Savaşın birinci ayında kim hedefine daha yakın?

Şu ana kadar gelişen saha gerçekliği, İran’ın savaşta zayıflayan ve ateşkes için geri adım atmaya hazır olan değil, stratejik kazanımlar elde eden taraf olduğunu ortaya koyuyor.

ABD ve İsrail rejimlerinin 28 Şubat’ta İran’a dayattıkları savaş birinci ayını geride bıraktı. 

Geçen bir aylık sürede askeri sahadaki gelişmeler ve ateşkes şartları, hangi tarafın hedeflerine daha yakın olduğuna ilişkin ip uçları sunuyor.

İran, ateşkes için şu şartları ileri sürüyor:

1. Askeri saldırıların ve terör eylemlerinin durdurulması,

2. Savaşın yeniden İran’a dayatılmasını önleyecek somut güvence mekanizmalarının kurulması,

3. Savaş tazminatı: Savaşta uğranılan zararların garantili ve açıkça tanımlanmış şekilde ödenmesi,

4. Tüm cephelerde ateşkes: Savaşın tüm cephelerde ve bölgedeki tüm direniş gruplarını kapsayacak şekilde sona erdirilmesi

5. Hürmüz'deki egemenliğinin tanınması: İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik hakkının uluslararası düzeyde tanınması ve garantiler.

Amerikan rejimi, ateşkes konusunda henüz bağımsız bir perspektif ortaya koyabilmiş değil, bu konudaki yaklaşımı İsrail belirliyor.

İsrail rejiminin karar süreçlerine doğrudan yön veren düşünce kuruluşlarından İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS), “Principles for an Israeli Strategy to Address the Iranian Nuclear Threat at the End of the War”başlıklı bir rapor yayımladı. 

Raporda, İran’ın uranyum zenginleştirme altyapısının ve ilgili teknolojik yeteneklerinin “tamamen ortadan kaldırılması” gerektiği savunuluyor.

╰┈➤ Gabbard: İran 2025'ten beri uranyum zenginleştirmesi yapmadı

Rapor, savaşın İran’ın caydırıcılık kapasitesini zayıflattığı iddiasından hareketle, İsrail’in diplomatik ve askerî yollarla “nükleer statükonun geri döndürülemez biçimde değiştirilmesi” hedefini dayatması gerektiğini vurguluyor. 

INSS’ye göre İsrail rejimi, ateşkes için İran’ın yeraltı nükleer tesislerinin sökülmesini, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasını ve gelişmiş santrifüjlerin tamamen yasaklanmasını ön şart olarak belirlemelidir.

İran’la ABD arasında daha önce yapılan nükleer anlaşmanın artık geçersiz olduğuna ve İran’ın müzakereler sırasında ABD ve İsrail rejimlerinin saldırısına uğradığına dikkat çeken INSS, İran’ın müzakere süreçlerinde “yanıltıldığı” algısının diplomatik güveni ortadan kaldırdığını kabul ediyor. 

İran’ın nükleer teknoloji bilgi birikiminin düşük zenginleştirme seviyelerinden bile hızlı bir şekilde silah üretimine olanak tanıyacağına dikkat çekilen raporda, “denetim altında sınırlı zenginleştirme” modelinin terk edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

╰┈➤ İran: NPT'den çekilme zamanı gelmiştir

Yani İsrail artık İran’ın NPT anlaşması çerçevesinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetiminde nükleer programını sınırlı düzeyde bile sürdürmesini kabul etmiyor.  

 

Hayal ürünü talepler ve diplomatik çıkmaz

Raporun önerdiği çerçeve, savaş öncesinde ABD ve İsrail’in Tahran’a yönelik talepleriyle aynı. 

Hatırlanacağı üzere savaş öncesi yürütülen dolaylı müzakerelerde ABD ve İsrail tarafı, yalnızca nükleer faaliyetlerin sınırlandırılmasını değil, aynı zamanda İran’ın balistik füze kapasitesinin menzil bakımından daraltılmasını ve Devrim Muhafızları’nın tasfiyesini içeren kapsamlı talepler ileri sürüyordu.

Bu taleplerin, devlet egemenliği ve savunma doktrini bağlamında İran tarafından kabul edilmemesi üzerine 28 Şubat’ta İran’a karşı bir savaş başlatıldı.

INSS, savaşın hemen öncesinde yayımladığı raporlarda İran’da rejimin çok kırılgan olduğunu ve savaş durumunda Hürmüz Boğazı’nı kapatamayacağını iddia ediyordu.

Bugün yayımlanan yeni raporda ise İran’ın nükleer kapasitesinin “fiziksel olarak ortadan kaldırılması” için diplomatik ve askerî yolların sonuna kadar zorlanması gerektiği savunuluyor.

 

Saha gerçekliği ve stratejik denge

Peki ABD ve İsrail rejiminin savaş hedefleri ile INSS’nin öngörüleri saha gerçekliğiyle ne kadar uyumlu?

Şu ana kadar gelişen saha gerçekliği, İran’ın savaşta zayıflayan ve ateşkes için geri adım atmaya hazır olan değil, stratejik kazanımlar elde eden taraf olduğunu ortaya koyuyor.

Amerika-İsrail tarafı aslında savaşın henüz 2. günündeyken ateşkes istemeye başladı. 

Amerika'nın ''İran'ın, Umman aracılığıyla Washington ile temas kurulduğunu'' iddia etmesi üzerine, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, ''ABD ile müzakere etmeyeceğiz.'' demişti.

 

1. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve küresel enerjide belirleyicilik

İran, küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı daha savaşın ilk haftasında tamamen kontrol altına aldı.

╰┈➤ İran: Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolümüz son derece akıllı ve güçlü

Bu, yalnızca askerî bir başarı değildi; zira bu adım ile İran aynı zamanda küresel ekonomi üzerinde stratejik bir baskı aracı haline geldi.

Sadece petrol değil, doğal gaz arzı da ciddi şekilde kesintiye uğradı. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) gelen LNG arzı, 1 Mart’tan bu yana günde 300 milyon metreküpten fazla düşüş yaşadı. Bu durum, İran’ın enerji piyasalarını bir siyasi silah olarak kullanma kapasitesini gözler önüne seriyor.

────────────────────────

ABD, İran karşısında Vietnam’dakinden daha zayıf bir tablo çiziyor

ABD’nin İran’a karşı savaşı: 'Rejim değişikliğinden' yenilgisiz çıkış arayışına

Trump, İran savaşını nasıl kaybetti?

 

2. Asimetrik savaş stratejisi ve ekonomik yıpratma

İran, savaşı geleneksel bir askerî çatışmanın ötesine taşıyarak ekonomik yıpratma stratejisi izliyor. Düşük maliyetli kamikaze İHA’ları ve füzelerle, Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini, veri merkezlerini ve kritik sivil altyapıyı vuruyor.

Maliyet orantısızlığı, bu stratejinin en dikkat çekici boyutunu oluşturuyor:

İran’ın bir Şahid İHA’sının maliyeti: Yaklaşık 20 bin dolar. Buna karşı kullanılan Patriot PAC-3 MSE hava savunma füzesinin maliyeti ise 3,85 ila 5,2 milyon dolar. 

╰┈➤ İran, Amerika'ya kışı getirdi: ABD'nin bölgedeki radarlarının yenilenmesi 8 yıl alacak

İran’ın 80 bin Şahid stokuna sahip olduğu iddiası dikkate alındığında, bu saldırıları yalnızca Patriot füzeleriyle savunmanın maliyeti 240 ila 400 milyar dolar arasında hesaplanıyor. 

ABD’nin yıllık Patriot üretim kapasitesinin yaklaşık 650 adet olduğu belirtiliyor. Bu durumda Amerikan rejiminin bu stokun tamamını karşılaması için 123 yıl gerekiyor. 

Bu veriler, İran’ın savunma sanayileri üzerinde yarattığı sürdürülemez mali yükü açıkça gösteriyor. 

Yani ABD ve İsrail’in yıldırım harekatıyla zafere, İran’ın ise zafer için yıpratma savaşına ihtiyacı var. İsrail ve ABD yüz metre koşusu temposuyla savaşı başlatmış olsa da İran bunu bir maratona çevirdi ve hangi tarafın nefesi erken tükenirse o yenilmiş olacak.  

 

3. Saldırıların başarı oranı 

ABD ve İsrail rejimi İran’ın füze ve İHA stoklarının üçte birini imha ettiğini iddia ediyor. Buna karşın İran saldırılarının isabet oranı savaş ilerledikçe artıyor. Açık kaynak verileri, İran’ın vuruş başarısının 10 Mart’tan bu yana iki katından fazla arttığını gösteriyor.

Bu durum, İran’ın taktik değiştirerek daha az sayıda ancak daha etkili saldırılar düzenlemeye geçtiğini gösteriyor. 

╰┈➤ Devrim Muhafızları'ndan Gerçek Vaat 4 operasyonunda 88. dalga

Uzmanlar, İran’ın hâlâ binlerce balistik füze ve on binlerce İHA rezervine sahip olduğunu, bunların yer altı fabrikalarında üretiminin sürdüğü ve yer altı “füze şehirlerine” erişimini koruduğunu belirtiyor.

 

4. ABD’nin bölgesel askeri altyapısı tahrip oldu

Savaşın ikinci ve üçüncü haftasında, İran’ın saldırıları ABD’nin bölgedeki askerî altyapısında ciddi tahribata yol açtı. 

28 Mart’ta Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne düzenlenen saldırıda 12 Amerikan askeri yaralandı. ABD-İsrail rejimleri sıkı sansür politikası ile kayıplarını gizlese de savaşın başlangıcından bu yana yaralanan ABD askerlerinin sayısının 300’ü aştığı itiraf edildi.

╰┈➤ NYT: İran Amerikan üslerini harabeye çevirdi

Ayrıca, İran’ın saldırıları yalnızca askerî hedeflerle sınırlı kalmadı. ABD’nin tüm dünyada 8 tane olan THAAD hava savunmasının 4’ü İran tarafından imha edildi. Amerikan rejimi, Güney Kore’deki THAAD bataryalarını bölgeye taşıma kararı aldı. Amerika'nın bölgedeki askeri altyapısının tahrip olması, İsrail savunmasını da büyük ölçüde zayıflatıyor.

 

5. İsrail’in iç güvenlik algısının çöküşü

INSS’nin öngörülerinin aksine, İran’da değil, İsrail iç cephesindeki sivil halk üzerinde ciddi bir güvenlik travması yaşanıyor. 

İran’ın balistik füzeleri, İsrail’in gelişmiş hava savunma sistemlerini aşabiliyor. İsrail’in en korunan tesislerinden biri olan Dimona Nükleer Araştırma Merkezi’ne yakın hedefler vuruldu onlarca kişi öldü veya yaralandı.

╰┈➤ İsrail medyası bile İsrail askeri sansüründen 'şikayetçi'

Rejim sansür gereği duyurmasa da İran’ın füze saldırıları sebebiyle kayıpları giderek artıyor ve kendi toplumu da bunu biliyor.

İran’ın ayrıca küme savaş başlıkları kullanarak nüfus merkezlerini hedef alması, İsrail’in hava savunmasında yeni zafiyetler oluşturdu.

Bu tür füzelerin atmosfer dışında imha edilmesi için kullanılan Arrow 3 füzeleri ise hem pahalı hem de sınırlı sayıda.

 

6. ABD ve İsrail’in ve bölgesel yalnızlığı

ABD ve İsrail’in savaş hedeflerinin aksine, uluslararası alanda beklenen koalisyon oluşamadı. İspanya, Şili, Rusya, Çin, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır gibi ülkeler savaşa ilişkin kaygılarını dile getirdi. ABD’nin askerî harekâtına destek vermedi. ABD ve İsrail rejiminin müttefiki olan Batılı rejimler ise İran’ın ateş gücünden çekindikleri için ABD rejiminin tüm ısrarına rağmen savaşa dahil olmadı.

╰┈➤ The Guardian: Körfez, Trump’a artık güvenmiyor

Özellikle 3 Mart’ta Minab’da bir okulun vurulması sonucu 170’ten fazla kız çocuğunun katledilmesi, ABD rejiminin savaş ahlakının ciddi şekilde sorgulanmasına neden oldu. Pentagon, çok daha ileri bir adım ataraj sivil zararını önleme ofisinin bütçesini %90 oranında kesti, böylece bu tür trajedileri önleme niyetinde olmadığını açıkça gösterdi.

Bu veriler ışığında, INSS raporunun temel aldığı “İran’ın caydırıcılığının çöktüğü” varsayımının saha gerçekliğiyle uyuşmadığı; aksine İran’ın Hürmüz kontrolü, ekonomik yıpratma stratejisi, füze-İHA savaşındaki maliyet avantajı ve bölgesel altyapıya verdiği zararlarla savaşın gidişatını belirleyen asli taraf olduğu açıkça görülüyor.

Bu tablo, INSS’nin savaş öncesindeki “İran Hürmüz’ü kapatamaz” öngörüsünün tam aksine bir stratejik üstünlük resmi çizerken, raporda öne sürülen “nükleer programın tamamen ortadan kaldırılması” hedefinin uygulanabilirliğine dair de ciddi soru işaretleri doğuruyor.

────────────────────────

Direniş ve sokak birleşti: İran’da yeni denge 

‘Kazandık’ söylemi çöktü: ABD İran’da çıkış yolu arıyor

Prof. Merendi: İran ve müttefikleri topyekûn bir kara savaşına 25 yıldır hazırlanıyor

 

Sonuç: Hayal ürünü hedefler ile saha gerçekliği arasındaki açı

INSS raporu, İsrail rejiminin savaş sonrası dönemde nükleer dosyada geri dönüşü olmayan bir kazanım elde etme hedefini yansıtıyor. 

İran’ın yeraltı tesislerinin sökülmesi, zenginleştirilmiş malzemenin yurt dışına çıkarılması ve sınırsız denetim mekanizması gibi talepler, İran’ın savunma doktrininin temel unsurlarını hedef alan gerçeklikten uzak bir çerçeve sunuyor.

Ancak savaşın başından bu yana oluşan saha gerçekliği, İran’ın askerî ve stratejik kapasitesinin INSS’nin savaş öncesi öngördüğü gibi kırılgan olmadığını gösterdi. 

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hâkimiyeti, ABD’nin bölgedeki askerî altyapısını kaybetmesi ve İsrail’e yönelik koruma şemsiyesinin zayıflaması, İsrail tarafının müzakere masasında elini güçlendirecek bir saha gerçekliğinden ziyade, ABD ve İsrail rejiminin hayal ürünü hedeflerin gerçekleşmesini engelleyen yeni bir stratejik dengenin ortaya çıktığını işaret ediyor.

Bu şartlar altında INSS’nin “nükleer programın fiziksel olarak ortadan kaldırılması” ön şartı, ateşkes sürecini mümkün kılmaktan çok çıkmaza sürükleyecek bir kriter olarak gözüküyor.

────────────────────────

Savaşın ilk haftasında hedeflerine kim daha yakın?



Makaleler

Güncel