Son Dakika
İnşa

Netanyahu’dan muhalefete: Batı Şeria’da ilhak ve işgal uzlaşısı

02 Kasım 2026 08:33 Bu sayfayı yazdır

İsrail’de iktidar ve muhalefet partileri, Batı Şeria’nın geleceğine ilişkin farklı söylemler kullansa da Filistinlilere siyasi egemenlik tanımayan politikaları savunuyor.

Netanyahu’dan muhalefete: Batı Şeria’da ilhak ve işgal uzlaşısı
Netanyahu’dan muhalefete: Batı Şeria’da ilhak ve işgal uzlaşısı YDH
Yazı boyutu
100%
4 dk okuma

YDH- El-Ahbar yazarı Ahmed Abd, İsrail seçimleri sırasında işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyde Cenin’den güneyde Halil’e uzanan sokaklarının, yüz binlerce yerleşimcinin oylarını kazanma yarışı içinde “kanlı propaganda sahasına” dönüştüğünü yazdı.

Bu seçimde İsrail sağının kullandığı “Ya Filistin ya sağ” sloganı, Filistin meselesine ve özellikle Batı Şeria’nın geleceğine ilişkin yaklaşımını açıkça ortaya koydu. Bu yaklaşım, bir Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getirmeyi, Batı Şeria topraklarını ilhak etmeyi ve bölgeyi Doğu Kudüs’ten koparmayı, yerleşim projesinin önündeki tüm engelleri kaldırmayı hedefliyor. İsrail sağı bu yaklaşımını, Batı Şeria’yı “Büyük İsrail” dedikleri bölgenin ayrılmaz parçası sayan ve ilhakı, çatışmayı kesin biçimde sonuçlandırmanın “görevi” olarak gören Tevrat temelli dinî bir söylemle destekliyor.

Bu yönelim, görev süresi sona eren Benyamin Netanyahu hükümetinin kurulduğu koalisyon anlaşmasında açıkça ifade edildi. Anlaşmada, “Yahudi halkının İsrail Topraklarının tamamı üzerinde tartışmasız ve münhasır hakkı” bulunduğu belirtildi. Anlaşma ayrıca hükümeti, “İsrail Toprakları” olarak adlandırılan her yerde yerleşimleri geliştirmekle, Yahudi varlığını güçlendirerek işgal altındaki Kudüs üzerindeki denetimini pekiştirmekle, yerleşimci göçünü ve yeni yerleşimcilerin ülkeye yerleştirilmesini desteklemekle yükümlü kıldı. Batı Şeria’ya örtük bir gönderme olarak “Yahudi mirasına” daha fazla önem verilmesi de anlaşmada yer aldı.

Yerleşim ve ilhakı yasallaştırma

İsrail sağı bu yaklaşımını sahada hayata geçirmekte gecikmedi. Batı Şeria’daki yerleşimleri güçlendiren ve bölge üzerindeki İsrail “egemenliğini” yasallaştırmayı amaçlayan bir dizi yasa çıkardı. Önceki Knesset’in görev süresinin başında bu yönde 31 yasa tasarısı sunuldu. Aynı dönemde yerleşim ya da askerî üs inşası amacıyla Filistin topraklarına el konulması hız kazandı. Özellikle Ürdün Vadisi’nde ve Batı Şeria’nın kuzeyinde el konulan alanların büyüklüğü binlerce dönüme ulaştı.

Bunlara ek olarak hükümet, son iki buçuk yılda 41 bin 709 yerleşim biriminin inşasını onayladı. Bu, önceki altı yılda onaylanan toplam sayının yüzde 40 üzerinde. Son seçim kampanyasında aşırı sağcı liderler, propagandalarını Batı Şeria’daki yerleşimcilere yöneltti; Gadi Eisenkot’un liderlik ettiği blokun iktidara gelmesi halinde yerleşimcilerin bölgeden tahliye edilip 1948’de işgal edilen topraklara geri gönderilebileceği korkusunu körükledi.

Muhalefet de Filistin devletine kapıyı kapatıyor

Buna karşılık muhalefet partilerinin stratejik yaklaşımı, özellikle Filistin devletinin kurulmasına izin verilmemesi ve uygulanabilir bir uzlaşmaya yol açabilecek siyasi süreçlere girilmemesi bakımından, özünde sağın yaklaşımından farklı değil.

İsrail’deki sol kanatla ilişkilendirilen Yair Golan liderliğindeki “Demokratlar” Partisi, “Filistinlilerden sorumlu biçimde ayrılma” sloganını kullanıyor; Batı Şeria’nın ilhakına karşı çıkıyor ve bölge üzerinde kalıcı denetimi pekiştiren sürecin durdurulmasını savunuyor. Ancak “iki devletli çözüm”, bu partinin programında artık geçmişte olduğu gibi öncelikli bir yer tutmuyor.

Parti, yaşayabilir bir Filistin oluşumunun kurulmasını imkânsızlaştıran yerleşim genişlemesinin durdurulmasını ve Filistin Yönetimi’yle güvenlik koordinasyonunun güçlendirilmesini talep ediyor. Buna, Filistin Yönetimi’nin kurumsal ve siyasi açıdan “ıslah edilmesi” gerektiğini de ekliyor. Ancak parti, “gerektiğinde” İsrail ordusunun askerî faaliyetlerini sürdürme özgürlüğünde ve “yeni tehditlerin” ortaya çıkmasını önleyecek güvencelerde ısrar ediyor.

Gadi Eisenkot’un liderlik ettiği “Yashar” Partisi ise öncelikle “güvenlik ve strateji odaklı” bir yaklaşım benimsiyor. Parti, iki devletli çözümü desteklemiyor ve çatışmayı sona erdirmeye yönelik ayrıntılı bir siyasi plan sunmuyor. Bunun yerine, İsrail’in güvenliğini tehlikeye atabilecek seçeneklerden kaçınmayı öncelikli görüyor. Bu yaklaşımda, milyonlarca Filistinlinin ilhak edilmesinin doğuracağı demografik ve siyasi sonuçlara karşı sürekli ihtiyatlı olunması da öne çıkıyor.

Naftali Bennett liderliğindeki “Birlikte” Partisi ise açıkça Siyonist ve sağcı bir çizgi izliyor. Parti, stratejik öneme sahip gördüğü topraklardan çekilmeyi reddediyor; bu yaklaşım Batı Şeria için de geçerli. Bu siyasi çizgi müzakereler yerine, Filistinlilerin sivil özerkliğinin genişletilmesini ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini savunuyor. “Çatışmayı azaltma” yaklaşımı çerçevesinde çalışma, hareket ve hizmet alanlarında kolaylıklar vaat ediliyor; ancak Filistinlilere siyasi egemenlik tanınmıyor.

Bennett’in Kudüs ile Maale Adumim yerleşimi arasındaki E1 bölgesindeki tutumu da bu yaklaşımı yansıtıyor. Bennett, buradaki yerleşim inşasını İsrail’in coğrafi bütünlüğünü sağlayacak bir araç olarak destekliyor. Oysa bu bölgede yerleşimlerin genişletilmesi, Batı Şeria’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki Filistin bağlantısını kesme tehdidi taşıyor.

Avigdor Lieberman liderliğindeki “İsrail Evimiz” Partisi ise Oslo Anlaşmaları’nın başlattığı sürecin reddedilmesinde daha ileri gidiyor. Parti, anlaşmaların güvenliği sağlamakta ve istikrarlı bir uzlaşma üretmekte başarısız olduğu gerekçesiyle iptal edilmesini ve Filistin Yönetimi’nin dağıtılmasını savunuyor.

Bu çerçevede Lieberman, Filistin bölgelerinin yönetimi için alternatif bölgesel düzenlemelerin ele alınmasını istedi. Sunduğu taslakta siyasi, sivil ve güvenlik sorumluluklarının İsrail, Ürdün ve diğer Arap ve uluslararası taraflar arasında yeniden dağıtılması; Batı Şeria ile Gazze’nin yönetim düzenlemelerinde birbirinden ayrılması öngörülüyor.

Batı Şeria özelinde parti, C bölgesi üzerinde İsrail egemenliğinin dayatılmasını; A ve B bölgelerindeki günlük işlerin ve kamu düzeninin yönetiminin ise Ürdün’le işbirliği ya da konfederasyon biçiminde bir yapıya devredilmesini savunuyor. Bu bölgelerde güvenlik sorumluluğunun İsrail’de kalmasını istiyor.

İlgili Haberler