Türkiye uzmanı Hay Eytan Yanarocak: İsrail, Türkiye’yle doğrudan çatışma istemiyor ama Ebu Zuhur’da ön aldı
İsrailli Türkiye uzmanı Hay Eytan Cohen Yanarocak, i24NEWS’te Ariel Oseran’ın konuğu olduğu programda, İsrail’in Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği saldırının Türkiye’yle gelecekte yaşanabilecek doğrudan bir çatışmayı önlemeye yönelik “önleyici vuruş” olduğunu söyledi.
YDH ― İsrailli Türkiye uzmanı Hay Eytan Cohen Yanarocak, i24NEWS muhabiri Ariel Oseran'ın sunduğu “On the Record” programında İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin Suriye'deki gelişmeler nedeniyle yeni bir gerilim aşamasına girdiğini açıkladı.
Yanarocak, İsrail'in 18 Ağustos'ta Suriye'nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne düzenlediği saldırının Türkiye'yle ileride yaşanabilecek doğrudan bir çatışmayı önlemeye yönelik “önleyici vuruş” olduğunu savundu.
Oseran'ın İsrail'in, Türkiye'nin Suriye'de güneye doğru askerî ilerleyişine müsamaha göstermeyeceği yönündeki açıklamalarını hatırlatmasının ardından Yanarocak, iki taraf arasında doğrudan bir çatışma yaşanmasını istemediğini söyledi.
Yanarocak, böyle bir çatışmanın ne İsrail'in ne de Türkiye'nin çıkarına olacağını belirterek Ankara ve Tel Aviv’deki karar alıcıların gerilimi önlemek için daha sorumlu davranması gerektiğini ifade etti.
Bununla birlikte Yanarocak, Ebu Zuhur saldırısının İsrail açısından nasıl görüldüğünü şu sözlerle açıkladı:
“İsrail perspektifinden bakıldığında, Ebu el-Zuhur'da gerçekleştirilen bu hava saldırısının, gelecekte gerçek bir sürtüşme yaşanmaması adına önleyici bir vuruş olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.”
Yanarocak, saldırının amacının gelecekte doğrudan bir çatışmanın yaşanmasını engellemek olduğunu savundu.
İsrail'in Türkiye gibi geniş bir stratejik derinliğe sahip olmadığını belirten Yanarocak, 7 Ekim sonrasında İsrail'in güvenlik algısının da önemli ölçüde değiştiğini söyledi.
İsrail Başbakanlık Ofisi, 18 Ağustos'taki saldırının ardından Suriye'nin, İsrail'le güvenlik konularındaki mevcut durumu Türk askerlerinin Halep yakınlarındaki bir hava üssüne konuşlanmasına izin vererek ihlal etmenin eşiğine geldiğini açıklamıştı.
İsrail, Suriye'yi bu konuda daha önce uyardığını belirtirken Ankara ise İsrail'in suçlamalarını reddederek saldırıyı kınadı. Türkiye ayrıca Ebu Zuhur saldırısı sırasında bölgede Türk askerî heyetinin bulunmadığını açıkladı.
“İsrail'in bakışı değişti”
Yanarocak'a göre İsrail-Türkiye ilişkilerindeki mevcut gerilimin temel kırılma noktalarından biri Suriye'de Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesi oldu.
İki tarafın Suriye'de fiilen komşu hâline geldiğini belirten Yanarocak, bu gelişmenin İsrail-Türkiye ilişkileri açısından “en önemli oyun değiştirici unsur” olduğunu söyledi.
Yanarocak, İsrail'de yeni bir hükümet kurulmasının ilişkilerin yeniden düzelmesi için tek başına yeterli olmayacağını savundu.
Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin yalnızca Suriye'yle sınırlı olmadığını belirten Yanarocak; Doğu Akdeniz, Afrika Boynuzu ve Gazze'nin yanı sıra Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la ilişkilerinin de bölgesel denklemi etkilediğini söyledi.
İsrail'in ise Yunanistan ve Kıbrıs'la ilişkilerini derinleştirdiğini belirten Yanarocak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan'ı da bu denklemin diğer unsurları olarak sıraladı.
Türkiye'nin Suriye'deki rolü
Yanarocak, Esad'ın devrilmesinin ardından Türkiye'nin Suriye'de İran'ın çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurduğunu savundu.
Türkiye'nin Suriye'deki altyapının yeniden inşasında rol üstlendiğini ve Suriye Savunma Bakanlığı ile askerî iş birliği anlaşmaları imzaladığını belirten Yanarocak, Türkiye'nin Suriye ordusunun eğitiminde de rol aldığını söyledi.
Yanarocak, Türkiye'nin Suriye'deki varlığının geçici bir askerî konuşlanmadan ibaret olmadığını savunarak Ankara'nın ülkede uzun vadeli bir rol üstlendiğini ileri sürdü.
Bu değerlendirme, Ankara'nın Şam'la askerî iş birliğini geliştirdiği bir döneme denk geliyor. Türkiye, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Suriye'nin güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılmasına destek verirken, iki ülke arasında askerî iş birliğini resmileştiren anlaşmalar da imzalandı.
“İsrail'in etrafında ateş çemberi”
Oseran'ın Türkiye'nin İsrail çevresinde bir “ateş çemberi” oluşturmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmesini sorması üzerine Yanarocak, Türkiye'nin Suriye'deki rolünü bölgesel ittifaklarla birlikte ele aldı.
Yanarocak, Mayıs 2025'te Türkiye'nin “Suriye'nin Komşuları” olarak tanımladığı bir oluşumu hayata geçirdiğini ve bu yapıda Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün'ün yer aldığını söyledi. İsrail'in Suriye'ye komşu olmasına rağmen bu girişime davet edilmediğini belirten Yanarocak, söz konusu yapının İsrail'i kuzey, kuzeydoğu ve doğu yönlerinden çevreleyen bir tablo oluşturduğunu savundu.
Yanarocak ayrıca Türkiye'nin Mısır'la askerî tatbikatlar gerçekleştirdiğini ve savunma sanayii alanında ilişkilerini geliştirdiğini belirterek bunun İsrail açısından denklemi daha da karmaşıklaştırdığını söyledi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nı da değerlendiren Yanarocak, Türk basınında ağustos ayının başlarında Mısır'ın da bu mekanizmaya katılacağı yönünde haberler çıktığını ancak Mısır'ın üyeliğinin gerçekleşmediğini ileri sürdü.
“Rekabetten sorun yok, meşruiyetsizleştirmeden var”
Oseran'ın Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin iki ülkeyi savaşın eşiğine getirip getirmediğini sorması üzerine Yanarocak, iki ülkenin rakip olmasında bir sorun görmediğini söyledi.
Yanarocak, sorunun rekabetin ötesine geçerek karşılıklı meşruiyetsizleştirme çabalarına dönüşmesi olduğunu savundu.
İsrail'in Türkiye'ye yönelik yaklaşımında Ebu Zuhur saldırısının önemli bir gösterge olduğunu belirten Yanarocak, İsrail'in daha önce de Suriye'nin T4, Hama, Humus ve Palmira bölgelerinde benzer askerî operasyonlar düzenlediğini söyledi. Bu operasyonların yapıldığı dönemde de Türk ordusunun söz konusu bölgelere konuşlanacağı yönünde İsrail basınında haberler çıktığını ifade etti.
Yanarocak, Ebu Zuhur saldırısını önceki operasyonlardan ayıran unsurun ise İsrail Başbakanlık Ofisi'nin saldırının hemen ardından Suriye'deki Türk varlığını İsrail açısından potansiyel tehdit olarak açıkça tanımlaması olduğunu söyledi.
“Bu yeni bir durumdur ve bana göre oyunun kurallarını değiştiren de işte budur.”
Yanarocak, Türkiye'den İsrail'e yönelik sert açıklamalara karşı daha açık bir resmî mesafe konulması gerektiğini savunarak bunun gerçekleşmediğini söyledi. İsrailli uzman, bu nedenle ilerleyen dönemde “kırmızı çizgileri belirginleştirmek” amacıyla daha fazla nokta atışı operasyon görülebileceğini öne sürdü.
7 Ekim sonrası ilişkiler
Programın ilerleyen bölümünde Oseran, 7 Ekim'den önce İsrail-Türkiye ilişkilerinde yaşanan normalleşmeyi hatırlattı. Yanarocak ise 2023'teki deprem sırasında İsrailli arama kurtarma ekiplerinin Türkiye'ye gönderilmesini ve iki ülke arasındaki iş birliğini hatırlatarak 7 Ekim'in ilişkilerde “tektonik bir değişime” yol açtığını savundu.
Yanarocak'a göre Türkiye'nin İsrail-Filistin meselesindeki Filistin yanlısı tutumu yeni değildi. Ona göre yeni olan, Ankara'nın bu tutumu Hamas'a yönelik daha açık bir destek çizgisine taşımasıydı.
Yanarocak ayrıca Türkiye'deki bazı medya organlarının İsrail'e yönelik söylemlerini eleştirerek İsrail’ina ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun sistematik biçimde meşruiyetsizleştirildiğini savundu.
Fidan ve Colani için dikkat çeken ifadeler
Programın sonunda Oseran'ın yönelttiği kısa cevaplar bölümünde Yanarocak'a Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın fotoğrafı gösterildi.
Yanarocak, Fidan için “Erdoğan'ın halefi” ifadesini kullandı.
Suriye’deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminin lideri Colani’nin fotoğrafı gösterildiğinde ise Yanarocak, Colani’yi “Erdoğan'ın kuklası” ve “Suriye'nin yeni Osmanlı valisi” olarak nitelendirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında ise Yanarocak, Erdoğan'ı “hayatımda gördüğüm en karmaşık ve en zeki politikacılardan biri” olarak tanımladı ve NATO ittifakının zayıf yönlerini değerlendirerek bunları Türkiye'nin siyasi çıkarları doğrultusunda kullanabildiğini savundu.
Röportajın sonunda Yanarocak, Türkiye'de doğup büyüdüğünü ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden düzelmesini istediğini belirterek İsrail ile Türkiye arasındaki mevcut gerilimi kendisi açısından “kâbus senaryosu” olarak nitelendirdi.

