'Doların patronu' değişirse ne olur?

img
'Doların patronu' değişirse ne olur? YDH

"Trump doların swap hatları ve küresel bankacılık ağları üzerinden 'fazla dağıtılmasından' rahatsız. Fed bilançosunun küçültülmesini savunan Warsh bu noktada Trump için doğal bir müttefik olarak görülüyor."




Dmitriy Skvortsov

YDH - Rusya'nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad'da yazan kıdemli ekonomi muhabiri Dmitriy Skvortsov, Donald Trump’ın Fed başkanlığı için Kevin Warsh’u aday göstermesinin iktisadi ve siyasi sonuçlarını ele alıyor. Fed’de para politikası tek kişinin kararıyla değil kolektif yapı içinde belirleniyor, ancak başkan tartışmanın yönünü değiştirebiliyor. Warsh’un adaylığı bir yandan Trump’ın para politikası eleştirileriyle örtüşüyor, diğer yandan Fed’in kurumsal bağımsızlığını savunan bir geçmişe sahip olması nedeniyle sürpriz. Skvortsov, Warsh’un özellikle Fed bilançosunu küresel dolar likiditesi ve swap hatları konusunda daha temkinli bir çizgi izleyebileceğini ifade ediyor.

Donald Trump ile ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell arasındaki açık gerilim ve Powell üzerinde ceza soruşturması tehdidi içeren siyasi baskı, hem ABD’de hem Avrupa’da Trump’ın muhaliflerini Fed’in bağımsızlığının korunup korunamayacağı konusunda endişelendirdi.

Bu nedenle görev süresi Mayıs 2026’da sona erecek mevcut başkanın yerine Trump’ın kimi aday göstereceği sorusu büyük önem kazandı.

Trump’ın adayının ona kayıtsız şartsız uyacak ve onun çıkarına uygun politika izlemeye çalışacak biri olacağı yönünde kaygılar da dile getirildi.

Oysa Fed’de önemli kararların tamamı yönetim kurulu tarafından alınıyor ve başkan yalnızca bu kararları etkilemeye çalışabiliyor.

30 Ocak 2026’da Beyaz Saray şu açıklamayı yaptı: Trump, Kevin Warsh’u ABD Merkez Bankası’nın, daha doğrusu Fed Yönetim Kurulu’nun başkanlığına aday gösteriyor. Senato adaylığı onaylarsa Warsh’un 15 Mayıs 2026’dan sonra Jerome Powell’ın yerini alması bekleniyor.

Neden tek bir kişi "faizi yönetmez" ama yönü değiştirebilir?

ABD’nin para politikası yani temel faiz oranları ve tahvil işlemleri Fed’in kolektif yapısı tarafından belirlenir. Bu yapı pratikte "faiz komitesi" olarak anılır.

Komitede Fed Yönetim Kurulu’nun yedi üyesi ile bazı bölgesel rezerv bankalarının başkanları oy kullanır. Başkan en görünür figürdür. Gündemi belirler ve alınan kararları piyasalara açıklar. Ancak politika değişikliği için çoğunluğu sağlaması gerekir.

Haberlerde çoğu zaman gözden kaçan başka bir ayrıntı var. ABD başkanı Fed başkanını kararnameyle atamaz. Süreç şöyle işler: Başkan aday gösterir, Senato onaylar. Üstelik Fed başkanlığı dışarıdan gelen ayrı bir makam değildir. Genellikle görevdeki yönetim kurulu üyelerinden biri başkan olur.

Başkanın görev süresi dört yıl, yönetim kurulu üyelerinin görev süresi ise çok daha uzundur. Bu yapı özellikle para politikasının her seçim döneminde değişmemesi için tasarlanmıştır. Bu nedenle başkan değişse bile Fed içindeki birçok oy aynı kalır.

Beyaz Saray’ın etkisinin sınırı nerede?

Fed Yönetim Kurulu üyelerini ve başkanını ABD başkanı aday gösterir, Senato onaylar. Beyaz Saray’ın başlıca resmi etkisi burada başlar.

Fakat sistemin içinde çeşitli "güvenlik mekanizmaları" bulunur. Uzun görev süreleri ve "yanlış faiz kararı verdi" diye görevden alınamama güvencesi bunların başında gelir.

Yine de para politikasının siyasetten tamamen arındığı fikri gerçeği tam yansıtmaz. Kriz dönemlerinde Fed piyasalara destek sağlamak için olağanüstü programlar başlatabilir.

ABD’de bu programların bir bölümü Hazine Bakanlığı ile koordinasyon gerektirir. Siyasetin gerçekten sürece dahil olduğu nadir anlardan biri de budur. Bu etki Merkez Bankası’na doğrudan talimat verilmesi şeklinde değil, acil önlemlerin koordinasyonu üzerinden ortaya çıkar.

2026 başı itibarıyla Fed Yönetim Kurulu yedi kişiden oluşuyor ve üyeler farklı başkanlar tarafından atanmış durumda. Bu tablo önemli çünkü Fed içinde her zaman iki yaklaşım arasında tartışma yaşanır.

Bir grup büyüme ve istihdama öncelik verir ve faizlerin daha hızlı indirilmesini savunur. Diğer grup ise enflasyon ve para birimine duyulan güven üzerinde durur ve sıkı para politikasının daha uzun sürmesini ister.

Başkan bu tartışmayı ortadan kaldırmaz ancak tartışmanın dengesini ve tonunu değiştirebilir. Fed yönetim kurulunda şu anda Trump’ın önceki döneminden üç atama, Demokrat başkanların yaptığı üç atama ve Beyaz Saray’daki mevcut yönetimle anlaşmazlık yaşayan Jerome Powell bulunuyor.

Powell ile Trump arasındaki gerilim aslında Trump’ın ilk başkanlık dönemine kadar uzanıyor. 2018’de Fed ekonominin aşırı ısınmasından endişe ederek faiz artırdı ve bu karar Beyaz Saray’dan sert eleştiri aldı. Ardından risk değerlendirmesi değişti.

2019’da Fed para politikasını gevşetti. 2020’de pandemi sırasında faizler hızla düşürüldü ve kriz önlemleri devreye alındı. Biden döneminde ise tablo tersine döndü. Enflasyon hızlandı ve Fed fiyat artışını sınırlamak için kredi koşullarını sıkılaştırdı.

Trump’ın ikinci döneminde eski tartışma yeniden ortaya çıktı. Ancak Demokratlar bunu artık Fed’in bağımsızlığı tartışması olarak yorumlamaya başladı.

Ocak 2026’da Powell Adalet Bakanlığı’ndan gelen baskıdan ve ceza soruşturması tehdidinden söz etti. Bu açıklama yalnızca Demokratları değil bazı Cumhuriyetçileri ve ABD’nin Avrupalı müttefiklerini de tedirgin etti.

Warsh neden mantıklı ama aynı zamanda beklenmedik bir aday?

Mantıklı çünkü Warsh 2006 ile 2011 arasında Fed Yönetim Kurulu’nda görev yaptı. 2008-2009 finans krizini yakından gördü. Görevden ayrıldıktan sonra Fed’in sorunları "para basma makinesiyle" çözme alışkanlığını eleştirdi.

Yani tahvil alımları ve bilanço büyütme politikasına karşı çıktı. Cumhuriyetçilerin bir bölümü için bu yaklaşım olumlu görülüyor. Warsh enflasyonla mücadelede daha sert bir çizgiye yakın ve para politikasının "normalleşmesini" savunan biri olarak değerlendiriliyor.

Ancak adaylık aynı zamanda sürpriz sayılıyor. Çünkü Warsh Fed’in bağımsızlığını sürekli savunan bir isim. Bu nedenle Trump’ın cebinde faiz düğmesi olan bir adaydan söz etmek doğru olmaz.

Warsh daha çok kurumun özerkliğini korumaya çalışacak biri olarak görülüyor. Bununla birlikte "temel göreve dönüş" sloganıyla olağanüstü para politikası araçlarının daha sınırlı kullanılmasını savunabilir.

Powell ile ortak noktaları da var. Her iki isim de doların güvenilirliğinin siyasi değil profesyonel görünen kararlar sayesinde korunduğunu düşünüyor.

Ancak son yıllarda Fed için alışılmış hale gelen bazı uygulamalarda ayrışıyorlar. Bunların başında devasa bilanço, geleneksel olmayan para politikası araçlarının yoğun kullanımı ve piyasalara uzun süre bol likidite sağlanması geliyor.

Warsh’un niceliksel genişlemeye karşı temkinli yaklaşımı dikkate alındığında büyük ölçekli varlık alımlarına daha mesafeli davranması ve finans piyasalarındaki dengesizlikler, varlık balonları ve enflasyon riskleri hakkında daha sık uyarıda bulunması bekleniyor.

Buna rağmen her koşulda aşırı sıkı politika izleyen biri olması da olası görünmüyor. Kriz dönemlerinde Fed hızlı hareket etmek zorunda kalır. Tartışma çoğu zaman müdahalenin olup olmayacağı değil, ölçeği ve koşulları üzerinde yoğunlaşır.

Dünyaya dolar: Swap hatları ve krediler

Swap hatları küresel finans sistemi için adeta bir acil durum hattı işlevi görür. Fed büyük yabancı merkez bankalarına geçici olarak dolar sağlar.

Avrupa Merkez Bankası, Japonya Merkez Bankası, Kanada Merkez Bankası veya Kore Merkez Bankası gibi kurumlar bu dolarları kendi bankalarına dağıtır ya da karşılığında kendi para birimlerini ihraç eder.

Mantık basittir. Küresel finans sistemi büyük ölçüde dolar üzerinden işler. ABD dışında dolar kıtlığı oluşursa panik satışları ve faiz sıçramaları hızla ABD ekonomisine geri döner.

Fed bu işlemlerde kredi riskinin yabancı merkez bankalarına ait olduğunu vurgular. Yani yabancı merkez bankası, kendi bankalarından biri sorun yaşasa bile Fed’e dolar borcunu geri ödemek zorundadır.

Ayrıca Fed içinde swap hatları üzerinden verilen dolar kredileri belirli prosedürler ve onay süreçlerinden geçer. Bu kararlar Oval Ofis’ten gelen telefonlarla alınmaz.

Yabancı bankalara doğrudan kredi verilmesi de mümkündür. Ancak çoğu zaman Londra veya Tokyo’daki bankalara doğrudan değil, bu bankaların ABD’deki iştirakleri üzerinden kredi sağlanır. Zira bu iştirakler ABD düzenlemelerine ve ABD denetimine tabidir. Dışarıdan bakan biri için bu önemli bir ayrıntıdır.

Küresel bankacılık sistemine verilen destek bazen yabancı merkez bankaları üzerinden, bazen de büyük bankaların ABD şubeleri üzerinden gerçekleşir.

Swap hatlarıyla ilgili kararlar kolektif politikanın parçasıdır. Amaç da açıktır: küresel finansal sorunların ABD’ye zarar vermesini önlemek. Warsh tek başına bu mekanizmayı ortadan kaldıramaz. Ancak dolar kredilerinin verilme koşullarını daha sıkı hale getirebilir.

Küresel bankalar açısından da benzer bir yaklaşım ortaya çıkabilir. Likidite sağlama konusunda ABD içindeki kanallar ve denetim mekanizmaları daha fazla öne çıkabilir.

Uluslararası finans sistemine yönelik güvence mekanizmaları ise daha sınırlı kullanılabilir. Avrupa ve Asya açısından bunun anlamı basit: ulusal para birimlerinin dolar swap hatları üzerinden korunması daha az otomatik hale gelebilir ve Washington ile Fed’in tehdidi ne kadar sistemik gördüğüne daha fazla bağlı olabilir.

Trump ile Warsh nerede buluşur, nerede ayrışır?

Trump doların swap hatları ve küresel bankacılık ağları üzerinden "fazla dağıtılmasından" rahatsız. Fed bilançosunun küçültülmesini savunan Warsh bu noktada Trump için doğal bir müttefik olarak görülüyor.

Zira bilanço küçültme politikası, tahvil karşılığı verilen geniş ölçekli kredi uygulamalarının azaltılması anlamına geliyor.

Warsh’un enflasyonla mücadelede faiz artırımı yerine Fed bilançosunun küçültülmesine daha fazla önem vermesi de Trump’ın hane halkı ve reel sektör için daha ucuz kredi hayaliyle örtüşebilir.

Ancak Beyaz Saray ile Fed arasında taktik düzeyde anlaşmazlıklar ortaya çıkması da mümkün. Böyle bir durum Fed’in bağımsızlığı tartışmasını yeniden alevlendirebilir.

Özellikle ABD Hazine Bakanlığı’nın tahvil ihaleleri bu tartışmanın merkezinde yer alabilir. Trump yönetiminin Hazine’si, vadesi gelen borçları çevirmek ve yıllık 1 trilyon doları aşan bütçe açığını finanse etmek için piyasadan kaynak bulmak zorunda kalacak.

Bir başka soru da ABD ekonomisinin nasıl gelişeceği ve Beyaz Saray’ın kasım seçimleri öncesinde büyük çaplı para genişlemesine ihtiyaç duyup duymayacağı.

Kevin Warsh aslında para basımını tamamen reddeden biri değil. Pandemi döneminde olduğu gibi olağanüstü durumlarda böyle önlemlerin kullanılabileceğini daha önce dile getirdi. Ancak Warsh olağanüstü önlemlerin kalıcı hale gelmesine karşı çıkıyor.

En kritik soru ise şu: Warsh Fed’in Avrupa merkez bankalarına ve küresel bankacılık gruplarına verdiği dolar kredilerini ne kadar azaltabilecek. Çünkü bu kurumların bir bölümü Trump’ın siyasi rakipleriyle yakın ilişkilere sahip yapılar olarak görülüyor.

Donald Trump’ın Fed başkanlığı için doğru adayı seçip seçmediği asıl bu noktada test edilecek.

Çeviri: YDH