ABD nükleer dünya savaşı riskini göze alıyor

img
ABD nükleer dünya savaşı riskini göze alıyor YDH

"ABD'nin hem Körfez'deki hem de Avrupa'daki müttefikleri açısından ittifak meselesi giderek varoluşsal bir meseleye dönüşüyor."




Sevim Dağdelen

YDH - Sahra Wagenknecht İttifakı partisinden Alman gazeteci ve eski milletvekili Sevim Dağdelen, NachDenkSeiten portalında yayımlanan köşe yazısında, Trump yönetiminin İran, Rusya ve Doğu Avrupa ekseninde giderek daha saldırgan bir dış politika izlediğini ve bunun küresel çatışma riskini artırdığını vurguluyor. Dağdelen'e göre Ukrayna'nın Rusya'ya yönelik saldırıları ile NATO'nun doğuya doğru genişleyen askeri planları Washington'un daha kapsamlı bir tırmanma stratejisinin parçası. ABD'nin nükleer paylaşım uygulamasını Doğu Avrupa'ya yayma ihtimali, Avrupa güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir adım. Dağdelen ayrıca Alman hükümetinin bu politikaları desteklediğini ve ABD'nin müttefikleri için ittifak ilişkilerinin giderek bir güvenlik ve varlık meselesine dönüştüğünü ifade ediyor.

Trump yönetimi topyekûn tırmanma stratejisine sarılmış durumda: İran'a yönelik yeni saldırılardan Ukrayna'nın Rusya'ya düzenlediği insansız hava aracı saldırılarına, Doğu Avrupa'da nükleer paylaşımın genişletilmesine kadar uzanan bir çizgi izleniyor. Washington nükleer bir dünya savaşını göze alırken, Alman hükümeti de bu siyasete etkin destek veriyor.

ABD'nin gerileyişi ne kadar hızlanırsa, Trump yönetimi de o kadar huzursuz davranıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, Ortadoğu'daki en yakın ortağı olan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya bir telefon görüşmesinde "Tam anlamıyla delirmişsin" diye çıkıştığı öne sürülüyor. Gerekçe ise İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürmesi ve ateşkese yanaşmaması. Öte yandan haziran ayının başında İran'ı yeniden bombalayan ve bunun karşılığında Körfez'deki müttefiklerini İran'ın olası misillemelerine açık hâle getiren de ABD'nin kendisi.

Rusya'ya karşı topyekûn tırmanış

3 Haziran'da, Uluslararası Ekonomi Forumu SPIEF'ten hemen önce Ukrayna'nın St. Petersburg'a düzenlediği insansız hava aracı saldırıları da Trump yönetiminin, BRICS ülkelerine karşı küresel güç mücadelesinde artık yalnızca kapsamlı bir tırmanışla sonuç alabileceği kanaatine vardığının açık işaretleri olarak gösteriliyor. Bu saldırıların ABD ve NATO'nun desteği olmaksızın gerçekleşmesinin neredeyse imkânsız olduğu savunuluyor.

SPIEF, sık sık "Rusya'nın Davos'u" olarak anılıyor ve dünyanın en etkili ekonomi buluşmalarından biri kabul ediliyor. Bu yılın onur konuğu Suudi Arabistan. Rusya'nın yanı sıra Çin, Hindistan, Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkeleri, Türkiye, Afrika, Latin Amerika ve Orta Asya'dan temsilciler de forumda yer alıyor.

Sankt Petersburg'a ve diğer Rus kentlerine yönelik her Ukrayna saldırısının ABD ve NATO'yla eşgüdüm içinde planlandığı varsayılmalı. Bu tür operasyonlarda Ukrayna'nın ne mali ne de askerî açıdan bağımsız hareket edebildiği ileri sürülüyor. Kiev, yalnızca ABD ve NATO'nun sahip olduğu imkânlara dayanmak zorunda.

Nükleer silahlar Rusya sınırına kadar taşınıyor

ABD'nin nükleer paylaşım uygulamasını Doğu Avrupa'daki başka NATO ülkelerine de yaymayı planladığı yönündeki haberler, topyekûn tırmanışa yönelik istekliliğin başka bir göstergesi olarak sunuluyor. Hâlihazırda yalnızca Birleşik Krallık, Türkiye, İtalya, Belçika, Hollanda ve Almanya, ABD Başkanının onayı sonrasında Amerikan nükleer silahlarının kullanım planlamasına dâhil ediliyor. Henüz hangi ülkelerin kapsam içine alınacağı açıklanmasa da Polonya, Baltık ülkeleri, Finlandiya ve Romanya ilk akla gelen adaylar arasında gösteriliyor. Polonya ise buna hazır olduğunu şimdiden duyurdu.

Bu durum, Rusya'nın Küba'ya nükleer silah yerleştirmesine benzetiliyor; ABD'nin böyle bir adıma asla izin vermeyeceği savunuluyor. Amerikan planları doğrultusunda nükleer silahların doğrudan Rusya'nın yakın çevresine konuşlandırılması hâlinde, bunun Avrupa güvenliği açısından köklü bir dönüm noktası olacağı belirtiliyor. Rus komuta merkezlerini birkaç dakika içinde vurabilecek uzun menzilli füzelerin de gündemde olduğu bir ortamda, nükleer savaş riski ciddi ölçüde artacak. Beyaz Saray'ın bu yöndeki planları iptal etmediği, yalnızca askıya aldığı ifade ediliyor.

ABD'nin tırmanış siyasetine Alman desteği

Alman hükümeti de ABD'nin bu tırmanış stratejisine etkin biçimde destek veriyor. Hem kendi füze konuşlandırma planlarıyla hem de İki Artı Dört Antlaşması'nı ihlal ederek Fransa üzerinden nükleer silahlara erişim sağlamayı hedefleyen girişimiyle bu çizgiye katkıda bulunduğu öne sürülüyor.

Bununla birlikte ABD, Asya ülkelerini askerî ittifaka daha sıkı bağlayarak NATO'nun faaliyet alanını genişletmeye çalışıyor. Bu çerçevede Tokyo, Almanya'daki NATO Ukrayna Karargâhı'na asker göndererek katılım sağlarken, Ukrayna'ya yönelik mali desteğini de artırıyor.

Son gelişmeler, NATO'nun ve Avrupa'daki müttefiklerinin Washington'un tırmanış stratejisine daha sıkı biçimde eklemlenmesinin hedeflendiğine işaret ediyor. ABD'nin 4-20 Haziran tarihleri arasında Baltık Denizi'nde düzenlenen NATO tatbikatındaki lider rolü de, Washington'un müttefiklerinden yararlanmak istediğini ancak Avrupalı aktörlerin jeopolitik nüfuz kazanımlarını sınırlamaya çalıştığını gösteren bir örnek olarak sunuluyor.

ABD söz konusu olduğunda, belirleyici olan açıklamalar değil eylemler. Ukrayna savaşına ilişkin barış söylemlerine ve müzakerelere rağmen, Başkan Trump'ın nükleer bir dünya savaşını göze alabilecek bir rotanın önünü açtığı ileri sürülüyor. Bu nedenle ABD'nin hem Körfez'deki hem de Avrupa'daki müttefikleri açısından ittifak meselesi giderek varoluşsal bir meseleye dönüşüyor.

Çeviri: YDH

 



Makaleler

Güncel