Rusya ve İran’ın Nükleer Programı

img
Rusya ve İran’ın Nükleer Programı YDH

Peter GONÇAROF Rus Haber Ajansı RIA Novosti'nin siyasi yorumcusudur. Bu yazıyı, RIA Novosti'nin internet sitesindeki Farsça sayfasından Alptekin DURSUNOĞLU çevirdi.




5+1 Ülkelerinin (Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesi ve Almanya) dışişleri bakanları, müzakerelerinde İran’ın nükleer programıyla ilgili sorununu çözme stratejisini sürdürmelidir. Bu stratejinin hazırlanmasına ve düzenlenmesine ilişkin çalışmalar bu günlerde Berlin’de gerçekleştiriliyor.

 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavarof, Berlin’e gittiğinde Rusya’nın tutumunu ortaya koydu. Rusya’ya göre müzakerelerin asli konusu, nükleer silahların yayılmasını önleme ve buna karşı olacak direnişi engelleme stratejisi olmalıdır.

 

Lavarof, Moskova’nın bu stratejinin Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) uzmanlarına dayalı olması gerektiği yönündeki görüşünü açıkladı. Çünkü NPT sözleşmesinin uygulanmasını denetlemekle görevli olan tek kurum Ajans’tır. Bir başka ifadeyle Rusya, geçmişte olduğu gibi bugün de İran’ın nükleer dosyasının her ne şekilde olursa olsun BM Güvenlik Konseyi’nde ele alınmasına karşıdır. Böylesi bir tutum, öncelikle Moskova’nın Güvenlik Konseyi’nin yeni bildirisinin tüm maddelerini kabul etmediğinin açık bir göstergesidir.

 

İran’ın nükleer programı ile ilgili yedi haftalık görüşmelerden sonra hazırlanan yeni bildiri, Tahran’dan 30 gün içinde UAEA’nın isteklerini yerine getirmesini istiyor. Yani uranyum zenginleştirme ile ilgili tüm faaliyetlerin durdurulmasını… Ayrıca bu bildiri UAEA başkanından da 30 gün içerisinde Ajans’ın Yöneticiler Kurulu’nun isteklerinin İran tarafından nasıl uygulanacağına dair de bir rapor hazırlamasını ve bunu Ajans’ın Yöneticiler Kurulu ile Güvenlik Konseyi’ne eş zamanlı olarak sunmasını istiyor. Bu “eş zamanlı” ifadesi Rusya’nın hoşuna gitmedi. Rusya Çin’le birlikte bunu, İran’ın dosyasının fiilen Güvenlik Konseyi’ne havale edilmesi olarak algıladı.

 

Rusya ve Çin, İran’ın nükleer programı ile ilgili dosyasının Güvenlik Konseyi’ne sevk edilmesini gerekli görmüyor. Dosyanın UAEA başkanının hazırlayacağı raporlarla Yöneticiler Kurulunun yetkisinde normal süreci içerisinde kalmasını savunuyor.

 

Ayrıca bu bildiride belirsiz bazı noktalar da bulunuyor. ABD’nin BM’deki daimi üyesi John Bulton, bu bildiriyi yorumladı. Onun yorumuna göre İran eğer UAEA Yöneticiler Kurulu’nun bu bildirideki ekte yer alan isteklerini kabul etmezse, o zaman İran’ın dosyası ikinci kez Güvenlik Konseyi’ne havale edilecektir. Bu durumda da başka önlemler gündeme gelecektir.  Bildirinin bu şekilde yorumlanması durumunda birkaç soru gündeme gelmektedir.

 

1- Dosya, tekrar Güvenlik Konseyi’ne havale edilirse ne olacaktır? Yani bu, Washington’un, Ajans başkanının Güvenlik Konseyi’ne ve UAEA Yöneticiler Kuruluna göndereceği eş zamanlı raporunu, İran’ın nükleer dosyasının Güvenlik Konseyi’ne havale edilmesi şeklinde algıladığı anlamına mı gelmektedir? Hâlbuki UAEA Yöneticiler Kurulu’nun 5 Şubat raporunda da belirtildiği gibi UAEA’nın Güvenlik Konseyi’ne rapor vermesi, dosyanın bütünüyle Güvenlik Konseyi’ne sevk edilmesi anlamına gelmemektedir.

 

2- İran’a UAEA Yöneticiler Kurulu’nun isteklerini yerine getirmesi için verilen 30 günlük süre hangi tarihten itibaren başlamaktadır? Eğer bu süre, Yöneticiler Kurulu’nun olağan toplantısından (muhtemelen haziran sonlarında) daha önce bitiyorsa, o zaman olağanüstü bir toplantının yapılması gerekmektedir. Zira UAEA Yöneticiler Kurulu’ndan başka, kendi isteklerini İran’ın yerine getirip getirmediğini inceleyecek kim vardır? Bu durumda şuna dikkat edilmelidir ki Ajans Başkanı’nın Fors Majör bir rejim içerisinde konunun niteliğine zarar verecek bir çabuklukla rapor hazırlamayı başarması uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir.

 

Bu sorular ister istemez insanı şu düşünceye sevk ediyor: Çin ve Rusya’nın İran’a süre verilmesi ve Ajans Başkanı’nın UAEA Yöneticiler Kurulu ile Güvenlik Konseyi’ne eş zamanlı olarak rapor vermesi konusundaki tutumu, Washington’un Güvenlik Konseyi üyelerine yaptığı ısrarlı tavsiyelerden daha mantıklı gözükmektedir.

 

Medya’nın bildirdiğine göre bildiri metninin Güvenlik Konseyi’ndeki oylaması gizli olarak yapıldı. Böylesi bir şey, bu kurum açısından bir ilktir veya parmakla sayılacak kadar azdır. Fakat dikkat edilmesi gereken başka bir şey var. Bu oylamanın arifesinde Moskova’daki İran Büyükelçiliği Güvenlik Konseyi’nin bu meseleye müdahalesini konuya zarar veren ve yasa dışı sayan bir bildiri yayımladı. Bu bildiride şunlar belirtiliyordu: “İran, Güvenlik Konseyi’nde nasıl bir atmosfer bulunduğunu ve Konsey’in nasıl karar alındığını bilmektedir. Güvenlik Konseyi’nin İran’ın nükleer dosyasına müdahalesi, taraflar arasındaki gerilimi tırmandıracak ve bundan doğacak olumsuz sonuçlar da kimsenin yararına olmayacaktır. Böylesi bir genel anlayış çerçevesinde meselenin müzakereler yoluyla çözümlenmesi için azami çaba gösterilmelidir.”

 

Görünen o ki ABD, gizli oylama ile baskıda ısrarcı olduğu suçlamasından kurtulmak istemektedir. Her halükarda İran’ın kendi nükleer programını savunma konusundaki delilleri, Washington’un “bir defalık” delillerinden daha mantıklı gözükmektedir.

 

İran’ın bildirisinde ayrıca şunlar vurgulanıyor: “UAEA’nın tüzüğünde de belirtildiği üzere BM Güvenlik Konseyi’ne sevk, nükleer programın barışçılıktan sapmış olması anlamına gelmektedir; hâlbuki UAEA’nın İran konusundaki raporları, böylesi bir sapmanın olmadığı gerçeğini teyit etmektedir.”

 

Moskova ve Pekin’in tutumları ve İran’ın delilleri göz önünde bulundurulduğunda Güvenlik Konseyi’nin “UAEA’nın İran’da bulunmayan nükleer kanıtlar sebebiyle sonuç alamayacak” oluşunu, İran’ın dosyasını Güvenlik Konseyi’ne sevk yönünde delil kılması mümkün gözükmemektedir.

 

Böylesi bir konunun (ispat edici bir delil olmamasından dolayı) masum ön kabullerle teflik edilmesi uzak bir ihtimal olarak gözüküyor.



Makaleler

Güncel