Yeni İsrail doktrininin kıskacında Lübnan
"Asıl tehlike; işgalin kalıcı bir doktrine, işgal edilen arazinin daimi bir güvenlik bölgesine ve bu güvenlik sahasının da tedricen potansiyel bir yerleşim alanına dönüştürülmesidir."
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Kerim Haddad, İsrailli stratejist Ofer Şelah’ın tespitlerinden hareketle, İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri yaklaşımının sınırlı sınır ötesi operasyonlardan çıkarak kalıcı bir güvenlik ve genişleme doktrinine dönüştüğünü vurguluyor. Temel tez; oluşturulmak istenen tampon bölgelerin salt askeri amaçlı geçici alanlar olarak kalmayacağı, İsrail güvenlik anlayışındaki yerleşimci reflekslerle birleşerek tedrici bir fiili ilhaka (de facto) zemin hazırlayacağı. Haddad'a göre İsrail'in "kesintisiz savaş" ve bölgesel dönüştürme hedefi, hasım unsurların askeri kapasite oluşturmasını dahi tek başına askeri müdahale gerekçesi sayarak egemen sınırları anlamsızlaştırıyor.
Ofer Şelah’ın[1] İsrail’deki "yeni güvenlik stratejisi"ni ele alan çalışmasının ortaya koyduğu dönüşüm uyarınca, Lübnan meselesi artık sınır ötesi sınırlı askeri operasyonlar veya sonradan çekilme müzakerelerine konu olabilecek mevzilerin işgali bağlamında değerlendirilemez.
Şekillenmekte olan tablo bundan çok daha vahimdir: İsrail, bizzat sınır kavramını yeniden tanımlamakta; bu yeni güvenlik perspektifinde devletin siyasi sınırları yetersiz görülerek, yerini komşu devletlerin toprakları içine uzanan dinamik ve akışkan güvenlik sınırlarına bırakmaktadır.
Lübnan özelinde bu yaklaşım, yalnızca egemenliğe değil, doğrudan Lübnan’ın toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit barındırmaktadır.
Zira Şelah, "tampon bölgeler" ihdası ile İsrail’deki nüfuz sahibi odakların savunduğu "yerleşim güvenlik sağlar" anlayışı arasında açık bir bağ kurmakta ve bu sürecin nihayetinde söz konusu bölgelerde yerleşim birimleri kurulmasına yol açabileceği hususunda uyarıda bulunmaktadır.
Bu husus, üzerinde etraflıca durulmayı hak etmektedir; zira Güney Lübnan’a ilişkin tartışmayı bambaşka bir düzleme taşımaktadır.
Geleneksel askeri doktrinde tampon bölge, savaş sırasında oluşturulan, askeri zaruretin ortadan kalkmasıyla veya siyasi bir mutabakata varılmasıyla lağvedilen geçici bir sahadır. Şelah’ın tartıştığı tasavvurda ise bu, kesintisiz bir savaş doktrininin[2] ayrılmaz parçasıdır.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, düşmanı önceden vurma, tehditleri bertaraf etme ve hasım topraklar içinde silahsızlandırılmış kuşaklar oluşturma esasına dayanan stratejik bir dönüşümden söz etmektedir.
Böylece İsrail ordusu, kendi sivil nüfusunu yalnızca sınır hattından değil, sınırın ötesinden koruyacaktır. Şelah, bu bölgelerin uygulamada yalnızca askeri arındırmayla sınırlı kalmayıp, Gazze, Lübnan ve Suriye’de fiili bir İsrail askeri varlığını içerdiğine dikkat çekmektedir.
Bu, son derece tehlikeli bir eksen kaymasıdır: Bir devlet kendi güvenli sınırlarının başka bir devletin egemenlik sahasında yer alması gerektiğine hükmettiğinde, meşru sınırların savunulmasından hukuki sınırların bizatihi yetersizliğinin iddia edilmesine geçmiş demektir. İşin en vahim tarafı ise tampon bölge mantığının kendi içinde genişlemeye açık bir tabiat barındırmasıdır.
Şelah bu mekanizmayı tüm açıklığıyla izah etmektedir: İsrail içinde, yerleşimin tek başına güvenlik tesis ettiğine inanan güçlü çevreler mevcuttur.
Hasım topraklar içinde bir tampon bölge ihdas edildiğinde, bu mantık kaçınılmaz olarak orada sivil yerleşimler kurulmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bu aşamada yerleşimcilerin ordu tarafından korunması gerekecek; yerleşimcilerin himayesi ise ordunun denetimindeki alanın genişletilmesini zorunlu kılacaktır.
Böylece tampon bölge yeniden genişleyecek, açılan yeni saha da ilave yerleşimler için potansiyel bir zemin haline gelecektir.
Karşımızdaki tablo, kendi kendini besleyen genişlemeci bir kısır döngüdür: Güvenlik amaçlı işgal yerleşimi doğurmakta, yerleşim ise daha kapsamlı bir askeri işgale gerekçe oluşturmaktadır.
Lübnan bağlamında bu dinamik, belirli sınır noktalarında İsrail askeri varlığının bulunmasından çok daha tehlikeli sonuçlara gebedir.
Bu süreç teorik olarak, Güney Lübnan’ın belirli kısımlarının Lübnan devletinden fiilen koparılmış bir coğrafi alana dönüştürülmesine kapı aralamaktadır: Giriş ve çıkışların İsrail ordusunca kontrol edildiği, özel güvenlik rejimlerinin dayatıldığı ve zamanla salt askeri bir bölge olmaktan çıkıp İsrail sivil unsurlarının da dahil edildiği bir egemenlik sahası.
Şüphesiz Şelah, Güney Lübnan’da yerleşim birimleri kurulmasına dair resmi bir hükümet kararının alındığını iddia etmemektedir. Bu ayrımın altı çizilmelidir.
Yazarın vurguladığı husus; tampon bölge doktrini ile yerleşimi bir güvenlik enstrümanı olarak gören anlayışın bir araya gelmesinin, nihayetinde bu sonucu doğurabilecek yapısal bir mantık ürettiğidir.
Yazarın bu uyarısı Gazze, Lübnan ve Suriye’deki tampon bölgeleri açıkça kapsamaktadır. Dolayısıyla bu mesele ne salt gerçek dışı bir kurgu olarak görülmeli ne de Lübnan’da yerleşim inşası ilan edilmiş ve kesinleşmiş resmi bir plan olarak telakki edilmelidir. Karşı karşıya olduğumuz durum, bizzat yeni doktrinin bünyesinde barınan yapısal bir tehlikedir.
İsrail’de yaşanan mevcut doktrinel dönüşümü Lübnan açısından kritik kılan da tam olarak budur. Zira mesele yalnızca mevcut İsrail hükümetiyle veya tekil bir savaşın seyriyle sınırlı kalmayıp, İsrail askeri gücünün işlevine dair çok daha köklü bir tartışmaya dayanmaktadır.
Şelah, askeri bürokrasi içinde tedavülde olan ve İsrail ordusunun, ülkeyi çevreleyen birinci halkaya odaklı yerel bir savunma gücü olmaktan çıkıp, tüm Orta Doğu sathında kesintisiz ve uzun vadeli harekat kabiliyetine sahip bölgesel bir güce dönüşmesini savunan yaklaşımlara atıfta bulunmaktadır.
Bu yaklaşım, yalnızca tehlikeleri bertaraf etmeyi değil; İsrail’i çevreleyen siyasi ve güvenlik iklimini güç kullanarak dönüştürmeyi hedeflemektedir.
Şelah’ın eleştirdiği yeni strateji; tehdidin sürekli, erken uyarının garanti dışı ve caydırıcılığın geçici olduğu kabulüne dayanmaktadır. Bu kabullerin doğal sonucu ise savaşın da süreklilik kazanması gerektiği çıkarımıdır. İsrail, hasmının imkan ve kabiliyetlerinin somut ve yakın bir tehdide dönüşmesini beklememekte; doğrudan bu kabiliyetin oluşumunu engellemeyi (önleyici müdahaleyi) esas almaktadır.
Lübnan açısından bunun anlamı, İsrail’in tehdit olarak addettiği herhangi bir askeri kapasitenin mevcudiyetinin, topyekün bir savaş hali bulunmasa dahi Lübnan topraklarında askeri harekatın sürdürülmesine meşruiyet devşirmek için kullanılabilmesidir.
İşte Lübnan’ın toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan tehdit bu noktada tecessüm etmektedir. Devlet kağıt üzerinde ve uluslararası alanda tanınan sınırları dahilinde varlığını sürdürürken, fiiliyatta topraklarının bir kısmı üzerindeki egemenlik haklarını icra etme kabiliyetini yitirebilir.
Buradaki kritik husus, doğrudan İsrail bayrağının çekilmesi veya ilhakın resmen ilan edilmesi değildir. Sürekli askeri kontrol, yerel ahalinin geri dönüşünün engellenmesi, arazi kullanım rejiminin değiştirilmesi, serbest dolaşımın kısıtlanması ve müteakip aşamada sivil yerleşim unsurlarının bölgeye nakli gibi fiili adımlar; derhal resmi bir hukuki ilhak beyanına başvurulmaksızın aşamalı bir fiili ilhak[3] süreci yaratabilir.
Söz konusu denklem, yerleşim faktörü devreye girdiğinde çok daha hassas bir boyut kazanmaktadır. Zira askeri varlık teorik olarak siyasi veya askeri bir kararla geri çekilebilir.
Yerleşim ise geri dönülmesi son derece güç bir fiili durum (fait accompli) yaratır: Konutlar, yollar, altyapı, nüfus, müesseseler ve nihayetinde bu nüfusun korunmasının devlet için kaçınılmaz bir milli vazife olduğunu vazeden siyasi bir söylem.
İşte Şelah’ın dikkat çektiği ve uyardığı mekanizma tam da bu kısırdöngüdür. Bu dönüşümün vahameti, Şelah’ın eleştirdiği "Süper-Sparta" tasavvuru[5] bağlamında değerlendirildiğinde daha da belirginleşmektedir.
Netanyahu, İsrail’in askeri alanda daha yüksek bir kendine yeterliliğe ihtiyaç duyduğunu ileri sürerken; Şelah bu vizyonun, ordusu daimi bir seferberlik içinde yaşayan, güvenlik sınırları durmaksızın genişleyen ve bunun neticesinde ekonomisi, toplumsal dokusu ve yedek güçleri tükenişe sürüklenen bir devlet yapısı doğuracağını savunmaktadır.
Lübnan, yazarın savaşın seyrine yönelik doğrudan eleştirilerinde de merkezi bir yer tutmaktadır. Şelah, Kasım 2024 mutabakatlarının Hizbullah ile çatışma dinamiğini dizginleyebilecek bir zemin oluşturduğu kanaatindedir.
Ancak 28 Şubat 2026’da vuku bulan ABD-İsrail ortak harekatının bu dengeyi altüst ettiğini ve akabinde Güney Lübnan’a başlatılan askeri harekatın stratejik açıdan hiçbir somut kazanım sağlamadığı gibi Washington ile ilişkilerdeki tansiyonu tırmandırdığını belirtmektedir.
Bu zaviyeden bakıldığında Lübnan’a yönelik tehdit, İsrail’in güneydeki işgal sahasını genişletme ihtimaliyle sınırlı değildir.
Asıl tehlike; işgalin kalıcı bir doktrine, işgal edilen arazinin daimi bir güvenlik bölgesine ve bu güvenlik sahasının da tedricen potansiyel bir yerleşim alanına dönüştürülmesidir.
Meselenin çelişkili tarafı şudur: Bizzat İsrail güvenlik mimarisinin içinden gelen Şelah, bu doktrinin İsrail’e güvenlik temin etmekten ziyade ucu açık, sonu gelmez bir savaş hali üreteceğini öngörmektedir.
Zira kurulan her yeni tampon bölge yeni sürtüşme alanları doğurmakta; her kalıcı askeri varlık kendi direnişini üretmekte; her yerleşim birimi korunmak için daha fazla askeri kuvvete ihtiyaç duymakta ve askeri gücün her genişlemesi daha derin bir husumet ve uluslararası tecrit yaratmaktadır.
Lübnan cenahı açısından verilmesi gereken mesaj gayet açıktır: Tampon bölge, İsrail operasyonlarının nihai noktası değil, aksine başlangıç evresi olabilir.
Güvenlik gerekçesiyle başlatılan bir süreç; aşamalı olarak daimi kontrole, ardından yerleşime ve nihayetinde sınır coğrafyasının fiilen yeniden çizilmesine evrilebilir.
O noktaya varıldığında hadise, sınır üzerindeki münferit anlaşmazlıkların ötesine geçerek doğrudan Lübnan’ın coğrafi birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelmiş varoluşsal bir tehdit niteliği kazanacaktır.
[1] Eski bir Knesset üyesi, askeri analist ve hâlihazırda Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde (INSS) kıdemli araştırmacı olan İsrailli stratejist. Siyonist rejim ordusunun yapısal dönüşümüne, kara doktrinlerine ve askeri gücün siyasi hedeflerle orantısızlığına yönelik eleştirel raporlarıyla tanınır. (ç.n.)
[2] Kesintisiz Savaş Doktrini: Orijinal: عقيدة حرب دائمة (‘Akîdetü harbin dâime). Süreklilik arz eden, nihai bir barış anlaşmasını hedeflemeyen, tehdidi yok etme iddiasıyla sürekli çatışma halinde kalmayı öngören askeri felsefe. عقد (a-k-d: düğümlemek, kesin bağ kurmak) kökünden türeyen ‘akîde, terim olarak askeri doktrin ve stratejik paradigma anlamına gelir. حرب (harb: savaş) ve ديمومة (devamlılık) kavramlarıyla birleşerek "sonsuz/daimi savaş paradigması" manasını kurar. (ç.n.)
[3] Kademeli Fiili İlhak: Orijinal: ضمّاً فعلياً متدرّجاً (Dammen fi‘liyyen mutedərricen). Hukuki bir beyana dayanmayan, sahada askeri kontrol, altyapı inşası ve demografik değişiklikler yoluyla gerçekleştirilen aşamalı "de facto" ilhak süreci. ضم (damm: ekleme, katma, ilhak), فعل (fiil: eylem, pratik gerçeklik) ve درج (derece: adım adım, tedricen ilerleme) köklerinden mülhemdir. Uluslararası kamuoyunun tepkisini çekmeden toprak gasp etme yöntemini ifade eder. (ç.n.)
[4] Süper-Sparta Tasavvuru: Orijinal: تصوّر «السوبر-إسبرطة» (Tasavvuru's-sûber-İsbarta). Toplumun, ekonominin ve devlet aygıtının bütünüyle militarize edildiği, daimi savaş için yaşayan aşırı askeri devlet modeli. Antik Yunan’daki askeri şehir devleti Sparta’ya yapılan tarihsel ve felsefi bir telmihtir. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun "kendi kendine yeten, etrafı surlarla çevrili ve sürekli savaşan askeri güç" ideolojisine yönelik analitik bir metafordur. (ç.n.)
Çeviri: YDH
İlgili Haberler
Güney'in gülü Zeyneb Nasreddin: Öğretmen, şair ve çevirmen
21 Ağustos 2026 00:00
İsrail ve Ali Tahir muharebesi: Siyasi stratejiden yoksun bir savaş
19 Ağustos 2026 08:50
'İsrail’le ilişkilerinizi normalleştirin, ekonominiz şahlansın’
15 Ağustos 2026 14:55
İsrail’den Lübnan’a yeni katliam dalgası
15 Ağustos 2026 09:27
