Yedioth Ahronoth gazetesi, Siyonist rejimin Lübnan'a yönelik "topyekun imha" vaatleri ile ABD Başkanı Trump'ın duyurduğu ateşkes süreci arasındaki makasa dikkat çekti.
YDH - İsrail'in önde gelen yayın organlarından Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlanan analizde, Siyonist rejimin Lübnan'daki saldırganlığına dair kamuoyuna sunduğu sert söylemler ile ilan edilen ateşkesin yarattığı saha gerçekliği arasındaki çelişkiler ele alındı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya üzerinden Lübnan ile ateşkes yapıldığını duyurmasından dakikalar sonra, Başbakan Benyamin Netanyahu kabine üyelerine hitap ederek, "İsrail'in en büyük müttefiki bizimle yakın koordinasyon içinde hareket ettiğinde, İsrail işbirliği yapar" ifadelerini kullandı.
Ancak Netanyahu, bu açıklamadan sadece bir gün önce, İsrail ordusuna bölgedeki tampon bölgeyi derinleştirmesi yönünde talimat verdiğini kaydetmişti.
Kabine bakanları ve İsrail kamuoyunun geneli, ateşkes haberini Trump’ın paylaşımı üzerinden öğrendi. Netanyahu ve Savunma Bakanı Israel Katz tarafından yapılan bir dizi savaş yanlısı ve sert açıklamanın sahadaki son gelişmelerle uyuşmaması, hükümet içerisinde öfke ve eleştirilere neden oldu.
Katz "cehennemin derinliklerini" işaret etmişti
SAvaş Bakanı Israel Katz, operasyon süresince Hizbullah ile sonuna kadar savaşma sözü vermişti. Hizbullah'ın İran ile birlikte İsrail'e yönelik saldırılarını artırdığı 2 Mart tarihinde Katz, "Hizbullah ağır bir bedel ödeyecek. İran baskısı altında ateş açma kararı alan örgütün genel sekreteri Naim Kasım, artık ortadan kaldırılması gereken işaretlenmiş bir hedeftir. Hamenei'nin izinden gidenler, yakında kendilerini şer ekseninin diğer yok edilmiş üyeleriyle birlikte cehennemin derinliklerinde bulacaklar. Başbakan ve ben, orduya Hizbullah'a karşı güçlü bir şekilde hareket etme talimatı verdik" dedi.
Bu açıklamadan bir gün sonra Katz, Netanyahu ile birlikte orduya, İsrail sınırındaki yerleşim birimlerine yönelik ateşi engellemek amacıyla Lübnan'daki ek stratejik tepeleri ele geçirme yetkisi verdiklerini duyurdu.
Katz, "Terör örgütü ağır bir bedel ödüyor ve ödemeye devam edecek" diyerek, bu hamlenin İsrail kasabalarını korumayı hedeflediğini belirtti. Bakan ayrıca, "El-Celil için güvenlik sözü verdik ve bunu yerine getireceğiz" şeklinde konuştu.
29 Mart tarihinde İsrail'in kuzeyini ziyaret eden Netanyahu ise binlerce Hizbullah mensubunun öldürüldüğünü ve "150 bin roketlik devasa tehdidin" imha edildiğini iddia etti.
Netanyahu, bazı eksikliklerin sürdüğünü kabul ederek, "Hizbullah'ın hala bize roket fırlatmak için kalıntı kabiliyeti bulunuyor. Bugün buradaki komutanlarla tartıştığım konu, bu tehdidi de ortadan kaldırmanın yollarıdır. Bu görüşmeleri paylaşamam ancak kuzeydeki durumu temelden değiştirmeye kararlıyız" açıklamasında bulundu.
Lübnan köylerine "Han Yunus ve Refah modeli" tehdidi
İşgalci rejim ordusunun Hizbullah’ı tamamen dağıtmanın mevcut harekatın değil, daha uzun vadeli bir hedef olduğunu açıklamasının ardından 3 Nisan'da Katz, politikanın değişmediğini belirtti.
Katz, "Temel hedef, İran meselesinden bağımsız olarak Hizbullah'ı askeri ve diplomatik yollarla silahsızlandırmaktır" dedi. Ordunun kara manevrasını anti-tank hattına kadar tamamladığını söyleyen Katz, "Sınır yakınlarındaki Lübnan köylerinde bulunan ve her anlamda birer Hizbullah karakolu işlevi gören evler, İsrail yerleşimlerine yönelik tehdidi ortadan kaldırmak için Gazze'deki Refah ve Han Yunus modeline uygun şekilde yerle bir edilecek" ifadelerini kullandı.
Bu açıklamadan yaklaşık bir hafta sonra Netanyahu, Lübnan’daki çatışmaların kararlılıkla sürdüğünü dile getirerek Beyrut’taki saldırılara dikkat çekti.
Netanyahu, "Hizbullah'ı güç, hassasiyet ve kararlılıkla vurmaya devam ediyoruz. Mesajımız nettir: İsrail sivillerine karşı hareket eden herkes vurulacaktır. Kuzey sakinlerine tam güvenlik sağlanana kadar gerekli olan her yerde Hizbullah'ı vurmayı sürdüreceğiz" dedi. Katz ise bu sözlere, "Kuzeye güvenliği getireceğimize dair söz verdik ve tam olarak bunu yapıyoruz" ifadesiyle destek verdi.
Katz ayrıca, yerinden edilmiş güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönüşünü zorlaştırmak için Litani Nehri üzerindeki köprüleri imha etme taahhüdünde bulunmuştu. Ancak ateşkes ilan edilmesinden kısa süre sonra köprülerin onarımına başlandığı ve Lübnanlı sivillerin araçlarıyla güneye doğru harekete geçtiği gözlemlendi.
Netanyahu ateşkes ilanından dört gün önce barışı dışlamıştı
Ateşkes duyurusundan sadece dört gün önce, 12 Nisan'da Netanyahu kuzey sakinlerine hitaben, "Lübnan'da ateşkes yok. Sizin güvenliğinizi sağlayana kadar durmayacağız" dedi.
Lübnan hükümetinin müzakere taleplerinin ardından kabineye, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve "tarihi, sürdürülebilir bir barış anlaşmasına" ulaşılması amacıyla doğrudan görüşmelere başlama talimatı verdiğini bildirdi.
Ateşkes ilanından bir gün önce, 15 Nisan'da ise Netanyahu, Bint Cubeyl'in ele geçirilmesinin ana hedef olduğunu belirtti. Netanyahu, "Çatışmalar Bint Cubeyl üzerinde yoğunlaşmış durumda. Burası Hizbullah'ın güney Lübnan'daki başkentiydi. Bint Cubeyl'i yenmek ve bu büyük kaleyi ortadan kaldırmak üzereyiz" şeklinde konuştu.
Trump’ın duyurusunun ardından Netanyahu, "Lübnan ile tarihi bir barış anlaşması yapma fırsatı" doğduğunu ifade etti. İsrailli yetkililer bu durumu, her iki tarafın da daha önce ihlal ettiği Kasım 2024 ateşkesine bir geri dönüş olarak tanımladı.
O dönemde de Netanyahu binlerce direnişçinin öldürüldüğünü ve sınır hattındaki yeraltı altyapısının yok edildiğini iddia etmiş ve "Bu kulağa bilim kurgu gibi geliyordu ama değil" demişti.
Saha verileri askeri hedeflerin gerisinde kaldı
Yedioth Ahronoth’un analizinde, İsrail ordusunun Eylül 2024’ten bu yana operasyon yürüttüğü ve kontrol sağladığı köylerde hala silah depoları bulmaya devam ettiği vurgulandı.
Ateşkesin, ordunun sahadaki görevini tamamen tamamlamasından önce ilan edildiği kaydedildi. Güney Lübnan’da ağır hasar oluşmasına rağmen, bölgenin Netanyahu ve Katz’ın vaat ettiği "Han Yunus" veya "Refah" düzeyine getirilmediği, bu hedefin gerçekleştirilmesinin çok daha uzun bir zaman alacağı aktarıldı.
Mevcut "tarihi fırsat" söylemlerinin ortasında Hizbullah'ın silahsızlandırılması meselesi belirsizliğini koruyor. Lübnan hükümetinin böyle bir anlaşmayı uygulama kapasitesine sahip olup olmadığı bilinmiyor.
Ateşkesin 10 günlük süreyi aşıp aşmayacağı veya çatışmaların hangi şartlarda yeniden başlayacağı da henüz netleşmiş değil.