Lübnan ordusunda vatansever subaylardan hükümete muhtıra

img
Lübnan ordusunda vatansever subaylardan hükümete muhtıra YDH

ABD, Fransa ve Suudi Arabistan’ın Lübnan Ordu Komutanı Rudolf Heykel’in görevden alınması için Beyrut üzerinde kurduğu yoğun baskı, askeri bürokrasi içerisinde beklenmedik bir dirençle karşılaştı.




YDH - ABD, Fransa ve Suudi Arabistan’ın; Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam üzerinde Ordu Komutanı General Rudolf Heykel’in görevden alınması için kurduğu baskılar, siyasi kulislerde geniş çaplı bir temas trafiğini tetikledi.

Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa yakın çevrelerde uzun süren tartışmalar yaşanırken, Lübnan Kuvvetleri, Ketaib Partisi ve bazı "Değişimci" milletvekillerinin Heykel’e karşı yürüttüğü kampanyaya paralel olarak, bu hamlenin risklerine dair güçlü bir itiraz yükseldi.

Söz konusu itiraz, böyle bir adımın sadece mevcut döneme ve hükümete büyük bir darbe vurmakla kalmayacağını, aynı zamanda askeri kurum üzerindeki doğrudan yansımalarının dış güçlerin tahminlerini aşacağını vurguluyor.

El-Ahbar gazetesinin elde ettiği bilgilere göre bakanlık kaynakları, Cumhurbaşkanı Aun'un bu dosyayı müzakereden çektiğini bildirdi.

Aun, iktidar erkleri arasında ordunun gerçekliğini en iyi bilen isim olduğunu hatırlatarak; hükümetin direnişi yasaklama ve silahlarına el koyma kararlarını desteklemesine rağmen, askeri kurumun doğasını iyi bildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı, ordunun bir iç çatışmaya dahil edilmesinin askeri yapıda felç edici bir krize yol açabileceği uyarısında bulundu.

Orduda istifa ve bölünme sesleri

Tartışmaların Heykel’in yerine geçecek üç ismin belirlenmesine kadar uzanması, Cumhurbaşkanı’nı doğrudan müdahale etmeye itti.

Ordu içerisinden gelen bilgiler, azımsanmayacak sayıda subayın komutanlarının görevden alınması fikrinden büyük rahatsızlık duyduğunu gösteriyordu.

Yapılan incelemeler, bu tepkilerin ordu komutanının talimatıyla değil, iki gruba ayrılan subayların bireysel inisiyatifiyle geliştiğini ortaya koydu:

Birinci grup, Heykel’in görevden alınması durumunda ordudan istifa edeceklerini bildirdi. Bu grup, söz konusu hamlenin askeri kurum içerisinde komutana yönelik haksız bir cezalandırma olarak yorumlanacağını belirtti.

İkinci grup ise hükümetin gündemindeki asıl kararlara dair tutumunu daha açık bir dille ifade etti. Önemli bir subay kitlesini barındıran bu grup, ordunun ülkenin temel bir bileşeniyle karşı karşıya getirilmesinin fiilen bölünme yolunu açacağını, birliğin bozulacağını ve ordunun ulusal meşruiyetini kaybedeceğini vurguladı.

Vatansever subaylardan siyasi otoriteye tarihi uyarı

Tartışmaları kontrol altına alma çabalarına rağmen, ordunun direnişle çatıştırılması planının iptal edilmediğini, sadece daha uygun koşullar için dondurulduğunu düşünen bazı üst düzey subaylar, siyasi otoriteye bir uyarı mesajı gönderme gereği duydu.

Bu subaylar, kendi aralarında gerçekleştirdikleri bir dizi toplantı ve temasın ardından bir bildiri taslağı hazırladı. Hazırlanan metinde, bu tutumun bir ayaklanma çağrısı veya kurumdan kopma çabası olmadığı, komuta kademesinin aşılması anlamına gelmediği vurgulandı.

Ancak İsrail saldırganlığı karşısında ordunun görevini yapmasının engellenmesi ve işgale karşı direnen Lübnanlılarla savaştırılmak istenmesi karşısında böyle bir bildirinin zorunlu hale geldiği kaydedildi.

El-Ahbar, "Vatansever Subaylar" imzasıyla hazırlanan ve mevcut tartışmaların ortasında net bir duruş sergileyen bildiri taslağının metnine ulaştı. Taslak metinde şu ifadeler yer alıyor:

Şeref, fedakarlık, sadakat: Vatansever Subaylar Bildirisi

"Vatanın savunulması, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü üzerine ettiğimiz yeminle; anayasaya, yürürlükteki yasalara ve askeri geleneklere bağlı kalarak; orduyu vatan toprağındaki dış saldırganlığa karşı duran ulusal güçlerle karşı karşıya getirecek eğilim ve kararlara dair derin endişemizi ifade etmeyi milli ve ahlaki bir vazife olarak görüyoruz.

Milli ordu, ülkenin kalkanı ve egemenliğinin hamisi olmak için kurulmuştur; hiçbir zaman aynı vatanın evlatları arasındaki bir iç çatışmanın tarafı olmamıştır. Ordunun yasalar ve askeri geleneklerle belirlenen savaş doktrini, vatanın korunması, toprağın ve halkın savunulması ile toplumsal barışın ve devlet birliğinin tesisi üzerine kuruludur.

Ordunun vatan evlatlarıyla karşı karşıya getirilmesi veya dış saldırılara karşı koyanların peşine düşürülmesi, askeri kurumun dayanıklılığı ve milli istikrar üzerinde ağır riskler taşıyan tehlikeli bir emsal teşkil edecektir. Bu tür kararlar ordunun birleştirici rolünü zayıflatabilir ve iç birliğini telafisi mümkün olmayan tehlikeli sarsıntılara maruz bırakabilir.

Ordunun birliği sadece idari veya organizasyonel bir mesele değil, devletin ve istikrarın temel taşıdır. Orduyu halkıyla karşı karşıya getiren veya ulusal misyonuyla çelişen her karar, içinde bölünme ve zayıflama risklerini barındırır. Bu hassas dönemde en yüksek düzeyde basiret ve sorumlulukla hareket edilmelidir.

Bu anlayışla, vatanın korunması ve toprak bütünlüğünün savunulmasının üzerine yemin ettiğimiz en yüce hedef olduğunu, askeri kurumun birliğinin muhafaza edilmesinin tüm otoritelerin omuzundaki milli bir görev olduğunu vurguluyoruz. Ülkeyi iç bölünmeye sürükleyecek veya orduyu birleştirici misyonuyla çelişen bir konuma itecek kararların tehlikeli sonuçları konusunda uyarıyor, vatanın istikrarını korumak adına tüm süreçlerin yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyoruz. Ordunun gerçek gücü sadece askeri kabiliyetinde değil, iç birliğinde ve halkın ona duyduğu güvendedir.

Ordu, her zaman olduğu gibi tüm vatan evlatlarını kucaklayan milli bir kurum ve vatanı tehlikelerden koruyan bir kale olmaya devam edecektir. Tanrı vatanı ve halkını korusun, Lübnan’ın hizmetindeki orduyu güçlü ve bir arada tutsun."