Son Dakika
İnşa

Dr. Adimi: Suud ailesi, yüce dolara tapar; Bin Selman savaşı video oyunu sanıyor

05 Ekim 2026 13:55 Bu sayfayı yazdır

Yemenli akademisyen Dr. Şirin el-Adimi, Taiz ve Babülmendeb hattındaki gelişmelerden Ensarullah’ın yükselişine kadar Yemen savaşının askeri ve siyasi boyutlarını değerlendirdi.

Dr. Adimi: Suud ailesi, yüce dolara tapar; Bin Selman savaşı video oyunu sanıyor
Dr. Adimi: Suud ailesi, yüce dolara tapar; Bin Selman savaşı video oyunu sanıyor YDH
Yazı boyutu
100%
14 dk okuma

YDH ― Profesör Adnan Hüseyin, Youtube kanalındaki “Office Hours” programında Akademisyen Dr. Şirin el-Adimi ile Yemen'de yaşanan gelişmeleri ele aldı.

Yemen’in kuzeyi, güneyi ve batı kıyısını birbirine bağlayan Taiz şehrinin taşıdığı stratejik öneme değinen Dr. Şirin el-Adimi, Taiz'in Babulmendeb Boğazı'na kadar uzanan, yoğun nüfuslu ve dağlık bir “menteşe” görevi gördüğüne dikkat çekti. 

Ensarullah — Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin son yıllarda ateşkes çıkmazında olan bu cephe hattında avantaj elde ettiğini belirten Adimi, hareketin batı kıyısındaki Muha şehrini ve Babülmendeb Boğazı'nı geri alarak dağlardan şehre tepeden bakar konuma geldiğini ifade etti.

“Dış müdahale olmasa biz kendi başımıza çözerdik”

Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Aden ile Taiz arasındaki yolu kapatmaya çalıştığını vurgulayan Adimi, ”Eğer bu yolu kontrol ederlerse, Suudi liderliğindeki koalisyonun ve onların güçlerinin kuzey Yemen'e olan tek giriş noktasını da kontrol etmiş olacaklar,” dedi.

Bu hamlenin Babülmendeb'in ele geçirilmesi kadar hayati olduğunun altını çizen akademisyen, Suudilerin çaresiz bir şekilde güç topladığını, hava saldırıları düzenlediğini ve mezhepsel kartları kullanarak aşırılık yanlılarından veya yakın zamanda anlaşma imzaladıkları ülkelerden yardım umduklarını belirtti.

Adimi'ye göre Suudiler batı kıyısını geri alamadı ve Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri Taiz'i tamamen ele geçirirse, şehri onlardan geri almaları çok zor olacak.

Ancak Adimi, Taiz'de Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerine karşı ciddi bir muhalefet bulunduğunu, bu yüzden şehri ellerinde tutmalarının da “ayrı bir sınav” olacağını hatırlattı.

Suudilerin Yemen'deki çatışmayı basit bir “Sünni-Şii” savaşı gibi göstermeye çalıştığına dikkat çeken Adimi, gerçekte Zeydi Şiiler ile Şafii Sünnilerin 1500 yıldır nüfusun yüzde 40 ila 60'ını oluşturarak barış içinde yaşadıklarını vurguladı.

Son 30 yılda yaşanan Vahhabi sızmasının kısmen başarılı olduğunu ve Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin de bu Vahhabi etkisine karşı Zeydiliği canlandırmak amacıyla ortaya çıktığını ifade eden Adimi, ”'Bu Şii İranlılar tarafından yönetilemeyiz' şeklindeki anlatının yayıldığını görüyorsunuz. İroni şu ki, size yatırım yapmak veya ülkeniz için para ödemediği açık olan dış güçler tarafından yönetilmeyi tercih ediyorlar,” dedi.

Güney Yemen'de Suudi koalisyonunun kontrolündeki bölgelerde tam bir kaosun hakim olduğunu belirten Adimi, güvenliğin olmadığını, elektriğin kesildiğini ve para biriminin değer kaybettiğini, 11-12 yıldır yaşam kalitesinde hiçbir iyileşme görülmediğini aktardı.

Çatışmanın iç savaş boyutu olduğunu inkar etmeyen Dr. Adimi, dış güçlerin yıkıcı etkisine şu sözlerle dikkat çekti:

"Biz bunu kendi başımıza çözerdik ve dış finansman olmadan, dış etki olmadan, Suudiler gelip bombalamadan, Emirliklerin çalıştırdığı bu gizli hapishaneler olmadan, işgal olmadan, Suudi Arabistan merkezli Suudi destekli Yemen hükümetinin yolsuzlukları ve Yemen'den yağmaladıkları kaynaklar olmadan bunu hala kendi başımıza çözeceğimizi düşünüyorum."

Riyad'dan Facebook ile yönetilen “otel hükümeti”

Suudi Arabistan'ın, Arap Baharı sonrası geçici olarak başa geçen ancak görev süresi 2014'te dolan Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi adına ülkeye müdahale ettiğini hatırlatan Adimi, Hadi'nin Yemenliler için “otel hükümeti” olarak anıldığını söyledi.

Hadi'nin 2015'ten 2022'ye kadar Riyad'daki bir otelde kalarak ülkeyi Facebook üzerinden yönettiğini belirten Adimi, BAE'nin Sokotra Adası'nı ele geçirmesine itiraz etmeye kalkıştığında Suudiler tarafından bir kenara itildiğini ifade etti.

“Siz bir paralı askersiniz. Onlar sizin ülkenize sizin hoşunuza gitmeyen bir şey yaptıklarında şikayet etme hakkınız yoktur,” diyen Adimi, Hadi'nin yerine getirilen sekiz üyeli Başkanlık Liderlik Konseyi'nin tamamen “Ensarullah karşıtlığı” üzerine kurulduğunu belirtti.

Bu sekiz kişilik konseyde yer alan isimlerin profillerine dikkat çeken Adimi, eski diktatör Ali Abdullah Salih'in yeğeni Tarık Salih'in yetersizliğine ve maaş yolsuzluklarına; konsey başkanı Reşad el-Alimi'nin ise ABD ile ortak geçmişine değindi.

Geçtiğimiz günlerde bu liderlerden birinin Ensarullah'a karşı savaşı yönetmesi için Aden'e gönderildiğini ve Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin buna Aden'deki karargâhı bombalayarak yanıt verdiğini aktaran Adimi, "Ortada bir meşruiyet yok. Temelde onlar sadece bir grup paralı asker," dedi.

Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin 2014'te başkente yürümesinin ardında Körfez ülkelerinin desteklediği “Yemen'i federalleştirip bölme” planına karşı çıkmalarının yattığını belirten Adimi, Ensarullah'ın başlarda sadece savaşmayı bildiğini ancak 2015'ten bu yana eski düşmanları olan Salih'in partisiyle birleşerek bir hükümet kurmayı öğrendiklerini anlattı.

Nüfusun yüzde 80'inin kuzeyde yaşadığını ve Sanaa'da işleyen bir devlet aygıtı bulunduğunu vurgulayan Dr. Adimi, Güneydeki insanların elektrik kesintileri ve istikrarsızlıktan kaçarak tıbbi tedavi veya daha güçlü bir ekonomi için kuzeye, Sanaa'ya gitmek zorunda kaldıklarının altını çizdi.

“Bizi kendi sularımızda yasaklayanların Asya'ya geçişine neden izin verelim?”

Ensarullah'ın başarısının yalnızca askeri güce dayanmadığını, Yemen toplumunu herkesten iyi anlamalarına ve kabilelerle kurdukları güçlü diyaloga bağlı olduğunu belirten Dr. Şirin el-Adimi, hareketin Sana'ya yürüyüşünün ilk günlerinden beri yerel kabilelerle anlaşmalar yaptığını söyledi.

Adimi, ”Eğer bu sadece güç kullanarak yapılsaydı, Yemenlilerin %80'inin yaşadığı bu nüfus bölgelerini ellerinde tutamazlardı,” diyerek Ensarullah'ın müzakere ve pragmatizm yeteneğine dikkat çekti.

Ensarullah'ın ilk iki buçuk yıl boyunca eski lider Salih'le pragmatik bir ittifak kurarak dış bombardımanlara ve ablukalara karşı Yemen'i savunduğunu belirten Adimi, bugün gelinen noktada grubun sadece balistik füzeleriyle Tel Aviv'i vuracak bir menzile ulaşmadığını, aynı zamanda Babulmendeb Boğazı'nı ilk kez stratejik bir kart olarak kullandığını vurguladı.

Suudilerin ablukası sırasında boğazın kullanılmadığını ancak Ensarullah'ın bunu Filistin'e destek vermek ve İsrail gemilerini engellemek için devreye soktuğunu hatırlatan Adimi, Ensarullah'ın Suudi Arabistan'a verdiği şu mesajın altını çizdi:

“Eğer hala kendi ülkemizi abluka altında tutuyor ve kendi sularımızda serbestçe dolaşmamıza izin vermiyorsanız, o halde petrolünüzün ve yüklerinizin Asya'ya ulaşmak için bizim sularımızdan geçmesine neden izin verelim?”

Suudilerin 11 yıl boyunca Yemen'e milyarlarca dolar harcamasına rağmen Ensarullah'tan bir karış toprak alamadığını, hatta aksine batı kıyısını ve büyük ihtimalle Taiz'i kaybetmek üzere olduklarını belirten Adimi, bu durumun Suudiler için tam bir felaket olacağını ifade etti.

“Bugün bir Yemenliye hükümetinizin kim olduğunu sorarsanız, büyük ihtimalle size Sana'daki hükümet diyecektir,” diyen akademisyen, ABD'nin (Trump dönemi dahil) Ensarullah ile 16 aydır süren gayriresmi ateşkesinin de gruba adeta bir “devlet aktörü” meşruiyeti kazandırdığını belirtti.

Suudilerin Ensarullah ile çatışmayı yeniden alevlendirmek için ABD'den yardım istediğini ancak ABD Donanması'nın Kızıldeniz'de yaşadığı zorluklar nedeniyle bu talebin reddedildiğini hatırlattı.

Ensarullah'ın kökenlerine de inen Dr. Adimi, hareketin 90'lı yılların başında Yemen'in kuzeyindeki Sada vilayetinde -Zeydi İslam'ın dünyadaki merkezinde- Suudi Vahhabi etkisine karşı bir isyan olarak doğduğunu anlattı.

Kendi çocukluk yıllarından örnek veren Adimi, Suudi Arabistan'ın inşa ettiği İslami okullarla Yemen'e Vahhabiliği ihraç etmeye başladığını ve Mısır baskılı ders kitaplarının yerini aniden Suudi baskılı, hoşgörüsüz köktendinci kitapların aldığını belirtti.

Vahhabizmin sadece Zeydileri değil, Yemen'in köklü Sufi geleneğine sahip Şafii Sünnilerini de hedef aldığını söyleyen Adimi, "Kendi büyükanne ve büyükbabam Şafii idi ve Sufi'ydiler. Babaannem kahve kavururken bir yandan da tütsü yakardı. Dua eder, velileri anardı. Yani biz Yemen'de bunlarla büyüdük," dedi.

Ancak Vahhabi ideolojinin bu insanları sapkın veya müşrik olarak gördüğünü, Ensarullah'ın ise bu sızmaya karşı Yemen İslam'ının ruhunu koruma mücadelesinin merkezinde yer aldığını ifade etti.

Eski Cumhurbaşkanı Salih'in Zeydi olmasına rağmen laik yapısıyla bu durumu önemsemediğini ve İslamcı El Islah partisini güçlendirdiğini, bunun da Ensarullah'ın itiraz ettiği bir diğer nokta olduğunu ekledi.

2003 yılındaki Irak işgaliyle birlikte Ensarullah'ın ABD emperyalizmine ve buna boyun eğen Arap liderlerine karşı da siyasi bir duruş geliştirdiğini belirtti.

“Cumhurbaşkanı Facebook'tan konuşurken ülkeyi onlar savundu”

Ensarullah'ın halk desteğini asıl olarak 2015'ten sonra kazandığını belirten Adimi, "Cumhurbaşkanı Hadi Riyad'da Facebook'tan resmi açıklamalar yaparken, insanlar etraflarına bakıyorlardı ve Yemen'i Suudi güçlerine, Emirlik güçlerine ve ABD bombalarına karşı fiilen savunanlar onlardı," dedi.

Bugün seçim yapılsa Ensarullah'ın kazanacağını düşündüğünü ifade eden Adimi, bunun nedenini şu sözlerle açıkladı: "Ensarullah sadece Suudi Arabistan ile olan ateşkesi değil, Suudilerin kabul etmek üzere olduğu yol haritasını bile riske atarak yüzünü Filistin'e döndü."

Koalisyon güçlerinin Yemen'in merkez bankasını güneye taşıyarak kuzeydeki doktor ve öğretmenlerin maaşlarını 2016'dan beri kesmesine ve ülkenin Hadramevt ve Mukalla gibi bölgelerinden çıkarılan petrol ile doğalgaz gelirlerini hortumlamasına da değinen Adimi, Ensarullah'ın bu duruma karşı net bir tavır aldığını söyledi.

Adimi, Ensarullah'ın petrol ve gaz sevkiyatlarını durdurarak, "Eğer bunu Yemenli işçilere ödeme yapmak için kullanmayacaksanız, Yemen'in kaynaklarını bu şekilde yağmalamanıza izin vermemeliyiz," diyerek halkın hakkını savunduğunu ve bu adımların gruba büyük bir meşruiyet sağladığını vurguladı.

Abluka karşısında Yemen'in tarihi tarımsal verimliliğine geri dönerek gıda egemenliğini sağlamaya başlamalarının da bu başarının kritik bir parçası olduğuna dikkat çekildi.

Yemen'de Ensarullah'ın (Husiler) hedeflerine dair değerlendirmelerde bulunan Dr. Şirin el-Adimi, grubun ilk günden bu yana son derece tutarlı bir çizgi izlediğini vurguladı.

Ensarullah'ın uzun vadeli vizyonunun, IMF'ye bağımlılıktan kurtulmak ve eski diktatör Ali Abdullah Salih döneminin yolsuzluklarından arınmak olduğunu belirten Adimi, "Adam kendini zenginleştirirken, BM'nin tahminlerine göre öldüğünde 60 milyar dolar değerinde bir serveti vardı ve bunun çoğu yabancı varlıklardaydı. Oysa Yemenliler günde bir dolar, şanslılarsa iki dolar kazanıyordu," dedi.

Bu sömürü düzenine ve ablukaya bir yanıt olarak Yemen'de güneş enerjisi ve kendi kendine yeten tarım politikalarının yeniden canlandığını belirten akademisyen, kahve, buğday, meyve ve sebze üretiminin geçmişteki verimliliğine dönmesinin, ülkenin küresel konumunu yeniden şekillendirecek temel bir dönüşüm olduğunun altını çizdi.

Eskiden gıdasının yüzde 90'ını ithal eden Yemen'in bu bağımsızlık adımlarının kritik olduğunu belirten Adimi, Ensarullah'ın vizyonunu şu sözlerle özetledi:

"Bunun bir egemenlik mücadelesi olduğunu, Yemenliler olarak kendi rotamızı belirleme mücadelesi olduğunu söylediler."

“Açlığı bir silah olarak kullandılar”

Ensarullah'ın hedeflerini açıklarken Suudi koalisyonunun uyguladığı yıkıcı ablukaya da değinen Adimi, Suudi güçlerinin ve vekillerinin ilk yedi yıl boyunca Yemen'e günde ortalama 30 bomba attığını hatırlattı. Bu ablukanın, İran'dan gelen petrol ve silah sevkiyatlarını engelleme gerekçesiyle BM Güvenlik Konseyi'nin 2216 sayılı kararı altında yasallaştırılmaya çalışıldığını ancak bunun bir uydurma olduğunu belirtti.

Adimi, "1930'larda hedeflerine ulaşmak için Yemen halkını aç bırakmaya çalıştıklarında, abluka uyguladıklarında yaptıkları gibi bunu da Yemenlileri aç bırakmak için kullandılar. Açlığı bir silah olarak kullandılar. Petrol ve doğalgazın, ilacın, sağlık personelinin girmesini engellediler," dedi.

BM'nin 2021 sonunda ölü sayısını 377 bin olarak açıkladığını ancak bu rakamın gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Adimi, işleyen hastane olmadığı için ölen diyaliz hastalarının ve elektrik kesintisi yüzünden kuvözde ölen bebeklerin bu bilançoya dahil edilemediğine dikkat çekti.

Yemenlilerin maruz kaldığı bu acımasız tablo nedeniyle, Ensarullah'ın Filistinlilere destek vermesinin çok doğal olduğunu belirten Adimi, "Aç kalmanın, açlığa terk edilmenin ve her gün bombalanmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorlardı. Ama aynı zamanda, kimsenin yardımınıza gelmemesinin ve aslında tüm dünyanın size karşı birleşip ölümlere ve katliama ortak olmasının ne demek olduğunu da biliyorlardı," ifadelerini kullandı.

Savaşın acımasızlığına rağmen Ensarullah'ın ulus inşa projesi kapsamında Yemen toplumuna karşı "inanılmaz derecede affedici" olduğunu belirten Adimi, hareketin, insanların çaresizlik içinde Suudi ve BAE parasını kabul ederek savaşmasını anlayışla karşıladığını aktardı.

Batı kıyısını ele geçirdiklerinde genel af ilan edip askerlere silah bırakma çağrısı yaptıklarını ve güneye dönmeleri için yollar açtıklarını hatırlatan Adimi, Ensarullah'ın kan dökmekle değil, Yemen'i yeniden birleştirmekle ilgilendiğinin altını çizdi.

Adimi, hareketin monarşiye, krallığa veya Zeydi imamet yönetimine dönmekle ilgilenmediğini çok net ifade ettiğini, tam aksine Yemen Cumhuriyeti'ni savunduklarını vurguladı. Bu bağımsız ve demokratik vizyonun ise mutlak bir monarşi olan Suudi Arabistan için en büyük tehdit olduğu belirtildi.

MbS'nin “video Oyunu”

Suudilerin 1930'lardan beri Yemen'de askeri olarak ilerlemeyecek kadar akıllı olduklarını ancak günümüzde Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın (MbS) kibirle hareket ettiğini ifade eden Adimi, MBS'nin çevresini tamamen ona itaat eden insanlarla doldurduğunu belirtti.

“Video oyunlarını ne kadar sevdiğinden bahsedip duruyor, bence bunu da bir video oyunu sanıyor. Ne kadar çok para harcarsam, ne kadar gelişmiş silahım olursa sonuç o kadar iyi olur diye düşünüyor,” diyen Adimi, Suudilerin Yemen'i askeri güçle veya "sekiz kişilik kukla konsey" ile yönetemeyeceklerini ve sorunun üzerine para atarak çözülemeyeceğini vurguladı.

Programın sonunda Hüseyin'in, Suudi Arabistan'ın Ensarullah'ı ve Zeydileri “kutsal mekanlara yönelik bir tehdit” olarak yaftalamaya çalışan mezhepçi propagandasına dair sorusu ele alındı.

Hüseyin, Suudilerin 2030 vizyonu doğrultusunda Vahhabi selefileri desteklemeyi terk etmeye ve daha açık bir topluma geçmeye çalışırken, bir yandan da zor durumdaki Suudi devletine meşruiyet sağlamak için bu “kutsal mekanlar tehlikede” propagandasını kullanmasının tezatlığına dikkat çekti.

Bu durumun, İsrail'in Mescid-i Aksa'yı İran füzelerine karşı savunuyormuş gibi yapıp diğer yandan aşırılıkçıları Aksa'ya göndermesine benzediği, Müslüman dünyasının ise Suudilerin ABD ve İsrail ile olan yakınlığının farkında olduğu vurgulandı.

Suudi Arabistan'ın Yemen savaşında ABD gibi davranıp kendi topraklarında hiçbir sonuçla karşılaşmayacağını sandığını belirterek sözlerine başlayan Dr. Şirin el-Adimi, bu yanlış hesaplamanın Suudilere ağır patladığına dikkat çekti.

ABD'nin işgal ettiği ülkelerden binlerce kilometre uzakta, adeta bir “ada” gibi güvende olduğunu, oysa Yemen'in Suudi Arabistan'ın hemen sınırında ve iki katı nüfusa sahip olduğunu hatırlatan Adimi; Suudilerin başlangıçta Ensarullah'ın hava kuvvetleri, jetleri ve sofistike silahları olmamasına güvendiğini ifade etti.

“Yemen'de savaş yürütüp 2030 vizyonunuza devam edemezsiniz”

Silahlarının yüzde 70'ini ABD'den, kalanını dünyanın başka yerlerinden alan ve devasa bütçelere sahip Suudi Arabistan'a karşı Ensarullah'ın eski füzeler ve tersine mühendislikle üretilmiş İHA'larla karada başarılı bir savunma yaptığını belirten Adimi, hareketin giderek askeri açıdan yetkinleştiğinin altını çizdi.

Ensarullah'ın 2019'da Aramco'yu, 2022'de ise Cidde'yi ve tam da Formula 1 yarışı öncesinde BAE'yi vurarak düşmanlarına net bir mesaj verdiğini vurgulayan Adimi, "Bunun amacı onlara şu mesajı vermekti: Sizin topraklarınızda da güvenlik yok. Yemen'de savaş yürütüp 2030 vizyonunuza hiçbir şey olmamış gibi devam edemezsiniz," dedi.

Suudilerin sürekli paralı askerleri finanse ettikleri için kendi askerlerini ve sivillerini kaybetmediğini, bu yüzden ABD gibi “bedel ödememeye” alıştıklarını belirten Adimi; artık Ensarullah'ın Babülmendeb Boğazı'nı sadece Suudi gemilerini engellemek için değil, Doğu-Batı boru hattını veya pompa istasyonlarını vurmak için de kullanabildiğine dikkat çekti.

Tüm bunlara rağmen Ensarullah'ın tazminat veya adalet talebinde bulunmadan sadece “Savaşı bitirin ve ablukayı kaldırın. Kendi sorunlarımızı çözmemize izin verin” dediğini hatırlattı.

Mekke ve Medine üzerinden “ucuz numara”

Batı kıyısını kaybeden ve Taiz'i de kaybetmek üzere olan Suudilerin "İran destekli" şeklindeki mezhepçi söylemlere sarıldığını, aşırılıkçı Müslümanları kışkırtmak için Ensarullah'ın Mekke ve Medine'yi hedef aldığı yalanını yaydığını ifade eden Adimi, bu durumu Siyonistlerin Mescid-i Aksa'yı kullanmasına benzetti.

Adimi, bu tehlikeli oyun için "Bu, olabilecek en ucuz numaradır," diyerek tepkisini dile getirdi.

Aslında Suudilerin bizzat Mekke'yi mahvettiğini, o "gösterişli, çirkin ve hakaretamiz saat kuleleri" ile şehri turistik bir cazibe merkezine çevirdiğini belirten akademisyen, Vahhabi kurucularının izleri hariç tüm tarihi yerlerin ve mezarların yıkıldığına dikkat çekti. 

Peygamberin (s.a.v) karşı çıktığı sınıf ayrımının hacca geri getirildiğini belirten Adimi, "Suud ailesi, yüce dolara tapıyor. Onlar için tek önemli olan şey budur. Bütün bu dini görünüm sadece bir maskedir," diyerek ekonomik çeşitlilik uğruna alkol yasalarının bile esnetildiğini söyledi.

Profesör Hüseyin ise 1979 yılındaki isyanda Fransız paraşütçülerin Harem'in içinde katliam yaptığını hatırlatarak kutsal mekanları asıl Suudilerin yozlaştırdığını ekledi.

Programda Yemen diasporasının bazı üyelerinin ABD müdahalesini desteklemesine de değinen Dr. Adimi, kendisinin her zaman savaşın ve ablukanın bitmesini savunduğunu ancak ayrıcalıklarını ve eski sistemden sağladıkları menfaatleri kaybeden diasporadaki bazı kişilerin ABD askerlerinin sahaya inmesini talep ettiğini belirtti.

Bu kesimlerin "ad hominem" saldırılarına aldırış etmediğini söyleyen Adimi, "Eğer elinize mikrofon alıp savaş çağrısı yapıyorsanız, kendinizi alçaltmış ve değerlerinizi satmışsınız demektir," ifadelerini kullandı.

Bu bağlamda İsa Blumi'nin editörlüğünde Alex Alwiss ile birlikte "Orta Doğu Eleştirisi (Middle East Critique)" dergisinde yazdıkları makaleye atıfta bulunan Adimi, ABD devlet politikalarını destekleyen düşünce kuruluşlarını “devletin stenografları” olarak nitelendirdiğini aktardı.

BAE ve Katar'ın fonladığı, yönetim kurullarında silah üreticilerinin (Raytheon, Northrop Grumman) ve CENTCOM generallerinin bulunduğu Ortadoğu Enstitüsü veya Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü gibi kurumların “tarafsız analiz” adı altında savaş propagandası yaptığını, anti-emperyalist sesleri ise dışladıklarını vurguladı.

Ailesinin İngiliz işgaline karşı hikayeleriyle büyüdüğünü söyleyen Adimi, “Yemenli iseniz doğanız gereği anti-emperyalist olursunuz” diyerek her Cuma milyonlarca insanın egemenlik ve Filistin için sokaklara döküldüğünü hatırlattı.

BAE'nin Sokotra ilhakı ve boykot çağrısı

Yemen'in güneyinde, eşsiz flora ve faunaya sahip Sokotra Adası'nın durumu da programda gündeme geldi.

BAE'nin adayı 99 yıllığına kiraladığını söyleyerek “fiilen ilhak ettiğini” ve Abu Dabi'den turlar düzenleyerek rant sağladığını belirten Adimi, ”Yemen'le ilgilenen insanların BAE'nin sömürge projesine fayda sağlamamak için şu aşamada Sokotra'ya gitmekten kaçınmalarını umuyorum,” diyerek turizm boykotu çağrısında bulundu.

Yemenlilerin tarih boyunca bağımsızlığını koruduğunu hatırlatarak kapanışı yapan Profesör Adnan Hüseyin, dış güçlerin fonladığı kişilerin savaşa rıza üretmesini “inanılmaz bir hasar” olarak tanımladı.

Yemen'in yeniden kahve yetiştirip gıda egemenliğini sağlamasının umut verici olduğunu belirten Hüseyin, Batı Asya'nın asıl nüfus merkezi olan Yemen'in muazzam potansiyeli nedeniyle imparatorluklar tarafından hedef alındığının altını çizdi.

İlgili Haberler