Son Dakika
İnşa

İki boğaz, tek kâbus: Amerika Hürmüz ile Babülmendep arasında

14 Eylül 2026 11:58 Bu sayfayı yazdır Nur News

"Bu sahada saldırganların kısa vadeli tebessümleri, kendilerine ağır bir bedele ve uzun sürecek gözyaşlarına mâl olabilir."

İki boğaz, tek kâbus: Amerika Hürmüz ile Babülmendep arasında
İki boğaz, tek kâbus: Amerika Hürmüz ile Babülmendep arasında YDH
Yazı boyutu
100%
5 dk okuma

YDH - Yemen direnişinin Babülmendep hattında sağladığı ilerleme ve Suudi destekli güçleri geriletmesi, Batı Asya’daki güç dengesinin artık yalnızca harici aktörlerin iradesiyle şekillenmediğini ortaya koyuyor. İran merkezli Nur News'in değerlendirmesine göre stratejik mühimmat stokları eriyen ve geçmişteki Kızıldeniz müdahalesinin ağır faturasını unutmayan Washington, yeni bir yıpratma savaşına doğrudan girmekten kaçınarak sahadaki açmazlarını medya söylemleriyle perdelemeye çalışıyor. İran denetimindeki Hürmüz ile Yemen’in etkisindeki Babülmendep boğazlarının eşzamanlı bir jeopolitik baskı unsuru haline gelmesi, küresel ticaret ve enerji maliyetleri üzerinden Amerikan iç siyasetini sarsabilecek riskler barındırıyor.

Yemen’deki son gelişmeler, bu ülkenin sınırlarını aşan yeni dengeler doğurdu. Ensarullah ve ordudan meydana gelen Yemen halk direnişi; Babülmendep Boğazı’ndaki Muha Limanı ile Meyyun Adası’nı kontrolü altına alarak, Taiz yönünde ilerleyerek, Suudi destekli güçleri gerileterek ve Suudi saldırılarına karşılık ağır füze ve İHA harekâtları düzenleyerek Batı Asya’daki güç dengesinin artık yalnızca dış aktörlerin iradesiyle belirlenmediğini bir kez daha gösterdi.

Böyle bir ortamda Donald Trump’ın, Yemen'in kendisini arayıp Amerika’nın müdahale etmemesini istediğine yönelik iddiası, Washington’ın barışçı bir tutum benimsediğinden ziyade sahadaki gerçeği perdelemeyi hedefleyen bir anlatı kurma çabası olarak okunabilir.

Yemenli yetkililer bu iddiayı yalanlarken sahadaki gelişmeler bütünüyle Amerika’nın her geçen gün daralan hareket alanına işaret ediyor; Ramazan Savaşı’nın, İran’ın direncini korumasının ve Yemen direnişinin daha da belirgin kıldığı kısıtlar bunlar.

Washington’ın hafızasında hâlâ canlı duran yenilgi

Newsweek dâhil Batı medyasında yer alan, Trump’ın Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşa doğrudan katılma talebini geri çevirdiğine ve harekât planlamasına destek amacıyla Riyad’a yaklaşık 200 Amerikalı askeri danışman gönderildiğine dair haberler, Washington siyasetinin ikircikli yapısını gözler önüne seriyor.

Amerika bir yandan yeniden doğrudan sahaya inmek istemiyor, diğer yandan danışmanlık desteğiyle müttefikinin askeri sürecini belirli ölçüde yönetmeye çalışıyor.

Bu tutum salt bir barış arzusuyla açıklanamaz. Geçen yıl yaşananlar Washington için hayli maliyetli oldu. İsrail rejimine destek vermek amacıyla donanmasını Kızıldeniz’e süren ve Yemen’e kapsamlı hava saldırıları düzenleyen Amerika, Yemenlilerin direncini kıramadığı gibi onların sergilediği mukavemet yüzünden ağır bedeller ödedi; nihayetinde Trump tek taraflı ateşkes ilan etmek ve saldırıların tekrarlanmayacağını vurgulamak zorunda kaldı.

Bu açıdan bakıldığında, Amerika’nın bugünkü temkinli tavrı söz konusu yenilginin hatırası ışığında değerlendirilmeli; zira bu mağlubiyet, silah üstünlüğünün direnen bir halka siyasi irade dayatmaya yetmediğini kanıtladı.

Ramazan Savaşı: Amerikan ordusunu yıpratan fatura

Meselenin daha can alıcı yönü, Amerika’nın askeri kapasitesi ve stratejik stoklarının durumunda yatıyor.

Trump, İrlanda’da ülkesinin gelişmiş lazer silahlarına dair iddialar ortaya atarak Washington’ın mutlak üstünlüğe sahip olduğu izlenimini vermeye çalışsa da Ramazan Savaşı’ndaki gelişmeler sahanın bambaşka bir gerçeğe işaret ettiğini gösterdi.

Amerika’nın stratejik stoklarındaki sert düşüşe dair yayımlanan raporlar, eski CIA Direktörü Petraeus’un savunma kapasitesinin ağır biçimde tüketildiğine yönelik değerlendirmeleri ve CENTCOM komutanlarının bölgedeki Amerikan üslerinin zarar gördüğünü dile getirmesi, Washington’ın askeri gücü üzerindeki artan baskının işaretleri arasında. Hatta Bahreyn dâhil bazı üslerin eski işlerliğine hızla kavuşamayacağı konusu dahi gündeme geldi.

Aynı dönemde tecrübeli çok sayıda Amerikalı general ve subay, ülkenin uzun soluklu bir savaşa girme kabiliyetine dair uyarılarda bulundu; çünkü hem İran savaşı hem de Ukrayna’daki çatışmalar Amerika’nın silah ve lojistik imkânlarının önemli bir kısmını eritti ve bunların yeniden ikmali yıllar alacak bir süreci gerektiriyor.

Abraham Lincoln uçak gemisinin vaziyeti de Amerikan askeri yapısındaki bu aşınma ve tükenmişliği yansıtan büyük tablonun yalnızca bir parçası sayılabilir.

Dolayısıyla Trump’ın Yemen savaşına doğrudan girmekten kaçınmasını bu gerçekler çerçevesinde ele almak gerekiyor: Washington, özellikle iki cephenin de teslim olma eğilimi göstermediği bir tabloda, aynı anda hem İran’a hem de Yemen’e karşı yürütülecek bir yıpratma savaşına kolay kolay cesaret edemiyor.

Washington'un Hürmüz ile Babülmendep birlikteliğinden duyduğu endişe

Mesele yalnızca askeri güçle sınırlı değil; Amerikan ekonomisi de yeni bir savaşın doğuracağı sonuçların tehdidi altında. Trump boğazlara sembolik adlar vererek ve güç gösterisi yaparak finans piyasalarını ve kamuoyunu yönlendirme arayışında olabilir; fakat sahadaki gerçeklik bambaşka bir denklem sunuyor.

İran’ın denetimindeki Hürmüz Boğazı dünya ekonomisinin en hayati geçitlerinden biri konumunda ve Yemen direnişinin Babülmendep üzerindeki fiili hâkimiyeti bu jeopolitik gücü katbekat artırma potansiyeli taşıyor.

Stratejik öneme sahip bu iki boğazın birbirine eklemlenmesi, küresel enerji ve ticaret yolları üzerinde eşzamanlı bir baskının oluşması anlamına geliyor.

Babülmendep’teki dengelerde meydana gelecek ciddi bir sarsıntı, taşımacılık ve enerji tedarik maliyetlerini tırmandırıp akabinde petrol, benzin ve motorin fiyatlarını baskılayabilir; bu durum, Kongre ara seçimleri arifesinde Trump yönetimi ve Cumhuriyetçiler adına ağır bir siyasi maliyet yaratma potansiyeline sahip.

Buradan bakıldığında Washington’ın Yemen savaşına doğrudan dâhil olmaktan geri durması, güç politikasından vazgeçtiği anlamına gelmiyor; aksine askeri faturası Amerika için ağır, ekonomik yansımaları ise Amerikan toplumu açısından infilak etkisi yaratabilecek yeni bir cephenin açılmasını önleme gayretini yansıtıyor.

İddia edilen temas: Sahadaki gerçeği örten perde

Bu çerçevede Trump’ın Yemenlilerin temas kurduğuna yönelik iddiası ve Rubio’nun Yemen’in son kazanımlarında İran’ın rolüne değinen açıklamaları, Washington’ın gelişmeleri medya üzerinden yönetme çabasının bir uzantısı olarak değerlendirilebilir; dikkati direnişin sahadaki gücünden uzaklaştırıp tali meselelere çekmeyi amaçlayan bir söylem bu.

Gerçek şu ki Amerika doğrudan sahaya inmese bile Yemen’in elde ettiği kazanımlar Washington’ın bölgedeki müttefiklerine net bir mesaj veriyor: Amerikan güvenlik şemsiyesi, arzu edilen dengeyi korumak adına artık mutlak bir güvence sunmuyor.

Bugün Yemen’de yaşananlar bir yandan Amerika’nın Suudi Arabistan gibi müttefikleri için kurguladığı güvenlik mimarisinin kırılganlığını ortaya koyarken diğer yandan direnişi zayıflatma projesinin akamete uğradığını gösteriyor.

İran’ı enkaza çevireceğini ve müttefiklerini yok edeceğini iddia eden Trump için bu tablo, sahadaki bir hezimetin çok ötesinde bir bedel anlamına geliyor; zira Yemen’deki gelişmeler, Batı Asya’daki nihai dengeleri yalnızca Washington ve İsrail rejiminin tayin edemeyeceğini, direnişin de sürecin seyrini değiştirme kudretine sahip olduğunu kanıtlıyor.

Belki de Amerika’nın Yemen savaşına atılmaktan ziyade onun anlatısını yönetmeye odaklanmasının ardında bu yatıyor; zira doğrudan bir müdahale geçmiş yenilgileri tazeleyecek, yeni hezimetleri ise inkâr edilemez birer gerçeğe dönüştürecek.

Bu sahada saldırganların kısa vadeli tebessümleri, kendilerine ağır bir bedele ve uzun sürecek gözyaşlarına mâl olabilir.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler