İran'a karşı savaşın altıncı ayı: Savaşın sonunu arayış
❝Her ne kadar iki taraf da galip sayılamasa da, İran ağır kayıplar vermesine rağmen en azından çatışmaya göğüs germeyi başarmıştır.❞
Giriş
İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki doğrudan askerî çatışma altıncı ayına girerken, bu krizin nihayetinde nasıl sona erebileceğine dair sorular giderek artmaktadır.
Her iki tarafın da geri adım atmaya niyetli görünmemesi ve tam bir çıkmaza doğru sürüklenmesiyle birlikte, çatışmanın seyrini şekillendirebilecek birkaç temel stratejik yönelim tespit edilebilir.
Bununla birlikte, gelecekte nelerin yaşanacağının kesin hatları belirsizliğini korumaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri İran ile neden savaşa girdi?
Mevcut durum analizlerinin büyük bir kısmı temel bir soruya dayanmaktadır: Amerika Birleşik Devletleri neden İran ile doğrudan askerî çatışmaya girmeye karar vermiştir?
Alınan bu karar, bazı eleştirmenlerin öne sürdüğü üzere, temelde ABD Başkanı Donald Trump'ın kişisel tercihlerinden mi kaynaklanmış ve net olarak belirlenmiş bir stratejiden yoksun biçimde mi yürütülmüştür[i]; yoksa ABD dış politikasının daha geniş çerçevesi bağlamında mı değerlendirilmelidir?[ii] Ayrıca, Trump'ın "sonu gelmeyen savaşları" reddetmeye yönelik seçim vaatleri ile mevcut tutumu arasındaki bariz çelişki nasıl anlamlandırılmalıdır? Bu soruların yanıtlanması, Washington'un söz konusu çatışmaya ne ölçüde bağlı olduğuna ve bunun siyasi, ekonomik ve askerî maliyetlerini üstlenmeye ne denli hazırlıklı olduğuna ışık tutması bakımından önem taşımaktadır.
ABD dış politika kurumlarının önemli bir kesimi için İran'ı çevrelemek, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki iktidar değişimlerinde de kayda değer bir süreklilik göstererek, on yıllardır Washington'un stratejik bir önceliği olagelmiştir.[iii] İran, Amerika Birleşik Devletleri'nin desteklediği bölgesel düzene meydan okuyan bir vekil güçler ağı aracılığıyla Batı Asya'daki bölgesel nüfuzunu genişlettikçe, bu öncelik giderek artan bir önem kazanmıştır. Washington bu hedefini, özellikle yaptırımları genişleterek ve İran'ın nükleer programını, füze kabiliyetlerini ve bölgesel askerî kapasitesini kısıtlamaya çalışarak, siyasi ve ekonomik baskı yollarıyla sürdürmüştür.[iv]
Bu meselenin önemi, Washington'un 21. yüzyılın en önemli stratejik sınaması olarak gördüğü ve ABD'nin Çin ile yürüttüğü uzun vadeli rekabet bağlamında değerlendirildiğinde daha da netleşmektedir.[v] ABD savunma stratejisi perspektifinden bakıldığında, Çin başlıca uzun vadeli tehdit olarak tanımlanırken; İran, Washington'un yönetmesi gereken bölgesel sınamalardan biri olmayı sürdürmektedir.[vi]
Buna bağlı olarak, İran'ı çevrelemek ABD bölgesel güvenlik politikasında önemli bir husustur; zira İran, hem sıcak çatışma hatlarının ötesinde ABD çıkarlarını vurabilecek asimetrik bir askerî gücü temsil etmekte hem de Washington, kritik enerji transit güzergâhlarında yaşanabilecek uzun vadeli aksamaları önlemeyi amaçlamaktadır.[vii]
Dolayısıyla, Amerika Birleşik Devletleri'nin 7 Ekim 2023 sonrası oluşan ortamı, İran'ı hedef almak için bilhassa elverişli bir fırsat olarak gördüğü öne sürülebilir. Bu süreçte İran'ın bölgesel müttefik ağı; ilk aşamada Hamas dâhil olmak üzere Filistinli silahlı grupların askerî kabiliyetlerinin büyük ölçüde tahrip edilmesiyle[viii], ardından Suriye'deki Esad rejiminin çöküşüyle[ix] ve Lübnan'da Hizbullah'a indirilen ağır darbelerle[x] ciddi biçimde zayıflamıştır. Yaşanan bu gelişmeler, İran'ın bölgesel müttefik ağını büyük oranda zayıflatmıştır[xi].
Eş zamanlı olarak Tahran; iç protestolar, ekonomik zorluklar ve azalan toplumsal sermaye dâhil olmak üzere bir dizi iç sorunla karşı karşıya kalmıştır.[xii] [xiii] [xiv] Bazı durumlarda bu sorunlara, dış aktörlerin enformasyonel veya siyasi nüfuz kurma çabaları da eşlik etmiştir.[xv]
Özellikle eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin şüpheli ölümünün ardından, siyasi iç çekişmeler de giderek daha görünür hâle gelmiştir.[xvi]
Bu arka plan çerçevesinde ve İsrail'in de teşvikiyle Trump[xvii], belki de kendisine siyasi bir miras sağlama ve aynı zamanda ABD dış politikasının uzun süredir yüzleştiği sınamalardan birini -İran'ın kapasitesini yeniden inşa etmesine fırsat kalmadan- nihayet çözüme kavuşturma umuduyla daha cesur adımlara yönelmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun defalarca savunduğu üzere, “Eğer İran'a saldırmamış olsaydık, öyle bir konvansiyonel cephanelik inşa edeceklerdi ki, İran'a saldırmak artık mümkün olmayacaktı.”[xviii]
Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, nihayetinde 28 Şubat 2026'da savaşın patlak vermesiyle sonuçlanmıştır. ABD hükûmeti, temel hedeflerinin İran'ın askerî ve füze kabiliyetlerini zayıflatıp yok etmek, silah üretim altyapısını ortadan kaldırmak ve Tahran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek olduğunu belirtmiştir.[xix] Aynı zamanda Trump ve ABD'deki bazı siyasi akımlar, İran'da bir siyasi değişim yaşanması ihtimalini de gündeme getirmiştir.[xx]
Ne var ki altı ayın ardından durum bariz biçimde farklılaşmıştır. Her ne kadar iki taraf da galip sayılamasa da, İran ağır kayıplar vermesine rağmen en azından çatışmaya göğüs germeyi başarmıştır.[xxi] Amerika Birleşik Devletleri taktiksel hedeflerinden bazılarına ulaşmış olsa da, özellikle İran'ın nükleer programının süregelen direnci, zenginleştirilmiş uranyum stokunun belirsiz akıbeti ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğine yönelik kısıtlamalar göz önüne alındığında, çatışmadan çekilmek için gerekli stratejik kazanımları henüz elde edememiştir.
Dolayısıyla asıl soru, çatışmanın bundan sonraki seyrinin nasıl şekillendirilebileceğidir.

Savaş ve müzakerelere dair İran perspektifi
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerin uzun ve çekişmeli tarihinin ötesinde, hâlihazırda Tahran ile Washington yönetimi arasında ciddi bir güvensizlik mevcuttur. Bu güvensizlik, mevcut ABD yönetimiyle anlamlı bir müzakere yürütme ihtimalini son derece kısıtlı gören İranlı yetkililerin resmî tutumlarına ve açıklamalarına da yansımaktadır.[xxii]
Bu tutumun bir örneği, İran Meclis Başkanı ve İran müzakere heyeti başkanı Muhammed Bakır Galibaf'a yakın bir danışman olan Mecid Şakeri'nin yakın tarihli açıklamalarında görülebilir. Bir röportajda Şakeri'ye; Türkiye, Pakistan ve Umman gibi ülkeler Washington ile diyalog kurarken, İran'ın neden Amerika Birleşik Devletleri'ni bu denli kışkırtan eylemlerde bulunduğu sorulmuştur. Röportajı yapan kişi ayrıca, Pakistan'ın nükleer silahlara sahip olmasına rağmen Amerika Birleşik Devletleri ile nispeten istikrarlı ilişkiler sürdürebilme becerisine de dikkat çekmiştir.
Buna cevaben Şakeri, durumu üç faktör etrafında çerçevelemiştir: "Birincisi, İran'ın iç dinamikleri ve koşulları; ikincisi, ülkenin özgül koşulları ve stratejik zorunlulukları; ve üçüncüsü, ABD yönetiminin karakteristik özellikleridir. Washington'daki durum öyledir ki, Donald Trump yönetimiyle etkili müzakereler yürütmek imkânsızdır. Trump'ın iki başkanlık dönemi boyunca Beyaz Saray'daki siyasi ekip, hiçbir ülkeyle kalıcı bir anlaşmaya varamamıştır. Gösterilebilecek tek örnek, Trump'ın ilk döneminde Kanada ve Meksika ile yürütülen ticaret müzakereleridir ki bu anlaşma bile daha sonra ikinci döneminde değiştirilmiş ve ihlal edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri; Çin, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği veya Japonya ile kalıcı anlaşmalara varmayı başaramamıştır ve İran ile de bir anlaşmaya varmayacaktır. Sonuç olarak birçok ülke, ciddi müzakereleri Trump'ın başkanlığının sonuna kadar ertelemeyi tercih etmektedir."[xxiii]
Benzer bir tutum, bizzat Galibaf'ın açıklamalarında da açıkça ifade edilmektedir. 17 Haziran 2026'da İslamabad müzakerelerinin ardından televizyonda yayınlanan bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştır: "Amerika Birleşik Devletleri'ne en az güvenen kişi benim."[xxiv] Galibaf, İsviçre'deki görüşmelerin ardından 21 Haziran 2026'da bu tutumunu yineleyerek şunları kaydetmiştir: "Amerikalılara güvenmedik, şu an da güvenmiyoruz ve gelecekte de onlara karşı güvensiz kalmak en akılcı yoldur."[xxv] Aynı tutumu 10 Temmuz 2026'da Endonezya Meclis Başkanı ile yaptığı görüşmede de tekrarlayarak şu ifadeleri dile getirmiştir: "Yalnızca savaşa hazırlıklı olanlar Amerika Birleşik Devletleri ile müzakere edebilir."[xxvi]
Tüm bu açıklamalar bir arada değerlendirildiğinde, İranlı politika yapıcıların önemli bir kesiminin söyleminde Amerika Birleşik Devletleri'ne duyulan güvensizliğin, mevcut ABD yönetimiyle yürütülecek herhangi bir müzakerenin temel varsayımı hâline geldiğine işaret etmektedir. Bu güvensizliğin kökenleri, Trump yönetiminin 2018 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) tek taraflı olarak çekilmesine kadar uzanmaktadır. Avrupa troykasının ABD'nin desteğiyle "snapback" (yaptırımların otomatik iadesi) mekanizmasını devreye sokması ve bunun akabinde Eylül 2025'in sonlarında BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarının İran'a yeniden uygulanması[xxvii], Tahran'daki bu algıyı daha da pekiştirmiştir. Benzer şekilde, iki taraf arasındaki müzakerelerin altıncı turunun 15 Haziran 2025'te gerçekleştirilmesi planlanırken[xxviii], İsrail'in 13 Haziran 2025'te İran'a saldırması ve ABD'nin İran nükleer tesislerine yönelik operasyonlara katılması[xxix], Washington'un müzakerelere samimiyetle bağlı olmadığının bir kanıtı olarak yorumlanmıştır.
Bu algı, mevcut kriz boyunca varlığını sürdürmüştür. İranlı yetkililerin perspektifinden bakıldığında; Nisan 2026'daki tekrarlanan ateşkes ihlalleri[xxx], ABD'nin İran'ın kıyı bölgelerine ve askerî tesislerine yönelik saldırıları[xxxi] ve nihayetinde İslamabad mutabakat muhtırasının çökmesi[xxxii], ABD'nin taahhütlerinin güvenilmezliğinin ve Washington ile kalıcı bir anlaşmaya varmanın zorluğunun kanıtı olarak, İslam Cumhuriyeti'nin resmî anlatısında öne çıkan bir dizi somut örnek sunmuştur.
Yazarın değerlendirmesine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin şu an için çatışmaları sona erdirme niyeti bulunmamaktadır. Bunun yerine, ABD'nin mevcut ve geçmiş eylemleri, İran'ın ekonomik ve siyasi kozlarını sınırlandırırken zaman kazanma çabaları olarak yorumlanabilir[xxxiii].
İran nasıl yanıt veriyor?
Ne var ki İran'ın devam eden gerilimlere yaklaşımı, Amerika Birleşik Devletleri'ninkinden önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Bu ayrışmanın merkezinde, iki tarafın "zamanın" rolüne dair farklı algıları yer almaktadır[xxxiv].
Washington, orta vadeli bir zaman diliminde somut operasyonel sonuçlar elde etme baskısı altında hareket ediyor görünürken, Tahran zamanın geçmesini çıkarlarına aykırı bir durum olarak görmemektedir[xxxv].
İran'ın elinde dört temel koz bulunduğunu değerlendirdiği görülmektedir. Birincisi, aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alınacak olan küresel enerji fiyatlarındaki artış potansiyelidir. İkincisi, ABD'nin bölgedeki askerî varlığını sürdürme maliyetinin artması ve buna ek olarak ABD ordusu ile müttefiklerinin elindeki hassas güdümlü mühimmatların kademeli olarak tükenmesidir. Üçüncüsü, Amerika'nın Doğu Asya'daki müttefikleri üzerinde ilave bir baskı oluşturan ve nihayetinde yükün büyük bir kısmını Washington'un omuzlarına bindiren savaşın dolaylı ekonomik maliyetidir. Son olarak, çatışmanın daha da genişlemesi hâlinde Arap devletleri üzerinde ekonomik baskı kurabilme kapasitesi, İran'ın dördüncü büyük kozunu oluşturacaktır.

Petrol ve petrol ürünleri sınaması: İran'ın bugüne dek beklentilerin altında kalan kozlarından biri muhtemelen enerji piyasası, bilhassa da petroldür. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, Babulmendep Boğazı'ndaki deniz taşımacılığına getirilen kısıtlamalar ve petrol altyapısına yönelik sınırlı saldırılar, küresel petrol fiyatlarını doğrudan etkileyen unsurlardır.
Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığının hiçbir zaman savaş öncesi seviyelere dönmemesine rağmen, küresel petrol fiyatları varil başına 100 doların altında kalmaya devam etmiştir. Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) aylık Petrol Piyasası Raporu'na göre, küresel petrol arzı Haziran 2026'da günlük 98,8 milyon varile gerilemiştir; bu miktar Şubat 2026 seviyesinin yaklaşık günlük 9,4 milyon varil altında olup, küresel arzın kabaca yüzde 9'una eşdeğer bir kesintiyi temsil etmektedir[xxxvi]. Daha keskin bir fiyat artışını önleyen en önemli faktör, Çin'in petrol ithalatını azaltması ve stratejik rezervlerini kullanması olmuş; bu durum arz açığının önemli bir kısmını telafi etmiştir. Aynı dönemde Batılı ülkeler de azalan arzın etkisini hafifletmek amacıyla stratejik rezervlerini piyasaya sürmüşlerdir[xxxvii].
Bununla birlikte İran'ın perspektifine göre, savaşın devam etmesi bu rezervleri kademeli olarak tüketecek ve küresel petrol piyasasını sonraki şoklara karşı giderek daha savunmasız hâle getirecektir.
Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri'nin temel önceliklerinden biri, Körfez'den yapılan petrol ihracatı akışını sürdürmek olmuştur. Hürmüz Boğazı'nın güney yaklaşımları ve Umman sularındaki tanker trafiği savaş öncesi seviyelere kıyasla önemli ölçüde azalmış olsa da, günde yaklaşık 3 ila 5 milyon varil petrol (önceki hacmin yaklaşık yüzde 25'ine eşdeğer) bu güzergâhtan geçmeye devam etmektedir. Bu durum; öncelikli olarak ABD'nin adalardaki ve kıyı şeridindeki İran askerî tesislerine yönelik askerî operasyonlarının yanı sıra, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan üzerinden geçen alternatif boru hattı güzergâhlarının kullanılmasıyla mümkün olmuştur. Söz konusu güzergâhlar, Hürmüz Boğazı'nın önceki petrol transit kapasitesinin yüzde 35'inden fazlasını telafi etmiştir[xxxviii]. [xxxix]
Bu önlemlerin yanı sıra; Çin'in düşen ithalat talebi, stratejik rezervlerin piyasaya sürülmesi ve bilhassa hem petrol hem de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasalarında Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere bazı üreticilerin artan ihracatı, şiddetli bir fiyat şokunun önlenmesine yardımcı olmuştur[xl].
Sonuç olarak, tedarik kesintilerine yönelik piyasa tepkileri her bir çatışma dalgasının ardından giderek daha sönük hâle gelmiş ve petrol fiyatları kademeli olarak savaş öncesi seviyelere yaklaşmıştır. Bu eğilim, Washington'un İran'ı çevreleme stratejisini sürdürmesinin ekonomik maliyetini düşürmüştür.
Ne var ki bu durumun da sınırları bulunmaktadır. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre, ülkenin Stratejik Petrol Rezervi (SPR) yaklaşık 300 milyon varile gerileyerek 1983'ten bu yana en düşük seviyesine inmiştir. Ukrayna'daki savaştan önce yaklaşık 650 milyon varil seviyesinde olan rezerv, petrol fiyatlarını dizginleme çabalarının bir parçası olarak 2023 yılının ortalarına gelindiğinde yaklaşık 350 milyon varile düşürülmüştür.
İran ile savaşın patlak verdiği döneme kadar rezervin yalnızca bir kısmı ikmal edilebilmiş ve kabaca 400 milyon varile ulaşmıştır. Mevcut savaşın başından bu yana Washington, küresel petrol fiyatlarını dizginlemek amacıyla bir kez daha bu rezervleri piyasaya sürme yoluna gitmiştir[xli].
Tahminler, BAE ve Suudi Arabistan boru hattı güzergâhları işlevsel kalmaya devam etse bile, mevcut kullanım hızının sürmesi hâlinde ABD stratejik rezervlerinin bu yılın ekim ayına kadar 150 milyon varillik kritik eşiğe yaklaşabileceğine işaret etmektedir. Bu eşiğin önemi, rezerv hacimlerindeki salt düşüşün ötesine geçmektedir. Böylesi bir seviyede söz konusu rezerv ancak birkaç aylık bir acil durum teminatı sağlarken, rezervin yeniden ikmal edilmesi kayda değer bir zaman gerektirecektir. Dolayısıyla rezervlerin daha da tükenmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin enerji güvenliği tamponunu zayıflatabilir ve Washington'un yeni krizleri yönetme veya bu krizlere yanıt verme konusundaki hareket alanını kısıtlayabilir[xlii]. [xliii]
Buna ek olarak, savaşın tırmanması -özellikle petrol altyapısının hedef alınması veya BAE ve Suudi Arabistan üzerinden geçen alternatif boru hattı güzergâhlarının devre dışı kalması durumunda- Amerika Birleşik Devletleri ile diğer tüketici ülkelerdeki stratejik rezervlerin tükenmesini hızlandıracak ve küresel petrol piyasasını ciddi arz darboğazlarına yaklaştıracaktır.
Saudi Aramco CEO'suna göre, İran ile yürütülen savaş bugüne dek küresel arzdan yaklaşık 2,6 milyar varil ham petrolün eksilmesine yol açmıştır. Hürmüz Boğazı kapalı kaldığı sürece, haftada 100 milyon varilden fazla petrol küresel taşımacılık sisteminin dışında kalmaya devam edecektir. Boğaz bugün yeniden trafiğe açılsa dahi, küresel petrol stoklarının yeniden inşası 18 ayı bulabilecektir.[xliv] Bu itibarla, yükselen petrol ve doğal gaz fiyatlarının sanayi, madencilik ve tarım sektörlerindeki diğer emtiaların fiyatlarına doğrudan yansımasını beklemek makul bir yaklaşımdır.[xlv] [xlvi]
Hürmüz Boğazı'nın yanı sıra, Babulmendep Boğazı'ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamalar bir kez daha dikkatleri üzerine çekmiştir. Devam eden harekâta destek amacıyla Yemen'deki Ensarullah, Babulmendep'te Suudi gemilerini hedef alan bir tür deniz taşımacılığı ablukası ilan etmiştir.[xlvii] Çatışmanın devam etmesi veya şiddetlenmesi hâlinde, söz konusu adımın kapsamının potansiyel olarak genişletilmesi muhtemeldir. Olası bir tırmanma senaryosunda, Ensarullah'ın operasyonları Amerika Birleşik Devletleri ile aynı hizada yer alan diğer ülkelerin ticari filolarına, Süveyş Kanalı'na giden deniz yollarına, Suudi limanlarına ve petrol tesislerine uzanabilir; ki bu durumun petrol fiyatları üzerinde kayda değer bir etki yaratma potansiyeli bulunmaktadır. Babulmendep Boğazı'nın tamamen kapatılması, küresel petrol tedarikinin yaklaşık yüzde 7'sini etkileyebilir.[xlviii]
Yemen tarafından Yanbu ve Cizan'daki Suudi petrol tesislerine yönelik yakın zamanda gerçekleştirilen füze ve insansız hava aracı saldırıları[xlix], enerji piyasası üzerinde ilave bir baskı kurmak üzere kullanılabilecek kabiliyetlerin bir kısmını gözler önüne sermektedir.[l] Aynı bağlamda, Mısır açıklarındaki sularda ABD gemilerine yönelik en az iki insansız hava aracı saldırısı düzenlendiğine dair haberler de basına yansımıştır.[li]
Nispeten daha az dikkat çeken bir diğer husus ise hâlihazırda eşi benzeri görülmemiş düzeyde bir baskıyla karşı karşıya kalan rafine petrol ürünleri piyasasıdır. Benzin, dizel ve jet yakıtı tedarikinde yaşanan aksaklıklar kritik seviyelere ulaşmıştır. Mevcut krizi önceki süreçlerden ayıran temel özellik; Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Karadeniz olmak üzere üç hayati enerji koridorunda eş zamanlı olarak kesintilerin yaşanmasıdır.
Dünyanın en büyük ikinci dizel ihracatçısı olan Rusya, petrol altyapısına yönelik Ukrayna saldırılarının ardından tedarik zincirinde ciddi aksaklıklarla karşı karşıya kalmıştır. Temmuz 2026 itibarıyla Rusya'nın rafineri işleme kapasitesi günde yaklaşık 3,8 milyon varile gerileyerek son yirmi yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine inmiştir.[lii] Moskova buna ilk olarak nisan ayında benzin ihracatını, ardından haziran ayında jet yakıtı ihracatını yasaklayarak ve nihayetinde 9 Temmuz 2026'da dizel ihracatına tam bir yasak getirerek karşılık vermiştir.[liii]
Eş zamanlı olarak, Rusya'nın ham petrol ihracatının yaklaşık üçte birinin sevk edildiği Novorossiysk Limanı'ndaki aksaklıklar ihracat akışını azaltmıştır. Temmuz 2026'nın son haftasında, aksaklık öncesindeki haftalık ortalama yedi ila sekiz gemiye kıyasla limanda yalnızca dört tanker yüklenmiştir.[liv] Söz konusu aksama Kazakistan'a da sıçramış; Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) ile bağlantılı altyapıya yönelik bir saldırı, güzergâh boyunca operasyonları fiilen durdurmuş ve Kazakistan'ın petrol üretimini yaklaşık yarı yarıya azaltarak günlük 406.000 varil seviyesine düşürmüştür.[lv]
Asya'da ise marjinal rafine ürün arzının bir diğer önemli kaynağı olan Çin de ihracatını kısıtlamıştır.[lvi] Bunun sonucunda küresel piyasa, Çin menşeli rafine ürünlerin tedarikinde belirgin bir daralma yaşamıştır. Rusya'nın rafineri kapasitesindeki eş zamanlı düşüş ve deniz taşımacılığı güzergâhlarındaki aksamalar, benzin, dizel ve jet yakıtı piyasaları üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır.
Doğu Asya boyutu: İran-ABD savaşının nispeten göz ardı edilen bir diğer boyutu, askerî alanın ötesindeki etkileri ve uluslararası finansal sistem üzerindeki yansımalarıdır. Tüketici ve üretici ülkelerin aldığı bir dizi önlem, stratejik rezervlerin kullanımı, bazı büyük ekonomilerdeki talep daralması ve artan alternatif tedarik, enerji akışındaki aksamanın bir kısmının absorbe edilmesine yardımcı olmuş olsa da mevcut durum uzadıkça tüketici ülkelerin elindeki stratejik rezervler daha da tükenecektir. Bu durum ise politika yapıcıların müteakip şokları dizginleme kabiliyetini daha fazla kısıtlayacaktır.
Bu meselenin önemi, Japonya'nın küresel ekonomideki konumu dikkate alındığında daha da netleşmektedir. Japonya; başta Orta Doğu'dan temin edilen petrol ve gaz olmak üzere, enerji ithalatına yüksek düzeyde bağımlıdır.[lvii] [lviii] Dolayısıyla, enerji fiyatlarındaki kalıcı bir artış, ülkenin ithalat maliyetlerini doğrudan yükseltecektir.
Yenin belirli eşiklerin ötesinde daha da değer kaybetmesi ise Japon hükûmetini döviz piyasasına daha kapsamlı müdahalelerde bulunmaya mecbur bırakabilir.[lix]
Temmuz sonu ve Ağustos 2026 başı itibarıyla, Japon yeni üzerindeki artan baskı ve para biriminin son birkaç on yılın en düşük seviyelerine gerilemesi, ilk olarak Japon hükûmetinin döviz piyasasına doğrudan müdahalesine, akabinde ise ABD'nin sürece dâhil olmasına yol açmıştır. Yayımlanan raporlara göre Japonya, en büyük döviz müdahalelerinden birine yaklaşık 53 milyar dolar tahsis ederek yen satın almış ve döviz satmıştır.[lx] Ardından Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı aracılığıyla sürece dâhil olmuş, işlemler New York Federal Rezerv Bankası tarafından yürütülmüştür. ABD Hazinesi doğrudan dolar satmak yerine, avro cinsinden rezervlerinin bir kısmını satmış ve elde edilen geliri yen satın almak için kullanmıştır. Bu işlemler, büyük yatırım bankalarının katılımıyla New York Federal Rezerv Bankası aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.[lxi]
Japonya, dünyanın en büyük dış varlık ve ABD Hazine tahvili sahiplerinden biridir.[lxii] Dolayısıyla, Tokyo yeni desteklemek adına bağımsız olarak ve çok daha büyük ölçekte müdahale etmek zorunda kalsaydı, dolar cinsinden varlıklarının bir kısmını satma olasılığı artmış olacaktı.[lxiii] Büyük ölçekli Hazine tahvili satışları, tahvil fiyatlarını aşağı çekip getirileri yükseltebilirdi;[lxiv] ki bu durum mevcut koşullar altında ABD ekonomisi için özel bir önem taşımaktadır, zira yükselen Hazine tahvili getirileri hükûmet ve özel sektör borçlanma maliyetlerini, konut kredisi (mortgage) faizlerini ve kurumsal finansman maliyetlerini doğrudan etkilemektedir.[lxv] [lxvi]
Bu doğrultuda İran savaşı, enerji piyasası üzerinden küresel likiditenin temelini oluşturan en önemli mekanizmalardan birini dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Söz konusu aktarım mekanizması şu şekilde özetlenebilir: Savaşın tırmanması ve Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin artması enerji fiyatlarını yükseltir; yükselen enerji fiyatları büyük ekonomilerdeki enflasyonist baskıları artırır; yüksek enflasyon Amerika Birleşik Devletleri'nin faiz oranlarını düşürmesini zorlaştırır; yükselen faiz oranları doların ve ABD varlıklarının cazibesini artırır; bu durum yen üzerinde ilave bir baskı oluşturur; ve nihayetinde yen üzerindeki yoğunlaşan baskı Japonya'nın yeni müdahalelerini tetikleyerek ABD Hazine piyasasında istikrarsızlık riskini artırabilir.
Bununla birlikte bu durum, ABD ve Japonya'nın müdahalelerinin doğrudan İran savaşına atfedilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Yenin değer kaybı; faiz farkları, Japon para politikası, sermaye akışları ve piyasadaki spekülatif pozisyonlar dâhil olmak üzere bir dizi yapısal faktörün bileşimidir. İran savaşı bunun yerine, enerji piyasası ve artan ekonomik belirsizlik vasıtasıyla Japon ekonomisi ve finans piyasaları üzerindeki mevcut baskıları artıran şiddetlendirici bir faktör olarak görülmelidir.
Askerî maliyetler ve hassas güdümlü mühimmat kısıtları: Amerika Birleşik Devletleri, bölgedeki kapsamlı kuvvet konuşlandırması ve yüksek savaşa hazırlık durumunu sürdürmesi neticesinde ciddi günlük maliyetlere katlanmaktadır.[lxvii] Eş zamanlı olarak, uzun menzilli hassas güdümlü mühimmat[lxviii] ve hava savunma önleme füzesi[lxix] stokları da azalmaktadır. Sonuç olarak, Washington'un 28 Şubat 2026 harekâtına benzer bir askerî operasyon daha başlatması hâlinde, çatışmanın bir yıpratma savaşı evresine girme olasılığı artacaktır. Böylesi bir senaryoda, özellikle ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan Arap ülkelerinde hava savunma önleme füzelerinin yetersizliği başlıca sınamalardan biri hâline gelebilir. Mevcut tahminler; Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin bölgedeki diğer ülkelere kıyasla daha büyük bir baskı altında kalacağına işaret etmektedir.[lxx]

Bahreyn, toplamda 60 adet PAC-3 MSE ve 36 adet PAC-2 GEM-T füzesine sahiptir. 2026 yılı başında ayrıca ilave 50 adet PAC-3 ve 150 adet PAC-2 füzesi satın alma talebinde bulunmuş, ancak bu siparişin ne kadarının acil durum kapsamında teslim edildiği belirsizliğini korumuştur. Bahreyn'e yönelik saldırıların yoğunluğu göz önüne alındığında, ülkenin Patriot önleme füzesi stoklarının önemli bir kısmının tüketildiği ve bilhassa PAC-3 MSE envanterinin ciddi kısıtlarla karşı karşıya kaldığı çıkarımı yapılabilir.
Kuveyt, 224 adet PAC-3 MSE ve 270 adet PAC-2 GEM-T füzesine sahipti. Resmî açıklamalara göre Kuveyt hava savunması yaklaşık 1.500 İran mühimmatına müdahale etmiştir. Bu angajmanların ölçeği göz önüne alındığında, ülkenin Patriot önleme füzesi stokları kayda değer bir baskı altına girmiştir.
Birleşik Arap Emirlikleri de 40 günlük savaş sırasında önleme füzesi stoklarının önemli bir kısmını tüketmiştir. Tahminler, savaşın patlak vermesinden önce BAE'nin 352 adet PAC-3 ve 335 adet PAC-2 GEM-T füzesine sahip olduğuna işaret etmektedir. Çatışma süresince, PAC-3 envanterinin yaklaşık yüzde 77'si ve PAC-2 GEM-T envanterinin yüzde 42'si harcanmıştır. Sonuç olarak, benzer yoğunlukta tekrarlanacak saldırılar, Patriot envanterinin bir kısmı sağlam kalmış olsa da, BAE'nin kalan önleme füzesi stokları üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilir.
Buna karşılık, Katar ve Suudi Arabistan'daki durum nispeten daha elverişli görünmektedir. Katar, 768 adet PAC-3/MSE ve 246 adet PAC-2 GEM-T füzesine sahipti ve PAC-3/MSE envanterinin yarısından fazlası ile PAC-2 GEM-T stokunun önemli bir kısmını muhafaza etmeyi sürdürmektedir.
Bu arada Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra dünyanın en büyük Patriot kullanıcılarından biri olarak kabul edilmektedir. Ülke; 600 adet PAC-3 CRI, 1.000 adet PAC-2 ve 200 adet PAC-2 GEM-T füzesine sahipti. Mevcut tahminlere göre, Yemen ile savaş sırasında cephaneliğinin bir kısmı harcanmış olsa da, Suudi Arabistan'ın Patriot önleme füzesi kullanımı şu ana kadar nispeten sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte Suudi Arabistan önemli miktarda stok tutmaya devam etmektedir ve diğer Arap Körfez ülkeleriyle karşılaştırıldığında, büyük ölçekli yeni bir çatışmaya dayanmak için daha iyi bir konumdadır.

Tüm bu faktörler bir arada değerlendirildiğinde, İran'a kontrollü fakat önleyici saldırılar stratejisini sürdürme konusunda daha fazla güven vererek operasyonel inisiyatifi bir dereceye kadar ele geçirmesine imkân sağlamış görünmektedir. Bu çerçevede İran, Ürdün'deki hava üslerine yönelik bir dizi balistik füze saldırısı gerçekleştirmiştir.[lxxi] Irak'ın Erbil kentinde ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan üs ve Kuveyt'teki çeşitli askerî tesisler de[lxxii] daha yoğun saldırılara maruz kalmıştır.
Stratejik düzeyde Tahran'ın; güvenlik gerekçesiyle şu ana kadar kamuoyu önüne çıkmaktan kaçınan yeni liderliğini korumaya devam edebildiği sürece, Amerika Birleşik Devletleri üzerindeki baskı düzeyini kademeli olarak artırabileceği[lxxiii] ve nihayetinde siyasi ve ekonomik çıkarlarını güvence altına almak adına olası herhangi bir anlaşmaya daha güçlü bir kozla girebileceği sonucuna vardığı görülmektedir. Bu yaklaşımın bir diğer göstergesi, Tahran'ın krizin uzun vadeli sonuçlarını yönetmeye hazırlanmaya verdiği artan önemdir. Tahran'ın, ekonomik koşulları yönetmek ve temel malların tedarikini güvence altına almak amacıyla iki yıllık bir plan geliştirdiğini duyurduğu bildirilmektedir.[lxxiv]
Tahran'ın hesabı esasen; ya çatışmayı tırmandırma yeteneğini sergileyerek Trump'ı büyük ölçekli yeni bir askerî harekât başlatmaktan caydırmak ya da uzayan bir yıpratma savaşında Amerika Birleşik Devletleri'nden daha uzun süre dayanmaktır.[lxxv]
Amerika Birleşik Devletleri'nin önündeki seçenekler
Yukarıda ele alınan hususlar bütünü dikkate alındığında, genel olarak ABD eylemlerinin Tahran'ı mevcut yaklaşımını yeniden gözden geçirmeye zorlamayı hedefleyeceği sonucuna varılabilir. Buna bağlı olarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin baskı düzeyini tek taraflı olarak düşürdüğü iyimser senaryoları öngörmek güçtür. Bunun yerine Washington'un, mevcut durumu sürdürmenin İran'a maliyetini artırarak "zamanı" Tahran'ın aleyhine çevirmek üzere tasarlanmış bir dizi tedbiri uygulamaya koyması muhtemeldir.[lxxvi]
Bu çerçevede, İslamabad mutabakat zaptının (MoU) çöküşünün ardından ABD'nin ilk eylemi yeniden bir deniz ablukası uygulamak olmuştur. Bu tedbir bir kez daha, İran hükûmetinin gelir elde etme, temel malları güvenceye alma ve petrol ihracatını sürdürme kapasitesini kısıtlamayı amaçlamıştır. Nihayetinde hedef, ekonomik kısıtlamalarını yoğunlaştırarak zamanı Tahran üzerinde bir baskı kaynağına dönüştürmekti.[lxxvii] Yeni bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, bu kısıtlamaların diğer deniz yollarında faaliyet gösteren İran gemilerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi potansiyel olarak mümkündür.
Bununla birlikte, ABD baskısının nasıl sürdürüleceği ve Washington'un bu hedefe ulaşmak için hangi araçları kullanacağı belirsizliğini korumaktadır.
Baskı ve zorlama harekâtı: Temmuz ayı başından bu yana Donald Trump, İran'ı defalarca büyük ölçekli askerî operasyonlarla tehdit etmiştir.[lxxviii] [lxxix] Bu yaklaşım, uygulandığı takdirde enerji ve elektrik altyapısına, sanayi tesislerine, üretim merkezlerine ve ulaşım ağlarına kısa bir zaman diliminde yoğunlaştırılmış saldırılara odaklanabilecek bir zorlama harekâtı olarak anlaşılabilir. Amaç, ekonomik ve altyapısal şoklar yaratarak Tahran'ın siyasi hesaplarını değiştirmek olacaktır. Bu yaklaşımın unsurları daha önce 40 günlük savaş sırasında ve mutabakat zaptının çöküşünü takip eden dönemde yeniden test edilmiştir.
Bu dönemde İsrail'in İran'ın rafineri ve sanayi altyapısına yönelik saldırıları[lxxx]; Cem'deki Güney Pars Gaz-Kondensat Rafinerisi'nin 17. ve 18. Aşamalarına hizmet eden dört distilasyon ünitesinin tamamının tamamen tahrip olması, Cem Petrokimya Kompleksi'ndeki olefin projesinin tamamen imha edilmesi, Demavend Petrokimya'daki elektrik trafo merkezinin tahrip edilmesi ve Kaviyan Petrokimya'nın hasar görmesi ile sonuçlanmıştır. Huzistan Çelik ve Mübareke Çelik'in yanı sıra AzerAb Sanayi Makineleri fabrikası da hedef alınmıştır.
Aynı çerçevede İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), "Gerçek Vaat 4 Harekâtı"nın 100. Dalgası kapsamında balistik füzeler, seyir füzeleri ve saldırı İHA'ları kullanarak 25'ten fazla stratejik mevkiyi hedef aldığını duyurmuştur. DMO'nun açıklamasına göre bu hedefler, bir dizi askerî, güvenlik, teknolojik ve lojistik hedefin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile bağlantılı 13 enerji kompleksi, petrol ve doğal gaz tesisi ile bunlara bağlı iletim altyapısını içermekteydi.
Enerji sektöründe DMO; Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt'teki petrol ve gaz tesislerine saldırılar düzenlendiğini bildirmiştir. Suudi Arabistan'da duyurulan hedefler arasında Ras el-Cuayme'deki ABD şirketleriyle bağlantılı tesisler, Cübeyl petrol ve petrokimya kompleksleri, Yanbu petrol tesisleri ile Saudi Aramco Total Rafineri ve Petrokimya Şirketi (SATORP) ve Manife ile bağlantılı tesisler yer almıştır. Katar'da Ras Laffan ve Dolphin Gas'taki ExxonMobil ile bağlantılı tesislerin hedef alındığı bildirilmiştir. Duyurulan diğer hedefler arasında Bahreyn'deki Bahreyn Petrol Şirketi (BAPCO) tesisleri, BAE'deki Das Rafinerisi ile Füceyre ve Habşan'daki petrol depolama ve petrol altyapısı, Kuveyt'teki El-Ahmedi Rafinerisi ve diğer petrol tesisleri ile Zirku Adası yer almıştır.[lxxxi]

Bu saldırıların bir diğer dalgası, ABD'nin İran kıyı şeridine yönelik saldırıları ve ülkenin güneyindeki bazı ulaşım köprülerine yönelik operasyonlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşmiştir. 16-18 Temmuz tarihleri arasında askerî hedeflerin yanı sıra Bender Abbas-Lar koridoru boyunca ve Bender Hamir bölgesinde en az altı köprü hedef alınmıştır. Mevcut raporlara göre bu saldırılar sivil can kayıplarıyla sonuçlanmıştır.[lxxxii] İran buna, Kuveyt'teki bir elektrik santralini ve su tuzdan arındırma tesisini hedef alan "Nasr-2" olarak bilinen bir dizi operasyonla karşılık vermiştir.[lxxxiii]
Bu model, Amerika Birleşik Devletleri İran'ın taarruz kabiliyetlerini etkili bir biçimde bastıramadığı sürece, hava saldırılarını yoğunlaştırmanın Tahran'ı mutlaka teslim olmaya zorlamayacağını göstermektedir. Hatta daha geniş çaplı saldırılar İran'ın misillemesini tetikleyerek nihayetinde bir yıpratma döngüsü ve her iki taraf için de "kaybet-kaybet" senaryosu doğurabilir.
Süregelen ekonomik baskı ve sınırlı bir anlaşma: Mevcut koşullar altında daha makul senaryolardan biri, Amerika Birleşik Devletleri'nin her şeyden önce Hürmüz Boğazı'nı yeniden açarak enerji piyasası ve bununla bağlantılı sonuçlar üzerindeki baskıyı azaltacak bir tür sınırlı anlaşma arayışına girmesidir. Böyle bir çerçeve dâhilinde Washington, Tahran'a petrol satışları için sınırlı muafiyetleri yeniden yürürlüğe koymak gibi geçici ekonomik tavizler dahi sunabilir.
Bununla birlikte, pazarlık konumunu güçlendirmek amacıyla böylesi bir anlaşmaya varmadan önce veya müzakereler sırasında bir dizi askerî harekâta girişebilir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, kısa vadede İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoku meselesi dâhil bazı ihtilaflı konuları geçici olarak bir kenara bıraksa bile, kapsamlı ekonomik tavizler vererek İran'ın ekonomik ve askerî yeniden inşasını kolaylaştırması olası görünmemektedir. Uygulamada, ekonomik kısıtlamaların geniş çapta kaldırılması ve Tahran'a önemli miktarda mali kaynak sağlanması, böyle bir anlaşmada Washington için kırmızı çizgileri teşkil edebilir.
Bu nedenle, yeni bir anlaşmaya varılsa dahi, ekonomik baskının belirli bir derecede sürdürülmesi muhtemeldir. Bazı Amerikalı ve İsrailli politika yapıcılar, ekonomik baskıyı sürdürmenin İran'ın kabiliyetlerini uzun vadede zayıflatabileceğini ve askerî seçeneğe yeniden dönüş için zemin hazırlayabileceğini savunmuşlardır. Bu bağlamda İsrail Maliye Bakanı, İran hükûmetini devirmenin en iyi yolunun onu ekonomik olarak çökertmek olduğunu öne sürmüştür.[lxxxiv] Dolayısıyla Tahran'ın somut, acil ve doğrulanabilir ekonomik tavizler alma konusundaki ısrarı anlaşılabilirdir; zira yerine getirilmesi geleceğe ertelenen vaatler, İran'ın karşı tarafın talep ettiği kısıtlamaları kabul etmesi için yeterli güveni sağlamayabilir.

İlave baskı seçenekleri: Bu seçeneklerin yanı sıra bir dizi tedbir, savaşı tek başlarına sona erdirme kapasitesine sahip olmasalar bile, Tahran üzerindeki baskıyı artırmak için tamamlayıcı araçlar olarak işlev görebilir. Bunlar arasında İran'ın Pakistan, Irak ve Afganistan ile olan sınır kapılarında aksamalara yol açılması ya da temel malların ithalatını sekteye uğratmak amacıyla ülkenin kuzey limanları üzerinde baskı kurulması yer alabilir.
Üst düzey siyasi ve askerî yetkililerin hedef alınması bir diğer olası seçenektir. Bu tür eylemler, karar alma mekanizması içinde bir boşluk yaratmayı, siyasi uyumu zayıflatmayı veya Batı yanlısı siyasi akımlara daha geniş bir alan açmayı amaçlayabilir. Altyapı konusunda ise petrol depolama tesislerine, gaz iletim şebekelerine ve kentsel altyapıya yönelik sabotajlar veya saldırılar, baskıyı artırmaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak değerlendirilebilecek diğer seçenekler arasındadır.
Daha yüksek riskli bir düzeyde Washington; yeraltı nükleer tesislerine veya füze üslerine karşı taktik nükleer silahların kullanılması, Körfez'deki bazı İran adalarını ele geçirme girişimleri veya kara harekâtının başlatılması gibi seçenekleri de değerlendirebilir. Bununla birlikte, bu seçeneklerin her biri son derece geniş askerî, siyasi ve uluslararası sonuçlar doğuracak olup, bu nedenle ayrı ve daha titiz bir değerlendirmeyi gerektirecektir.
Çeviri: YDH
[i] Tom Nichols, “İran, Trump Değil, Bu Savaşın Kontrolünü Elinde Tutuyor”, The Atlantic, 8 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/mynumaur (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[ii] “Başkan Donald J. Trump'ın Yeni İran Stratejisi”, Beyaz Saray, 13 Ekim 2017, https://tinyurl.com/yxh8j69z (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[iii] “İran: Arka Plan ve ABD Politikası”, Kongre Araştırma Servisi, 6 Eylül 2024, https://tinyurl.com/bddkppre (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[iv] “İran Yaptırımları”, Kongre Araştırma Servisi, 2 Şubat 2022, https://tinyurl.com/mryh2ezj (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[v] “Ulusal Güvenlik Stratejisi”, Beyaz Saray, Ekim 2022, https://tinyurl.com/3jeb8j6z (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[vi] “2022 Ulusal Savunma Stratejisi”, ABD Savunma Bakanlığı, 27 Ekim 2022, https://tinyurl.com/3utj3htt (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[vii] “Dünya Petrol Transit Darboğazları”, ABD Enerji Bilgi İdaresi, 3 Mart 2026, https://tinyurl.com/bdt9aebh (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[viii] “7 Ekim'deki Hamas öncülüğündeki saldırılardan bir yıl sonra İsrail'in konumu”, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, https://tinyurl.com/3uyn2twm (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[ix] Steven Heydemann ve Fred Dews, “Esad'ın düşüşünden sonra Suriye ve bölge için sırada ne var?”, Brookings Enstitüsü, 9 Aralık 2024, https://tinyurl.com/yc4tsd77 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[x] A.g.e. (Aynı eser/makale).
[xi] Herb Keinon, “Çöken vekiller, hızlanan tehditler: Netanyahu metodik olarak İran'ı vurmaya nasıl ilerledi”, The Jerusalem Post, 20 Haziran 2026, https://tinyurl.com/jnuktnup (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xii] “İran İslam Cumhuriyeti”, Dünya Bankası Grubu, https://tinyurl.com/yfaw2snz (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xiii] Matin Mirramezani, Mohsen Amiri ve Mohsen B. Mesgaran, “Tahran'daki Protestolar 2009–2024”, Stanford Üniversitesi, Şubat 2026, https://tinyurl.com/4d5msm5t (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xiv] “İran: 2025 Olayları”, İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), https://tinyurl.com/3vtyj5ua (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xv] “İran: Ölümcül protestoları kışkırtmaktan CIA bağlantılı sekiz kişi tutuklandı”, Al Jazeera, 27 Kasım 2019, https://tinyurl.com/ks3n4yrm (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xvi] “İran: Reisi Bilmecesi”, Uluslararası Kriz Grubu, 5 Ağustos 2021, https://tinyurl.com/2x2ea4e3 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xvii] Mark Mazzetti ve diğerleri, “Trump Savaşa Gitmeye Nasıl Karar Verdi”, The New York Times, 2 Mart 2026, https://tinyurl.com/399nfnk3 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xviii] “Beyaz Saray, İran çatışması hakkındaki mesajları netleştirmek için Marco Rubio'yu görevlendirdi”, Washington Examiner, 1 Nisan 2026, https://tinyurl.com/v6x58kdz (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xix] “Destansı Öfke Operasyonu: İran'ın Terör Rejimini Ezmek İçin Kararlı Amerikan Gücü”, Beyaz Saray, 12 Mart 2026, https://tinyurl.com/svmm6ffj (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xx] Matt Spetalnick, Andrea Shalal ve Idrees Ali, “Trump'ın İran saldırıları, onun en büyük dış politika kumarına işaret ediyor”, Reuters, 28 Şubat 2026, https://tinyurl.com/y3n228j6 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxi] Nate Swanson, “İran Savaşı Kazandı Ama Barışı Kaybedebilir”, Foreign Affairs, 18 Haziran 2026, https://tinyurl.com/4avwdsfs (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxii] “بیانیه مجلس خبرگان رهبری: امید به توافق با آمریکا راه به جایی نمیبرد [Uzmanlar Meclisi'nin Açıklaması: ABD ile Anlaşma Umudu Hiçbir Yere Varmayacak]”, Etemad Online, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/3f9w85nu (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxiii] Espresso Talk Show, “Espresso | Majid Shakeri [Ekonomist ve Müzakere Heyeti Üyesi] | Bölüm 11”, YouTube, 26 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2bksp3zd (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxiv] “قالیباف: من بیاعتمادترین فرد به آمریکا هستم/ در مذاکره وادادگی و شعارزدگی وجود ندارد [Kalibaf: ABD'ye En Çok Güvensizlik Duyan Kişi Benim / Müzakerelerde Ne Teslimiyet Ne de Slogan Atma Vardır]”, Borna News, 18 Haziran 2026, https://tinyurl.com/47yx58jr (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxv] “ببینید|توضیحات مشروح قالیباف از مذاکرات چهارجانبه سوئیس [İzle: Kalibaf’ın İsviçre'deki Dörtlü Müzakerelere İlişkin Detaylı Açıklaması]”, Tasnim News, 22 Haziran 2026, https://tinyurl.com/4dk7ch5m (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxvi] “قالیباف: کسی میتواند با آمریکا مذاکره کند که آماده جنگ باشد [Kalibaf: ABD ile Müzakere Edecek Kişi Savaşa Hazır Olmalıdır]”, Tasnim News, 10 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/yx95r4a9 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxvii] Paul K. Kerr, “İran’ın Nükleer Programı ve 2025 BM Yaptırımlarının Yeniden Uygulanması”, Kongre Araştırma Servisi, 7 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/jett8yyh (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxviii] The Associated Press, “Umman dışişleri bakanı pazar günü İran ile ABD arasında altıncı tur müzakerelerin yapılacağını söyledi”, NBC News, 12 Haziran 2025, https://tinyurl.com/uezw8fne (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxix] Claire Mills ve John Curtis, “İsrail-İran 2025: İran'ın nükleer programı ve askeri eylemlerindeki gelişmeler”, Avam Kamarası Kütüphanesi, 24 Haziran 2025, https://tinyurl.com/58kzec2r (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxx] “ABD tarafından ateşkesin alenen ihlal edilmesine ilişkin Dışişleri Bakanlığı Açıklaması”, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 26 Mayıs 2026, https://tinyurl.com/yr3xcwk5 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxi] Fadah Jassem ve Thomas Harding, “ABD şimdi neden İran balıkçı limanlarını hedef alıyor?”, The National, 15 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/bdh6czfn (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxii] “İran, ABD'nin ihlalleri üzerine Mutabakat Zaptı taahhütlerini durdurdu”, Tehran Times, 18 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/sffb5fa8 (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxiii] Sanam Vakil, “ABD-İran ateşkesi dayanacak mı?”, Chatham House, 22 Haziran 2026, https://tinyurl.com/23vusbvw(Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxiv] David A. Deptula, “İran ABD'den Daha Uzun Süre Dayanabileceğine İnanıyor. İşte Zamanın Neden Önemli Olduğu”, Forbes, 8 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/2s3su7at (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxv] Alex Raufoglu, “Eski CENTCOM Komutan Yardımcısı Robert Harward: İran Zaman Kazanmaya Oynuyor”, Radio Free Europe/Radio Liberty, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/yptnej6h (Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxvi] “Petrol Piyasası Raporu - Temmuz 2026”, Uluslararası Enerji Ajansı, 10 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/ya2jtb33(Erişim tarihi: 17 Ağustos 2026).
[xxxvii] Ravi Agrawal, “Enerji Fiyatları Bu Yıl Neden Daha Fazla Yükselmedi”, Foreign Policy, 30 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/3dteca4t (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xxxviii] Jennifer Gnana, “BAE'nin Hürmüz petrol ihracatı Temmuz ayında yarıdan fazla düştü çünkü sevkiyatlar boğazı by-pass ediyor”, The National, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/2sa5wymt (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xxxix] Brett H. McGurk, “İran Hürmüz Boğazı'nı silah haline getirdi. Şimdi komşuları onun etrafında inşaat yapıyor”, CNN, 24 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/yckxbcuj (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xl] Sumit Ritolia, “20 milyon varil/günlük bir arz şoku neden artık petrol fiyatlarını hareketlendirmiyor?”, Kpler, https://tinyurl.com/3mvrzzx6 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xli] “ABD stratejik petrol rezervi 1983'ten bu yana en düşük seviyeye geriledi”, Hellenic Shipping News, 17 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/yc4bhkxs (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xlii] Mariam Al-Shamma ve Benjamin McNulty, “ABD Stratejik Petrol Rezervi Nasıl Çalışır?”, Bipartisan Policy Center, 30 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/msj6hhmw (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xliii] “ENERJİ GÜVENLİĞİ: Kongre ve Enerji Bakanlığının, Stratejik Petrol Rezervi İçin Öncelikleri ve Yatırımları Uyumlu Hale Getirecek Birleştirilmiş Bir Plana İhtiyacı Var”, ABD Hükümet Sorumluluk Ofisi, 29 Mayıs 2026, https://tinyurl.com/snruhtmj (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xliv] Maha El Dahan ve Sarah El Safty, “Aramco, ABD-İran savaşının küresel piyasaya 2,6 milyar varil petrole mal olduğunu söylüyor”, Reuters, 4 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/4twfb567 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xlv] Özgür Bor ve Burçhan Sakarya, “Enerji ve tarım fiyat bağlantılarındaki doğrusal olmayan eğilimler: Fourier tabanlı bir zaman serisi analizi”, Cambridge University Press, 3 Mart 2026, https://tinyurl.com/2s3r79tm (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xlvi] Henry Hoenig, “Petrol Enflasyonu: Benzinden Gıdaya”, Charles Schwab, 6 Nisan 2026, https://tinyurl.com/yfwy55xd(Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xlvii] Nayera Abdallah ve Timour Azhari, “Yemenli Husiler Suudi Arabistan'a karşı deniz ablukası ilan etti”, Reuters, 20 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/mufs9tx (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xlviii] Nayera Abdallah, Eman Abouhassira ve Timour Azhari, “Husiler, ABD-İran savaşında yeni bir cephe tehdidi oluşturarak Suudi Arabistan'a deniz ablukası ilan etti”, Reuters, 20 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/3sk5ptx3 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[xlix] “Husiler, Suudi Arabistan'ın Cizan ve Yenbu şehirlerindeki Suudi Aramco tesislerine saldırılar düzenlediğini iddia ediyor”, TASS Rus Haber Ajansı, 25 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/ux9ncznp (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[l] Nitya Labh ve Farea al-Muslimi, “Husi Kızıldeniz ablukası: Kolektif deniz güvenliği savunulacak mı yoksa çökecek mi?”, Chatham House, 24 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2s8ybpt8 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[li] Paul Iddon, “Genişleyen bir İran savaşı Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı nasıl riske atıyor?”, The New Arab, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/y2k3y55j (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lii] Sumit Ritolia, “Ukrayna'nın insansız hava aracı harekatı, Rus rafineri faaliyetlerini son 21 yılın en düşük seviyelerine itiyor”, Kpler, https://tinyurl.com/4x99vm7r (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[liii] “Yakıt durumunu istikrara kavuşturmak için benzin, dizel ihracat yasağına ihtiyaç var — Başbakan Yardımcısı Novak”, TASS Rus Haber Ajansı, 10 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/3h22kzj4 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[liv] “İHA saldırıları nedeniyle Rusya'nın ana Karadeniz limanında yükleme operasyonları askıya alındı”, Ukrinform, 25 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2vp8wsfw (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lv] “Kazakistan’ın petrol üretimi, drone saldırılarının ihracat terminalini kapanmaya zorlamasının ardından hızla düştü, kaynaklar bildiriyor”, BOE Report, 23 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/4723j4hr (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lvi] Emma Ma, “İran savaşı uzadıkça, Çin hafifletilen kısıtlamalara rağmen yakıt ihracatı üzerindeki sıkı denetimini sürdürüyor”, South China Morning Post, 21 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/uuv5eyxc (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lvii] Khaldon Azhari, “Japonya'nın Arap petrolü ithalatı Haziran ayında %62'ye düşerken, ABD petrolü ithalatı %32'ye fırladı”, Arab News Japan, 1 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/48ck447a (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lviii] Ben Cahill, “Japonya enerji şokunu nasıl yönetiyor”, Atlantic Council, 22 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2z7mhba3(Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lix] Chibuike Oguh, “Müdahale spekülatörleri diken üstünde tutarken Yen kazançlarının çoğunu koruyor”, Reuters, 4 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/mrzmyf74 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lx] Erica Yokoyama ve Toru Fujioka, “Japonya Merkez Bankası (BOJ) Verileri Yaklaşık 53 Milyar Dolarlık Yen Müdahalesine İşaret Ediyor”, Bloomberg, 31 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/55pm6ejw (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxi] Leika Kihara, Makiko Yamazaki ve Tamiyuki Kihara, “Yen spekülatörlerini vurmaya yönelik bir ABD-Japonya anlaşması nasıl bir araya geldi”, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/yc6c76zy (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxii] “Tablo 5: Hazine Tahvillerini Elinde Bulunduran Başlıca Yabancılar”, ABD Hazine Bakanlığı, https://tinyurl.com/54a7fbdk (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxiii] Huileng Tan, “ABD-Japonya yen müdahalesi, Hazine tahvilleri için bir başka zorluğa dikkat çekiyor”, Business Insider, 4 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/485mww8s (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxiv] A.g.e.
[lxv] Aimee Picchi, “Tahvil fiyatları düştü, getiriler arttı ve yatırımcılar gergin. Bunun ekonomi için anlamı nedir.”, CBS News, 20 Mayıs 2026, https://tinyurl.com/2jaap3e8 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxvi] “Artan Tahvil Getirileri Bankalar İçin Ne İfade Ediyor”, ProSight, 16 Ocak 2025, https://tinyurl.com/yyynwm66 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxvii] Linda J. Bilmes, “7 Ekim 2023'ten Bu Yana Genişletilmiş Orta Doğu'daki ABD Askeri Faaliyetlerinin Maliyetleri”, Watson Uluslararası ve Kamu İşleri Okulu, 7 Ekim 2025, https://tinyurl.com/4vrbtwm8 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxviii] Erin Banco, Mike Stone ve Jonathan Landay, “Kaynaklar, ABD'nin İran savaşında uzun menzilli hassas füzelerinin 'neredeyse tamamını' kullandığını söylüyor”, Reuters, 4 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/2n3fzp6n (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxix] Mark F. Cancian ve Chris H. Park, “Yeniden Başlayan Bir İran Savaşı, Azalan Önleyici Füzeleri Test Edecektir”, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), 27 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2tvdn5pt (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxx] Ari Cicurel, “Aşınan Kalkan: İran'a Karşı Hava Savunmaları”, Amerika Kapsamlı Ulusal Güvenlik Yahudi Enstitüsü (JINSA), Mart 2026, https://tinyurl.com/429trz2w (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxi] Greg Jaffe, Julian E. Barnes ve Jonathan Swan, “Ürdün, ABD-İran Savaşında Yeni Bir Odak Noktası Haline Geliyor”, The New York Times, 18 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2rpctyz4 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxii] “İran, Kuveyt'teki üç ABD askeri kampını dronlarla hedef aldı — ordu”, TASS Rus Haber Ajansı, 24 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/sckfzf48 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxiii] Báo Đại biểu Nhân dân, “İran, Başkan Trump'ın sınırlarını mı test ediyor?”, Vietnam.vn, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/3scuj3xe (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxiv] “İran ekonomi bakanı, İran'ın iki yıllık bir ekonomik dayanıklılık planı olduğunu söyledi”, Middle East Eye, 3 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/53dvu7ty (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxv] “İran, Donald Trump ile olan savaşında tempoyu belirliyor”, Financial Times, 1 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/jx4zv86u (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxvi] “ABD, İran ile olan savaşında iç istikrarsızlığa oynayarak taktik değiştirdi — uzman”, TASS Rus Haber Ajansı, 4 Ağustos 2026, https://tinyurl.com/t6s7vdac (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxvii] Maziar Motamedi, “ABD'nin İran limanlarına yeniden deniz ablukası uygulamasından sonra ne beklenmeli?”, Al Jazeera, 18 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/yps7h26z (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxviii] Barak Ravid, “Trump her gemi saldırısı için İran'ın köprülerini ve elektrik santrallerini bombalamaya yemin etti”, Axios, 22 Temmuz 2026, https://www.axios.com/2026/07/22/trump-iran-bridges-power-plants-hormuz (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxix] “Trump, İran elektrik santrallerine, köprülerine, enerji sahalarına saldırı tehdidinde bulundu”, Reuters, 15 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/2e2f8e79 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxx] Dov Lieber, “Savunma Bakanı'nın Söylediğine Göre İsrail, İran'ın En Büyük Petrokimya Tesisini Vurdu”, The Wall Street Journal, 6 Nisan 2026, https://tinyurl.com/yc3um9db (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxxi] “سپاه در خصوص جزئیات صدمین موج عملیات وعده صادق ۴ بیانیه صادر کرد [Devrim Muhafızları, Gerçek Vaat 4 Operasyonunun 100. dalgasının detaylarına ilişkin açıklama yaptı]”, EcoIran, 8 Nisan 2026, https://tinyurl.com/5n94r2vj (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxxii] “ABD'nin İran'ın Hürmüzgan Eyaletine Yönelik Saldırıları 8 Ölü, 19 Yaralı Bıraktı; Altı Köprü Hasar Gördü”, Tasnim News, 17 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/23js7ark (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxxiii] “Elektrik, Su ve Yenilenebilir Enerji Bakanlığı'ndan (21) Numaralı Açıklama: Bir elektrik ve su arıtma tesisi saldırıya uğradı.”, Kuveyt Elektrik, Su ve Yenilenebilir Enerji Bakanlığı, 19 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/4bw27rh7 (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).
[lxxxiv] Tal Shalev, “İran savaşının arka planında İsrail, tırmanma ihtimaline karşı planlarını hazırlıyor”, CNN, 21 Temmuz 2026, https://tinyurl.com/bdf8n57e (Erişim tarihi: 18 Ağustos 2026).




