Emekli ABD'li albay, bir 'Husi'ye sordu: 'Neler oluyor, siz kimsiniz?'
Yemenli gazeteci-analist Hüseyin el-Buhayti, Ensarullah'ın tarihini, Suudi Arabistan'la savaşın seyrini, 2022 ateşkesi ve 2023 yol haritasını değerlendirerek Sanaa yönetiminin Riyad'dan bugün hangi şartları talep ettiğini ve Yemen güçlerinin askeri kapasitesini anlattı.
YDH ― ABD Ordusu'ndan emekli yarbay Daniel Davis'in sunduğu Deep Dive programına Yemen'in başkenti Sanaa'dan katılan gazeteci-analist Hüseyin el-Buhayti, Ensarullah'ın ortaya çıkışından Suudi Arabistan'la yaşanan savaşın bugünkü aşamasına kadar uzanan süreci anlattı.
Buhayti, Ensarullah'ın tarihini, Yemen'deki mezhepsel yapıyı, hareketin İran'la ilişkisine yönelik tartışmaları, 2015'te başlayan savaşın insani ve ekonomik sonuçlarını, 2022'deki ateşkesi ve 2023'teki yol haritasını değerlendirdi. Yemenli analist ayrıca Sanaa yönetiminin bugün Suudi Arabistan'dan hangi şartları talep ettiğini ve Yemen güçlerinin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişinin arka planını açıkladı.
Programda Hüseyin el-Buhayti, Ensarullah'ın Saada'daki kuruluşundan 2011 devrimine, 2014'te Sana'nın kontrolüne geçmesinden 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki savaşın başlamasına kadar bugüne uzanan süreci anlattı.
Buhayti, Yemen'deki çatışmanın mezhepsel bir savaştan ziyade siyasi ve jeopolitik bir mücadele olduğunu savunarak Ensarullah'ın İran'ın vekili olduğu iddiasını reddetti ve hareketin kararlarını bağımsız aldığını söyledi.
Programın son bölümünde ise Yemen'in Kızıldeniz'deki faaliyetlerinin Gazze savaşıyla bağlantısını, Muha ve Babülmendeb çevresindeki askeri gelişmeleri ve Sanaa'nın bugün Suudi Arabistan'dan ablukanın kaldırılması, Yemen'den çekilme ve siyasi-askeri müdahaleye son verme yönündeki taleplerini ele aldı.
Ensarullah nasıl ortaya çıktı?
Programın başında Daniel Davis, son yıllarda Suudi Arabistan'la yaşanan çatışmalarda öne çıkan Yemen güçlerinin kimlerden oluştuğunu ve “Ensarullah” ile “Husiler” ifadelerinin aynı yapıyı tanımlayıp tanımlamadığını sordu.
Buhayti, iki ismin aynı grubu ifade ettiğini belirterek hareketin asıl adının Ensarullah olduğunu söyledi. “Husi” adlandırmasının ise eski Ali Abdullah Salih rejimi tarafından hareketin kurucusu Hüseyin el-Husi'nin soyadından hareketle kullanıldığını ifade etti.
Ensarullah'ın 2004 yılında Saada'da başlangıçta barışçıl ve dini bir yapı olarak ortaya çıktığını belirten Buhayti, dönemin Yemen hükümetinin gruba karşı savaş başlattığını anlattı. 2004 ile 2010 arasında yaşanan çatışmaların “Saada'nın Altıncı Savaşı” olarak adlandırıldığını ve aslında altı ayrı savaştan oluştuğunu söyledi.
Hüseyin el-Husi'nin ilk savaşta hayatını kaybettiğini aktaran Buhayti, sonraki çatışmalarda hareketin farklı komutanlar tarafından yönetildiğini, dördüncü savaştan itibaren ise Seyyid Abdülmelik el-Husi'nin öne çıktığını belirtti.
Buhayti'ye göre altıncı savaşın en önemli farkı, çatışmaya Suudi Arabistan'ın da doğrudan dahil olmasıydı. Suudi güçleriyle karşı karşıya geldiklerini ve o dönemde Yemen güçlerinin Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine kadar ilerlediğini söyleyen Buhayti, daha sonra taraflar arasında Yemen güçlerinin bu bölgelerden çekilmesini öngören bir anlaşmaya varıldığını ifade etti.
Buhayti, Suudi Arabistan'ın bu müdahalesinin eski Yemen rejiminin Riyad'dan yardım istemesi üzerine gerçekleştiğine dair yaygın bir görüş bulunduğunu da aktardı. Analiste göre Suudi müdahalesi sırasında düzenlenen yüzlerce hava saldırısında çok sayıda sivil öldü ve yaralandı.
2011 devrimi ve 2014'te Sana'nın kontrolü
Buhayti, Ensarullah'ın Ali Abdullah Salih'i deviren 2011–2012 Yemen devrimlerine aktif biçimde katıldığını ve bu süreçten sonra hareketin ülke genelindeki etkisinin arttığını söyledi.
2011'de başlayan ve yaklaşık iki yıl süren Ulusal Diyalog sürecine Ensarullah'ın da katıldığını belirten Buhayti, dönemin BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal bin Ömer'in Yemen'de kapsamlı bir siyasi anlaşmaya yaklaşılmış olduğunu söylediğini aktardı.
Ancak bu sürecin sonunda Yemen'deki siyasi kriz çözülemedi. Buhayti, 21 Eylül 2014'te Ensarullah öncülüğünde Sana ve ülkenin birçok bölgesinde yeni bir devrim gerçekleştiğini ve hareketin başkentte belirleyici güç haline geldiğini anlattı.
Salih'in devrilmesinden sonra göreve gelen Abdurrabbu Mansur Hadi yönetiminin Ensarullah'a karşı mücadele yürüttüğünü belirten Buhayti, 26 Mart 2015'te ise Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik savaşı başlattığını söyledi.
“Savaştan önce anlaşmaya saatler kalmıştı”
Buhayti'nin anlatısında 2015 savaşının başlamasından önceki siyasi süreç önemli bir yer tuttu.
Yemen'deki Ulusal Diyalog sürecinin ardından tarafların kapsamlı bir anlaşmaya yaklaşmış olduğunu belirten Buhayti, Cemal bin Ömer'in daha sonra “kapsamlı bir anlaşmaya varmalarına saatler kaldığını” söylediğini aktardı.
Buhayti, Suudi Arabistan'ın anlaşmanın imzalanmasına saatler kala saldırı başlattığını ve böylece yıllar boyunca yürütülen siyasi sürecin sona erdiğini savundu.
Davis'in, barış bu kadar yakınken Suudi Arabistan'ın neden savaşa girmeyi tercih ettiği sorusuna ise Buhayti, Riyad'ın başlangıçta Ensarullah'ı kolaylıkla yenebileceğini düşündüğünü söyledi.
Buhayti ayrıca, Ensarullah'ın kurulacak meşru hükümetin parçası olması halinde Suudi Arabistan'ın BM destekli bir hükümete savaş açmış konumuna düşeceğini savundu.
Yemenli analist, Suudi Arabistan'ın medyadaki etkisini kullanarak anlaşmayı bozan tarafın Ensarullah olduğu yönünde bir anlatı oluşturduğunu da ileri sürdü.
Suudi Arabistan neden savaşa dahil oldu?
Buhayti'ye göre Suudi Arabistan'ın Ensarullah'a yönelik temel kaygılarından biri hareketin Amerikan ve İsrail karşıtı siyasi çizgisiydi.
Ensarullah'ın “Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm” sloganını kullandığını hatırlatan Buhayti, hareketin bu açık siyasi çizgisinin hem eski Yemen rejiminin hem de Suudi Arabistan'ın tepkisini çektiğini savundu.
Yemen halkının bölgedeki temel sorunları İsrail ve ABD müdahaleleri üzerinden değerlendirdiğini söyleyen Buhayti, Ensarullah'ın 2011 sonrasında toplumdaki desteğinin bu siyasi tutum nedeniyle arttığını ileri sürdü.
Buhayti ayrıca Suudi Arabistan'ın Yemen'i kendi nüfuz alanında tutmak istediğini ve sınırında güçlü, kendi ideolojisini topluma aktarabilen bir Ensarullah yönetimini istemediğini savundu.
Yemen'de mezhep savaşı var mı?
Programda Davis, Irak ve Suriye'deki çatışmalarda görülen Sünni-Şii ayrışmasının Yemen'de de bulunup bulunmadığını sordu.
Buhayti, Yemen'deki mezhepsel yapının Irak ve Suriye'den farklı olduğunu savundu. Yemen'de Zeydilerin yanı sıra Sünniliğin Şafii koluna mensup toplulukların da bulunduğunu belirten Buhayti, Ensarullah'a katılmak için Zeydi olmanın gerekmediğini söyledi.
Yemenli analist, ülkedeki Zeydilerin Şiilik ile Sünnilik arasında daha mutedil bir konumda bulunduğunu ifade etti.
Kendisinin 43 yıllık hayatı boyunca günlük yaşamda insanları “Şii” veya “Sünni” şeklinde etiketlemediğini belirten Buhayti, Yemen toplumunda bu tür mezhepsel ayrımların gündelik ilişkilerde belirleyici olmadığını savundu.
Buhayti ayrıca Suudi Arabistan'ın Yemen'deki çatışmayı mezhepsel bir mücadele olarak göstermeye çalıştığını ileri sürdü. Riyad'ın Ensarullah'ı İran'ın bir parçası veya aracı olarak sunarak El Kaide ve IŞİD gibi gruplardan destek toplamaya çalıştığını savunan Buhayti, bu girişimlerin başarısız olduğunu söyledi.
“Ensarullah İran'ın vekili değil”
Programın en önemli başlıklarından biri Ensarullah'ın İran'la ilişkisi oldu.
Davis, ABD'de, Batı dünyasında ve İsrail'de Ensarullah'ın büyük ölçüde İran'ın vekili olarak değerlendirildiğini hatırlatarak hareketin gerçekten Tahran'dan emir alıp almadığını sordu.
Buhayti bu iddiayı kesin biçimde reddetti. Ensarullah'ın kararlarını bağımsız şekilde aldığını savunan analist, hareketin İran'ın kontrolünde olduğuna dair iddiaların bölge ülkelerini Sünni ve Şii kimlikleri üzerinden ayrıştırmaya yönelik bir “böl ve yönet” stratejisinin parçası olduğunu söyledi.
Buhayti, İran'ın ağır saldırılara maruz kaldığı dönemlerde Ensarullah'ın doğrudan savaşa dahil olmamasını da bu görüşünün kanıtlarından biri olarak sundu.
Buhayti'ye göre Ensarullah'ın diğer Direniş Ekseni gruplarıyla askeri koordinasyonu esas olarak Gazze savaşı sırasında İsrail'e yönelik saldırılar döneminde gerçekleşti. Ancak bu koordinasyonun saldırı zamanlaması düzeyinde olduğunu, kararların ise her hareket tarafından bağımsız şekilde alındığını savundu.
Buhayti, İran'dan silah ve teknoloji desteği alındığı yönündeki iddiaları ise tamamen reddetmedi. Bunun askeri işbirliği ve teknoloji transferi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan analist, silahların hangi ülkeden alındığının Yemen'in kendisini savunma hakkını ortadan kaldırmayacağını söyledi.
Savaşın ağır bilançosu
Buhayti, 2015'te başlayan savaşın Yemen'de yarattığı insani yıkımın yalnızca hava saldırılarından ibaret olmadığını, ablukanın da ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını ağır biçimde etkilediğini söyledi.
Suudi Arabistan'ın yüzlerce hava saldırısında sivilleri ve altyapıyı hedef aldığını savunan Buhayti, kendi verdiği rakamlara göre 2022'ye kadar yaklaşık 20 bin sivilin doğrudan hava saldırıları nedeniyle öldüğünü ve 30 bin kişinin yaralandığını söyledi.
Buhayti ayrıca deniz ablukasının gıda, su ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtladığını belirtti. Yetersiz beslenme, su ve gıda kıtlığı ile kolera ve sıtma gibi hastalıkların da ölümlere yol açtığını savunan analist, bu kapsamda yüz binlerce Yemenlinin ağır insani koşullardan etkilendiğini ifade etti.
Yemen'in su kuyuları, elektrik santralleri, okulları, pazarları, işyerleri ve diğer altyapısının da saldırılardan etkilendiğini söyleyen Buhayti, 2015–2022 döneminde havalimanları ve limanların kapatılmasının acil sağlık hizmetlerine erişimi de zorlaştırdığını belirtti.
Buhayti ayrıca Suudi Arabistan ve BAE'nin BM'nin çocuklara yönelik ihlaller listesine alındığını, daha sonra ise isimlerin listeden çıkarıldığını ileri sürdü.
2022 ateşkesi ve 2023 yol haritası
Buhayti, 2022 yılında Sanaa hükümeti ile Suudi Arabistan ve desteklediği güçler arasında bir anlaşmaya varıldığını, 2023'te ise tarafların yeni bir “yol haritası” üzerinde uzlaştığını anlattı.
Buhayti'ye göre yol haritasının temel başlıkları arasında insani koşulların iyileştirilmesi, limanlara yönelik kısıtlamaların kaldırılması, havalimanlarının açılması, esir değişimi ve Yemen'in petrol gelirlerinin yeniden kullanılması bulunuyordu.
Ancak Buhayti, anlaşmanın uygulanmasında sorunlar yaşandığını savundu.
Özellikle Hudeyde'ye gitmek isteyen ticari gemilerin arama gerekçesiyle Cibuti veya Suudi limanlarına yönlendirildiğini ve burada uzun süre bekletildiğini öne sürdü. Bu durumun Yemen'e mal taşıyan tüccarlar açısından ciddi maliyetler oluşturduğunu belirtti.
Buhayti ayrıca Yemen Merkez Bankası'nın 2018'de Sana'dan Aden'e taşınmasını ekonomik savaşın önemli dönüm noktalarından biri olarak nitelendirdi. Bankanın taşınmasının ardından Sana yönetiminin kontrolündeki bölgelerde kamu çalışanlarının maaşlarının ödenmediğini savundu.
Merkez Bankası'nın taşınmasının arkasında ABD'nin bulunduğunu da ileri süren Buhayti, 2017'de Umman'da yapılan bir görüşmede ABD büyükelçisinin Ensarullah heyetini tehdit ettiğini iddia etti.
Sana Havalimanı yeni çatışmanın kırılma noktası oldu
Buhayti'ye göre 2023'teki yol haritasının uygulanmamasının ardından yaşanan en önemli kırılma Sana Havalimanı'na yönelik saldırı oldu.
Yemen'e İran'dan gelen ilk sivil uçuşun Suudi koalisyonu tarafından engellenmeye çalışıldığını söyleyen Buhayti, Yemen güçlerinin hava savunma sistemleriyle karşılık verdiğini anlattı.
Buhayti, daha sonra Suudi Arabistan'ın Sana Havalimanı pistini vurduğunu ve uçuşların Hudeyde'ye yönlendirilmesine neden olduğunu söyledi.
Yemen yönetiminin bu saldırıyı ateşkesin ihlali olarak değerlendirdiğini belirten analist, bundan sonra Yemen'in Suudi Arabistan'a yönelik askeri baskıyı artırdığını savundu.
Bu süreçte önce Abha Havalimanı'nın, ardından Suudi Arabistan'ın petrol altyapısının ve deniz hedeflerinin gündeme geldiğini ifade etti.
Aramco neden hedef oldu?
Buhayti, Suudi Arabistan'ın petrol altyapısının Yemen açısından en önemli caydırıcılık unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Yemen'in savaşın ilk dönemlerinde petrol tesislerini doğrudan hedeflemediğini ve bunun yerine uyarılarda bulunduğunu belirten Buhayti, Suudi Arabistan'ın saldırılarının devam etmesi halinde petrol altyapısının hedef alınacağını savundu.
Buhayti, El-Cevf vilayetindeki bir hapishaneye düzenlendiğini söylediği saldırının ardından Aramco tesislerine yönelik saldırıların başladığını anlattı.
Yemenli analist, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki abluka politikasını sürdürmesi halinde Aramco'nun hedef alınmasının bir misilleme stratejisi olduğunu savundu.
Buhayti ayrıca Yemen güçlerinin Suudi Arabistan'daki petrol tesislerini tamamen yok edebilecek kapasiteye sahip olduğunu iddia etti ve saldırıların kademeli biçimde gerçekleştirildiğini söyledi.
Sana'nın bugünkü talepleri değişti
Davis'in, Yemen'in savaşı sona erdirmek için Suudi Arabistan'dan tam olarak ne istediğini sorması üzerine Buhayti, hareketin taleplerinin savaşın seyriyle birlikte değiştiğini belirtti.
Buhayti'ye göre ilk talepler temel olarak insani koşullara dayanıyordu:
- Yemen'e yönelik ablukanın kaldırılması
- Sana Havalimanı'nın açılması
- esir değişimi
- Yemen'in petrol gelirlerinin iade edilmesi
Ancak Buhayti, Yemen güçlerinin sahadaki kazanımları sonrasında taleplerin genişlediğini söyledi.
Abdülmelik el-Husi'nin son açıklamalarına atıfta bulunan Buhayti, mevcut talepleri Suudi Arabistan'ın Yemen'den tamamen çekilmesi, askeri, ekonomik ve siyasi saldırıların sona ermesi ve Riyad'ın Yemen'deki siyasi ve askeri gruplara verdiği desteği kesmesi olarak sıraladı.
Buhayti, Yemen'in artık yalnızca insani koşulların düzeltilmesini değil, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri ve siyasi rolünün sona ermesini istediğini savundu.
Muha ve Babülmendeb neden önemli?
Programın ilerleyen bölümünde Davis, Yemen güçlerinin batı kıyısındaki ilerleyişini gündeme getirdi.
Buhayti, Muha ve çevresindeki bölgelerin Suudi Arabistan ile mücadele açısından stratejik öneme sahip olduğunu söyledi.
Muha'da ve Babülmendeb çevresinde BAE tarafından askeri üsler ve havalimanları inşa edildiğini belirten Buhayti, Mayun ve Zukur adalarındaki askeri altyapının da Kızıldeniz'in kontrolü açısından önem taşıdığını savundu.
Ensarullah'ın Yemen içindeki diğer güçlerle çatışmak yerine Suudi Arabistan'a odaklanmayı tercih ettiğini belirten Buhayti, Muha'daki Suudi ve BAE destekli güçlerin komutanı Tarık Salih ile Marib'teki güçlerin komutanı El-Arada'ya daha önce çatışmama yönünde teklif götürüldüğünü ileri sürdü.
Buhayti, bu teklifin reddedildiğini ve söz konusu güçlerin Suudi koalisyonunun parçası olarak mücadele etmeyi sürdürdüğünü söyledi.
Yemen'in askeri kapasitesi ve Suudi Arabistan'a yönelik tehdit
Davis'in Yemen güçlerinin Suudi Arabistan'a karşı daha ne kadar ileri gidebileceğini sorması üzerine Buhayti, Yemen'in askeri kapasitesinin özellikle hava savunması ve füze sistemleri alanında önemli ölçüde geliştiğini savundu.
Suudi destekli güçlerin askeri kapasitesinin büyük ölçüde Suudi hava desteğine dayandığını belirten Buhayti, Yemen güçlerinin Suudi hava üslerini hedef alarak bu desteği sınırlandırmaya çalıştığını söyledi.
Buhayti, Asir'deki Kral Halid Hava Üssü ile Taif'teki Kral Fahd Hava Üssü'ne füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlendiğini belirtti.
Yemenli analist, Suudi Arabistan'ın hava saldırılarını sürdürmesi halinde petrol altyapısının hedef alınacağını da yineledi.
Buhayti'ye göre Aramco, Yemen'in elindeki en önemli caydırıcılık unsurlarından biri haline geldi.
“Kızıldeniz'deki eylemler Gazze savaşıyla bağlantılı”
Buhayti, Yemen'in Kızıldeniz'deki askeri faaliyetlerini ise Gazze'deki savaşla ilişkilendirdi.
Yemen'in İsrail'e yönelik saldırılarının Filistinlileri destekleme amacı taşıdığını savunan Buhayti, Suudi Arabistan ve BAE'nin Yemen'i Kızıldeniz'de tehdit oluşturmakla suçlamasının gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.
Yemen'in geçmişte Suudi Arabistan'la savaşmasına rağmen ticari gemileri hedef almadığını belirten Buhayti, Kızıldeniz'deki askeri faaliyetlerin Gazze savaşı sonrasında farklı bir aşamaya geçtiğini söyledi.
Buhayti ayrıca ABD ve İngiltere'nin Yemen'e yönelik hava saldırılarının Yemen'in İsrail bağlantılı gemileri hedef alma kapasitesini ortadan kaldırmadığını savundu.
ABD'nin Yemen'e yönelik askeri operasyonlarını da değerlendiren Buhayti, Washington'ın Umman üzerinden ateşkes veya anlaşma arayışına girdiğini ileri sürdü.
“Yeni saldırıların zamanlaması Suudi saldırılarına bağlı”
Davis'in Yemen'in yeni hedeflere saldırmadan önce Suudi Arabistan'a ne kadar süre tanıyacağını sorması üzerine Buhayti, bunun Riyad'ın hava saldırılarına bağlı olduğunu söyledi.
Suudi Arabistan'ın hava saldırılarını artırması halinde Yemen'in hava üslerini ve petrol altyapısını hedef alabileceğini belirten Buhayti, Aramco'nun Yemen açısından temel caydırıcılık unsuru olduğunu ifade etti.
Buhayti ayrıca Suudi Arabistan'ın İran'la yürütülen savaşın sona ermesini beklediğini ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının ardından Yemen'e yönelik kapsamlı bir saldırı planladığını iddia etti.
Yemenli analist, Muha ve adalardaki askeri altyapının da böyle bir senaryoya hazırlık amacı taşıdığını savundu.
Davis'in saldırıların birkaç gün mü yoksa birkaç hafta sonra mı gerçekleşebileceğini sorması üzerine Buhayti ise Yemen'in önümüzdeki günlerde misilleme yapabileceğini ileri sürdü.
İlgili Haberler
Eski İngiliz istihbarat uzmanı: Direniş Ekseni'nin yaktığı devrim ateş…
21 Eylül 2026 15:13
İngiliz diplomat Crooke: Ortadoğu'da İran öncülüğünde sömürge karşıtı …
20 Eylül 2026 03:29
Türkiye uzmanı Hay Eytan Yanarocak: İsrail, Türkiye’yle doğrudan çatış…
18 Eylül 2026 14:05
ABD-İsrail, Yemen savaşına girmekten kaçınıyor
17 Eylül 2026 22:19
