kısıtlayan bir erişimi engelleme bölgesi yaratacağını" değerlendirdi. 

Ayrıca yazıda, Netanyahu'nun ofisinin, İsrail'in hem Şam'a hem de Ankara'ya net uyarılarda bulunduğunu açıkladığı ve bu uyarılar dikkate alınmayınca pistin vurularak tahrip edildiği aktarıldı.

Eyüb, Suriye dışişleri bakanının daha sonra Türk subaylarının işbirliği ve eğitim amacıyla ziyarette bulunduğunu doğruladığını, ancak kalıcı bir Türk üssü veya asker konuşlandırma planı olmadığında ısrar ettiğini aktardı.

Yazar, Türkiye'nin, saldırı sırasında herhangi bir askerî heyetin bölgede bulunduğunu reddettiğini ve tehdit nitelendirmesini kabul etmediğini belirtti. Makalede, bir ABD elçisinin bu eylemi gereksiz bir eskalasyon olarak nitelendirdiği yazıldı. Analist, operasyonel mesajın ise tartışmaya yer bırakmayacak kadar net olduğunu; İsrail'in, bir NATO üyesi de dâhil olmak üzere hiçbir yabancı aktörün, kuzey kanadındaki hava üstünlüğünü kısıtlayacak kapasiteler yerleştirmesine izin vermeyeceğini ifade etti.

Yazıda, ertesi gün İsrail ordusu Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in, güney Suriye'de İsrail kontrolündeki güvenlik bölgesinde bulunan birlikleri ziyareti sırasında yaptığı konuşmada bu hususun altını çizdiği belirtildi.

Eyüb, İsrail'in, Suriye sınırı boyunca yaşanan her gelişmeyi takip ettiğini ve ulusal güvenlik gerektirdiği anda, tam olarak gereken yeri vuracağını aktardı. Ayrıca analist, Suriye'nin, üçüncü tarafların askerî olarak mevzilenebileceği bir platform hâline gelmesine müsaade edilmeyeceğinin altını çizdiğini yazdı. Makalenin devamında, Güney Lübnan'da yürütülmekte olan harekâtın, farklı ancak birbiriyle bağlantılı bir zafiyetle yüzleştiği değerlendirildi. 

Eyüb, 2006 savaşından sonraki on sekiz yıl boyunca İsrail'in, Hizbullah'ı Litani Nehri'nin kuzeyinde tutmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararına ve UNIFIL'in varlığına güvendiğini, ancak bu düzenlemenin pratikte çöktüğünü ifade etti.

Yazar, Hizbullah'ın, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerinin hemen bitişiğine tüneller, tanksavar mevzileri ve silah depoları inşa ettiğini belirtti.

haber-43795-facebook-serit

Gözlem noktaları ve atış mevzilerinin sivil köylerin içine yerleştirildiğini aktaran Eyüb, bunun sonucunda Metula, Manara, Kiryat Shmona ve diğer kuzey kasabalarından on binlerce sakinin uzun süreli olarak yerlerinden edildiğini yazdı.

Analist, tam da bu sonucu önlemek üzere tasarlanmış olan uluslararası mekanizmanın, kendi şartlarını dayatma konusunda yetersiz veya isteksiz olduğunun kanıtlandığını ifade etti.

Makalede, İsrail'in mevcut yönteminin daha doğrudan olduğu değerlendirmesine yer verildi. Eyüb, İsrail ordusunun, haritalarda sıklıkla Lübnan topraklarının birkaç kilometre içine uzanan ve bazı kesimlerde Litani'ye yaklaşan bir güvenlik veya operasyon bölgesi olarak gösterilen bir İleri Savunma Hattı oluşturduğunu belirtti.

Analist, birden fazla tümenin, Hizbullah altyapısını çökertmek, tahkim edilmiş mevzileri imha etmek, atış alanlarını temizlemek ve net görüş hatları açmak amacıyla bu hattın güneyinde operasyonlar yürüttüğünü yazdı.

Daha önce fırlatma rampası olarak kullanılan köylerin temizlendiğini veya kısıtlama altına alındığını aktaran yazar, sınır bölgesinin fiziksel topoğrafyasının, yaklaşan herhangi bir tehdidin İsrail yerleşimlerine ulaşmadan önce tespit edilip durdurulabilmesi için yeniden şekillendirildiğini belirtti.

Eyüb, bunun bir dizi geçici baskın olmadığını, münhasıran İsrail'in operasyonel yetkisi altında kontrollü bir tampon bölgenin bilinçli olarak yaratılması olduğunu ifade etti. 

haber-43800-instagram-kapali

Yazıda, eleştirenlerin bu çabayı haddi aşmak veya işgal olarak nitelendirdiği, destekleyenlerin ise bunu, diplomatik güvencelerin değersiz olduğu kanıtlandıktan sonra egemenliğin gerekli bir dayatması olarak gördüğü aktarıldı.

Eyüb, kuzeydeki sakinlerin güvenli bir şekilde evlerine dönmesinin, Lübnan hükümetinin vaatlerine veya yeni bir uluslararası arabuluculuk döngüsüne bağlı olamayacağını belirtti. Analist, bu durumun, tehditlerin yalnızca izlenmek yerine ortadan kaldırıldığı, İsrail ordusunun sıkı kontrolü altında bir bölgeyi gerektirdiğini değerlendirdi.

Makalede, eğer bu hedef Güney Lübnan arazisinin yeniden şekillendirilmesini gerektiriyorsa, arazinin yeniden şekillendirileceği ifade edildi. Yazar, tampon bölgenin ayrıca, kesintisiz istihbarat toplama fırsatları sağladığını ve gelecekteki olası bir roket veya kara saldırısına karşı reaksiyon sürelerini kısalttığını yazdı. Eyüb, iç cephe istikrarsız bırakıldığı takdirde, kuzey sınırındaki İleri Caydırıcılığın sürdürülemeyeceğini belirtti.

Analist, istihbarat birimlerinin, İran'ın Batı Şeria'ya silah, nakit para ve operasyonel yönlendirme sokma çabaları konusunda uyarmaya devam ettiğini aktardı. İran'ın diğer vekil güzergâhları üzerindeki baskı arttıkça, Tahran'ın Cenin, Nablus, Tulkarm ve benzeri yerlerdeki hücreler aracılığıyla ikinci bir cephe açmak için her türlü gerekçesi bulunduğunu yazdı. Yazar, İsrail güvenlik birimlerinin bu tehditleri ayrı bir iç asayiş meselesi olarak değil, daha büyük bölgesel harekâtın ayrılmaz bir parçası olarak ele aldığını ifade etti.

Makalede, ana kuvvetlerin birincil stratejik mücadele için serbest kalması isteniyorsa; hücreleri dağıtmak, kaçak silahları ele geçirmek ve finansman kanallarını kesmek amacıyla önleyici eylemlerde bulunmanın esas olduğu değerlendirildi.

Analist, Orta Doğu'nun her zaman itidali veya hukuki formüllere başvurmayı değil, netliği ve kanıtlanmış kapasiteyi ödüllendirdiğini yazdı.

haber-43804-instagram-koyu

Pasif çevrelemenin, daha büyük ve daha yıkıcı saldırılara yol açtığını belirten Eyüb, “İleri Caydırıcılığın”, bedelleri erkenden ödeterek, güvenli limanları ortadan kaldırarak ve İsrail sınırlarına yönelik fiziksel yaklaşımları kontrol altına alarak bu döngüyü tersine çevirmeyi amaçladığını ifade etti.

Yazıda, Ebu ez-Zuhur'daki vuruşların, Suriye hava sahasına yönelik yabancı askerî nüfuza karşı kesin bir çizgi çektiği değerlendirmesinde bulunuldu.

Yazar, Güney Lübnan'daki tampon bölgenin, kronik bir zafiyeti yönetilebilir bir güvenlik bölgesine dönüştürdüğünü ve Batı Şeria'daki sürekli baskının, cephe gerisinin başka bir aktif cephe hâline gelmesini engellemeye hizmet ettiğini aktardı. Eyüb, makalesinde her bir unsurun diğerlerini pekiştirdiğini yazdı.

Makalede, bu adımların hiçbirinin risksiz olmadığı belirtildi. Analist, "Türkiye ile olası bir eskalasyonun, yeni Suriye makamlarıyla sürtüşmenin ve Hizbullah ile devam eden çatışma hâlinin gerçek bedeller taşıdığını" ifade etti.

Diplomatik eleştirilerin şimdiden Washington'dan duyulmaya başlandığını aktaran yazar, ileri bir mevcudiyeti sürdürmenin; kaynak, siyasi irade ve uluslararası baskıyı göğüsleyebilme kapasitesi gerektirdiğini belirtti.

Eyüb, ne var ki alternatif olan 7 Ekim öncesindeki sınırlı periyodik operasyonlar modeline dönmek ve uluslararası güvencelerin bir şekilde ayakta kalacağını ummak fikrinin, halihazırda denenmiş ve yetersiz bulunmuş olduğunu yazdı.

Son olarak analist, çatışmayı çevreleme yoluyla yönetme döneminin sona erdiğini ve operasyonel coğrafyayı şekillendirme ve ulusal bekanın koşullarını belirleme döneminin başladığını değerlendirdi. 

Yazar, Suriye ve Lübnan'daki eylemlerin birer açılış hamlesi olduğunu ve bunların son hamleler olmaması gerektiğini belirterek makalesini tamamladı.

Yazarın sitemizde yayımlanan diğer makalesi: İsrail medyası: Hürmüz kapalı kaldıkça ABD-İsrail için zafer yok

İlgili Haberler