İsrail sağından Gazze için yeni tehcir planı
İsrail hükümetindeki aşırı sağcı kanat, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin "gönüllü göç" adı altında tahliyesini öngören ayrıntılı planları yeniden gündeme taşıdı.
YDH - Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden çıkarılmasına yönelik tartışmalar, Knesset'teki sandalye rekabeti kapsamında aşırı sağcı siyasetçilerin seçim vaatleriyle sınırlı kalmayıp İsrail hükümeti içinde somut bir siyasi gündem maddesi olarak yeniden öne çıkıyor.
Son günlerde, Gazze nüfusunun büyük bir bölümünün "gönüllü göç" adı altında bölgeden tahliye edilmesini hedefleyen ayrıntılı planlar dolaşıma girdi.
Bu söylemlerin yeniden canlanması, Filistinlilerin Gazze'den ayrılmaya zorlanması fikrinin Ekim 2023'te başlayan savaştan bu yana İsrail siyasi söyleminden hiçbir zaman bütünüyle çıkmadığını gösteriyor.
Süreç, kamuoyuna açık beyanlardan karar alma mekanizmalarındaki kapalı tartışmalara ve nüfusun çıkışını teşvik edecek operasyonel mekanizmalar oluşturma arayışlarına kadar çeşitli aşamalardan geçti.
Son günlerde Amha Yisrael Partisi lideri Ofer Winter tehcir fikrini savunurken, Savunma Bakanı Yisrael Katz söz konusu planın gündemde kalmayı sürdürdüğünü bildirdi.
Bu doğrultuda Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de Gazze sakinlerinin bölgeden tahliyesini ulusal bir proje olarak nitelediği "710 Ayrılma Planı" başlıklı tasarıyı sunmaya hazırlanıyor.
Bu adımların, 27 Ekim'de yapılması öngörülen parlamento seçimleriyle doğrudan bağlantılı olduğu değerlendirilse de girişimler yalnızca seçim hesaplarıyla sınırlı görülmüyor. Plan, İsrail siyasi hareketlerinde on yıllardır varlığını koruyan "transfer" fikrinin Gazze'deki savaş ortamında yeniden zemin bulmasını yansıtıyor.
Yedi yıllık kademeli takvim
Şehab ajansının haberine göre Ben-Gvir'in öne sürdüğü tasarı, nüfusun Gazze'den ayrılmasına dair hedefleri somut sayılara ve bir takvime bağlıyor.
Hazırlanan taslağa göre, ilk yıl içinde yaklaşık 250 bin Filistinlinin çıkarılması, bu sayının üç yıl içinde 1,11 milyona ve yedi yıl sonunda ise yaklaşık 1,86 milyona ulaştırılması amaçlanıyor.
Projeyi sistematik bir program olarak tanıtmaya çalışan Ben-Gvir; Gazze'den ayrılacak her birey ve aile için kabul edecek ülkenin belirlenmesini, yasal statünün düzenlenmesini, evrak ve vize işlemlerini, seyahat masraflarının karşılanmasını, ilk barınma imkanları ile mesleki eğitimin sağlanmasını, iş bulma desteğini ve iki yıla kadar uzanacak bir refakat sürecini içeren özel bir rota öngörüyor.
Bu yaklaşıma göre tahliye süreci bireysel tercihlere bırakılmayarak İsrail resmi kurumlarının yönettiği ve diğer devletlerle müzakere ettiği bir sisteme dönüştürülmek isteniyor.
Planda potansiyel hedef ülkeler arasında Türkiye, Etiyopya, Kongo ve bazı Arap ülkeleri sıralanıyor.
Finansman boyutunda ise 10 milyar şekellik başlangıç yatırımıyla başlayıp toplamda 50 milyar şekele ulaşabilecek bir bütçe çerçevesi çiziliyor. Bu bütçenin uluslararası katılımla ve kabul eden ülkelerle yapılacak anlaşmalarla desteklenmesi planlanıyor.
Proje yalnızca mali kaynakla sınırlı kalmayıp, sürecin yürütülmesi amacıyla bir bakan, bir genel müdür, özel bütçe, yetkiler ve uluslararası müzakere heyetini bünyesinde barındıran müstakil bir bakanlık kurulması talebini de kapsıyor.
Hükümet içindeki müzakereler
Tasarının hayata geçirilmesi uluslararası ve siyasi engellerle karşılaşsa da İsrail koalisyonu içindeki varlığı dikkat çekiyor.
Ben-Gvir, bu konuyu gelecekteki olası bir hükümet kurma müzakerelerinde temel şart haline getirmeyi hedefliyor.
İsrail basınındaki haberlere göre Başbakan Binyamin Netanyahu kapalı kapılar ardında böylesi geniş çaplı bir adımın uygulanmasına çekince koysa da geçmiş aşamalarda Filistinlilerin tahliyesi konusunu müzakere etti, nüfusun çıkarılması ihtimallerini değerlendiren toplantılar düzenledi ve daraltılmış güvenlik kabinesi üyelerine Gazze'deki Filistinlilerin kabulü konusunda bazı Afrika ülkeleriyle yürütülen temaslara ilişkin bilgi verdi.
Bu çerçevede adı geçen ülkeler arasında Etiyopya ve Kongo'nun yanı sıra Somaliland bölgesi de yer aldı. Ancak bu temaslar geniş kapsamlı bir planın uygulanmasıyla sonuçlanmadı.
ABD yönetimi de son dönemdeki yaklaşımlarında Filistinlilerin Gazze içinde kalması ve "gönüllü göçün" teşvik edilmemesi yönündeki tutumunu yineleyerek tahliye fikrinden geri adım attı.
İsrailli yetkililer projenin etkisini yumuşatmak amacıyla, savaş süresince Gazze'den ayrılan Filistinli sayısının düşüklüğünü öne sürerek herhangi bir ayrılışın ancak istekli kişilerin ve kabul etmeye hazır bir ülkenin bulunması halinde gerçekleşebileceğini savunuyor.
Fakat bu yaklaşım; konutların, altyapının ve temel hizmetlerin büyük yıkıma uğradığı Gazze'deki ağır yaşam koşullarını göz ardı ediyor. Bu şartlar, yürütülen projelerdeki "gönüllülük" kavramını başlıca tartışma konusu haline getiriyor.
Ben-Gvir, "gönüllü göç" kavramını öne çıkarıp ayrılmak isteyenlere mali ve hukuki teşvikler vadederek tasarı ile zorla tehcir arasındaki farkı vurgulamaya çalışıyor.
Buna karşın planın özü, Gazze'deki Filistinli nüfusun geniş çaplı ve organize biçimde azaltılmasına dayanıyor.
Dolayısıyla kullanılan terminoloji, bağımsız bir gerçeklikten ziyade siyasi ve medya zemininde yürütülen mücadelenin bir parçası olarak görülüyor.
Ağır bir insani kriz ve yıkım yaşayan bölgede halkın abluka altında tutulduğu hatırlatılarak, yaşam koşullarının çöktüğü bir ortamda verilen ayrılma kararının doğrudan "gönüllü göç" olarak nitelendirilemeyeceğine dikkat çekiliyor.
Girişimin arka planı
Filistinlilerin tehcir edilmesi fikri Ben-Gvir ile başlamış bir yaklaşım değil; kökleri on yıllardır "transfer" politikasını açıkça benimseyen İsrailli siyasi akımlara uzanıyor.
1990'lı yıllarda Moledet Partisi ve aşırı sağcı bakan Rehavam Zeevi, Filistinlilerin topraklarından uzaklaştırılması fikrini İsrail siyasi gündeminde savunan başlıca isimler arasında yer almıştı.
Ben-Gvir ise doğrudan askeri tehcir yerine fonlar, vizeler, hedef ülkeler, teşvikler ve istihdam olanakları üzerinden planı idari ve ekonomik bir çerçeveye oturtmaya çalışıyor.
Bu sürecin dikkat çeken yönü, söz konusu fikrin uç grupların söylemi olmaktan çıkarak hükümetin önde gelen bir bakanı tarafından kalıcı bir devlet politikası haline getirilmek istenmesidir.
Planını 7 Ekim olayları ve İsrail'in 2005 yılında Gazze'den çekilmesiyle ilişkilendiren Ben-Gvir, tasarıyı bu çekilmenin yol açtığını öne sürdüğü hataları düzeltme girişimi olarak takdim ediyor.
Yeniden çekilme modelini reddeden bakan, nüfusun Gazze'den ayrılmaya sevk edilmesini savunuyor ve proje için İsrail içinde ve dışında tanıtım kampanyaları yürütmeyi planlıyor.
Bu kapsamda Afrika ülkelerinde Filistinlilerin kabulü yönünde, İsrail içinde ise "gönüllü göçün" faydalarını anlatmaya yönelik eşzamanlı kampanyaların düzenlenmesi öngörülüyor.
Bu çerçevede son açıklamalar münferit birer çıkış olmaktan ziyade, Ekim 2023 savaşının ardından gündeme gelen ve Ben-Gvir'in planıyla daha ayrıntılı bir forma ulaşan sürecin yeni bir halkasını oluşturuyor.
İsrail'in böylesi bir projeyi uygulama kapasitesi uluslararası ve bölgesel tepkiler ile diğer ülkelerin tutumlarına bağlı kalmayı sürdürürken, aşırı sağcı çevrelerin savunduğu tehciri bütçeli, takvimli ve kurumsal bir hükümet projesine dönüştürme girişimleri tartışılmaya devam ediyor.




