Eski CIA görevlisi: Suudiler kapana kısılmış durumda
Eski CIA görevlisi Larry Johnson, Suudilerin Yemen karşısındaki askeri kapasitesinin yetersiz kaldığını, ABD’nin Suudi rejimine sağlayabileceği desteğin sınırlı olduğunu ve Suudi ilerleme iddialarının sahadaki ağır kayıpları gizlemeye yönelik algı operasyonu olduğunu savundu.
YDH — Eski CIA görevlisi Larry Johnson, katıldığı “Dialogue Works” adlı YouTube programında Yemen'deki Sanaa hükümetine bağlı güçler ile Suudiler arasındaki çatışmalara ve bölgedeki son gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Programda ilk olarak, Suudilerin Cidde kentinde yer alan ve Yenbu bölgesine yakın olan Aramco petrol rafinerisine yönelik saldırının İran kaynaklı olduğu düşünülen ve yeni sızdırılan uydu görüntüleri değerlendirildi.
Yemen güçlerinin Suudi toprakları içindeki petrol boru hatlarını ile doğu ve batı kesimlerindeki kritik tesisleri “isabetli bir şekilde” hedef almasını yorumlayan Johnson, ABD'nin Suudilere sunabileceği pek bir destek kalmadığını öne sürdü.
Mevcut hava savunma sistemlerinin yetersizliğine dikkat çeken Johnson, “Patriot veya PAC-3 füzeleri insansız hava araçlarına karşı etkili olabilir ancak Husilerin fırlattığı balistik füzelere karşı kesinlikle bir işe yaramıyorlar” ifadelerini kullandı.
Washington'un elinde anında tedarik edebileceği fazla silah stoğu bulunmadığını ve ABD'nin büyük bir baskı altında olduğunu belirten eski CIA yetkilisi, “Suudiler 'Size güvendik, Amerikalılar arkamızda' diye düşündüler ancak sonrasında onların ortalıkta olmadığını fark ettiler” diyerek Suudi rejiminin yaşadığı sarsıcı gerçeğe vurgu yaptı.
“Husilerin İsrail'e karşı en kararlı muhalefeti sergilediğini, onları daha sınırlı ölçüde İran'ın takip ettiğini” belirten Johnson, Körfez ülkelerinin ise göstermelik şikayetlerin ötesine geçmediğini dile getirdi.
Filistin halkının tamamen yalnız bırakıldığını vurgulayan Johnson, “Acı gerçek şu ki; Filistinlileri öldürüyorlar ve kimse bunu durdurmuyor. Ne İran, ne Çin, ne Rusya ne de Hindistan durduruyor. Filistinliler esasen yapayalnızlar” ifadelerini kullandı.
Johnson, “Husiler biraz bir şeyler yaptı, İran çabaladı ancak savaş başladığından bu yana somut bir netice üretemedi. Hizbullah ise üç-dört aydır hareketsiz durumda. Filistin meselesi söz konusu olduğunda Batı Asya'da hiçbir birlik yok,” diyerek İslam dünyasındaki ve bölgedeki derin parçalanmışlığa dikkat çekti.
“Kimse asker göndermiyor, ilerleme iddiaları algı manipülasyonu”
Diğer ülkelerin Suudilere olası hava savunma sistemi veya askeri yardımları da programın gündemindeydi.
Johnson, Pakistanlı yetkililerin “Husilerle savaşmak için asker gönderecekleri” yönündeki raporları kesin bir dille yalanladığını hatırlattı.
Bu ülkelerin bölgeye hava savunma sistemleri yerleştirme ihtimaline değinen Johnson, sistemler kurulsa bile bunun Suudilerin Yemen'de aldığı “ağır yenilgileri” durdurmaya yetmeyeceğini ifade etti.
Sahadaki Suudi ilerleme iddialarının yalnızca bir “algı manipülasyonundan ibaret” olduğunu savunan Johnson, Suudi rejiminin “ağır kayıplar vermeye devam ettiğinin” altını çizdi.
Programda ekrana getirilen ve Sanaa hükümetinin ilerleyişini gösteren haritalar üzerinden değerlendirme yapan Johnson, yakın zamanda Suudi topraklarında Pakistanlı bir komutanın ölümüyle sonuçlanan “Husi İHA saldırısını ve artan kayıpları” Suudi rejiminin yaşadığı istihbarat zafiyetlerine bağladı.
Kendilerine sağlanan istihbaratın doğru veya zamanında olmadığını iddia eden Johnson, “Suudiler kapana kısılmış durumdalar. Husileri yenmek için yeterince büyük bir askeri güce sahip değiller” tespitinde bulundu.
Suudilerin düzenlediği hava saldırılarının başarısızlığını sahadaki donanım ve personel eksikliğiyle açıklayan Johnson şunları kaydetti:
“Hava saldırıları, vuruşun tam nerede gerçekleşeceğini tespit edip pilota koordinat iletebilecek sahadaki ileri hava kontrolörleri tarafından yönlendirilmedikçe hiçbir anlam ifade etmiyor.”
Johnson, Suudilerin desteklediği “resmi hükümet” güçlerinin, yani Başkanlık Liderlik Konseyi'nin (PLC) “böyle bir askeri yeteneğe sahip olmadığının” altını çizdi.
İki tarafın askeri kapasitelerini kıyaslayan eski istihbaratçı, Suudilerin 75 bin kişilik kara kuvvetleri ve 125 bin kişilik Ulusal Muhafızlar da dahil olmak üzere toplam aktif askeri personelinin 225 bin civarında olduğunu belirtti.
Buna karşılık Yemen'deki Sanaa güçlerinin 350 bin ile 800 bin arasında değişen devasa bir güce ulaştığını öne süren Johnson, “Suudilerin Husilere karşı etkili bir şekilde savaşabilecek sayısal yeterlilikten yoksun olduğunu” vurguladı.
Johnson son olarak, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinden Suudilere karada savaşacak bir müttefik desteği gelemeyeceğini ifade etti.
KİK ülkelerinin hiçbirinde büyük düzenli ordular bulunmadığına dikkat çeken Johnson, “Tamamı paralı askerlerden oluşuyor. Vatandaş değiller ve ulusal bir gurur uğruna savaşmıyorlar; onlar yalnızca kiralık askerler” diyerek bölgedeki orduların yapısal zayıflığına işaret etti.
“Netanyahu'nun 11 Eylül tezi çöktü: Gazze'deki katliam ABD nüfusuna oranlansa…”
Eski CIA görevlisi Larry Johnson, 7 Ekim saldırılarının yıl dönümü vesilesiyle kaleme aldığı makalesini ve Gazze'deki yıkımı masaya yatırdı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun 7 Ekim saldırılarını “İsrail'in 11 Eylül'ü” ve nüfusa oranla “16 adet 11 Eylül büyüklüğünde” olarak nitelendirmesine değinen Johnson, bu tarihsel analojinin bizzat İsrail'in resmi anlatısını “yerle bir ettiğini” savundu.
Netanyahu'nun dünya kamuoyundan sempati toplamak adına bu kıyaslamaya başvurduğunu belirten Johnson, aynı mantık Gazze'deki Filistin halkı için işletildiğinde ortaya çıkan tablonun “dehşet verici” olduğunu ifade etti.
Johnson, “İsrailliler tarafından Gazze başta olmak üzere Filistin'de öldürülen kişi sayısının toplam nüfusa olan oranını Amerika Birleşik Devletleri nüfusuna uyarlasaydınız, 11 ila 12 milyon insanın ölümünden bahsediyor olurduk. Yaşanan yıkımın boyutu işte bu kadar büyük” dedi.
Netanyahu'nun argümanına meydan okuduğunu belirten Johnson, “Bibi 'Bu 16 adet 11 Eylül'e bedel' diyor. İyi ama siz Filistinlilere neredeyse 4 bin adet 11 Eylül'e eşdeğer bir şey yaşattınız. Bu orantılı bile değil. Biri size tokat attığında onu vurup öldürmezsiniz; karşılığında yumruk atar ya da polisi ararsınız” benzetmesinde bulundu.
“İsrail'in asıl hedefi Hamas değil, Gazze'yi yaşanılamaz hâle getirmek”
İsrail'in sahadaki nihai amacının Hamas'ı mağlup etmek olmadığını öne süren eski istihbaratçı, asıl stratejik hedefin Gazze'nin demografik ve fiziki yapısını geri dönülemez biçimde değiştirmek olduğunu vurguladı.
Johnson, “Bence Gazze'yi yeniden şeklendirmek en başından beri asıl hedefti. Bunun Hamas'ı yenmekle hiçbir ilgisi yoktu. Hamas'ı yenmek, ancak mümkün olursa, sonradan akla gelen ikincil bir meseleydi” değerlendirmesinde bulundu.
Johnson, İsrail'in amacının Filistin halkını tamamen yok etmek ve bölgeyi yaşanılamaz hâle getirmek olduğunun altını çizdi.
7 Ekim gününe dair gerçeklerin eninde sonunda gün yüzüne çıkacağını belirten Johnson, İsrail içindeki baskılara da işaret etti.
Bu konuda belgesel hazırlayan bazı İsrailli belgeselcilerin gerçeği söyleme cüretini gösterdikleri için Netanyahu rejimi tarafından bizzat “vatandaşlıktan çıkarılmakla tehdit edildiğini” aktardı.
“Ana akım medya Gazze gerçeğini kasıtlı olarak hasıraltı ediyor"
Ukrayna'daki gelişmelerle Gazze'deki katliamın haberleştirilme biçimi arasındaki çifte standarda dikkat çeken Johnson, kamuoyunun bu orantısız vahşete sessiz kalmasını eleştirdi.
Kaleme aldığı makalenin dünya çapında yankı bulması gerektiğini ancak görmezden gelindiğini söyleyen Johnson, ana akım medyanın Gazze'deki cinayetleri ve bu derin eşitsizliği kasıtlı olarak hasıraltı ettiğini vurguladı.
Medyanın gücüne yönelik tespitlerde de bulunan Johnson, geleneksel televizyon kanallarının eski nüfuzunu kaybettiğini savundu.
1968 yılında 180 milyonluk ABD'de Walter Cronkite'ın haber bültenini tek başına 28 milyon kişinin izlediğini hatırlatan Johnson, günümüzde CBS, ABC, NBC, Fox, CNN ve MSNBC gibi dev kanalların toplam izleyici sayısının dahi 27 milyonun altına gerilediğini belirtti.
“Nakba'da bile böylesi görülmedi; can kaybı 150 bini aşabilir”
İsrail işgal ordusunun 7 Ekim sonrasındaki operasyonlarının “tarihte eşi benzeri bulunmadığını” dile getiren Johnson, mevcut vahşetin 1948'deki ‘Büyük Felaket’ (Nakba) dönemini “fersah fersah aştığını” kaydetti.
Johnson, “İsrail önceki hiçbir savaşında, Nakba'da bile bu kadar çok Filistinliyi öldürmemişti. O dönem insanları evlerinden zorla çıkardılar ama 70 bin Filistinliyi katletmediler” dedi.
Modern meskun mahal savaşlarındaki can kaybı verilerinin sahadaki gerçeği yansıtmadığına dikkat çeken Johnson, Gazze'deki bilançonun açıklananın çok üzerinde olduğunu ifade etti.
Rakamların enkaz altındaki kurbanları kapsamadığını belirten Johnson, “Gazze'deki en büyük sorun şu ki, enkaz altında gömülü çok fazla ceset var. Gerçek rakam, Filistin yönetiminin iddia ettiği ve İsrail ordusunun bile meşru kabul ettiği 70 bin ila 73 bin civarındaki rakamın çok rahatlıkla iki katından fazla olabilir" ifadelerini kullandı.
Programın üçüncü bölümünde, Gazze'deki uluslararası insancıl hukuk ihlalleri, Cenevre Sözleşmesi'nin uygulanabilirliği ve İsrail'in sahadaki uygulamaları masaya yatırıldı.
Gazze'deki gerçekleri ortaya çıkarmakla sorumlu örgütlerin bölgeye girişine izin verilmediğini belirten eski CIA görevlisi Larry Johnson, İsrail medyasında yer alan aşırı uçtaki söylemleri sert bir dille eleştirdi.
İbranice yayın yapan bazı televizyon kanallarında “bebekleri öldürmenin sorun olmadığını” savunan Siyonistlerin varlığına dikkat çeken Johnson, bu kişileri “aşağılık” olarak nitelendirdi ve taleplerinin tamamen insanlık dışı olduğunu vurguladı:
“Benim kuralım şudur: Bebekleri öldüremezsiniz, nokta. Kimin çocuğu olarak doğdukları hiç fark etmez.”
“Kızılderili savaşlarındaki katliam zihniyetiyle aynı”
Bir halkı yok etmek için gençleri ve çocukları hedef alma stratejisinin çok eski çağlara, Romalılara ve Yunanlılara kadar uzandığını belirten eski istihbaratçı, bu durumu 1870'lerde ABD'deki Kızılderili Savaşları ile ilişkilendirdi.
O dönem Colorado'dan bir albayın çocukları öldürmek için “Yavru bitler bit olur” bahanesini kullandığını hatırlatan Johnson, İsrail'deki hâkim zihniyetin de bu yönde şekillendiğini öne sürdü.
İsrail'de oldukça tanınan bir figürün, “Yarın Gazze'de doğacak çocuğun bile İsrail'in düşmanı olduğunu ve sorunun Hamas değil, doğrudan Gazze'nin kendisi olduğunu” söylediği tartışmaya atıfta bulunan Johnson, bu radikal ideolojiyle bir çözüm bulmanın imkânsız olduğunu ifade etti.
Karşı tarafın niyetini oldukça çarpıcı bir ifadeyle özetleyen Johnson, “Aslında ortada bir çözüm var; onlar bunu 'nihai çözüm' yapmak istiyorlar” diyerek Nazi Almanyası'nın politikalarına atıfta bulunan sert bir benzetme yaptı.
Mevcut askerî stratejinin İsrail'in uzun vadeli güvenliğine olan etkileri sorulduğunda Johnson, tablonun Tel Aviv rejimi için geri döndürülemez bir noktaya ulaştığını iddia etti.
İsrail'in fiili olarak kendi potansiyel sonunu hazırladığını savunan Johnson, “İsrail varoluş nedenini, yani 'raison d'être'ini yok ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail'in askerî harekâtında Amerika Birleşik Devletleri'nin askerî, diplomatik ve finansal desteğinin “kesinlikle elzem ve kritik” bir rol oynadığını belirten Johnson, Washington'un desteği olmadan İsrail'in bu savaşı sürdüremeyeceğinin altını çizdi.
Gazze'deki yıkımın ABD toplumunda bir tepkiye yol açıp açmayacağı sorusu üzerine sosyal medya sansürlerine değinen Johnson, TikTok'un hedef alınmasının tesadüf olmadığını öne sürdü.
Johnson, “Sosyal medyanın kapatılması için bu kadar çaba sarf edilmesinin nedeni tam olarak budur. TikTok'un üzerine bu kadar gitmelerinin sebebi, İsraillilerin bu cinayetkâr davranışlarını ifşa etmede çok etkili olmasıydı” şeklinde konuştu.
Ana akım medyanın Gazze'deki insani krizin boyutlarını en başından beri çarpıttığını belirten eski CIA yetkilisi, “Hamas'ın bebekleri fırınlarda canlı canlı pişirdiğine” dair asılsız iddialarla devasa bir propaganda yürütüldüğüne dikkat çekti.
Bu süreçte, “Auschwitz'te Yahudi cesetlerinin yakılması” gibi Holokost imgelerinin akıllara getirilerek İsrail'in tüm eylemlerinin meşru gösterilmeye çalışıldığını ifade etti.
Son olarak, Washington'un İsrail'in askerî hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını denetlemek için hiçbir ölçüt belirlemediğini iddia eden Johnson, asıl gizli ajandanın çok farklı olduğunu öne sürdü.
Johnson, “Asıl ölçüt, İbranice olarak da açıkça ifade ettikleri üzere, Filistinlileri tamamen yok etmek ve bölgeyi yeniden imar edebilmesi için Gazze'den sürmektir; böylece Jared Kushner orada deniz kıyısında bir tatil köyü inşa edebilir” diyerek sözlerini noktaladı.
Programın dördüncü bölümünde, Hamas'ın sahadaki askerî direnci, bölge ülkelerinin tepkileri ve Washington'ın Ortadoğu'daki gerileyen etkisi ele alındı.
İsrail'in askeri yöntemlerle Hamas'ı ortadan kaldırma hedefine ulaşıp ulaşamayacağı sorusunu yanıtlayan eski CIA görevlisi Larry Johnson, bu hedefin sahada kesinlikle gerçekleşmediğini vurguladı.
Hamas'ın tamamen yok edilemediğini ifade eden Johnson, “Teorik olarak belki mümkün olabilirdi ancak İsrail bunu başaramadı. Asıl şaşırtıcı ve sarsıcı olan şu ki; her taraftan kuşatılmış görünmelerine ve ikmal sağlayamamaları gerekmesine rağmen bir şekilde ikmal almaya devam ediyorlar ya da yer altında o kadar çok mühimmat biriktirmişler ki mühimmatları, tanksavar roketleri (RPG) ve silahları tükenmiyor,” dedi.
“ABD kendine yalan söylüyor”
Çatışmaların genişlemesinin ABD'nin Ortadoğu'daki gücünü ciddi biçimde erittiğini öne süren eski istihbaratçı, Amerikan üslerinin tahliye edildiğine ve hava savunma sistemlerinin yetersizliğinin kanıtlandığına işaret etti.
Johnson, “ABD'nin Körfez'deki fiziki varlığı ve nüfuzu, modern tarihin en düşük seviyesindedir” dedi.
Washington'daki karar alıcıların sahadaki bu gerçeklerle yüzleşmek yerine kendilerine yalan söylediğini savunan Johnson, yönetim çevrelerinin ABD Başkanı Donald Trump'ın söylemlerine bağımlı kaldığını belirtti.
Johnson, “Boğazların açık olduğu, İran'ın kaybettiği, İran ekonomisinin çöktüğü, köşeye sıkıştığı ve her an teslim olacağı gibi iddiaların hiçbiri doğru değil ama Trump görünüşe göre bunlara gerçekten inanıyor,” diyerek Washington'ın “illüzyon içinde” olduğunu öne sürdü.
ABD politikasında yakın gelecekte İsrail'i durduracak bir eksen kayması beklemediğini ifade eden Johnson, Demokrat Parti içinde yükselebilecek yeni bir muhalif hareketin dahi İsrail üzerinde kayda değer bir baskı yaratmayacağını, dramatik bir politika değişikliği öngörmediğini aktardı.
“Müslüman ülkeler ve BRICS sınıfta kaldı”
Johnson, programın ilerleyen dakikalarında İslam dünyasının eylemsizliği, Küresel Güney'in (BRICS) tutumu, ABD iç siyasetindeki çıkmazlar ve Ortadoğu'daki olası bir bölgesel savaşın küresel enerji piyasalarına yönelik yıkıcı tehditlerini ele aldı.
Eski CIA görevlisi Larry Johnson, Arap ve Müslüman ülkelerin birleşerek İsrail'e karşı askeri müdahale tehdidinde bulunması hâlinde tablonun değişebileceğini, ancak bunun “inandırıcı eylemlerle” desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Bu konudaki ilk somut adımın enerji hatlarında atılabileceğine dikkat çeken Johnson, “Bu, söz konusu bölge ülkelerinin İsrail'e giden petrol akışını kesmesiyle başlar; fakat kimse bunu yapmıyor” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Ekonomik bağımsızlık arayışındaki ülkelerin Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi platformlar üzerinden İsrail'e baskı kurma ihtimalini değerlendiren Johnson, bu örgütlerin de eylemsiz kaldığını savundu.
Çin, Rusya ve Hindistan'ın İsrail ile olan ekonomik ilişkilerini kesmesi gerektiğini belirten eski istihbaratçı, “BRICS etkili bir araç olabilirdi ancak bunu yapmaktan imtina etti” diyerek tepkisizliği eleştirdi.
Bölgedeki çatışmaların (Suriye, Yemen, Filistin) bir bütün olarak okunması gerektiğini söyleyen Johnson, Washington'un Filistin politikasında herhangi bir insani uyanış beklemediğini net bir dille ifade etti:
“ABD, Filistinliler için hiçbir şey yapmayacak; nokta. Hiçbir koşulda yapmayacak.”
Trump'ın ‘İran'ı yendik’ iddiaları ve Batı'nın dizel krizi
Trump'ın, “B-2 bombardıman uçaklarıyla vurarak İran'ın nükleer kapasitesini bitirdik” şeklindeki geçmiş söylemlerinin hatırlatılması üzerine Johnson, bu ifadelerin sahadaki gerçeklikle bağdaşmadığını belirtti.
Trump'ın İran'ı mağlup ettiklerini söylemesine rağmen yaptırımları kaldırmadığını ve 28 Şubat'taki saldırıların bu çelişkiyi gözler önüne serdiğini vurguladı.
Batı dünyasının ciddi bir ekonomik krizin eşiğinde olduğunu savunan Johnson, “Batı hâlâ bir dizel kıtlığı çekmiyormuş gibi davranmayı sürdürüyor. Oysa kesinlikle bir dizel kıtlığı yaşıyorlar. Ve bu geçici değil, en azından gelecek yıl boyunca ve hatta sonrasında da devam edecek yapısal bir sorun” uyarısında bulundu.
Askeri operasyonlar bağlamında ABD'nin elinde nükleer veya kimyasal silahlardan başka denenmemiş seçenek kalmadığını belirten Johnson, “Kimyasal ve biyolojik silahlar birer savaş suçudur ve hiçbir işe yaramaz. Bir nükleer silahın yapacağı tek şey ise çatışmayı daha da genişletmektir,” dedi.
“Körfez'in yerini kimse dolduramaz: Hasarın faturası 1 Trilyon doları aştı”
Olası bir bölgesel savaşın Fats Körfezi'ndeki enerji kalbini yok etme riskine değinen Johnson, felaketin küresel boyutlarına dikkat çekti.
Dünyanın petrol arzının yüzde 20'sinin, LNG'nin yüzde 25'inin, kükürt ve üre arzının yüzde 25'inin, helyumun ise yüzde 40'ının bu küçük bölgeden sağlandığını hatırlatan Johnson, bu tesislerin vurulmasının küresel enflasyonu ve resesyonu doğrudan tetikleyeceğini ifade etti.
Enerji arzında Körfez'in alternatifinin bulunmadığını vurgulayan Johnson, uzman Carl Miller'ın son bilgi notuna atıfta bulunarak, “Bölge zaten şimdiden öyle bir boyutta hasar gördü ki; bu 1 trilyon doları aşan onarım maliyetiyle beş yıllık bir süreç gerektiriyor ve yakın zamanda çözülebilecek gibi de görünmüyor” tespitini paylaştı.
“ABD seçimlerinde iki parti de halka hizmet etmiyor”
Son olarak ABD iç siyasetine ve yaklaşan seçimlere değinen Johnson, Cumhuriyetçilerin ABD'yi kurtaracak tek güç olduğu yönündeki iddiaları “tamamen bir seçim kampanyası retoriği” olarak nitelendirdi.
Demokratların sosyalizm ve açık sınırlar gibi politikalarla harika bir alternatif sunmadığını belirten Johnson, Cumhuriyetçilere de sert çıktı:
“Cumhuriyetçiler tutulmayan vaatlerden ibaret ve adeta esir alınmış durumdalar. İlaç endüstrisinin, tarım endüstrisinin esiri hâlindeler. Amerikan halkı adına çalışmıyorlar; kurumsal çıkarlar doğrultusunda hareket ediyorlar.”
Programın sonunda “karamsar tablodan ötürü neşeli tarafını kaybettiğini” söyleyen eski CIA yetkilisi, “Bana kısaca felaket tellalı diyebilirsiniz” diyerek acı bir espri yaptı.
İlgili Haberler
Marib ve Babülmendeb DÜŞTÜ! (mü?)
06 Ekim 2026 18:42
Yemenli yorumcu: Suudilere tek bir damla petrol bile ihraç ettirmeyece…
06 Ekim 2026 12:10
Dr. Adimi: Suud ailesi, yüce dolara tapar; Bin Selman savaşı video oyu…
05 Ekim 2026 13:55
Yemen ve İran cephelerinde muhtemel senaryolar
04 Ekim 2026 23:45
