Son Dakika
İnşa

Foreign Affairs: İran’la savaşın bedeli daha da ağırlaşacak

23 Ekim 2026 12:05 Bu sayfayı yazdır

Foreign Affairs’teki analizde, enerji altyapısına yönelik saldırıların sürmesi halinde petrol fiyatlarının varil başına 150-200 dolara çıkabileceği ve küresel ekonomik krizin derinleşebileceği uyarısında bulunuldu.

Foreign Affairs: İran’la savaşın bedeli daha da ağırlaşacak
Foreign Affairs: İran’la savaşın bedeli daha da ağırlaşacak YDH
Yazı boyutu
100%
4 dk okuma

YDH- Foreign Affairs’te yayımlanan analizlerinde Richard Haass ve Carolyn Kissane, ABD’nin İran’a karşı askerî saldırı ve ekonomik baskı yoluyla sonuç alma politikasının başarısız olduğunu, çatışmaların enerji tesisleriyle sevkiyat güzergâhlarına yayılmasının küresel ekonomik kriz riskini büyüttüğünü savundu.

Yazarlar, Washington’ın İran’la; Suudi rejiminin ise Sanaa yönetimine bağlı Yemen ordusuyla ayrı ateşkes görüşmeleri yürütmesi gerektiğini belirtti.

Haass ve Kissane’e göre savaşın ilk altı ayında Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmasına rağmen enerji piyasaları bir süre ayakta kalabildi. Normal koşullarda boğazdan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık beşte biri geçiyordu. Körfez dışındaki üretimin artması, acil petrol stoklarının kullanılması, talebin gerilemesi ve Körfez ülkelerinin alternatif boru hatlarına yönelmesi arz kaybını kısmen telafi etti.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) martta acil rezervlerinden 400 milyon varil petrolün piyasaya sürülmesine karar verdi; ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada ve Guyana’nın üretimi de günde yaklaşık 1,4 milyon varil arttı.

Enerji tesisleri ve sevkiyat yolları hedefte

Yazarlar, enerji piyasalarındaki “görece” istikrarın savaşan tarafların bölgedeki başlıca tesislere yönelik geniş çaplı saldırılardan kaçınmasına bağlı olduğunu belirtti. Buna rağmen bölgedeki 80’den fazla enerji tesisi saldırılarda hasar gördü. Martta İsrail’in İran’daki Güney Pars gaz sahasını vurmasının ardından İran’ın Katar’daki Ras Laffan tesisine düzenlediği misillemenin, ülkenin LNG ihracat kapasitesinin yaklaşık yüzde 17’sini devre dışı bıraktığı kaydedildi. Tesisin tamamen işler hâle gelmesinin yıllar sürebileceği belirtildi.

Haass ve Kissane’e göre karşılıklı “itidal” artık aşınıyor. Analizde, eylül ortası itibarıyla Yemen ordusunun Babülmendeb çevresindeki konumunu güçlendirdiği; Muha limanı ile boğaz çevresindeki adaların da bu alan içinde bulunduğu bildirildi. Yemen güçlerinin temmuzda Suudi rejimine ait gemilere abluka ilan ettiği ve bunu insansız hava araçları, füzeler ve kısa menzilli silahlarla uygulama imkânı kazandığı vurgulandı.

Analizde ayrıca Irak’ta faaliyet gösteren İran’a yakın bir silahlı grubun insansız hava aracıyla Suudi rejiminin Doğu-Batı boru hattını vurduğu ve hattın geçici olarak devre dışı kaldığı aktarıldı. Suudi petrolünün önemli bölümünü taşıyan hattın kapanmasının, küresel arzın yaklaşık yüzde 4’üne karşılık gelen günlük milyonlarca varil petrolü piyasadan çekebileceği belirtildi. Yazarlar, onarımın günler ya da haftalar sürebileceği ve hattın yeniden hedef alınma riskinin devam ettiği uyarısında bulundu.

Analize göre Hürmüz ve Babülmendeb artık tankerler, özellikle Suudi petrolü taşıyan gemiler için güvenli değil. Petrol fiyatlarının ağustosta 70 dolar düzeylerinden eylülde 110 dolara yükseldiğini belirten yazarlar, yeni kesintilerin fiyatları varil başına 150, hatta 200 dolara çıkarabileceğini öne sürdü. Böyle bir tırmanışın dizel, LNG ve gübre arzını da aksatabileceği; taşımacılık, tarım, sanayi, elektrik ve ısınma maliyetlerini artırarak küresel resesyon riskini büyütebileceği kaydedildi.

Haass ve Kissane’den diplomasi çağrısı

Haass ve Kissane, piyasaları rahatlatmak için hızla devreye sokulabilecek önlemlerin büyük ölçüde tüketildiğini belirtti. Yeni üretim kapasitesi ile boru hatlarının oluşturulmasının yıllar alacağını, acil petrol stoklarının azaldığını ve talebi daha fazla düşürmenin ekonomik faaliyeti daraltacağını vurguladılar. ABD Stratejik Petrol Rezervi’nin 300 milyon varilin altına gerileyerek 1980’lerden bu yana en düşük seviyesine indiğini de aktardılar.

Yazarlara göre yaklaşık yedi aydır sürdürülen askerî saldırılar, yaptırımlar ve deniz ablukası Tahran’ı taviz vermeye zorlamadı. Donald Trump’ın İran’ı “yok etme” tehdidinin de bu sonucu değiştirmesi beklenmiyor. Bu nedenle Washington’ın mevcut baskı politikasını sürdürmek yerine diplomasiye dönmesi gerektiğini savundular.

Haass ve Kissane, İran’ın bağlantılı gruplarını ve füze-İHA kapasitesini sınırlamayan, buna karşılık yaptırımların kaldırılması ve 300 milyar dolarlık yeniden inşa fonu gibi tavizler içeren haziran mutabakatının yeniden yürürlüğe konmamasını önerdi. Yeni bir anlaşmanın enerji tesislerine yönelik saldırıları durduracak geniş kapsamlı bir ateşkes içermesini; İran’ın nükleer kapasitesini mevcut düzeyde tutması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini, dondurulmuş varlıkların bir bölümünün serbest bırakılmasını ve yeniden inşa desteği verilmesini savundu.

Yazarlar ayrıca ABD’nin İran gemilerine yönelik ablukayı kaldırmasını, İran’ın Hürmüz’de mayın döşemeyi ve tankerleri hedef almayı durdurmasını; boğazın yönetimi ve geçiş ücretleri için İran, Umman ve diğer Körfez ülkelerinin katılacağı çok taraflı bir mekanizma kurulmasını önerdi. Tahran’ın Sanaa yönetimine bağlı Yemen ordusunu durduramayabileceğini belirterek, Suudi rejiminin ayrı ateşkes görüşmeleri yürütmesini; olası anlaşmada Yemen güçlerinin siyasi sürece katılımı ve petrol gelirlerinden pay almasının ele alınmasını istedi.

Çin’in de İran’ı uzlaşmaya teşvik etmesi gerektiğini savunan yazarlar, ateşkesin enerji fiyatlarındaki yükselişi ve küresel ekonomik kriz riskini azaltabileceğini kaydetti.

İlgili Haberler