Financial Times’ın incelemesine göre İsrail, Güney Lübnan’da yalnızca Hizbullah hedeflerini değil, konutları, su ve enerji altyapısını, tarım alanlarını ve sağlık tesislerini de geniş çapta tahrip ederek bölgeyi yaşanamaz hale getiriyor.
YDH- Financial
Times (FT), Lighthouse Reports ile birlikte yürüttüğü görsel araştırmada,
İsrail’in Güney Lübnan’da gerçekleştirdiği yıkımın yalnızca Hizbullah’a ait
olduğu ileri sürülen hedeflerle sınırlı kalmadığını, konutlardan su ve enerji
altyapısına, tarım arazilerinden sağlık merkezlerine kadar sivil yaşamın
sürdürülmesi için gerekli yapıların da geniş çapta tahrip edildiğini ortaya koydu.
FT’nin uydu görüntüleri, açık kaynak verileri ve doğrulanmış
görüntüler üzerinden yaptığı incelemeye göre, İsrail güçlerinin nisan ortasında
boşaltılmış köylerin kontrolünü ele geçirmesinin ardından bölgede yıkım daha da
yoğunlaştı.
9İnceleme, çok sayıda yerleşim yerinin büyük bölümünün
yaşanamaz hale getirildiğini ve yüz binlerce kişinin evlerine dönmesinin giderek
zorlaştığını gösteriyor.
Uluslararası Af Örgütü yetkilisi Kristine Beckerle,
İsrail’in Güney Lübnan’daki uygulamalarını “kapsamlı, uzun süreli ve örgütlü
bir saldırı” olarak nitelendirdi. Beckerle, kritik altyapı ve sağlık
hizmetlerinin yok edilmesinin bölgeyi “yaşanamaz alanlara” dönüştürdüğünü ve insanların
Güney Lübnan’a dönmesini son derece zorlaştırdığını söyledi.
İsrail’den “Refah ve
Beyt Hanun modeli”
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, çatışmaların
başlamasından haftalar sonra Gazze’de uygulanan yönteme atıfla “Refah ve Beyt
Hanun modeli”nden söz etti.
Katz, sınır bölgesindeki Lübnan köylerinde bulunan tüm
evlerin yıkılacağını açıklarken, temmuz ayında 24 Lübnan köyündeki tüm
yapıların yıkıldığını ve yaklaşık 20 bin evin ortadan kaldırıldığını söyledi.
İsrail ise “operasyonlarını savunma amacıyla yürüttüğünü,
hedefinin Hizbullah’ın altyapısını ortadan kaldırmak, örgütün sınır bölgesinde
yeniden yapılanmasını engellemek ve İsrail’in kuzeyindeki yerleşimleri korumak
olduğunu” iddia ediyor.
Tel Aviv ayrıca, Hizbullah’ın bölgede varlığını sürdürmesi
halinde askerlerinin “güvenlik bölgesinde” kalacağını ve tehditlere karşı
operasyon düzenlemeye devam edeceğini belirtiyor.
İsrail’in “tahliye emirleri” savaşın ilk 10 gününde yaklaşık
1,2 milyon kişiyi yerinden etti. Bunların büyük bölümü Hizbullah’ın güçlü
olduğu Güney Lübnan’dan ayrılmak zorunda kaldı.
Çatışmalar haftalarca sürerken FT ve Lighthouse Reports
tarafından belgelenen yıkımın önemli bölümünün 17 Nisan’daki ilk İsrail-Lübnan
ateşkesinden sonra gerçekleştiği belirtildi. “Ateşkese” rağmen İsrail güçleri
hava saldırıları, kontrollü patlatmalar, buldozerler ve beyaz fosfor kullanımıyla
bölgedeki yıkımı sürdürdü.
İsrail’in kontrol
alanı genişliyor
İsrail’in Güney Lübnan’daki işgali giderek “kalıcı” bir
nitelik kazanırken, Tel Aviv’in “sarı hat” olarak adlandırdığı kontrol bölgesi
Lübnan topraklarının yaklaşık “yüzde 6”sını kapsıyor ve iki ülke arasındaki
fiili sınırdan yaklaşık “10 kilometre” içeri uzanıyor.
Lübnan Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi’ne (CNRS) göre, “62”
köy ve tarım alanı bu hattın içerisinde bulunuyor ve yaklaşık “270 bin” kişinin
evlerine dönmesine izin verilmiyor.
Bölgede İsrail bayrakları ve İbranice tabelaların yanı sıra
yeni İsrail ordusu mevzilerinin de oluşturulduğu belirtildi.
FT, nisan sonunda bölgedeki bazı yerleşimlerde neredeyse
ayakta hiçbir bina kalmadığını gözlemledi. Tarihi çarşılar, meydanlar ve dar
sokakların enkaza dönüştüğü, gün boyunca bina yıkımlarından kaynaklandığı
düşünülen patlama seslerinin duyulduğu aktarıldı.
Özellikle Hizbullah’ın önemli destek merkezlerinden biri
haline gelen Bint Cübeyl gibi Şii yerleşimlerin İsrail saldırılarından “en ağır
şekilde” etkilendiği belirtildi.
85 bin konut hasar
gördü veya yıkıldı
CNRS, Güney Lübnan’da yaklaşık 85 bin konutun hasar
gördüğünü veya tamamen yıkıldığını tahmin ediyor. FT, devam eden saldırılar
nedeniyle binaların yüzde 20 ila 30’unun henüz değerlendirilememesi nedeniyle
gerçek rakamın daha yüksek olabileceğini belirtti.
FT ve Lighthouse Reports’un Hıyam, Taybeh, Bint Cübeyl ve
Haddasa’daki uydu görüntülerine ilişkin incelemesi, yıkımın münferit binaların
veya kent merkezlerinin ötesine geçtiğini ve bazı bölgelerde neredeyse “bütün yerleşim
alanlarını” kapsadığını ortaya koydu.
İnceleme, onlarca sınır yerleşiminde İsrail güçleri ve sivil
taşeronlar tarafından gerçekleştirilen kontrollü patlatma ve yıkımlara ilişkin
kanıtlar da ortaya koydu.
Doğrulanmış görüntülerde ağır iş makineleri ve
ekskavatörlerin yerleşim alanlarını temizlediği görüldü. FT ve CNRS’nin
analizine göre bu makineler arasında Caterpillar ve Volvo tarafından üretilen
araçlar da bulunuyor.
İsrail’in saldırılarından tarihi ve kültürel yapılar da
etkilendi. 16. yüzyıldan kalma camiler, 19. yüzyıl kütüphaneleri, dini
türbeler, Roma dönemine ait kalıntılar ve Haçlı kaleleri dahil olmak üzere
UNESCO listesinde bulunan veya tarihi öneme sahip çok sayıda yapı zarar gördü.
Lübnan’ın kültürel mirasını korumaya yönelik çalışmalar
yürüten Biladi kuruluşundan Joanne Farchakh Bajjaly, saldırıların “bölgeyi
tanınmaz hale getirmeyi ve insanların topraklarıyla tarihleri arasındaki bağı
koparmayı” amaçladığını söyledi.
Su ve enerji
altyapısı da hedef oldu
İsrail’in yürüttüğü yıkım, yalnızca konutları değil, Güney
Lübnan’daki yaşamın devamını sağlayan temel altyapıyı da etkiledi.
Lübnan makamları, sarı hattın altında kalan bölgelerdeki
altyapının büyük bölümünün tamamen yok edildiğini varsayıyor.
Bölgede evlere ve işyerlerine su taşıyan boru hatları,
kuyular ve depolama sistemleri dahil en az 2 bin 500 kilometrelik su
altyapısının hasar gördüğü tahmin ediliyor.
Bazı sistemlerin doğrudan vurulduğu, bazılarının ise
yakınlarındaki patlamalar nedeniyle kullanılamaz hale geldiği belirtildi. Su
sistemlerine enerji sağlayan güneş panellerinin de birçok kez hedef alındığı
kaydedildi.
“Açlığa Karşı Eylem”den (Action Against Hunger) Sonia Ben
Salem, suyun Güney Lübnan’a dönüş için “en önemli unsur” olduğunu belirterek,
su altyapısı olmadan bölgeye geniş çaplı geri dönüşün mümkün olmayacağını
söyledi.
İsrail ayrıca Litani Nehri üzerindeki tüm köprüleri yıktı.
Bunlardan yalnızca ikisinin kısmen onarıldığı belirtildi.
Tarım arazileri ve
zeytinlikler yok edildi
Lübnan Tarım Bakanlığına göre, Güney Lübnan’daki tarım
arazileri ve ormanların yüzde 20’den fazlası zarar gördü.
Bölgenin ekonomisi ve toplumsal kimliği açısından büyük önem
taşıyan asırlık zeytinliklerin özellikle ağır zarar gördüğü, on binlerce ağacın
yeniden dikilmesi gerektiği belirtildi.
Lübnan Çevre Bakanlığı ve insan hakları kuruluşları,
İsrail’in yerleşim ve tarım alanlarında beyaz fosfor kullandığını belgeledi.
İsrail ise beyaz fosforu bitki örtüsünü temizlemek ve sis perdesi oluşturmak
amacıyla “hukuka uygun şekilde” kullandığını iddia ediyor.
Lübnan makamları ayrıca son üç yıllık çatışma sürecinde
sınır bölgelerindeki yaklaşık 2 bin hektarlık tarım arazisine herbisit
püskürtüldüğünü söyledi ve bunun “ekokırım”
niteliğinde olduğunu belirtti.
Sağlık sistemi de
ağır darbe aldı
İsrail saldırılarının sağlık altyapısında da büyük yıkıma
yol açtığı bildirildi.
Lübnan Sağlık Bakanlığına göre, görev başında 135 sağlık
çalışanı öldürüldü. Bunların bir bölümünün, aynı bölgenin ilk saldırıdan
dakikalar veya saatler sonra yeniden hedef alındığı “çifte”, “üçlü” ve “dörtlü”
saldırılarda hayatını kaybettiği belirtildi.
Sağlık tesislerine yönelik saldırıları dünya genelinde
izleyen Insecurity Insight, 30’dan fazla benzer olay belgeledi. FT ve
Lighthouse Reports bunlardan 10’una ait görüntüleri doğrulayıp coğrafi
konumlarını tespit etti.
İsrail sağlık çalışanlarını veya sağlık tesislerini hedef
almadığını, Hizbullah’ın ambulansları, hastaneleri ve diğer sağlık merkezlerini
askeri faaliyetler için kullandığını ileri sürüyor. Ancak Lübnanlı yetkililer,
diplomatlar ve sivil toplum kuruluşları İsrail’in bu iddialara ilişkin çoğu
zaman somut kanıt sunmadığını belirtiyor.
“Enkaz doktrini”
FT, İsrail’in Güney Lübnan’daki uygulamalarının 2024’te
Hizbullah’la yaşanan savaş sırasında kullanılan yöntemlerin “daha geniş
kapsamlı bir versiyonu” olduğunu belirtti.
Bu kez hava saldırıları ve kontrollü yıkımların daha geniş
bir alana yayıldığı ve çok daha büyük ölçekte uygulandığı; yalnızca insanların
evlerinin değil, su, enerji, yollar, okullar, tarım ve sağlık hizmetlerinin de
hedef olduğu ifade edildi.
İsrail’de sağcı bir gazetenin bu yaklaşımı “enkaz doktrini”
olarak adlandırdığı aktarıldı.
George Washington Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler
uzmanı Nathan Brown, söz konusu yaklaşımın “sınırların ötesindeki tehditlere
karşı önleyici ve sınırlamasız biçimde hareket etmeye” dayandığını söyledi.
Brown, bunun “askeri güç kullanarak bölgeleri ve nüfusları
yeniden şekillendirmeyi, diplomatik çözümler arayışının önüne koyan” yeni bir
yaklaşım olduğunu belirtti.
Oxford Üniversitesi’nden savaş hukuku uzmanı Janina Dill ise
Güney Lübnan’daki yıkımın, İsrail’in fiili kontrolü altındaki bölgelerde
gerçekleşmesi nedeniyle işgal hukukunun daha sıkı kurallarına tabi
olabileceğini söyledi.
Dill’e göre işgalci güç, sivil mülkleri ancak “zorunlu
askeri gereklilik” halinde yıkabilir. Hizbullah’ın gelecekte geri dönerek sivil
yapıları kullanabileceği yönündeki genel bir iddianın, bir köydeki bütün
evlerin yıkılmasını meşru kılmayacağını belirten Dill, bunun “son derece
inandırıcılıktan uzak” olduğunu söyledi.
Uluslararası Af Örgütü yetkilisi Beckerle de zorla yerinden
edilen sivillerin geri dönmesini engellemenin savaş suçu teşkil edebileceğini
belirtti.
Lübnan hükümetine göre 400 binden fazla yerinden edilmiş
kişi Güney Lübnan’a geri döndü. Ancak yüz binlerce kişi hâlâ yerinden edilmiş
durumda. Bazıları aile ve arkadaşlarının yanında, bazıları ise temel
hizmetlerden yoksun hasarlı yapılarda yaşamaya devam ediyor.
ABD arabuluculuğundaki
görüşmeler sonuç vermiyor
Lübnan ve İsrail aylardır ABD arabuluculuğunda görüşmeler
yürütüyor. Görüşmelerin temel hedeflerinden biri İsrail ordusunun Güney
Lübnan’dan çekilmesi ve nihai bir barış düzenlemesine ulaşılması.
Ancak görüşmeler sahadaki yıkımı durdurmakta başarısız oldu.
İsrail güçleri köyleri yıkmaya ve tarım alanlarını ateşe vermeye devam ediyor.
Yıkım, Lübnan’da hükümetin vatandaşlarının evlerini
koruyamadığı yönündeki tepkileri de artırıyor.
Bint Cübeyl sakini Fadiya Bazi ise evinin ne kadarının
ayakta kaldığını hâlâ bilmiyor.
Bazi, çocukluğunda İsrail işgali nedeniyle ailesiyle
birlikte Bint Cübeyl’den ayrılmış, 2000 yılında İsrail’in 18 yıllık işgalinin
sona ermesinin ardından kente dönmüştü. 2006 savaşından sonra da evini yeniden
inşa etmek için yıllarca birikim yaptı.
Ocak ayında ailesiyle birlikte yeni yılın ilk günlerini
geçirdiği evinden ayrılırken, evinin son kez fotoğrafını çektiğini fark etti. Şimdi
ise elinde yalnızca o fotoğrafın kalmasından korkuyor.
Bazi, Güney Lübnan’daki yıkımın yalnızca taş ve betonun yok
edilmesi anlamına gelmediğini belirterek, saldırıların insanların ruhunun,
anılarının, çocukluğunun ve tarihinin bir parçasını da yok ettiğini söyledi.
Güney Lübnan’daki insanların eskiden “Keşke bir kuş bana
haber getirse” dediğini hatırlatan Bazi, “Artık Güney’in ve Bint Cübeyl’in
üzerinde kuşlar bile yok. Bize haber getirecek kimse kalmadı.” dedi.