Suudilerin Mekke iddiası: Askerî yenilgiden dinî istismara
Bağımsız kanıtlarla desteklenmeyen Mekke anlatısı, Suudi rejiminin Yemen’deki gelişmeleri gölgeleyerek İslam dünyasının desteğini kazanma hamlesi olarak değerlendirildi.
YDH- Yazar Celil Haşim Bekka, Suudi rejiminin Yemen ordusunun Mekke’yi hedef aldığı yönündeki iddiasının bağımsız kanıtlara dayanmadığını belirterek bunun askerî gerçeklerden çok siyasi ve medya amaçlı bir anlatı olduğunu ifade etti.
Bekka, analizinde “Sahadaki alan daralıp siyasetin araçları yetersiz kaldığında, gerçekle yüzleşmek yerine bir anlatı uydurmak daha kolay hâle gelir.” diyerek Suudi rejiminin Mekke iddiasını bu çerçevede değerlendirdi.
Suudi yönetimi, 16 Eylül’de Mekke’nin güneyinde bir İHA’nın önlendiğini açıklayarak kutsal kentin hedef alındığını öne sürmüştü. Yemen ordusu ise iddiayı kesin biçimde reddederek operasyonlarının kutsal mekânlardan uzaktaki askerî üsler ve petrol tesislerine yöneldiğini bildirmişti.
Suudi açıklamasını aktaran haberler İHA’nın önlendiğini doğrulasa da Mekke’nin aracın gerçek hedefi olduğunu gösteren bağımsız ve kesin bir kanıt sunmadı. Bu nedenle olay, kanıtlanmış bir saldırıdan çok siyasi ve medya savaşı kapsamında değerlendiriliyor.
Yemen ordusunun Suudi rejimi üzerinde askerî ve ekonomik baskı kurabileceği açık ve doğrudan hedefleri bulunurken Müslümanların kutsal değerleriyle karşı karşıya gelmesine yol açacak bir saldırı düzenlemesinin savaşın amaçlarıyla bağdaşmadığı belirtildi.
Bekka, “Akıllı insana aklın kabul edebileceği şeyler söyleyin.” ifadesini kullanarak Yemenlilerin kendilerine herhangi bir askerî kazanç sağlamayacak, buna karşılık İslam dünyasının tepkisini çekecek böyle bir cephe açmasının mantıklı olmadığını vurguladı.
Yemen ordusunun genişleyen operasyonları kapsamında hedef aldığı askerî üsleri ve ekonomik tesisleri düzenli biçimde açıkladığı, kutsal mekânlara yönelik saldırı iddialarını ise reddettiği hatırlatıldı.
Suudi rejiminin “Mekke hedef alındı” anlatısıyla tartışmayı Yemen’de yaşananlardan uzaklaştırarak “Kutsal mekânları kim koruyor?” sorusuna taşımaya çalıştığı ifade edildi. Böylece askerî ve siyasi çatışmanın dinî bir meseleye dönüştürülerek Müslümanların desteğinin kazanılmasının amaçlandığı kaydedildi.
Ancak kutsal değerlerin siyasi propaganda aracı olarak aşırı kullanılmasının, saldırının amacı ve hedefi hakkında bağımsız kanıt bulunmadığı sürece Suudi anlatısının inandırıcılığını daha da zayıflatacağı belirtildi.
Bekka, her askerî olayın Mekke’ye yönelik bir saldırı gibi sunulmasının iddianın gücünü değil, Suudi anlatısının içinde bulunduğu krizi gösterdiğini belirterek “Kutsal olan siyasi söylemin yakıtına dönüştüğünde sorulması gereken ilk soru şudur: Kanıt nerede?” değerlendirmesinde bulundu.




