"Sahadaki gerçeklik, işgalcinin yalnızca bugünden değil, Oslo’dan bu yana Filistin devletinin kurulma imkanını ortadan kaldırdığını kanıtlıyor."
YDH - Siyonist rejimin onayladığı yeni yerleşim planları, Kudüs ve Batı Şeria arasındaki coğrafi bütünlüğü yok ederek 1967 sınırlarını fiilen ortadan kaldırmayı hedefliyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Eyhem es-Sahli'nin değerlendirmesine göre Oslo Anlaşması ile belirlenen idari sınırları ve uluslararası kararları yok sayan bu hamleler, Filistin topraklarını doğrudan "İsrail devlet mülkü" olarak tescil etme sürecini hızlandırıyor. Özellikle Ekim 2023 sonrası ivme kazanan bu genişleme politikası, Filistin yönetimini işlevsiz bir belediye yapısına indirgerken bağımsız bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini sahadaki gerçeklerle tamamen ortadan kaldırıyor.
İsrail işgal hükümeti, önceki gün önümüzdeki yıllarda hayata geçirilmesi planlanan ve işgal altındaki Kudüs'ün kuzeyinde 2 bin 780 konut inşasını içeren yerleşim planını onayladı.
Resmi söyleme göre bu plan, şehrin kuzeyindeki Adem yerleşim birimini genişletmeyi hedefliyor. Ancak söz konusu proje, yeni yerleşim birimleri ile Kudüs'te halihazırda var olan yerleşimler -özellikle de Neve Yaakov'daki Haredi yerleşimi- arasında coğrafi bir bağ kurarak, işgal belediyesinin kontrol alanını 1967 sınırının ötesine taşımayı amaçlıyor. Yeni mahalleye giden yolun Neve Yaakov'dan başlayıp yine oraya döneceği belirtiliyor.
Karara göre mahalle, Adem yerleşimi yakınındaki araziler üzerine kurulacak; oysa halihazırda iki bölgeyi birbirine bağlayan doğrudan bir yol bulunmuyor ve aralarında bir köprü kurulması öneriliyor.
Bu yeni hamle, işgal hükümetinin 8 Şubat'ta onayladığı, Batı Şeria ve Kudüs’ün siyasi ve güvenlik açısından ilhakını öngören daha kapsamlı kararların bir parçası.
Söz konusu kararlar, Sivil İdare’ye bağlı infaz birimlerinin yetki alanını, Oslo Anlaşması uyarınca Filistin sivil yönetiminde olan ve Batı Şeria’nın yüzde 40'ını oluşturan "A" ve "B" bölgelerini de kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefliyor.
Yeni düzenlemelerle birlikte İsrail; miras alanlarını, eserleri, çevreyi ve su kaynaklarını koruma adı altında, arkeolojik sit alanına veya çevreye zarar verdiğini ya da su yönetmeliklerini ihlal ettiğini düşündüğü yerlerde yıkım veya inşaat durdurma emirleri çıkarabilecek.
Bu yetki, aynı anlaşma uyarınca daha önce yalnızca işgalci rejimin idari ve güvenlik kontrolündeki "C" bölgelerinde uygulanıyordu.
Kudüs’le bağlantılı bu plan, aynı zamanda 1967 işgalinden bu yana türünün ilk örneği olan "Batı Şeria arazilerinin mülkiyet tespiti" planının somut bir yansıması niteliğinde.
Filistin topraklarını "İsrail devlet mülküne" dönüştürmeyi amaçlayan bu girişim, Filistin arazilerinin İsrail tapu siciline (Tabu) kaydedilmesine izin verdiği için uluslararası kararlarla tamamen çelişiyor.
Böyle bir tescil gerçekleştiği takdirde, Kudüs dahil bazı bölgelerde Filistinlilerin topraklarına el koyma girişimleri sırasında bazen yapıldığı gibi, İsrail mahkemelerine veya İsrail Yüksek Mahkemesi'ne itiraz etmek imkansız hale gelecek.
Yeni proje ve beraberindeki diğer kararlar, İsrail’in 1948’de işgal edilen topraklarda uyguladığı yasaları, 1967’de işgal edilen topraklarda da fiilen yürürlüğe koymaya başladığını teyit ediyor.
Sahadaki gerçeklik, işgal hükümetinin 15 Mayıs 1948 öncesindeki manda yönetimindeki Filistin topraklarının tamamını, bu tarihte kurulan kendi varlığına bağlı topraklar haline getirdiğini gösteriyor. Sonuç olarak İsrail, ileride bir noktada "vatandaşı" olmayan herkesi "devlet" sınırlarının dışına çıkarma yoluna gidebilir.
Nitekim mevcut savaştan önce, 19 Mart 2023’te, işgalci rejimin Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Filistin halkının varlığını reddetmiş ve bu varlığı 100 yılı aşmayan hayali bir icat olarak nitelendirmişti.
Ekim 2023
Bugüne kadar uzanan savaşın başladığı bu aydan sonra yaşananlar; Batı Şeria’nın artan ilhakı, yerleşim birimlerinin yayılması ve Kudüs’ün Yahudileştirilmesi açısından öncesine çok benziyor.
Nekbe’den ve ardından 1967’de Filistin’in geri kalanının işgalinin tamamlanmasından bu yana, birbirini izleyen İsrail hükümetlerinin ve Kudüs belediye başkanlarının temel meselesi "daha fazla toprak, daha az Filistinli" oldu.
Ancak 7 Ekim sonrası yerleşim faaliyetleri, uluslararası kararlara veya her yıl bu yönde karar alan devletlerin tutumlarına aldırış etmeksizin daha hızlı ve açık bir tempoda seyrediyor.
Kudüslü araştırmacı Halil et-Tufekci, Filistin Araştırmaları Dergisi’ndeki (Sayı 144) "Batı Şeria: İlhak ve Tehcir Politikaları" başlıklı dosyada, işgal makamlarının savaş yıllarında (2023 - ...) Doğu Kudüs’te birçok tehlikeli projeyi duyurduğunu belirtiyor. Engellenmediği takdirde şehirde büyük bir coğrafi ve demografik değişime yol açacak bu projeler arasında "Cevret en-Nakka" (Kübaniye Ümmu Harun), "Silikon Vadisi", "Şehir Merkezi", "Kudüs’te Mülkiyet Tespiti" ve "Milli Park" yer alıyor.
Buna ek olarak, Eski Şehir’in güneyindeki Beyt Safafa gibi köyler üzerindeki kontrol de sıkılaştırılıyor. Köyün güney kısımları üzerinde 1971 yılında kurulan Gilo yerleşimi, bugün Kudüs’ün en büyük yerleşim birimi konumunda.
İşgal yönetimi, devam eden savaş koşullarını fırsat bilerek bölgede 3 bin 500 yeni konut, 1100 otel odası ve köyün batısında "Givat Shaked" adında ek bir yerleşim birimi daha inşa etti.
Bugün Beyt Safafa, tünellerle birbirine bağlanan dört parçaya bölünmüş ve komşu köylerden tamamen yalıtılmış durumda. Bu köyde yaşananlar, Kudüs’ün diğer köyleri ve işgal altındaki Batı Şeria’nın genelinde tanık olunan sürecin canlı bir örneği.
Devlet fikrinin sonu
Otuz yıl önce doğan Oslo, 1993 yılında Beyaz Saray bahçesinde imzalanan anlaşmanın sahibi olan bazı Filistinli siyasetçilerde "başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti" hayalini yeniden canlandırmıştı.
Birbirini izleyen Filistin hükümetlerinin çıkardığı yasalar bu hayali meşrulaştırmış ve sahada Filistinlilere bir nebze de olsa "kısmi egemenlik" hissettiren bir işlevsellik kazandırmıştı.
Buna rağmen Oslo yılları, işgalci rejimin yerleşim faaliyetlerini güçlendirdiği bir dönem oldu. Eylül 2023 verileri, yerleşim birimlerinin 1993 öncesine göre dört kat arttığını ortaya koyuyor.
Anlaşmadan bir yıl önce Batı Şeria’da 248 bin yerleşimcinin yaşadığı 172 yerleşim birimi varken; 2023 yılında yerleşim birimi ve gecekondu yerleşimlerin (outpost) sayısı 444’e, buralarda yaşayan yerleşimci sayısı ise 950 bine ulaştı.
Tüm bu gerçekler "Filistin devleti" zeminini sarstı ve var olma ihtimalini dahi kısıtladı. Zira bu devlete karşı çıkmak artık yalnızca İsrail’in siyasi bir pozisyonu değil, aynı zamanda 17 Temmuz 2024’te Filistin devletinin kurulmasını reddeden Knesset kararı gibi yasalarla meşrulaştırılan bir durum.
Bu karar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Filistin’in tam üyeliğini destekleyen kararı 143 oyla kabul etmesinden yaklaşık iki ay sonra geldi.
Sonuç olarak sahadaki gerçeklik, işgalci rejimin yalnızca bugünden değil, Oslo’dan bu yana Filistin devletinin kurulma imkanını ortadan kaldırdığını kanıtlıyor.
İşgal yönetimi, Filistin Yönetimi’ni kendi adına bazı güvenlik işleri dahil olmak üzere hizmet yürüten bir "belediyeye" dönüştürdü.
Bugün Filistin Yönetimi’nden beklenen asgari tutum, eğer bir iradesi varsa, eğitim, sağlık, çalışma, gıda ve altyapı dahil olmak üzere 1967’de işgal edilen topraklardaki Filistinlilerin tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmesi için İsrail’e bu işgalin bedelini ödetmesidir.
Çeviri: YDH