Suud Yemenlilerin avucunun içinde: ABD ve Avrupa doğrudan desteğe yanaşmıyor
Reuters’e göre, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Babülmendeb Boğazı çevresindeki stratejik noktaları ele geçirmesi, Suudi destekli güçlerin sahadaki çöküşünü ve Riyad’ın ABD’den beklediği askeri desteği bulamadığını ortaya koyarken, Suudi Arabistan’ı Mısır’dan yardım istemeye itti.
YDH ― Reuters’in haberine göre, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Babülmendeb Boğazı'na hâkim kilit noktaları ele geçirmesi, Suudilerin Yemen'de son yıllarda aldığı en ağır darbe oldu.
Bu gelişmeyle birlikte istihbarat zafiyetleri, komprador Yemenlilerin -BAE ve Suudi destekli militanlar- çöküşü ve ABD korumasının aslında ne kadar kısıtlı olduğu gün yüzüne çıktı.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri bu hafta Kızıldeniz kıyısı boyunca ilerleyip küresel petrol arzının can damarı sayılan boğazın girişindeki adaları da zapt edince, İran ve müttefikleri nüfuz alanlarını iyice genişletmiş oldu; Suudiler ise çareyi dışarıdan destek aramakta buldu.
Üst düzey Batılı, bölgesel ve komprador yetkililer ile sahadaki kaynaklara göre, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin bu ilerleyişi tesadüfi değildi ve birçok faktörün birleşmesiyle ortaya çıktı.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerine karşı savaşan militanlar arasındaki derin çatlaklar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) yerini alan ancak henüz rüştünü ispat etmemiş Suudi komuta yapısı, Suudi Arabistan'ın yetersiz hava desteği ve Sanaa güçlerinin savaş hazırlıklarının küçümsenmesi bu çöküşü hazırlayan başlıca etkenlerdi.
Bir diplomata göre Yemenliler, karşı tarafın asker sayısını açık ara geride bırakarak sessiz sedasız 100 bin civarında direnişçi toplamıştı.
Aynı diplomat durumu şu sözlerle özetledi:
“Suudiler de dâhil olmak üzere herkes bu devasa yığınağı gözden kaçırdı ve Husilerin asıl niyetini yanlış okudu,”
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House uzmanlarından Neil Quilliam, operasyonu tam bir istihbarat fiyaskosu olarak değerlendirip, “Sinyali alamadılar. Yaklaşan tehlikenin işaretlerini göremediler,” yorumunu yaptı.
Yemenli siyasi analist Feriha el-Müslimî ise durumu “Suudiler Yemen'de kelimenin tam anlamıyla gafil avlandı,” sözleriyle ifade etti.
Suud destekli güçlerin dağılması, Sanaa güçlerine yalnızca toprak değil, çok daha kritik bir kazanım sundu: Geri çekilme esnasında geride bırakılan, ABD ve Suudi menşeli gelişmiş silahlardan oluşan devasa bir cephanelik.
Bölgeden gelen bilgilere göre, ele geçirilen bu silahların Sanaa güçlerinin askeri gücüne güç katmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Üstelik bu durum, düşmanlarının kullandığı teçhizata dair onlara paha biçilmez bir istihbarat sağlarken, Suudi Arabistan'ın küçük düşürücü bir hezimet yaşadığı algısını da iyice perçinleyecek.
BAE'li siyasi analist Abdülhalik Abdullah'ın ifadeleri durumu net bir şekilde özetliyordu:
“Yemen hükümetine bağlı güçler kâğıttan kuleler gibi yıkıldı. Zerre kadar direniş göstermediler. Tek kelimeyle tamamen çöktüler.”
Yaşanan bu hezimet, olası bir karşı saldırı için uluslararası desteğin ne denli kısıtlı kalacağını da gözler önüne serdi.
İki Batılı yetkiliye göre, ne ABD ne de Avrupa ülkeleri doğrudan askeri bir destek sunmaya niyetli.
Hatta yetkililerin belirttiğine göre Washington ve müttefikleri, bizzat Suudilerin öncülüğünde temmuz ayında kurulan deniz savunma koalisyonuna dahi katılmaya yanaşmadı.
Suudi makamları ise Reuters’ın konuyla ilgili sorularını yanıtsız bıraktı.
Müttefikler çöküyor, ortaklar tereddütte
Yemenlilerin artık Suudi Arabistan'ın petrol ihracatına ve Kızıldeniz'deki deniz ticaretine gölge düşürecek stratejik bölgeleri kontrol altına alması üzerine, Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MbS) rotasını Kahire'ye çevirdi.
Washington'ın askeri müdahaleye kapıları kapatmasının ardından doğan krizi hafifletmek isteyen MbS, yardım arayışındaydı.
İki bölgesel kaynağın aktardığına göre Riyad, Mısır'ın Kızıldeniz'deki operasyonlarda aktif rol üstlenmesini talep etti.
Aynı kaynaklar, Mısır'ın daha önce 2015 yılında da Babülmendep'in güvenliğini sağlamak amacıyla hem deniz hem de hava kuvvetleriyle bölgeye müdahale ettiğini anımsattı.
Ancak Kahire yönetiminin bu yeni talebe yeşil ışık yakıp yakmayacağı konusunda anında bir açıklama yapılmadı.
Mısır Dışişleri Bakanlığı da MbS’nin Mısır'dan doğrudan askeri bir destek isteyip istemediği yönündeki sorulara derhal yanıt vermedi.
Öte yandan Sanaa güçleri, sahadaki bu kazanımlarını masada çok daha geniş siyasi tavizler koparmak için bir koz olarak kullanıyor gibi görünüyor.
Eski ABD müzakerecisi Dennis Ross'a göre Yemenliler, Riyad rejiminden Hudeyde Limanı ve Sanaa Havalimanı üzerindeki ablukayı kaldırmasını, savaş tazminatı ödemesini ve “uluslararası toplumun tanıdığı meşru Yemen hükümeti”ne verdiği desteği azaltmasını talep ediyor.
Ross, bu şartların ağırlığına dikkat çekerek, “Suudilerin böylesi talepleri bir çırpıda sineye çekebileceğini hiç sanmıyorum,” dedi.
Bir Körfez yetkilisi ise Suudi Arabistan'ın artık giderek daralan bir seçenekler çemberine sıkıştığını vurguladı.
Yetkiliye göre, “Yemenlilerin sahadaki varlığını sağlamlaştırmasına göz yummak, geçici taktiksel zaferlerin kalıcı bir stratejik güce dönüşmesi tehlikesini barındırıyor; diğer yandan daha geniş çaplı bir askeri müdahale ise saldırıların krallığın iç kesimlerine sıçramasını tetikleyebilir”.
Yetkili, Riyad'ın düştüğü bu ikilemi şu çarpıcı sözlerle özetledi:
“Husilerin canını yeterince yakmazsanız, günün sonunda onların rehinesi olursunuz.”
Arap Yarımadası'ndaki Yemen ile Afrika kıyısındaki Cibuti ve Eritre'yi birbirinden ayıran Babülmendep sularının ve çevresindeki toprakların kontrolü, Yemenlilerin bölgesel nüfuzunu çok daha geniş bir boyuta taşıyabilir.
Bu hâkimiyet, Afrika Boynuzu'nu Yemenlilerin “lojistik ve kaçakçılık ağları” için çok daha kolay erişilebilir bir bölge hâline getirebilir.
Babülmendep'teki bu yeni mevzi, küresel enerji arzının bir diğer şahdamarı olan Hürmüz Boğazı'ndaki İran nüfuzuyla birleştiğinde, Tahran ve müttefiklerine dünya ticaretinin en kritik iki deniz geçiş noktasında söz sahibi olma gücü veriyor.
MbS’nin, İran'la buzları eriterek bölgeye istikrar getirmeyi hedefleyen dış politika vizyonu, ABD ile İran arasındaki çatışmaların alevlenmesiyle birlikte zaten çözülmeye başlamıştı; buna bir de ekonomik dönüşüm hedefleri üzerindeki baskının artması eklendi.
Tüm bu tablo, krallığın fiilî yöneticisi konumundaki MbS’nin omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırıyor.
Batılı devletlerin Yemen'de askeri destek vermekten kaçınması ve yeni kurulan savunma koalisyonuna dahi dâhil olmaması, Suudi Arabistan'ın en kırılgan olduğu şu günlerde müttefiklerini etrafında toplama gücünün sınırlarını ifşa etti.
Reuters’e göre, gelinen noktada Riyad rejimi, rakiplerinin hamleleriyle adım adım oyun dışına itildi ve müttefiklerinden beklediği desteği bulamadı.
Yemen tuzağı
Yemenlilerin son operasyonu, Suudiler ve ABD’nin stratejik vizyonlarındaki devasa bir kör noktayı da ortaya çıkardı: Washington ve müttefikleri tüm dikkatlerini doğrudan İran'ı çevrelemeye vermişken, Tahran çoktan Irak'tan Kızıldeniz'e kadar uzanan yepyeni cepheler açarak savaş alanını genişletti.
Üstelik enerji tesislerini, küresel deniz ticaret rotalarını ve vekil güçlerini birer baskı aracı olarak kullandı.
Yemenlilerin sahada kaydettiği bu ilerlemenin asıl geniş anlamı yalnızca Suudi Arabistan'a indirilen darbede yatmıyor; asıl mesele, Gazze, Suriye ve Lübnan'daki müttefiklerinin üst üste yaşadığı ağır gerilemelerin ardından, İran'ın bölge genelindeki nüfuzuna yeniden ivme kazandırmasıdır.
Feriha el-Müslimî, bu durumu İran açısından "üçlü bir kazan-kazan" denklemi olarak yorumladı.
Kimi siyasi analistlere göre ise asıl yıkıcı darbe sahadaki toprak kaybından ziyade, Washington'ın “kadim müttefikinin” imdadına koşmaktaki isteksizliği oldu.
Onlara göre bu suskunluğun verdiği mesaj, rakipleri cesaretlendirdi, Riyad'ın elini zayıflattı ve ABD'nin güvenlik garantilerinin güvenilirliğine dair şüpheleri derinden güçlendirdi.
El-Müslimî, Washington'ın Suudi topraklarını savunmaya yanaşmamasını “Suudi-Amerikan ittifakının on yıllardır maruz kaldığı en ağır ret cevabı” olarak nitelendirdi.
“Amerikalılar açıkça 'Hayır' diyor,” diye ekleyen analist, durumun ciddiyetini şu sözlerle vurguladı:
“Riyad ile Washington arasındaki ilişki barındırdığı bu karşılıklı anlayış üzerinden bugüne dek hiç bu kadar çetin bir sınava tabi tutulmamıştı.”
Yemen'in, 1960'larda Mısır'dan Sovyetler Birliği'ne, yakın geçmişte ise ABD'den Suudi Arabistan'a kadar yabancı güçleri hüsrana uğratan uzun direniş tarihi, Riyad'ın ortak arayışının neden ancak sınırlı sonuçlar verebileceğini açıklıyor.
Bölgedeki neredeyse hiçbir aktör, dış müdahale girişimlerini defalarca kursaklarda bırakan ve “yabancı askeri hedeflerin mezarlığı” olarak ün salan böylesi amansız bir çatışmanın içine daha fazla çekilmeye istekli görünmüyor.
Yabancı güçlerin bölgede tattığı ağır hezimetlere atıfta bulunan Müslimî, “Yemen, bu bataklığa sürüklenen her güç için bir Vietnam'dır, bir Afganistan'dır,” ifadelerini kullandı.
“Suudiler Yemen'de başarısız oldu, Amerikalılar Yemen'de başarısız oldu,” diyen Müslimî, Mısır'ın 1960'larda Yemen'e yaptığı ve ağır bedeller ödediği o meşhur müdahaleyi hatırlatarak ekledi:
“Mısırlılar da Yemen'de başarısız oldu.”
İlgili Haberler
Al Monitor: Şu an itibarıyla hiç kimsenin Husiler üzerinde bir caydırı…
16 Eylül 2026 21:38
New York Times: Husiler, İran’a bağımlılığı azaltmak için silah üretim…
16 Eylül 2026 18:05
Yemen güçleri Suudi Arabistan'ın derinliklerindeki Aramco'yu hedef ald…
16 Eylül 2026 17:08
Sanaa hükümeti dışişleri bakanlığı: Asıl Suudiler kutsal mekânları hed…
16 Eylül 2026 16:42
