Yemenli yorumcu: Suudilere tek bir damla petrol bile ihraç ettirmeyeceğiz; hakkımız olanı zorla alacağız
Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, Suudi Arabistan'ın anlaşmaları uygulamaması nedeniyle Yemen'in taleplerinin değiştiğini belirterek, “Artık hakkımız olan ne varsa zorla alabiliriz” dedi.
YDH ― Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, katıldığı bir yayında Suudilerin olası bir “sahte bayrak” saldırısına dair değerlendirmelerde bulundu.
Buhayti, Ensarullah hareketinin uluslararası topluma yaptığı “Mekke'yi ve hacıları koruma” çağrısına dikkat çekerek Suudilerin kutsal mekanları kendi siyasi amaçları için hedef alabileceğini belirtti.
Suudilerin uzun zamandır Mekke'yi bir propaganda aracı olarak kullanmaya çalıştığını vurgulayan Buhayti, ”Mekke'yi savunuyormuş gibi yapıp, sanki İran'daki, Irak'taki ve aynı zamanda Yemen'deki Şiiler tarafından saldırı altındalarmış algısı yaratarak bunu mezhepsel bir şiddet olayına dönüştürmeye çalışacaklarını söylemiştik” ifadelerini kullandı.
ABD'nin “Locust” (Çekirge) adlı dronları üretme amacının da bu tür kumpas saldırıları olduğunu öne süren Buhayti, ABD'nin İran dronlarını kopyaladığına dikkat çekti.
Suudi kraliyet ailesinin Yemen'den gelen saldırılar karşısında varoluşsal bir tehdit algıladığını ve rejimi korumak için her yolu deneyeceğini belirten Yemenli gazeteci, ”Kendilerini korumak için ne gerekiyorsa yapacaklardır; gerekirse Mekke'yi bile hedef alacaklar ve bunun için dronları kullanacaklar. Bir ya da iki dron bile yeterli; hatta belki de bunu İsrailliler, Siyonistler veya ABD yapacak” şeklinde konuştu.
Olası bir saldırının faturasının “Husilere veya İran'a” kesilmek isteneceğini ifade eden Buhayti, böyle bir kumpasın Suudi rejimine ters tepeceğini savundu.
Kutsal mekanların güvenliğinin sağlanamamasının büyük tartışmalara yol açacağını vurgulayan Buhayti, ”Eğer bunu yaparsanız, bu, Mekke'yi koruyamadığınız anlamına gelir. Ve bu da büyük bir soruyu gündeme getirecektir: Korumayı beceremedikleri takdirde Mekke ve Medine'yi yönetmeye devam etmelerine izin verilmeli mi?” diyerek Suudilerin kutsal topraklar üzerindeki egemenliğinin sorgulanabileceğine işaret etti.
Yemen güçlerinin Suudi topraklarında vurabileceği binlerce stratejik hedef bulunduğunu hatırlatan Buhayti, Yemenlilerin kutsal mekanlara saldırmak gibi bir niyetinin asla olmadığını vurgulayarak sözlerini tamamladı.
Taiz'de dengeler değişiyor: “Komutanlar askerlerini bırakıp kaçtı”
Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, Ensarullah güçlerinin Taiz vilayetindeki ilerleyişine dikkat çekerek bölgedeki dengelerin tamamen değiştiğini belirtti.
Daha öncesinde Suudi destekli güçlerin bölgede büyük oranda hakim olduğunu hatırlatan Buhayti, "Gelinen noktada Sana güçleri tüm Taiz vilayetinin %90'ından fazlasını özgürleştirdi ve buraların kontrolünü elinde tutuyor" ifadelerini kullandı.
Ensarullah'ın Taiz ile Aden arasındaki ana yolu kapatmak üzere olduğunu anlayan Suudi destekli güçlerin komutanlarının ve siyasi liderlerinin şehirden kaçtığını vurgulayan Buhayti, bu durumun onların gerçek yüzünü gösterdiğini kaydetti.
Askerlerini geride bırakan yöneticilere cevap veren gazeteci, ”Evlerini boşalttılar, sahip oldukları tüm altınları aldılar, bankalarındaki paraları çektiler ve onları savunan, onlar için savaşan insanlara hiçbir şey söylemeden kaçtılar” dedi.
“Medyadaki ilerleyiş iddiaları asılsız”
Suudi destekli güçlerin Zubab Havalimanı'nı ve Moha'yı ele geçirdiğine dair Suudi medyasında yer alan iddiaları yalanlayan Buhayti, paylaşılan “sözde zafer” görüntülerinin “asılsız ve komik” olduğunu ifade etti.
Görüntülerin gerçeği yansıtmadığını ve sadece “içi gat dolu arabalar veya nereye ait olduğu belirsiz kimliklerden” ibaret olduğunu belirten Buhayti, ”Düşünün, eğer gerçekten o havalimanındaysalar ya da Zubab şehrine girdilerse; el-Cezire'yi, el-Arabiya'yı, el-Hades’i, BBC'yi ya da Suudi kanallarını, hepsini orada canlı yayın yaparken görürdünüz" değerlendirmesinde bulundu.
Medyada yürütülen savaşın sahadaki gerçeği değiştirmediğinin altını çizen Buhayti, Sana güçlerinin stratejik üstünlüğünü ve Kızıldeniz'deki hakimiyetini koruduğunu belirtti.
Suudi Arabistan'ın hava saldırılarının 2015'ten beri zaten devam eden sıradan bir durum olduğunu dile getiren gazeteci, "Şu an kimin eli daha güçlü? Kontrol hâlâ kimde? Suudi Arabistan'a karşı füzeleri hâlâ kim fırlatıyor? Kızıldeniz'i hâlâ kim ablukaya alıyor? Suudi Arabistan'dan bir damla petrolün bile ihraç edilmesine hâlâ kim izin vermiyor? San'a güçleri (Ensarullah)" sözleriyle sahadaki asıl gücün kim olduğunu vurguladı.
Sözde Yemen Devlet Başkanı Reşad el-Alimi'nin yaptığı yeni savaş ilanı açıklamasını da eleştiren Buhayti, bu durumun savaşın asıl muhataplarını ve gerçekliğini değiştirmeyeceğini kaydetti.
Bu savaş ilanının geç kalınmış, ironik bir hamle olduğuna dikkat çeken Buhayti, ”Çünkü 2015'teki ilk savaş ilanı Suudi Arabistan'dan gelmişti, biz sözde hükümetle değil onlarla (Suudilerle) savaşıyoruz” diyerek çatışmanın asıl tarafının Suudiler olduğunu gözler önüne serdi.
“Hayatı basın açıklaması yapmak sanıyorlar”
Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, sözde Yemen Devlet Başkanı Reşad el-Alimi'nin ilan ettiği yeni operasyonun tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek, Suudi destekli hükümet üyelerinin “Riyad Sendromu” adını verdiği yeni bir hastalığa yakalandığını ifade etti.
2015'ten bu yana Riyad'daki otellerde kalan yetkililerin sahadan tamamen koptuğunu vurgulayan Buhayti, ”Bir süre sonra bütün hayatınızın basın açıklamalarından, WhatsApp mesajlarından, resepsiyon notlarından, hani bilirsiniz, bir odadan diğerine gönderilen hediyelerden ibaret olduğunu sanmaya başlarsınız. İşte Riyad Sendromu budur” dedi.
Sözde yöneticilerin sadece masa başında hazırlanan metinlerle savaş başlattığını ve hiçbir gerçekliği olmayan toprak kazanımları iddia ettiklerini belirten Buhayti, bu isimlerin kendi askerlerinden ve Yemen halkından tamamen uzaklaştığını kaydetti.
Otel odalarında geçen yılların bu yetkilileri Suudi Arabistan'a birer mahkum haline getirdiğini söyleyen gazeteci, ”Suudi Arabistan'dan ayrılmalarına izin verilmiyor. Şunu hatırlayın; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için El-Alimi'nin New York'a gitmesine izin verilmedi. Oraya başka birini gönderdiler” sözleriyle Riyad yönetiminin kendi desteklediği isimlere bile zerre kadar güvenmediğine dikkat çekti.
“Taş Devri'nde yaşamıyoruz, bizi aptal mı sanıyorsunuz?”
Suudi destekli güçlerin medyaya servis ettiği sözde zafer videolarının “ucuz birer aldatmaca” olduğunu dile getiren el Buhayti, görüntülerin ya eski ya da tamamen kurgu olduğunu aktardı.
Ele geçirildiği iddia edilen Zubab Havalimanı'na ait olduğu öne sürülen videoyu dikkatle incelediğini ve gösterilen yapının havalimanı kulesi değil, askeri üslerdeki sıradan bir su kulesi olduğunu belirten Buhayti, "Sadece bir saniye gösterip kamerayı çevirdi ki insanlar 'Aaa bakın bu kule' desin. Ama videoyu durdurup yakınlaştırdığınızda gerçek anlaşılıyor... Yani, Taş Devri'nde yaşamıyoruz. Bizi aptal mı sanıyorsunuz?" ifadelerini kullandı.
Medyada şatafatlı isimlerle duyurulan sözde büyük operasyonların içinin bomboş olduğunu ve "gat" (Yemen'de çiğnenen bir bitki) yüklü sıradan kamyonetlerin büyük bir cephanelik ele geçirilmiş gibi sunulduğunu söyleyen Buhayti, Suudi medyasının sahadaki hezimetleri bir türlü kabullenemediğini ifade etti.
Sanaa güçlerinin ilerleyişini ve bölgenin %90'ını kontrol altına aldığını inkar eden Suudi yetkilileri ve gazetecileri eski bir bilgisayar sistemine benzeten Buhayti, "Dediğim gibi, tıpkı eski Windows gibiler; eski bir Windows'ta yeni bir program çalıştıramazsınız. Bu yüzden onlara gelen hiçbir yeni bilgi kafalarına girmiyor" diyerek karşı tarafın gerçeklik algısını tamamen yitirdiğini vurguladı.
Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, Taiz'in %90'ının Ensarullah kontrolüne geçmesine rağmen Suudi Arabistan'da yaşayan sözde Yemenli yetkililerin bu gerçeği kabullenemediğini belirterek, bu durumun “Riyad Sendromu”nun bir parçası olduğunu vurguladı.
Buhayti, "Elbette gerçeği biliyorlar ama Suudi Arabistan'da yaşadıkları için Taiz'in %90'ını ele geçirdiğimizi ya da özgürleştirdiğimizi itiraf edemiyorlar" diyerek bu sendromun bilimsel olarak incelenmesi gerektiğini savundu.
Suudi Arabistan'ın altyapısına yönelik artan saldırılara değinen Buhayti, vurulan petrol boru hatları ve tesislerin Suudi ekonomisine ağır darbe vurduğunu ifade etti.
Suudi Arabistan'ın hasar gören pompa istasyonlarını onarmak yerine yeni boru hatlarıyla bu istasyonları baypas etmeye çalıştığını belirten gazeteci, Yemen güçlerinin buna karşılık diğer istasyonları hedef aldığını kaydetti.
Ambargonun kararlılıkla sürdüğünün altını çizen Buhayti, "Suudi Arabistan'ın tek bir damla petrol bile ihraç etmesine izin vermeyeceğiz demiştim. Suudiler Kızıldeniz'den kaçınıp kuzeye, Süveyş Kanalı'na giderek bu işten kurtulacaklarını sandılar. Ama Yemen onları orada da hedef aldı" dedi.
Gemileri tek tek hedef almak yerine doğrudan boru hatlarını vurmanın çok daha etkili bir strateji olduğunu vurgulayan Buhayti, ”O gemileri arayıp bulmak için füzeler fırlatıp füzelerimizi ziyan etmek yerine, doğrudan boru hattına tek bir füze veya dron fırlatabiliriz; ve tam olarak yaptıkları şey de buydu...” ifadelerini kullandı.
“Mekke üzerinden diğer ülkeleri savaşa çekmek istiyorlar”
Yemen'den gelen saldırıların Suudi kraliyet ailesinin varlığını doğrudan tehdit ettiğini söyleyen Buhayti, Riyad'ın rejimi ayakta tutmak için kutsal mekanları bile feda edebileceğini savundu.
Yemenlilerin Mekke ve Medine'ye asla saldırmayacağının altını çizen Buhayti, "Neden hepimizin günde beş vakit yönelerek namaz kıldığı o mübarek yeri hedef alasınız ki? Tüm Müslümanları; Selefiyi, Sufiyi, her türden Müslümanı birleştiren tek şeyi neden hedef alalım? Bu kesinlikle aleyhimize döner, ters teper" diyerek Suudi suçlamalarının mantıksızlığını ortaya koydu.
Suudi Arabistan'ın Mekke iddialarının arkasında yatan asıl hedefin dış destek bulmak olduğunu belirten Yemenli gazeteci, "Suudi rejiminin şöyle bir planı var: ‘Mekke'ye yönelik bir tehdit olduğu algısını yaratalım. Hatta belki bir noktada Mekke'yi biz hedef alırız.’ Çünkü bu iki ülkedeki halklardan destek almak istiyorlar” diyerek Riyad'ın, halk desteği olmayan diğer ülkeleri bu kurgusal tehdit üzerinden savaşa dahil etmeyi amaçladığını iddia etti.
Ensarullah'ın adil taleplerine odaklandığını ifade eden el Buhayti, ”Ama eğer Yemen'e yönelik saldırıları genişletirlerse, Yemen de kendi saldırılarını genişletecek ve yeni talepler öne sürecektir” diyerek savaşın seyrine göre stratejilerinin değişebileceği uyarısında bulundu.
“Taleplerimiz artık eskisi gibi değil, hakkımız olanı zorla alabiliriz”
Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, Suudi Arabistan'ın 2022'de imzalanan ateşkesin ardından 2023 yol haritası anlaşmasına uymadığını ve insani krizi derinleştirdiğini belirtti.
Anlaşmanın temelde San'a havalimanının açılması, liman ablukasının kaldırılması ve 2014 listelerine göre memur maaşlarının ödenmesi gibi insani maddeler içerdiğini hatırlatan el Buhayti, Suudilerin bu şartları dört yıl boyunca yerine getirmediğine dikkat çekti.
Yemen güçlerinin havalimanına yönelik saldırılar öncesinde Suudi Arabistan'ı “karada, denizde ve havada” vuracakları yönünde uyardığını hatırlatan Buhayti, ”Suudi Arabistan'ın denizde neyi var? Denizde sahip oldukları şeyin petrolleri ve petrol tankerleri olduğunu artık gördük” diyerek denizdeki hedeflerin ilk kez o dönemde açıkça dile getirildiğini ifade etti.
Suudi Arabistan'ın sivil hedefleri ve hapishaneleri vurarak cehennemin kapılarını araladığını söyleyen el Buhayti, bunun üzerine Yemen güçlerinin Necran, Abha ve tüm Aramco tesislerini kapsayan devasa bir misilleme yaptığını kaydetti.
Yaşanan bu olaylardan sonra Yemen'in masadaki taleplerinin değiştiğini vurgulayan Buhayti, "O olaydan sonra Yemen'in talepleri artık eskisi gibi değil. Kalkıp yol haritasına geri dönmek artık çok saçma olur. Suudiler kaybedeceklerini anladıkları anda şöyle düşünecekler: 'Tamam beyler, hadi şu yol haritasına geri dönelim.' Hayır, artık durum farklı. Artık hakkımız olan ne varsa zorla alabiliriz" dedi.
“Yemen'den tamamen çıkmalı ve eksiksiz tazminat ödemeliler”
Ensarullah Genel Sekreteri ve Yemen Devrim Lideri Seyyid Abdülmelik el-Husi'nin yeni taleplerini sıralayan Buhayti, Suudi Arabistan'ın ablukayı tamamen kaldırması, ülkeden çekilmesi ve savaş tazminatı ödemesi gerektiğini belirtti. Taleplerini şu şekilde özetledi:
“Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik her türlü ablukayı tamamen kaldırması, Yemen'e hiçbir şekilde saldırmaması, Yemen'den tamamen çıkması, Yemen'in tamamen özgürleşmesi, herhangi bir ikmal veya silah desteği verilmesinin durdurulması ve Yemen'de yıkılan, öldürülen, yaralanan herkes ve her şey için eksiksiz bir tazminat ödenmesi.”
“Kızıldeniz'i tamamen kapatır, dev bir kara harekatı başlatırız”
Suudi Arabistan'ın Aden benzeri yeni bir işgal girişiminde bulunması halinde Yemen'in vereceği tepkinin çok sert olacağını uyarısında bulunan Buhayti, "Yemen aslında o bölgeleri hedef alacak, tam bir abluka oluşturacak ve Kızıldeniz'i tamamen kapatacak. Tüm Kızıldeniz kapatılacak" dedi.
Gemilerde silah araması yapmakla vakit kaybetmeyeceklerini belirten gazeteci, düşmana ikmal sağlayan her gemiyi vurma hakları olduğunu ifade etti.
Büyük bir saldırı durumunda Suudi Arabistan'ın içlerine doğru ilerleyeceklerini söyleyen el Buhayti, "Yemen, Suudi Arabistan'a karşı devasa bir kara harekatı başlatacaktır. Yemen belki de son 50 yıldır bunu bekliyordu" diyerek tarihi bir uyarında bulundu.
“Necran ve Cizan Yemen'indir, geri alacağız”
Suudi Arabistan'ın kontrolünde bulunan Necran ve Cizan bölgelerinin tarihi olarak Yemen'e ait olduğunu vurgulayan Buhayti, 1934 Taif Antlaşması'na atıfta bulundu.
Dönemin Yemen Kralı İmam Yahya'nın Suudilerin anlaşmayı bozacağını bildiğini ancak toprağın Yemen'e ait olduğunu belgelemek için bu anlaşmayı imzaladığını belirten Buhayti, "İmam, bir noktada Yemen'in güçleneceğini, topraklarımızı geri alabileceğimiz güçlü bir orduya ve büyük bir lidere sahip olacağımızı da biliyordu. En azından Suudilerin elinden buranın bize ait olduğunu söyleyen bir belge almıştı. O belgeyi hazırlatmasaydı bugün hak iddia edemezdik" sözleriyle Yemen'in tarihi topraklarını geri alma kararlılığının altını çizdi.
“Kendi topraklarımızdan çıkarsak Yemenliler bizi kıyamete kadar sorumlu tutar”
Yemenli gazeteci Hüseyin Buhayti, olası bir Suudi Arabistan kara harekatında Yemen güçlerinin hedeflerine ilişkin net mesajlar verdi.
Suudi toprakları içindeki Necran ve Cizan'a girilmesi durumunda Yemenlilerin asla geri çekilmeyeceğini vurgulayan Buhayti, "Oradan çıkarlarsa, 'kendi topraklarımızın içindeydiniz ama orayı bırakıp çıktınız' diye her bir Yemenli tarafından kıyamet gününe kadar sorumlu tutulacaklar, bunun vebalini taşıyacaklar" dedi.
Yemen'in tarihi topraklarını geri alma konusundaki kararlılığının altını çizen gazeteci, bu konunun Suudilerle tamamen yeni bir müzakere başlığı olacağını kaydetti.
Yemen ve Filistin meselelerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden el Buhayti, Suudilerin olası pazarlıklarına karşı tavırlarının net olduğunu belirterek, "Aynısı Necran ve Cizan için de geçerli; eğer gelip 'Tamam, diyelim ki yol haritasını uygulayacağız ya da tüm Yemen'i terk edeceğiz ama siz de Necran ve Cizan'dan çıkmalısınız' derlerse biz onlara; 'Hayır, Yemen meselesi farklı, bu ise farklı bir mesele; ya Yemen'i terk edeceksiniz ya da savaşmaya devam edeceğiz ve yeni bir anlaşma yapmak zorunda kalacağız' deriz" şeklinde konuştu.
“Savaşı kazanırken azına yalvaracak değiliz, taleplerimiz büyüyecek”
Ensarullah'ın bugüne kadarki taleplerinin hep makul olduğunu ve açgözlü davranmadıklarını ifade eden Buhayti, "Onlar her zaman makul (sade) olanı isterler" dedi.
Ancak Suudi Arabistan'ın uzlaşmaz tavrı ve anlaşmaları ihlal etmesi nedeniyle Yemen'in kazanımları arttıkça taleplerinin de doğal olarak büyüyeceğini belirtti.
Yemen'in sahada elde ettiği zaferleri diplomatik pazarlıklara yansıtacağını vurgulayan el Buhayti, ”Savaşı kazanıyoruz. Suudilere gidip, 2022'de söz verip dört yıl boyunca uygulamadıkları bir şey için onlara yalvaracak mıyız? Hayır, bu aptalca ve saçma olur" diyerek geri adım atmayacaklarının altını çizdi.
İlerledikçe daha fazlasını talep edeceklerini ancak bu taleplerin Yemen'in özgürleşmesi hedefinden sapmadığını belirten gazeteci, "Yani herhangi bir savaşta, eğer ilerliyorsanız talebiniz de büyür ve artar. Ama öne sürülen tüm bu taleplere baktığımızda, içlerinde adil olmayan hiçbir şey yok. Her şey Yemen'le, Yemen'in özgürleşmesiyle ilgili" sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.




