'Müftî'ler ve 'Fetva'lar
Fetvalara bu açıdan bakıldığında İslam dünyasında önde gelen Sünni liderlerin Hizbullah aleyhine değil fetva vermesi, mezhep ayrımı yapmaksızın İsrail’e karşı Hizbullah’ı desteklemesi
İsrail’in Lübnan’a saldırmasının ardından Dünya çapında manevi gelişmeyi temsil ettikleri düşünülen farklı eğilimli din adamları olaya ilişkin çeşitli tepkiler gösterdiler. Hıristiyan dini liderleri en azından “savaşı durdurun” çağrısında bulunurken[1] “Batı Şeria’da bulunan İsrail hahamlar şûrası, “Tevrat’ın savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülebileceğini söylediğini” iddia ederek İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’da sivillere yönelik saldırılarını arttırmasını istedi.”[2]
İsrailli hahamların fetvası İslam dünyasındaki İsrail aleyhtarı nefreti bir noktada toplama fonksiyonunu icra ede dursun; önde gelen Arap ülkeleri liderlerinin meseleye yaklaşımı bu nefretin kapsamını İsrail aleyhindeki düşmanlığı Arap liderleri de içine alacak şekilde genişletti. Öte yandan Şii Hizbullah hareketiyle ilgili Vehhabi ve Sünni çevreler hem birbirinden, hem de kendi içlerinde farklı tepkiler gösterdiler.
Şeyh Abdullah b. Cibrin
İbn Cibrin, Vehabi hareketinin Şeyh Abdurrahman el-Berrak'tan sonra dünyada önde gelen ikinci ismi olarak bilinmekte; Suudi Arabistan hükümetinin fetva kurulunda üst düzey yetkiler almış olan İbn Cibrin’in açıklamaları, Suudi Arabistan Haber Ajansı "SPA" tarafından yayınlanmaktaydı.
Çalışmaları Suudi Arabistan İslami İşler Bakanlığı tarafından finanse edilen Şeyh İbn Cibrin’in fetvası, fetvanın gündeme getirildiği atmosfer açısından önemliydi. Zira Suudi liderlerin açıklamaları sonrası resmi rejimi eleştiren ve Hizbullah hakkında “destekleyelim mi, desteklemeyelim mi” ikilemine düşen Suudi halkı –fetva ister o anda verilsin, ister daha önce verilsin- Suud resmi haber ajansı SPA tarafından yönlendiriliyordu: Hizbullah’ı desteklemeyin!
Söz konusu fetva, yalnızca Suudi rejimi destekleyen Vehabileri değil Suudi rejimi aleyhtarı çevreleri de etkilemiş; bu cümleden, el-Kaide örgütünü destekleyen ve bu örgütün eylemlerini yayınlayan Şeyh Muhammed el-Heydan'ın yönettiği "Nuru’l İslam" adlı site de bu fetvayı yayınlamıştı.
İbn Cibrin’in verdiği fetvada şu ifadeler yer alıyordu:[3]
"Bu Rafızî partiye (Hizbullah) yardım etmek haramdır. Onların liderliğinde hareket etmek de haramdır. Allah onlara yardım etsin ve güçlü kılsın diye dua etmek de haramdır."
Sünni Müslümanlara da nasihat eden İbn Cibrin şunları söylüyordu: "Ehl-i Sünnete nasihatimiz bu kimselerden beri olduklarını ilan etmeleri; onlara katılanları zelil kılmaları ve bu kimselerin İslam'a ve Müslümanlara düşman olduklarını ilan etmeleridir."
Fetvaya Anlamlı Tepkiler
- Sünni Kanat:
Hizbullah, aleyhine verilen fetvaya ilk tepkinin bir din âlimi tarafından verildiği düşünülse de ilk tepki Hasan Nasrullah’ın posterini taşıyarak gösteri düzenleyen Filistin halkından, Hamas ve İslami Cihad hareketinden pratik olarak gelmiş oldu.
Öte yandan Mısır İhvan-ı Müslimin lideri trendi gittikçe artan bir tepki verdi. İhvan lideri Muhammed Mehdi Akif, önce verilen fetvaları ve resmi Arap liderlerini kınadı. Sonra “cihada hazırlanın” dedi ve ardından son noktayı koydu: Hizbullah saflarında İsrail’e karşı savaşmak üzere 10 bin mücahit göndermeye hazırım!
Yine İhvan-ı Müslimin’in düşünürlerinden birisi olarak tanınan Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf el-Kardavi, el-Vefd gazetesine verdiği demeçte “Şiilerle Sünniler arasında bir fark bulunmamaktadır, Sünni Müslümanlar, Hizbullah’a Siyonistlere karşı sürdürdükleri bu kutsal savaşta yardım etmelidir” dedi. Konuşmasında Hizbullah’ın direnişini öven Kardavi, “Hizbullah savaşçılarının İsrail şerrini İslam topraklarından temizlemesini umduğunu” söyledi. [4]
İbn Cibrin ve onunla aynı doğrultuda açıklamada bulunan âlimlere bir diğer tepki de Tunuslu İslamcı düşünürlerden Raşid el-Gannuşi tarafından verildi. “Dünya'nın her yerindeki İslami direnişlere destek verilmesi gerektiğini söyleyen Gannuşi, "İslam ümmeti, âlimlerin önderliğinde hareket etmiyor. Bilakis birtakım âlimler, yönetimlerin memuru haline gelmiştir" diyerek tepkisini sert bir dille ifade etti.[5]
Bir diğer tepki de Cezayir Müslüman Âlimler Birliği’nden geldi. Cezayir Müslüman Âlimler Birliği Başkanı şeyh Abdurrahman Şeyban ve usul-i din bölümü uzmanlarından Dr. Ammar Ceydel, Suudi Arabistanlı bazı müftülerin Hizbullah’a destek verilmesini haram ilan eden fetvalarının siyasi olduğunu ifade ettiler.
Şeyh Abdurrahman Şeyban’ın sözlerini nakleden el-Bilad gazetesi, “yayınlanan fetvalara rağmen, Lübnan’daki İslami direnişi desteklemek, şer’i, ahlaki ve insani olarak vaciptir” diye yazdı.[6]
Her halükarda İbn Cibrin’in fetvasına en ilginç tepkiyi Suriye müftüsü Şeyh Ahmed Bedreddin Hassun verdi. el-Alam kanalına demeç veren Şeyh Bedreddin, bu tür ferdi fetvaların belirli odakların Müslümanlar arasında tefrika çıkarma noktasındaki siyasi hedeflerine hizmet ettiğini söyledi ve aynı din adamlarının Saddam, İran İslam Cumhuriyetine savaş açtığı zaman da aynı fetvaları verdiklerini hatırlattı:
“Biz o gün de İran İslam Cumhuriyetinin Şii mezhebi değil İslam ümmetini temsil ettiğini söylemiştik. Bu noktada Caferi mezhebine mensup olmalarının bir engel teşkil etmeyeceğini, zira dinin mezhebe değil, mezhebin dine hizmet etmesi gerektiğini belirtmiştik”[7] dedi.
Ezher Şeyhi Muhammed Tantavi ise Mısır Lideri Hüsnü Mübarek’in de bulunduğu bir hutbede Hizbullah’ın Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’ı “zihinsel rahatsızlıkla” suçlarken,[8] diğer yandan da el-Alam televizyonuna verdiği demeçte Lübnan direnişini destekleyerek çelişkili bir tavır sergilemiş oldu.[9]
- Vahabi Kanat:
Vahabilerin önde gelenlerinden Şeyh Abdullah b. Cibrin Suudi Arabistan’daki ulemayı da Suudi halkı gibi ikiye böldü. Kimi alimler, bu şartlarda ihtilaflı meselelerin tartışmasının zararlı olduğunu düşünürken kimi alimler de Hizbullah’ın sapık bir grup olduğunu söyledi. Kimi alimler ise daha ileri giderek Hizbullah’ın başarısızlığı için dua edilmesi gerektiğini savundu.
a) Ilımlı Kanat:
Cezire televizyonu’nun bildirdiğine göre Suudi Arabistanlı tebliğcilerden Selman Avda Hizbullah’ı destekledi ve “Şii’lerle tarihi ihtilafların böylesi bir vakitte gündeme getirilmemesi gerektiğini” ifade etti.
Yine Suudi Arabistanlı davetçilerden Şeyh Abdulaziz El-Kasssam, benzer bir tavır sergiledi. Reuters Haber Ajansı’na demeç veren Kassam, “Radikal Vahabiler sokağın halkın nabzını kaybetmiş durumda. Normal insanlar gibi İslam âlemi hakkında fikir yürütemiyorlar. Bilakis onlar yalnızca Vahabi dünyaları içerisinde fikir yürütebiliyorlar” dedi.
Kassam devamla “Saddam Hüseyin de olsa Hasan Nasrullah da olsa İsrail’e karşı tavır sergileyen her liderin halk tabanında destek bulacağını” söyledi.[10]
Şeyh Faysal el-Fevzan ise “Hizbullah’a, sadece İsrail’e karşı mücadelesinde dua edilebileceğini” söylemişti.[11]
b) Radikal Kanat:
Suudi Arabistan’ın önde gelen selefi âlimlerinden Şeyh Sefer Havali, “Hizbullah’a yardım etmek için dua etmenin ve İsrail’le savaşında Hizbullah’a herhangi bir destek vermenin haram olduğuna” dair fetva verdi.
Burathanews’un verdiği habere göre Şeyh Sefer Havali, Suud’un güneyindeki el-Menas şehrinde yaptığı konuşmada “İsrail’e karşı Hizbullah’ın zafer elde etmesi için dua etmenin haram olduğunu” söyledi.
Suudi Arabistan’da İsrail aleyhine gösteri düzenleyenlere de saldıran Şeyh Sefer Havali, “Şiilerin müşrik olduğunu” ifade etti.
Suud Selefilerinden Şeyh Ali b. Meşuf’un yönettiği “Ümmet’un İslam” adlı site de Şeyh Sefer Havali’nin bu fetvayı Nemas velayeti kadısı Şeyh Muhammed el-Mihna, birçok ileri gelen selefi âlim ve ilim talebeleri önünde verdiğini ve söz konusu fetvanın orada bulunanlar tarafından kabul gördüğünü ifade etti.
Diğer yandan Şeyh Nasır el-Amr gibi âlimler “Sünni Müslümanların ebedi düşmanı olması hasebiyle Hizbullah’a karşı olmanın farz olduğunu” ifade etti.[12]
İbn Cibrin Geri Adım Attı mı?
Geçtiğimiz günlerde Abdullah b. Cibrin’in Arabiya televizyonuna demeç verdiği ve “Hizbullah aleyhine fetva vermediği” birtakım haber kanalları tarafından iddia edildi. Haberi Türkçe'ye çeviren Dünya Bülteni Haber Merkezi, şu ifadelere yer veriyordu:
“Hizbullah aleyhine fetva vermedim
İslam dünyasında büyük tepkilere yol açan fetvadan dolayı dün el Arabiya televizyonuna konuşan Suudi Arabistanlı din adamı Şeyh Dr. Abdullah bin Cibrin, fetvasının eski olduğunu ve Hizbullah’ı içermediğini belirtti. Fetvasının 2002 yılına ait olduğunu belirten Cibrin, fetvasında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Aişe gibi İslam büyüklerine çirkin iddialar atfedenlerin sözlerini küfürle itham ettiğini söyledi. Cibrin, Şia’yı rafızi olsalar dahi tekfir etmediğini ancak İslam karşıtı gördüğü bazı sözlerini küfürle itham ettiğini bildirdi.
Bugünkü savaşın Yahudiler ile Hizbullah yani Yahudiler ile İslam arasında olduğunu belirten Cibrin, Hizbullah’ın zafer elde etmesi için dua ettiğini söyledi. Afganistan, Filistin, Lübnan ve sair ülkelerde cihad eden Müslümanların desteklenmesi gerektiğini ifade eden Abdullah bin Cibrin, İslam’ı ve Müslümanları ezmeye çalışan ABD ve Yahudilere karşı mücadelenin farz olduğunu açıkladı.”[13]
Söz konusu haberde Arabiya televizyonuna demeç veren İbn Cibrin, gündemi takip ederek açıklama ihtiyacı hisseden hassasiyet sahibi bir âlim izlenimini vererek okuyucuları sevindiriyordu. Acaba durum gerçekten böyle miydi?
Haberin altında verilen el-Arabiya televizyonuna ait linke girdiğimizde söz konusu televizyon kanalının Cibrin’in kendilerine demeç verdiğini değil Cibrin’in kendi sitesinden nakil yaptığını gördük.[14] Nitekim İbn Cibrin’in fetvası kendi sitesinde 15294 [15] numaraları fetva olarak yayınlanmışken, Arabiya televizyonu bu fetvanın numarasını yanlışlıkla 13118 olarak zikretmekteydi.
Dünya, fetvasıyla çalkalanırken ses çıkarmayan İbn Cibrin, kendisine bir soru sorulmadan konuşma ihtiyacı dahi hissetmiyordu. İbn Cibrin’in yeni fetvasına bakmak için resmi sitesine girildiğinde bu fetvasının da ilk fetvasından hiçbir farkının olmadığı görülüyordu.
“Fetva No: 15294
Fetvanın Konusu: Şeyh İbn Cibrin’e isnat edilen Lübnan Hizbullah’ına yardımla ilgili özel fetvaya cevap.
Soru: Lübnan Hizbullah’ıyla ilgili olarak bir internet sitesi size isnat ederek bir haber yayınladı. Bu fetvayı size isnat etmek doğru mudur?
Cevap: Bu eski bir fetvadır. Hicri 7.2.1423 tarihinde verilmiştir. Bu fetvayı yayınlayanların fetvanın ilişkili olduğu konuyu yayınlamaları gerekmektedir. Yayınlamadan önce araştırmaları; fetvayı veren kimseye başvurmaları gerekmektedir. Ta ki hükmünü ve bağlamanı öğrensinler. Bu fetva yalnızca Hizbullah denilen şeyle ilişkili değildir. Biz diyoruz ki: Hizbullah, kurtuluşa eren kimselerdir. Allah bu kimseler hakkında “İşte bunlar Allah’ın hizbidir. Kurtuluşa erenler Allah’ın hizbi değil midir?!” buyurmuştur.
Hangi mekânda olursa olsun Rafızîlere gelince; onlar Allah’ın hizbinden değillerdir. Zira onlar Ehl-i Sünnet’i tekfir etmektedirler. Onlar, bize İslam’ı ve Kuran’ı nakleden sahabeleri tekfir etmişlerdir. Ehl-i Beyt’le ilgili bir şey bulamadıklarından ötürü Kuran’a iftira atmakta; Kuran’ın tahrif edildiğini ve üçte birinden fazlasının eksik olduğunu iddia etmektedirler. Kendi imamları olan on iki imama dua ederek Allah’a şirk koşmaktadırlar. O fetvanın içeriği bundan ibarettir.
Eğer Allah’ın bir hizbi olursa, Lübnan’da veya başka İslam ülkelerinde Allah’a ve İslam’a yardım ederlerse biz bu kimseleri severiz, destekleriz, sebat etmeleri için dua ederiz. Şu an bahsettiğimiz ve fitne konusu olan, Hizbullah olarak adlandırılanlarla Yahudiler arasındaki savaş konusunda ise, bu savaşın ateşi gücü kuvveti olmayan mustazafları yakmışsa, deriz ki: Yahudilerin ortaya çıkardıkları fitne, Filistin’de başlattıkları savaş ve Lübnan halkına yönelik savaş, şeytani bir fitnedir.
Bu fitneyi çıkaran Yahudiler, İslam’ı ve Müslümanları ortadan kaldırmak ve Müslümanların beldeleriyle zenginliklerine kurulmak istiyorlar. Yahudilerin dileği budur. Ancak biz diyoruz ki: “Allah’ın nurunu dilleriyle söndürmek istiyorlar. Şüphesiz Allah nurunu tamamlayacaktır.” Bizler Allah’a dua ediyoruz: Her nerede olurlarsa olsunlar İslam’a ve Müslümanlara yardım etsin; Müslümanları için razı olduğu dine yöneltsin; korkularından sonra kendilerine güven versin. Zilletlerinden sonra izzet versin. Fakirliklerinden sonra zenginlik versin. Sözlerine hak üzere toplasın. Yahudilerin, Hıristiyanların ve Rafızîlerin hilelerini boşa çıkarsın. Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da ve diğer İslam ülkelerinde Müslümanlara saldıranların hilelerini de boşa çıkarsın…”[16]
Görüldüğü kadarıyla İbn Cibrin “Hizbullah aleyhine fetva vermedim” gibi bir ifade kullanmadığı gibi önceki fetvanın Hizbullah’ı içermediğini ya da Hizbullah’la ilgisinin olmadığını söylemiyordu. Bilakis "Bu Rafızî partiye (Hizbullah) yardım etmek haramdır” ifadesinin kendisine ait olduğunu kabul ediyor, öte yandan “fetvasının Hizbullah’ı içermediğini değil yalnızca Hizbulllah’ı içermediğini; bilakis tüm Şiileri kapsadığını söylüyordu.
Yapılan haberlerde İbn Cibrin’in açıklamasında Hizbullah için dua ettiği ve Arabiya televizyonunun da bunu naklettiği söyleniyordu. Oysa el-Arabiya televizyonu Abdullah b. Cibrin’in değil Melik Abdulaziz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Muhammed Musa Şerif’in “Ben bir mescid imamıyım. Her sesli namazda Lübnan ve Filistin’deki mücahitler için dua ediyorum” dediğini haber yapmıştı.
Son tahlilde İbn Cibrin’in sözlerinden anlaşılan geri adım attığı değil, bir adım daha ileri giderek tüm Şiileri itham altında bıraktığıydı. Haberin çevirisinde dikkat çeken Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Aişe isimleri de yine kışkırtıcı taktiğin yansımasıydı. Zira ne Arabiya televizyonunda ne de İbn Cibrin’in sitesinde bu isimler hiç geçmiyordu.
Sonuç
Fetvalara bu açıdan bakıldığında İslam dünyasında önde gelen Sünni liderlerin Hizbullah aleyhine değil fetva vermesi, mezhep ayrımı yapmaksızın İsrail’e karşı Hizbullah’ı desteklemesi ve bazı radikal Vehabi ulemanın en azından zaman ve mekân derinliğini gözetmeksizin hem Sünni hem de bazı Vehabi ulemaya muhalefeti söz konusuydu.
Öte yandan Hizbullah’ın İsrail’e karşı 2000 yılında elde ettiği başarısı sonrası tıpkı İran’ın ABD’ye karşı duruşunu değerlendirirken “gizli işbirliği” teorileriyle kamuoylarını tatmin etmeye çalışan çevrelerin fetvalarının artık kendi çevreleri tarafından da kabul görmemeye başladığı aşikâr oldu. Liderleri haberdar mı bilinmez, ama talebeler çoktan üstatlarını aklama kampanyasına başlamış durumda!
[1] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=860
[2] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=735
[3] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=751
[4] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=915
[5] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=910
[6] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=802
[7] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=937
[8] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=812
[9] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=946
[10] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=938
[11] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=953
[12] - http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=953
[13] - http://www.dunyabulteni.net/haber_detay.php?haber_id=4262
[14] - http://www.alarabiya.net/Articles/2006/08/08/26443.htm
[15] - http://www.ibn-jebreen.com/controller?action=FatwaView&fid=15294
[16] - http://www.ibn-jebreen.com/controller?action=FatwaView&fid=15294
