''Hizbullah, Siyonist varlığı yangınla kuşatıyor''

img
''Hizbullah, Siyonist varlığı yangınla kuşatıyor'' YDH

El-Meyadin'den Ahmet Abdurrahman, Siyonist varlığa karşı farklı etnisitelere mensup olsalar da birleşerek mücadele eden halkları ve Hizbullah'ın işgalciyi hepten ortadan kaldıracak tereddütsüz direnişini ele aldı.




YDH- El-Meyadin'de Ahmet Abdurrahman imzasıyla yayımlanan makale, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın 3 Kasım 2023'teki konuşmasını yeniden gündeme getirdi. 

Yazar, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu ile patlayan savaşta, Gazze Şeridi savunmasına katılan Hizbullah'ın rolünü Nasrallah'ın belagati ile inceledi.

Makalede, İsrail ve ABD tarafından Siyonist devletin en tehlikeli sınır düşmanı olarak görülen Hizbullah'ın Direniş Ekseninin bölgedeki en önemli kollarından biri olduğu ifadesine yer verildi. 

Yazara göre, devam eden Siyonist saldırıların ardından bölgede çıkabilecek herhangi bir geniş çatışmada belirleyici ve etkili bir rol oynaması beklenen Hizbullah'ın Genel Sekreteri'nin konuşması Direniş Ekseni'nin hem İsrail savaşına hem Aksa Tufanı operasyonuna ilişkin bakış açısını ortaya koyuyordu.

Seyyid Nasrallah söz konusu konuşmasında, Lübnan cephesinin Gazze Şeridi'ni desteklediğinin açık bir göstergesi ve Hizbullah'ın İsrail'in zaferine ya da Direniş'in, özellikle de Hamas hareketinin yenilgisine izin vermeyeceği de dahil olmak üzere çeşitli noktalara odaklanmıştı.

Yazar Ahmet Abdurrahman, makalesinde Hizbullah'ın bu savaşta nasıl hareket ettiğini gözlemleyenlere dönerek Hizbullah'ın yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini not edebilecekleri tavsiyesini veriyor. 

Makalede, Hizbullah'ın son askeri eylemlerinin, savaş sırasında gelişen çok çeşitli savaş stratejilerini içeren yerleşik askeri taktiklere uygun olduğu belirtiliyor.

Siyonist düşman tarafından çatışmanın başından beri belirlenen kırmızı çizgilerin ihlali olan ve düşman kuvvetleri arasında kafa karışıklığı yaratan Hizbullah, temposu her an yükselen çok bileşenli bir modern savaş taktiği ortaya koyuyor.

Yazar tekrar Nasrallah'ın konuşmasına dönerek ''Seyyid Nasrallah'ın o zamanki konuşması ve sonraki konuşmalarıyla tam bir uyum içinde, yüksek operasyonel esnekliğe sahip, gerektiğinde ve bu eylemlerle ulaşılacak hedeflere göre yüksek veya düşük bir savaş temposunu sürdüren mükemmel bir modern askeri taktiktir.'' diyerek makalesini sürdürüyor. 

Birkaç hafta öncesine kadar Hizbullah, düşmanın Hermel ve Baalbek başta olmak üzere Lübnan-Filistin sınırından 100 km'den daha uzak bölgelere ulaşan genişletilmiş hava bombardımanı operasyonlarına, Kiryat Şamona, Celile, işgal altındaki Suriye Golan'ı ve Miron hava üssünü vuran ağır roket atışlarıyla ve güdümlü füzelerle onlarca Siyonist askeri mevziyi hedef alarak karşılık veriyordu.

Bu durum son dört hafta içinde, özellikle de işgal ordusunun kuşatma altındaki şeridin güney ucundaki Refah kasabasına saldırarak yerinden edilmiş Filistinlilere karşı suç işlemesi, yüzlerce ölüm ve yaralanmayla sonuçlanmasının yanı sıra kuşatma altındaki şerit ile dış dünya arasındaki tek hayati bağlantı olan Refah geçişini işgal etmesinin ardından değişti.

Bu durum, insani yardımın bu kapıdan girişinin neredeyse tamamen durmasına yol açarak şeridin tüm bölgelerinde, özellikle de abluka ve yoksullaşmadan en çok etkilenen kuzeyde kıtlık korkusunu yeniden alevlendirdi.

Hizbullah'ın stratejisindeki ya da savaş taktiklerindeki bu değişiklik, hem gözetleme ve casusluk cihazları ve Demir Kubbe bataryaları gibi askeri yetenekler açısından hem de Lübnan ile işgal altındaki Filistin arasındaki uzun sınır boyunca yayılmış çok sayıda askeri üste bulunan asker ve subaylar açısından düşman kayıplarının artmasına neden oldu.

Sadece bu da değil, Hizbullah'ın hava savunma güçleri daha fazla İsrail insansız hava aracını, özellikle de İsrail hava kuvvetlerinde 'Kochav' (yıldız) olarak bilinen 'Hermez 900'ü düşürmeyi başardı.

İşgal ordusunun cephaneliğindeki en etkili İHA'lardan biri olan bu İHA, 40 saat boyunca kesintisiz uçabiliyor ve dört adet AGM-114 Hellfire havadan karaya füze ya da uçak ve insansız hava araçlarını engellemek için kullanılan AIM-92 Stinger havadan havaya füze taşıyabiliyor.

Ayrıca, hedeflere saldırmak, saldırılar, infazlar ve özel operasyonlar yürütmek için kullanılan GBU-12 Paveway lazer güdümlü bombalar veya JDAM bombaları taşıyabilir.

El-Meyadin'deki makaleye göre, Hizbullah, dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden birine sahip olmasına rağmen bu insansız hava araçlarıyla baş edemediğini kanıtlayan işgalci orduyu şaşırtarak hassas İsrail hedeflerine saldırmak için çok çeşitli insansız hava araçları kullandı.

Bu sistemler tarafından ateşlenen her bir füzenin yüksek maliyetine dikkat çekmek gerekir ki bu da savaşın maliyetini daha önce görülmemiş seviyelere çıkarıyor.

İsrail medyasına göre, Hizbullah'ın yakın zamanda insansız hava araçlarıyla saldırmaya çalıştığı yüksek profilli hedeflerden biri, 'İsrail'in' en önemli üç hava üssünden biri olan 'Ramat David' hava üssüydü.

Bu üs, üç filo savaş uçağı (AS-565, F-16C ve F-16D) ve 1100'den fazla askerin görev yaptığı bir askeri havaalanına ev sahipliği yapıyor.

Jezreel Vadisinde, Megiddo yerleşiminin yakınında, Hayfa'nın güneyinde, Lübnan sınırına 45 km'den fazla mesafede bulunan Kibbutz Ramat David'in yakınında yer alıyor.

Lübnan'daki İslami Direniş operasyonlarının hızındaki bu kayda değer artış ışığında, 'İsrail'deki siyasi ve askeri düzeylerde, özellikle de kuzeydeki yerleşimcilerle birlikte 'İbrani devletindeki' emekli Siyonist generaller ve muhalefet liderlerinden büyük bir eleştiri dalgası ortaya çıktı.

İsrail muhalefeti ve generaller, öfkelerini Netanyahu ve savaş kabinesinin yanı sıra kuzey cephesine sürekli ziyaretler gerçekleştiren ve işgal ordusunun Lübnan topraklarında geniş çaplı bir askeri operasyon başlatma olasılığı konusunda bir dizi üst düzey tehditte bulunan savunma bakanı ve genelkurmay başkanına yöneltti.

Bu operasyonun amacı Hizbullah saldırılarını durdurmak ve seçkin Rıdvan güçlerini Litani Nehri'nin ötesine itmek, tüm kuzey yerleşimlerinin güvenliğini sağlamak ve böylece yerleşimcilerin geri dönmesine izin vermek olacaktı.

Ancak bu tehditler İsrail'in önde gelen medyasındaki Siyonist yorumcular tarafından alaycı ve küçümseyici bir şekilde karşılandı.

Bu yorumcular, Hizbullah'ın sanayi tesislerine, özellikle de Siyonist devlete yılda milyarlarca dolar kazandıran teknoloji şirketlerine saldırması halinde 'İsrail'e' çok büyük insani ve ekonomik kayıplara mal olacak ve 'devletin' ekonomisinin çökmesine yol açabilecek bu gerçekçi olmayan yolun izlenmemesi konusunda uyarıda bulunurken, bunları pervasız bir girişim olarak değerlendirdi.

İsrailli askeri analistler, işgalci ordunun Gazze Şeridi'nde karşı karşıya kaldığı açık çıkmazı kabul ediyor.

Hedeflere ulaşılamaması, sivil kayıplar ve altyapı yıkımıyla sonuçlanan aşırı güç kullanımıyla birlikte, BM ajanslarına göre Gazze'yi yaşanmaz hale getirdi.

Sürekli başarısızlıkların damgasını vurduğu bu çıkmaz, düşmanın başbakanını Gazze'deki aksaklıkları telafi etmek ve yerleşimciler arasında hakim olan kaygı durumunu hafifletmek için Lübnan'da riskli adımlar atmaya sevk edebilir.

Birçok Siyonist askeri uzmana, eski başbakanlara ve İsrail'deki çeşitli güvenlik kurumlarının liderlerine göre, düşmanın yaklaşan İsrail operasyonundaki olası eylemleri önemli riskler oluşturuyor.

Bu riskler potansiyel olarak işgalci devletin kalan caydırıcılık kapasitesinin çökmesine ve devleti durdurulamaz bir güç olarak tasvir eden anlatının parçalanmasına yol açabilir. 

Düşman tarafından düşünülen stratejilerden biri, sınıra yakın Lübnan kasaba ve köylerinde muhtemelen bir kara manevrasıyla sınırlı bir askeri operasyonu içeriyor.

Bu bölgeler son zamanlarda ağır topçu ateşi ve hava bombardımanı altındaydı ve amaç buralardan atıldığı düşünülen kısa menzilli roketlerin fırlatılmasını durdurmaktı.

Ayrıca operasyon, Lübnan-Filistin sınırı boyunca çeşitli casusluk merkezlerini koruyan mürettebatı hedef alan tanksavar ve yapı karşıtı füzelerle yapılan saldırıları azaltmayı amaçlayabilir.

Yazar, bu merkezlerin, komuta ve kontrol tesisleriyle birlikte Direniş'in füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı savunmasız olduğunu vurguluyor.

Düşmanın bu sınırlı operasyona devam etmesi halinde ekipman ve personel açısından önemli kayıplar vermesi bekleniyor.

Makalede şu ifadelere yer verildi: ''Düşman bu sınırlı operasyonu gerçekleştirirse, özellikle de Hizbullah'ın Merkava tanklarını hurda metale dönüştürebilecek modern tanksavar sistemlerine sahip olduğu düşünüldüğünde, büyük ekipman ve asker kayıplarıyla karşı karşıya kalacaktır ki bunu Temmuz 2006'da Bint Cubeyl, Ayta’ş Şaab, Marun er-Ras, ve diğer güney kasabalarında daha küçük ölçekte gördük.''

Yazara göre, işgalci 'devlet' kendisini her taraftan gelen büyük bir saldırı dalgasının ortasında bulacak.

ABD kaynakları birkaç gün önce Hizbullah'a yönelik geniş çaplı bir askeri operasyonun tüm bölgeyi ateşleyeceği ve 'İsrail'in daha önce görülmemiş sayıda füze ve insansız hava aracıyla karşı karşıya kalacağı ve on binlerce İsraillinin güvenli sığınaklar aramak üzere 'İsrail'i terk edeceği uyarısında bulundu.

Yazar ayrıca, İsrail ekonomisinin temelini oluşturan önemli sermaye ve işletmelerin kaçışı söz konusu olacak, bu da ABD veya Batılı ortaklarından alabileceği tüm desteğe rağmen İbrani 'devletinin' ekonomisinin çöküşüne kaçınılmaz olarak yol açacağını belirtti.

Tüm bunların ötesinde, böyle bir savaş Hizbullah'ın işgal altındaki Filistin'in kuzeyinde, özellikle de Celile bölgesinde, düşman ordusunu çok sayıda askeri ve casusluk üssüne ev sahipliği yapan en gelişmiş bölgelerinden birinden mahrum bırakacak olan bölgeleri işgal etme planlarının uygulanmasını hızlandırabilir.

Söz konusu makale, Direniş'in genel olarak Lübnanlıların, özel olarak da güneylilerin hayatında münferit bir olay olmayan ''direniş'' kavramını inceleyerek halkların haklı ve meşru davalarının yanında yer aldıklarını ve hiçbir zaman düşmanların ya da yabancıların tarafında olmadıklarını vurguluyor.

Ahmet Abdülrahman, kendi içlerindeki pek çok farklılığa ve bu çok etnikli toplumu oluşturan çeşitli mozaiğe rağmen, mazlumların davalarını, özellikle de Filistin halkının haklı davasını destekleme taahhütlerine sadık kalan Direnş Ekseni üzerine yazdığı makaleyi şöyle sonlandırıyor: 

Sedir ağaçları ve ulu dağlarıyla bilinen ülkenin hem güney hem de kuzey bölgelerinde yaşayan Sünni ve Şii Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Dürzilerden oluşan aziz sakinleri, tereddütsüz bir şekilde Direniş'in yanında yer almaya devam edecektir. Allah'ın yardımıyla nihai zafere ulaşana kadar her türlü zorluk karşısında onurlarını ve asaletlerini koruyacaklardır.

 



Makaleler

Güncel