Meydanların aynasında İran'ın ihtişamı

img
Meydanların aynasında İran'ın ihtişamı YDH

"Şüphe yok ki bu sahneler, özgürlük arayışındaki halk mücadeleleri tarihinin en nadir, belki de en erken örnekleri arasında yer alır."




Abbas Hamihyar

YDH - Eski İranlı diplomat Abbas Hamihyar, el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı makalede, İran’da son dönemde ortaya çıkan kitlesel halk varlığını tarihsel bir süreklilik içinde ele alıyor ve bunu 1979 Devrimi ile karşılaştırıyor. Günümüzdeki hareketin en belirgin özellikleri olarak bireysel cesaretin yaygınlaşması, ulusal semboller etrafında geniş bir ortaklık kurulması ve halk ile silahlı güçler arasındaki ilişkinin dönüşmesi olduğunu vurgulayan diplomat, bu tabloyu farklılıkları koruyarak kurulan bir birlik ve kolektif iradenin güç kazanması şeklinde yorumluyor.

İran’ın yakın tarihinin sayfalarını dolduran sayısız dikkat çekici olay arasında, özellikle son kırk yedi yılın yoğun ve sarsıcı döneminde, bugün tanık olduğumuz sahnelerle boy ölçüşebilecek pek az hadise bulunur.

Bu manzaralar, bakanı hayrete düşürürken aynı zamanda derin bir tefekküre çağırır. Farklı zevklerin, çeşitli bakışların içinden yükselen bir halk varlığı; küçük çocuktan yaşlıya uzanan kuşaklar; kırsaldan büyük şehirlere yayılan toplumsal katmanlar… Hepsi tek bir ufukta birleşir ve İran adı altında görünürlük kazanır.

Bu görüntüler, izinsizce zihne 1979 Devrimi günlerindeki halk ayaklanmalarını getirir. O dönemin ateşli anlarını yaşamış olanlar, bu tarihsel sürekliliği içlerinde derin bir sezgiyle kavrar. Ancak bu benzerlik, içinde dikkatle ele alınması gereken önemli ayrımlar da barındırır.

Bunların ilki cesarettir. Öyle ki alışılmış sınırları aşmış, inanç düzeyine yaklaşmış gibidir. O günlerde gösterilerin ön saflarında yer alanlar, göğüslerini zalimlerin kurşunlarına siper eder, başkalarına yol açardı.

Bugün ise her birey kendi başına bir öncüye dönüşmüş durumda; her beden bir siper, her adım varlığın ilanı. Bu halk yalnızca göğsünü değil, tüm varlığını en yıkıcı silahların karşısına koyuyor; korkuyu ve ölümü aşan bir iradeyle, ateş ve demirin karşısında yumruklarını kaldırarak düşmanlarına ölüm diye sesleniyor.

İkincisi, vatan bayrağının yükseltilişindeki görkemdir. Artık bu bayrak belirli bir kesimin değil, tüm halkın elindedir. Ülke tarihinde, ulusal bir sembolün böylesine geniş bir uyum içinde yüceltildiği nadir görülür.

Bayraklar rüzgârda dalgalanırken, milli marş dudaklardan dökülür; bir zorunlulukla değil, içten gelen bir sevgiyle. Bu alışılmadık dalga geçici bir görüntü değil, derin bir duygunun yeniden canlanışıdır: Saf vatan sevgisi, inancın bir parçası olarak yaşanır.

Üçüncüsü ise halk ile silahlı güçler arasındaki ilişkinin geçirdiği dikkat çekici dönüşümdür. 1979 olaylarında meydanlar ve sokaklar, kurşunların ve öfkenin çizdiği keskin ayrımların sahnesiydi.

Bugün aynı alanlar güven ve yakınlığın mekânına dönüşmüş durumda. Halk, kendi güçlerine sevgi ve sadakatle bakıyor; sanki her yerde tek bir ses yankılanıyor: "Siz cepheleri koruyun, biz şehirlerin meydanlarını". Bu nadir birliktelik, yalnızca bir manzara değişimi değil, tarihsel deneyimin olgunlaşmasıdır.

Şüphe yok ki bu sahneler, özgürlük arayışındaki halk mücadeleleri tarihinin en nadir, belki de en erken örnekleri arasında yer alır. Burada birlik, farklılıkları ortadan kaldırarak değil, onları kuşatarak kuruluyor; kolektif irade yapıcı bir güce dönüşüyor. Bu, hayalde kurulan değil, bugünün kararlı adımlarıyla inşa edilen bir yarının habercisidir.

Bununla birlikte bu umut ufkunda ince bir kaygı da belirir: Bu halkın değeri gerektiği gibi anlaşılmayabilir; bu canlı destanlar ihmalin tozunda ya da günlerin sıradan akışında silinip gidebilir, tarihin hafızasında yer bulamayabilir. Hikâyesi anlatılmayan bir millet unutulur. Unutulan ise zamanla çözülür.

Belki de bugün, her zamankinden daha fazla, yalnızca meydanlarda değil, tarihin sayfalarında da yer alma çağrısıdır bu. Bugün kanla ve ruhla yazılanların, yarın kalemle, görüntüyle ve kalıcılıkla kayda geçmesi için.

Çeviri: YDH