Foreign Affaris: ABD'nin İran'a yönelik azami baskı stratejisi çöktü
Atlantic Council Kıdemli Uzmanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi eski İran Direktörü Nate Swanson, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan makalesinde ABD Başkanı Donald Trump'ın İran savaşını ve azami baskı politikasını değerlendirdi.
YDH - Nate Swanson, prestijli uluslararası ilişkiler dergisi Foreign Affairs için "İran'a Azami Baskı Başarısız Olacak: Trump'ın Savaşı Amerikan Stratejisini Çıkmaza Sürükledi" (Maximum Pressure on Iran Will Fail: Trump's War Has Brought American Strategy to a Dead End) başlıklı makale kaleme aldı.
Atlantic Council bünyesinde Kıdemli Uzman ve İran Strateji Projesi Direktörü olarak görev yapan, 2022-2025 yılları arasında ise ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde İran Direktörlüğü görevini yürüten Swanson, 2025 yılının ilk yarısında Trump yönetiminin İran müzakere heyetinde de yer aldı.
Swanson makalesinde, ABD'nin 47 yıldır sürdürdüğü baskı ve caydırıcılık stratejisinin artık iflas ettiğini, Washington'ın bilinen politikalarına bir daha asla geri dönemeyeceğini belirtti.
İran İslam Cumhuriyeti'nin 47 yıldır ABD başkanlarını zor durumda bıraktığını hatırlatan Swanson, 1979 yılındaki rehine krizinin Jimmy Carter'ın yeniden seçilme çabalarını baltaladığını, 1980'lerin ortasındaki İran-Kontra skandalının Ronald Reagan'ın dış politika sicilini zedelediğini, Barack Obama'nın 2015'te imzaladığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) ise ABD Kongresi'nin İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'yu Washington'a anlaşmaya karşı konuşma yapması için davet ettiği eşi benzeri görülmemiş bir duruma yol açtığını ifade etti.
Şubat ayında İran'a karşı savaş başlatan ABD Başkanı Donald Trump'ın bu döngüyü tamamen kırma vaadinde bulunduğunu belirten Swanson, gelinen noktayı şu sözlerle özetledi:
"Şubat ayında İran'a karşı savaşını başlattığında Başkan Donald Trump, bu utanç verici kalıbı kesin olarak kırma niyetinde olduğunu ilan etti. Askeri açıdan İran'ı ezerek ve rejim değişikliği sağlayarak, diğer başkanların İran tehdidi hakkında yalnızca konuştuğunu, kendisinin ise bunu sona erdirmek için kararlı adımlar attığını iddia etti. Ancak altı ay sonra Trump, İran kaynaklı tehlikeli bir aşağılanmayla karşı karşıya kalan bir diğer ABD başkanı haline geldi; bu maceranın sonuçları partisinin ara seçimlerdeki şansını tehdit ediyor. Şimdi, belki de çaresizlik içinde, Trump ekonomik bir ilmekle Tahran'ı sıkıştırmaya çalışıyor. Ancak mevcut kurgusuyla bu ekonomik baskı operasyonu, İran ekonomisinden ziyade ABD'nin güvenilirliğine tehdit oluşturuyor."
Makalede, Trump'ın yürüttüğü çok cepheli savaşın geçmişten bir kopuş değil, 1979'dan beri süregelen hatalı politikanın bir doruk noktası olduğu vurgulandı.
İran'ın hem ideolojik hem de fırsatçı ve faydacı bir yapıda olduğunu aktaran Swanson, Tahran'ın ABD ve İsrail karşıtı devrimci ideolojisine bağlı kalırken şartlar gerektirdiğinde pragmatik adımlar atabildiğini, 2015 nükleer anlaşmasını kabul ettiğini ve 2023 yılında Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirdiğini kaydetti.
İran'ın yasa dışı nükleer programı ve vekil güçleriyle oluşturduğu doğrudan tehdide rağmen Amerikalıların çoğunluğu için uzak bir mesele olarak kaldığına değinen yazar, "İran'ın altyapısını büyük ölçüde yok eden, ülke ekonomisini bozan ve lider kadrosunun tamamı ile binlerce asker ve sivili öldüren bir savaş, benzin fiyatlarını artırması dışında ABD üzerinde neredeyse hiç etki yaratmadı" tespitinde bulundu.
Washington'ın İran'ın bu ikili yapısını göz ardı ederek politikalarını inandırıcı askeri tehdit ve ekonomik zorlama sütunlarına dayandırdığını belirten Swanson, Ocak ayındaki iç protestoların İran'ın kırılganlığını, savaşın ise dayanıklılığını gösterdiğini yazdı.
"Washington'ın İran'ı askeri yoldan mağlup etme kabiliyeti sınırlı"
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın 2006 yılında The Washington Post'ta yazdığı "İranlı liderler bir ulusu mu yoksa bir davayı mı temsil ettiklerine karar vermeli" ifadelerini hatırlatan Swanson, Tahran'ın hiçbir zaman bu tercihi yapmak zorunda hissetmediğini, dışarıya karşı sergilediği meydan okumaya rağmen doğrudan bir savaştan kaçındığını belirtti.
İran'ın ilk Devrim Lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin ABD ordusundan korkmadığını söylemesine rağmen halefi Ayetullah Ali Hamenei ile birlikte temkinli davrandığını aktaran Swanson, Humeyni'nin 1988'de ABD ile yaşanan doğrudan deniz çatışmalarının ardından Irak savaşını bitirmeyi kabul ettiğini, George W. Bush dönemindeki 2003 Irak işgalinden sonra ise Tahran'ın sıranın kendisine gelmesinden çekinerek nükleer silah programını durdurduğunu ve yumuşama yolları aradığını yazdı.
2025'in ilk yarısında Trump yönetiminin müzakere heyetinde görev yaptığı döneme değinen Swanson, şu ifadelere yer verdi:
"2025'in ilk yarısında Trump yönetiminin İran müzakere ekibinde görev yaptığımda, İranlı müzakerecilerin yaptırımların hafifletilmesinden ziyade ABD ve İsrail'den saldırmazlık taahhütleri almaya odaklandıklarını görerek şaşırmıştım. ABD ile doğrudan bir savaştan kaçınma arzusu, İran'ın vekil milis ağını geliştirmesinin temel nedenlerinden biriydi. Doğrudan bir çatışmayı kazanamayacağını biliyordu ve bu yüzden avantajı başka yerlerde aradı."
Yazar, bu yılki savaşın İran'ın yönetici kadrolarına üç önemli ders verdiğini aktardı:
"Rejim, lider kadrosunu yok eden ve askeri ile sivil altyapısına ağır hasar veren devasa ABD ve İsrail hava saldırılarından sağ çıkabileceğini öğrendi. Bütün bunlara rağmen insansız hava aracı ve füze kabiliyetleri, misilleme yapmasına ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini durdurmasına yetecek düzeyde sağlam kaldı. Tahran ayrıca ABD'nin kendi topraklarına kara birlikleri gönderme niyetinin olmadığını keşfetti. Bu yılki savaşın başlarında ABD ve İsrail, nükleer materyalleri çıkarmak için kara operasyonları başlatmayı değerlendirdi ancak bunları oldukça riskli ve rejimin karar alma sürecini etkileme ihtimali düşük bularak hiçbir zaman başlatmadı. Bu yılki savaş, İran'da rejim değişikliğinin bir kara işgali olmadan gerçekleştirilemeyeceğini gösterdi, ancak en şahin ABD'li politika yapıcılar bile kamuoyu önünde bunu önermedi; bu durum Tahran'a Washington'ın aslında kendisini askeri yoldan mağlup etme kabiliyetinin sınırlı olduğunu gösterdi."
Swanson, İran'ın yıpratma savaşında ABD'den daha uzun süre dayanabileceği yönündeki kumarının tuttuğunu, Amerikan halkının savaşı isteğe bağlı ve giderek bir bataklık olarak gördüğünü belirtti. Trump'ın gerilimi tırmandırma tehditlerinde enerji fiyatlarındaki sıçramalar nedeniyle geri adım attığı ve Nisan ayındaki ilk ateşkesten bu yana savurduğu askeri tehditlerin Tahran'ın tutumunu değiştirmediği ifade edildi.
"Ekonomik baskı operasyonu teslimiyet getirmeyecek"
Yaptırımların İran ekonomisine darbe vurduğunu ancak hedeflenen politika değişikliklerini üretemediğini belirten Swanson; 1979 elçilik baskını sonrası Carter'ın ticaret ambargosunu, 1996'daki İran Yaptırımları Yasası'nı, 2012'de merkez bankası ve petrol gelirlerini hedef alan adımları ve 2018'de Trump'ın JCPOA'dan çekilmesiyle devreye giren yaptırımları anımsattı. 2025'te ise Avrupa'nın ihtiyati mekanizmayı (snapback) işleterek yaptırımları geri getirdiği ifade edildi.
Bugün İran hükümetini ve ekonomisini hedef alan 3 binden fazla ABD yaptırımı bulunduğunu, bunların çoğunun sembolik kaldığını belirten Swanson, mevcut savaşta Trump'ın İran limanlarını abluka altına aldığını yazdı. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması ve Körfez enerji altyapısını vurmasıyla maliyetin ilk kez Amerikan halkına yansıdığı kaydedildi.
Makalede, Trump'ın ilk ablukayı 66 gün sonra kaldırdığı, ancak yakın zamanda ikinci bir abluka ve sosyal medyada "HERHANGİ BİR ÜLKEYE KARŞI ŞİMDİYE KADAR YÜRÜTÜLEN EN EZİCİ EKONOMİK OPERASYON" olarak duyurduğu geniş kapsamlı bir baskı kampanyası başlattığı belirtildi. Swanson, bu durum hakkında şunları kaydetti:
"Bu kampanyanın İran'a ve ekonomisine zarar vereceğine hiç şüphe yok. Ancak Tahran'ı teslim olmaya zorlamakta neredeyse kesin olarak başarısız olacaktır. Baskıya boyun eğmek yerine, yakın tarih İran'ın füze ve insansız hava aracı programını kullanarak küresel ekonomiye ağır bedeller ödeteceğini ve Trump'ın risk hesabını yeniden değiştireceğini gösteriyor. İslam Cumhuriyeti, ABD'nin askeri baskısından sağ çıkabildiği gibi, ekonomik baskı uygulama iradesinden de daha uzun süre dayanabileceğine inanıyor."
Swanson, Trump'ın nükleer kısıtlamalar yerine, yalnızca Hürmüz Boğazı'nın açık kalması karşılığında Mart ve Haziran aylarında İran'a petrol ihracatı muafiyetleri tanıdığını ve bunun ekonomik baskı aracının işlevini kalıcı olarak bozduğunu ifade etti.
"Artık eski ezberleri yırtıp atma zamanı geldi"
Savaş nasıl biterse bitsin Washington'ın eski stratejiye dönemeyeceğini savunan Swanson, olası Cumhuriyetçi başkan adaylarından Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yaklaşımlarının taban tabana zıt olduğuna dikkat çekti.
Rubio'nun Ağustos ayı başında Fox News'e verdiği demeçte "rejimin değişmesi gerektiğini" savunarak baskıyı tırmandırmaktan yana olduğunu belirtti. Vance'in ise ABD'nin Afganistan'dan çekilmesine benzer şekilde İran ve Ortadoğu'dan bütünüyle geri çekilmeyi desteklediği aktarıldı.
Swanson, stratejik konumu ve nükleer programı nedeniyle İran'dan Afganistan gibi kolayca vazgeçilemeyeceğini vurguladı.
Demokrat bir yönetimin nasıl bir yol izleyeceğini kestirmenin henüz erken olduğunu, diplomasi çağrılarının artacağını ancak diplomasinin de tek başına bir amaç olamayacağını dile getiren Swanson, çözüm için şu değerlendirmelerde bulundu:
"Son 20 yılda bölgedeki yoğun ABD varlığı istikrar getirmedi ve bu varlığı artırmak daha iyi sonuçlar vermedi. Aynı zamanda Ocak ayında İran'daki kitlesel protestolara yol açan iç huzursuzluklar varlığını sürdürüyor. ABD geri adım atmayı değerlendirebilir; böylece İran liderliği savaştan sağ çıkmaya değil, yönetmeye odaklanmak zorunda kalır. Washington, tek taraflı eylemlere girişmek yerine öncelikle müttefik başkentlerin görüşünü ve işbirliğini aramalıdır. Sonsuz şekilde daha fazla koz üretmeye çalışmak yerine elinde biriktirdiklerini daha iyi kullanmalıdır."
Geçmişten ders alınması gerektiğini vurgulayan Swanson, makalesini şu ifadelerle tamamladı:
"Washington'ın bu aşamada yapabileceği en iyi şey düşünmeden hareket etmeyi bırakmaktır. Askeri ve ekonomik baskı İran'ın karar alma mekanizmasını zaman zaman şekillendirdi ancak İslam Cumhuriyeti'ni devirmedi, ABD'yi daha güvenli kılmadı ya da sıradan İranlıların hayatını iyileştirmedi. Aksine, ABD'nin baskı stratejisi muhtemelen İranlı sivillerin sıkıntılarını daha da derinleştirdi. Baskıya öncelik veren 47 yıllık süreç, bu yaklaşımın sınırlarını gözler önüne seren maliyetli bir savaşla sonuçlandı. Eğer bu savaşın başarısızlığı, Washington'da İran'a dair önyargılar ve bu bataklığa yol açan eski ezberlerle ilgili bir yüzleşmeyi zorunlu kılarsa, bu durum savaşın tek tesellisi olacaktır."
İlgili Haberler
Rızai: ABD haydutluk ederse başına tarihe geçecek bir bela açarız
27 Ağustos 2026 23:44
Hürmüz Boğazı’nda tanker hedef alındı
27 Ağustos 2026 09:39
Bloomberg: Trump güvenli dedi ancak Hürmüz tamamen temizlenemedi
27 Ağustos 2026 09:14
İran’dan UAEA’ya nükleer tesis denetimi için protokol şartı
27 Ağustos 2026 08:23
