ABD savaş tehdidiyle İran’ı müzakereye mi zorluyor?
Washington’ın askerî yığınağı olası bir saldırıya hazırlık mı, yoksa İran’dan nükleer taviz koparmaya yönelik bir baskı aracı mı olarak kullandığı sorusu gündemde.
YDH- El-Ahbar yazarı Yahya Dabuk, İran’a karşı savaşın yeniden başlayıp başlamayacağına ilişkin tartışmaların, saldırının İsrail ve ABD seçimlerinden önce mi sonra mı düzenleneceği sorusuna indirgenmesini ele alıyor.
Dabuk’a göre bu yaklaşım, savaş kararının alındığı ve yalnızca tarihin belirsiz olduğu izlenimini yaratıyor. Oysa asıl anlaşmazlık, İran’la hangi şartlarda uzlaşılabileceği ve askerî yığınağın yeni bir savaşın hazırlığı mı yoksa müzakerelerde baskı aracı mı olduğu noktasında yoğunlaşıyor.
İran’a karşı savaş iki aşamada yürütüldü. İlk aşama, İsrail’in öncülüğünde ve ABD ile bölgesel aktörlerin desteğiyle 12 gün sürdü. İkinci aşama ise ABD’nin İsrail’in yanında doğrudan savaşa katılması ve bölgesel aktörlerin dolaylı rolleriyle 40 gün devam etti. Her iki aşama da ateşkesle sonuçlandı; ancak Washington, askerî kazanım olarak gördüğü sonuçları Tahran’dan siyasi ve nükleer tavizlere dönüştüremedi. O tarihten bu yana taraflar, sınırlı tırmanışlar ve karşılıklı misillemelerle “ne savaş ne uzlaşma” halinde.
Şimdi değişen nokta, özellikle ABD açısından rejim değişikliğinin önceliğini yitirmiş görünmesi. Washington’ın talepleri fiilen nükleer dosyaya daralırken, bu dosya müzakerelerin temel düğümüne dönüştü. ABD, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına çıkarılmasını ve uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını istiyor. Tahran ise uluslararası anlaşmalar çerçevesinde zenginleştirme hakkını koruyor; Hürmüz Boğazı’nı da başlı başına bir baskı aracına dönüştürmüş durumda.
Müzakerede önce kimin adım atacağı tartışılıyor
Anlaşmazlık yalnızca taleplerle sınırlı değil; taahhütlerin hangi sırayla yerine getirileceği konusunda da taraflar karşı karşıya. İran’ın yedi aşamalı planı, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve ablukanın kaldırılmasıyla başlıyor; ardından boğazın açılması, zenginleştirme faaliyetleri ve uranyum stokunun geleceği üzerine müzakerelerin yürütülmesini öngörüyor.
ABD ise herhangi bir müzakere öncesinde nükleer alanda taahhüt istiyor. Washington bu sırada iki hattı birlikte yürütüyor: askerî hazırlıklarını sürdürüyor ve savaş olmadan nükleer hedeflerine ulaşmasını sağlayabilecek İran önerilerine açık kapı bırakıyor. Bu çerçevede askerî saldırı, zenginleştirme ve uranyum stoku konusunda belirli tavizleri zorla elde etmenin bir yolu olarak gündeme geliyor.
Ancak önceki saldırı turları, hava harekâtlarının tesisleri tahrip edebildiğini veya faaliyetleri aksatabildiğini; buna karşılık teknik bilgiyi ortadan kaldıramadığını, zenginleştirme kapasitesini sona erdiremediğini ve depolanan malzemelerin akıbetini kesin biçimde belirleyemediğini gösterdi. ABD’nin bu talepleri garanti altına almasını sağlayabilecek tek seçenek olan kara harekâtı ise maliyeti ve riskleri nedeniyle Washington’ın hesapları dışında kalıyor.
Saldırı seçeneğinin sonucu belirsiz
Bu koşullarda Washington’ın önündeki seçenek, İran’ın ret tutumunun maliyetini artırmak için askerî kapasiteyi, liderleri ve enerji tesisleri dâhil altyapıyı hedef almak. Ancak böyle bir saldırının iki temel riski bulunuyor: İran’ın beklenen karşılığı çatışmayı genişletebilir ve ABD ile müttefikleri için maliyeti önceki turlardan daha da yükseltebilir. Ayrıca saldırıların Washington’ın istediği sonucu sağlayacağının garantisi yok.
Saldırı, makul bir maliyetle İran’ı geri adım atmaya zorlayacak ve kalıcı sonuç üretecek olsaydı, aylar süren “ne savaş ne uzlaşma” döneminde şimdiye kadar neden uygulanmadığı sorusu da gündeme geliyor. Gecikme, savaş seçeneğinin tamamen dışlandığı anlamına gelmiyor; ancak saldırının hedeflenen sonucu üretme kapasitesine ilişkin kuşkuları artırıyor.
Bu nedenle ABD’nin seçenekleri, sınırlı askerî baskıdan daha geniş çaplı savaşa uzanan kademeli bir çizgide şekilleniyor. Bu çizgide, saldırıyı İsrail’in gerçekleştirmesi ve Washington’ın doğrudan harekete geçmekten kaçınması da bir seçenek olarak öne çıkıyor. Böyle bir “yetkilendirme” ABD’nin siyasi maliyetini azaltabilir; ancak Tahran, saldırıyı düzenleyenle destekleyeni birbirinden ayırmayacağını açıkladı. Üstelik İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun kendi hesapları operasyonun kapsamını genişletebilir ve ABD’yi başlangıçta istemediği ölçekte bir çatışmanın içine çekebilir.
İlgili Haberler
Rızai: ABD taahhütlerini yerine getirmeden Hürmüz açılmayacak
22 Ekim 2026 12:07
İran, Hürmüz’de dört gemiyi vurduğunu açıkladı
22 Ekim 2026 11:34
İran: ABD’nin siyasi hedefleri ve savaşa katılanların altyapıları meşr…
22 Ekim 2026 02:41
Şikarçi: Trump ve Netanyahu ölüm bataklığından kurtulamayacak
22 Ekim 2026 01:29
